11 Mayıs, 2021

TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASI DAVALARININ GENEL İLKELERİ

 TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASI DAVALARININ GENEL İLKELERİ

I.GİRİŞ:

Ülkemizde artan ekonomik sıkıntılar şirketlerin şirket tüzel kişiliğini paravan olarak kullanmak yoluyla borçlarını ödemekten kaçınmalarının aracı haline getirilmelerine neden olmaktadır. Bu makalemizde hukukumuza Yargıtay kararları ile giren ve tek yasal dayanağı 4721 sayılı TMK m. 2 ve 3 olan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması davalarının genel ilkelerini açıklayacağız.

II.TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASI NEDİR?:

En sade tanımı ile tüzel kişilik perdesinin kaldırılması; malvarlığının büyük kısmının ortaklarına aktarılmış ve borçlarını karşılamaya yeterli olmaktan çıkmış olan bir şirketin ortakları ile şirket tüzel kişiliği arasındaki “mal ayrılığı ilkesi” uygulamasından vazgeçilerek şirketin alacaklılarının şirketin ortaklarının doğrudan malvarlığına başvurabilme hakkı tanınmasıdır.

III.TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASI DAVALARININ HUKUKİ DAYANAĞI:

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması 4721 sayılı TMK m. 2 ve 3’e dayanır. Hukukumuzda başkaca bir yasal dayanağı bulunmamaktadır. 4721 sayılı TMK m. 2’ye göre; “Herkes hukuki haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymakla yükümlüdür.” Aynı yasa m. 3’e göre de “Kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.” Bu yasa hükümlerine göre bir şirketin ortakları o şirketi yönetirken dürüstlük kurallarına uygun davranmak ve iyiniyet esaslarına göre hareket etmek zorundadırlar. Şirketin alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla yapılacak her türlü danışıklı ve hileli işlem bu maddeler kapsamında hukuk düzeni tarafından korunmayacaktır.

Tüzel kişiler kendisini oluşturan gerçek kişi ya da başka tüzel kişi ortaklarından mutlak olarak ayrı ve bağımsız bir hukuk öznesidir. Yani her tüzel kişinin kendi ortağı olan gerçek ya da tüzel kişilerden bağımsız bir yapısı vardır. Bu nedenle de tüzel kişilerin kendi ortaklarından ayrı bir mal varlıkları bulunmaktadır. Dolayısıyla tüzel kişiliği oluşturan ortaklar tüzel kişinin borçlarından dolayı hukuken sorumlu değildirler. İncelemesini yaptığımız tüzel kişilik perdesinin kaldırılması davaları tüzel kişiliğin ortakları tarafından başta borçların ödenmesi gibi bazı yükümlülüklerden kurtulmak ya da hukuken geçerli bulunmayan sonuçlara ulaşabilmek amacıyla kötüye kullanılabilmesini önlemek için açılmaktadır. Bu nedenle tüzel kişilik perdesinin kaldırılması davaları tüzel kişi ve ortakları arasındaki mal ayrılığı kuralının bir istisnası olup bu kuralın mutlak bir biçimde ve her durumda uygulanmasının hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurmasının da engellenmesi amaçlanmaktadır.

IV.TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASI DAVALARI EN SON BAŞVURULABİLECEK DAVALARDIR:

Bir şirketin borçlarını ödemiyor olması nedeniyle tüzel kişilik perdesinin kaldırılması davasına hemen başvurulamaz. Aşağıya tam metnini aldığımız Yargıtay kararları ile akademik çevreler tüzel kişilik perdesinin kaldırılması davasının en son başvurulması gereken yol olduğu konusunda fikir birliği içindedir.

Tüzel kişilerin sınırlı sorumlulukları ilkesi uyarınca tüzel kişinin alacaklılarının öncelikle tüzel kişiye başvurmaları zorunlulukları vardır. Tüzel kişi olan şirkete başvuruda bulunmadan doğrudan tüzel kişiliğin kaldırılması davası açılamaz.

Bir şirketin borçlarını karşılamaya yetecek miktarda mal varlığı yoksa ve yakın zamanda gerçekleştirdiği işlemler nedeniyle icra takibi yapılması, hacze gidilmesi, üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının haczedilmesi için 2004 sayılı İİK m. 89’a göre haciz ihbarnameleri gönderilmesi, icra dosyası içerisinde taşınır ve taşınmaz mal varlığının araştırmasının yapılması, tespit edilen malvarlığının paraya çevrilmesi için satış ve bir takım başka hukuki işlemler yapılması, hileli devir işlemlerine karşılık 2004 sayılı İİK m. 277 ve devamı maddelerine göre tasarrufun iptali davası açılması olanağı varsa ya da 6098 sayılı TBK m. 19’a göre muvazaa / danışıklılık nedeniyle dava açma olanağı varsa tüzel kişilik perdesinin kaldırılması davası açılamayacaktır. Çünkü hukuk düzeninin hakkın elde edilmesi için öngördüğü başka bir dava yoluyla hakkın elde edilmesi olanağa varsa 4721 sayılı TMK m. 2’ye dayanılarak 6102 sayılı TTK’nın sağladığı tüzel kişiliğin mal ayrılığı ilkesinin kaldırılması istenemeyecektir.

V.TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASINI GEREKTİREN DURUMLAR:

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak ortaklarının şirket borçlarından hukuken sorumlu kılmanın söz konusu olabileceği özel durumlar arasında; şirketin öz kaynak yetersizliği, tüzel kişi üzerinde belirli bir ortağın ya da şirketler grubunun hâkimiyet kurması, ortaklarla şirket mal varlığının ya da faaliyet alanlarının birbirine karışması, yabancı sermaye ortaklıklar veya yabancı ortaklıkların faaliyetlerinin taşınması, şirketin kurumsal olarak kötüye kullanılması ve bütün bunların şirket alacaklılarının aleyhine kullanılması gösterilebilir.

Bu sebeplerden tüzel kişi üzerinde belirli bir kişi ya da şirket grubunun hâkimiyet kurması sebebi bir ortağın gerçek veya tüzel kişi olan herhangi bir ortağının şirketteki hâkim payları nedeniyle şirketin ona olan bağımlılığının bir sonucu olarak ortaklığın yönetiminde hâkim olmasıdır. Bu durumda bu ortağın çıkarlarıyla ortaklığın çıkarları çeliş ve kendi çıkarlarına üstünlük tanıması sonucunda ortaklığın faaliyetlerini kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde yönlendirmeye başlar. Bunun en somut sonucu ortaklık malvarlığının bu ortağın malvarlığına doğru aktarılmasıdır. Bu durumda tüzel kişilik perdesi kaldırılarak hâkim ortağın sorumluluğu yoluna gidilebileceği kabul edilmektedir.

Şirketin mal varlıklarının ya da faaliyet alanlarının şirketin ortağının mal varlığı ya da faaliyet alanları ile birbirine karışması halinde ise; şirket ile ortaklar arasında mal varlığı ve şirketin yönetim organizasyonu yeterli ve düzenli bir şekilde ayrışmamışsa faaliyet alanlarının karışmış olduğu kabul edilir. Faaliyet alanlarının karışması ortaklığın mal varlığı ile ortağın mal varlığının ayrımının muhasebe hileleri, bilançonun makyajlanması, hileli işlemlerle aynı varlıkların birden fazla gerçek ve tüzel kişi üzerine kayıtlı gösterilmesi veya başka sebeplerle ayrıştırılmasının mümkün olmadığı hallerde söz konusu olur. Bu durumların tespiti ancak mali müşavir bilirkişi aracılığı ile yapılacak bilirkişi incelemesi ile tespit edilir.

VI.TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASI DAVALARI ÖZEL HUKUKTAKİ HER TÜR UYUŞMAZLIK İÇİN AÇILABİLİR:

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması davaları çoğunlukla sözleşmesel uyuşmazlıklardan ya da şirket ortakları arasında yaşanan uyuşmazlıklar nedeniyle açılmaktadır. Bu nedenle tüzel kişilik perdesinin kaldırılması davalarının sadece sözleşmesel uyuşmazlıklar için açılabileceği, başka tür uyuşmazlıklarda bu davaların açılamayacağı gibi yanlık bir düşünce bulunmaktadır. Haksız fiil sonucun doğan tazminat alacakları da dâhil olmak üzere tüzel kişilik perdesinin kaldırılması davaları her tür hukuki uyuşmazlık için açılabilir. Çünkü tüzel kişiliğin arkasına saklanılarak kanunlar ve sözleşmeden doğan sorumluluktan kurtulma veya bir hak elde etme amaçları birçok hukuk alanında karşılaşılabilen durumdur.

VII.TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASI DAVALARINDA HÜKÜM:

Açılan davada tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına karar verilmesi durumunda eda ya da tespit hükmü içeren birçok hüküm oluşturulabilir.

İki ayrı tüzel kişinin özdeş kılınarak birlikte sorumlu tutulması,    

Ortakları borçtan ya da tazminattan sorumlu tutma,

Konulan haczin geçerliliğini tespit edip ortakları sorumlu tutma,  

Tüzel kişilik perdesini tersten kaldırarak yararlandırma, bu hükümlerden bir kaçıdır.  

İki ayrı tüzel kişinin özdeş kılınarak birlikte sorumlu tutulması durumu, sadece tüzel kişilikle ilgili hukuki konularda ayrı kişiliği bulunan ortaklara yüklenmesi mümkün olmayan durumlarda iki ayrı tüzel kişinin arasında özdeşlik oluşmuş olduğu kabul edilerek bu iki tüzel kişilik tek bir tüzel kişilik olarak kabul edilir ve hukuki sorumluluklarına karar verilir.

Tüzel kişilik perdesi kaldırılarak sorumlu kılma halleri ise; tüzel kişi ve üyeleri arasındaki mal ayrılığı genel olarak ve tamamen ortadan kaldırılmamakta tüzel kişilik yapısı korunarak sadece somut olaya özgü bir şekilde mal ayrılığı ilkesi uygulanmaksızın tüzel kişinin üyelerine gidilebilmektedir. Bu konuda verilmiş ve haksız fiille ilgili bir mahkeme kararını aşağıda bulabilirsiniz.  

VIII. SALİHLİ 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ ÖRNEK KARARI:

Aşağıya koyduğumuz karar istinaf aşamasında davacıların feragati ile sonuçlandığından UYAP da kaydı bulunmamaktadır. Karar haksız fiil nedeniyle faaliyet alanları ve mal varlıkları birbirine karışmış iki ayrı şirket ile bu şirketlerin hakim ortağı aleyhine açılmış tüzel kişilik perdesinin kaldırılması davası hakkındadır.

SALİHLİ 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

2016 / 372 Esas

DAVACININ TALEBİ:

Davacı İbrahim Demirtaş, 22.05.2009 tarihinde davalı Osmanlı Tütün Tütün Mamülleri Alkol, Alkol Mamulleri Gıda ve İhracat, İmalat, Pazarlama Dağıtım Limited Şirketine ait bir aracın kendisine çarpması sonucunda malul kaldığını, Salihli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde ve 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde iki ayrı dava açtığını dava sonucunda hükmedilen tazminatın tahsili için Salihli 2. İcra Dairesinin 2013 / 5387 sayılı dosyasından icra takibi başlattığını, icra dosyasına davalı Osmanlı Tütün şirketinin teminat mektubu koyduğunu, manevi tazminat yönünden mahkeme kararının kesinleşmesi nedeniyle teminat mektubunun nakde çevrildiğini ve manevi tazminatın tahsil edildiğini, kalan miktarın ise icra dosyasına depo edildiğini, mahkemenin verdiği kararın Yargıtay tarafından bozulmasından sonra yargılamanın tekrar yapıldığını, Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015 / 318 Esas; 2015 / 648 Karar sayılı dosyasında yeniden karar verildiğini ve tazminat miktarının arttırıldığını, verilen kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiğini, icra dosyasında depo edilen ve teminat mektubundan arta kalan miktarın da kendilerine ödendiğini ancak Yargıtay’ın bozma kararından sonra verilen bakiye tazminat miktarı için davalı Osmanlı Tütün şirketinin icra dosyasına ödeme yapmadığını, icra dosyasında davalı Osmanlı Tütün şirketinin malvarlığının araştırılması için gerekli yazışmaların ve araştırmaların yapıldığını, bakiye tazminatın tahsil edilemediğini, borçlu Osmanlı Tütün şirketinin adresine hacze gidildiğinde iş yerinin kapanmış ve haczedilecek mal varlığı kalmadığının görüldüğünü, şirketin hakim ortağı diğer davalı Ali Osman Enç’in davalı Osmanlı Tütün şirketinin mal varlığına ait araçları satarak elde ettiği bedelleri üzerine geçirdiğini, buradan elde ettiği gelirle davalı Ali Osman Enç’in hissedar olduğu üçüncü davalı Osmanlı Sigara Dağıtım Pazarlama Ticaret Limited Şirketi’ne yeni araçlar aldığını ve borçlu Osmanlı Tütün şirketinin bayi ağı üzerinden ticari faaliyetini sürdürdüğünü, davalı Ali Osman Enç’in hissedar olduğu davalı Osmanlı Tütün şirketi ile davalı Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinin faaliyet alanlarının birbirine karışmış olduğunu, davalı Ali Osman Enç’in bu eyleminin bilinçli olarak borçlularını zarara sokmak amacıyla yapılmış bir hareket olduğunu, şirketlerin mal varlıklarının birbirine karışmış olduğunu belirterek her iki davalı hakkında cebri icranın yürütülmesine karar verilmesini talep etmiştir.

DAVALILARIN TALEBİ:

Davalı Osmanlı Tütün Şirketi verdiği cevap dilekçesinde, öncelikle zamanaşımı definde bulunmuş ve tazminat davasının Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015 / 318 Esas; 2015 / 648 Karar sayılı dosyasında sonuçlanmış olması nedeniyle de kesin hüküm itirazında bulunmuştur. Şirketin çok büyük bir esas sermayesinin olduğunu ancak tazminat davası nedeniyle bankalar nezdinde kredi alabilirliğinin azaldığını, buna karşın şirketin mal varlığının başka bir şirkete kaydırılmasının söz konusu olmadığını, şirketin araçlarının karışacağı olası kazalar için sigorta ve sigortanın karşılayamayacağı zararlar için de ihtiyari mali sorumluluk sigortası yaptırıldığını bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Osmanlı Sigara Dağıtım Şirketi verdiği cevap dilekçesinde, icra takibine konu alacağın trafik kazasından doğduğunu, kazaya karışan araç yönünden sürücü, araç maliki ya da işleten sıfatı taşımadıklarını bu nedenle de kaza nedeniyle hükmedilen tazminattan sorumlu tutulamayacaklarını, sorumlu tutulacak olsalar bile zamanaşımı süresinin dolduğunu, diğer davalı şirket Osmanlı Tütün şirketi ile aralarında organik bağ bulunmadığını,  paravan şirket konumunda da olmadıklarını, Osmanlı Tütün şirketi yönünden tüzel kişilik perdesi kaldırılmak suretiyle Osmanlı Sigara Dağıtım şirketine yönelik olarak da müteselsil sorumluluk yüklenemeyeceğini, davacının Anadolu Sigorta A.Ş.’ye yönelik olarak da açmış olduğu bir dava olduğunu ve bu davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması konusunda bir kanun hükmü olmadığını, uygulamada tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının sözleşmesel ilişkilerde uygulandığını, dava konusu olayda ise sözleşmesel ilişki bulunmayıp haksız fiil sorumluluğu bulunduğunu ve haksız fiilden de kendilerinin sorumlu olmadığını, diğer davalı Osmanlı Tütün şirketinin faaliyet alanı ile Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinin faaliyet alanının birbirinden farklı olduğunu, farklı bir ciro ve araç sayısına sahip olduklarını, müşteri çevresinin de farklı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Ali Osman Enç verdiği cevap dilekçesinde, öncelikle zamanaşımı definde bulunmuştur. İcra takibine konu alacağın trafik kazasından doğduğunu, kazaya karışan araç yönünden sürücü, araç maliki ya da işleten sıfatı taşımadıklarını, bu nedenle de kaza nedeniyle hükmedilen tazminattan sorumlu tutulamayacaklarını, meydana gelen trafik kazasında davacının kendisinin sorumlu olduğunu iddia ediyorsa tazminat kararını veren Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesindeki dosyada kendisini davalı olarak gösterip perdenin aralanması teorisine o dosyada dayanması gerektiğini, tazminat davası sonuçlanmış olduğundan kesin hüküm itirazında bulunduklarını, davacının isteminin esasta 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 277 ve devamı maddelerine göre tasarrufun iptali davasına dayandığını, hissedarı olduğu her iki şirketin de faaliyet alanlarının birbirinden farklı olduğunu, Osmanlı Tütün şirketinin satılan araçlarının parasının kendi mal varlığına geçmediğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.

DAVANIN HUKUKİ NİTELİĞİ:

Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2 de düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı davranış nedeniyle tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluyla icra takibine izin verilmesi davasıdır.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

Davacı taraf,  Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015 / 318 Esas; 2015 / 648 Karar sayılı dosyasını, Salihli 2. İcra Dairesinin 2013 / 5387 sayılı dosyasını, Osmanlı Tütün şirketi ile Osmanlı Sigara Dağıtım Şirketinin ana sözleşmelerini, şirket ortakları ve devirlerini gösterir kayıtları, her iki şirketin çalışanlarının SGK kayıtlarını, her iki şirketin vergi kayıtlarını ve tanık beyanlarını delil olarak sunmuştur.

Davalı Osmanlı Tütün şirketi, Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015 / 318 Esas; 2015 / 648 Karar sayılı dosyasını, Salihli 2. İcra Dairesinin 2013 / 5387 sayılı dosyasını, ticari defterleri, vergi kayıtlarını, ticaret sicil kayıtlarını, keşif, bilirkişi incelemesini ve tanık beyanlarını delil olarak sunmuştur.

Davalı Osmanlı Sigara Dağıtım şirketi, Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015 / 318 Esas; 2015 / 648 Karar sayılı dosyasını, Salihli 2. İcra Dairesinin 2013 / 5387 sayılı dosyasını, ticari defterleri, her iki şirketin vergi kayıtlarını, Anadolu Sigorta A.Ş. sigorta poliçelerini, ticaret sicil kayıtlarını, keşif, bilirkişi incelemesini ve tanık beyanlarını delil olarak sunmuştur.

Davalı Ali Osman Enç, Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015 / 318 Esas; 2015 / 648 Karar sayılı dosyasını, Salihli 2. İcra Dairesinin 2013 / 5387 sayılı dosyasını, aktif pasif tapu ve trafik kayıtlarını, banka kayıtlarını, ticari defterleri, her iki şirketin vergi kayıtlarını, Anadolu Sigorta A.Ş. sigorta poliçelerini, ticaret sicil kayıtlarını, bilirkişi incelemesini ve tanık beyanlarını delil olarak sunmuştur.

Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2 de düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı davranış nedeniyle tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluyla icra takibine izin verilmesi davasıdır.

Davacı Hakkında Verilen Yasal Danışmanlık Kararının İncelenmesi:

Davacı İbrahim Demirtaş hakkında Salihli Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016 / 548 Esas; 2017 / 458 Karar sayılı dosyasından yasal danışman atanması kararı verilmiş ve babası Hayri Demirtaş yasal danışman olarak atanmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 429’a göre yasal danışman atanan kişinin dava açabilmesi için açılacak dava hakkında yasal danışmanının görüşünün alınması zorunludur. Ancak dava davacıya yasal danışman olarak atanan Hayri Demirtaş tarafından velayeten davacı İbrahim Demirtaş adına açılmıştır. Bu nedenle ayrıca yasal danışman Hayri Demirtaş’tan görüş alınması yoluna gidilmemiştir.

Davalıların Zamanaşımı Defi Hakkında Verilen Karar:

Davalıların üçü de zamanaşımı definde bulunmuş olup meydana gelen trafik kazasından sonra davalı Osmanlı Tütün şirketine ait aracı kullanan sürücü aleyhinde Salihli 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 2009 / 509 Esas; 2010 / 564 Karar sayılı dosyasında ceza kovuşturması yapıldığı anlaşıldığından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 72/I’de yer alan “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.” hükmüne göre henüz ceza zamanaşımı süresi dolmadığından zamanaşımı definin reddine karar verilmiştir.

Davalıların Kesin Hüküm İtirazı Hakkında Verilen Karar:

Davalılar Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015 / 318 Esas; 2015 / 648 Karar sayılı dosyasının kesinleşmiş olması nedeniyle kesin hüküm itirazında bulunmuş olup dava konusu bu kararın icra aşamasında davalı borçlu Osmanlı Tütün şirketinin malvarlığının diğer davalılar olan Ali Osman Enç’in ve Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinin malvarlığı ile karışmış olması iddiasıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2 de düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı davranış nedeniyle tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluyla icra takibine izin verilmesi davası olup Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015 / 318 Esas; 2015 / 648 Karar sayılı dosyasının konusunu oluşturan trafik kazasına dayalı tazminat davasının yeniden görülmesi talebini içermemektedir. Bu nedenle davalıların kesin hüküm itirazının reddine karar verilmiştir.

Davalıların Davacının Davasını Açıklaması Konusundaki Taleplerinin İncelenmesi:

Davalıların üçü de ön inceleme duruşmasında davacının davasının konusu hakkında belirsizlik olduğunu bu nedenle açıklama açıklama yapması talebinde bulunmuşlardır.

Davacının dava dilekçesinin sonuç bölümünde davacı; “Salihli 2. İcra Dairesinin 2013 / 5387 sayılı dosyası üzerinden her iki davalı hakkında cebri icranın yürütülmesine karar verilmesi” talebinde bulunmuştur.

 20.09.2017 tarihli ön inceleme duruşmasında davalıların talebi doğrultusunda davacı taraftan davasını açıklaması istenilmiştir. Davacı vekili ön inceleme duruşmasında “Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinin ayrı tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak borçtan sorumluluğuna karar verilmesini talep ediyoruz, aynı zamanda Ali Osman Enç’in de bu borçtan sorumlu olduğuna karar verilmesini talep ediyoruz, söz konusu araçların satışının ve diğer şirket adına yeni  araçların alınmasının muvazaalı bir işlem olduğunu düşünüyoruz, ayrıca Ali Osman Enç Osmanlı Tütün şirketinin müşteri portföyünü de Osmanlı Dağıtım şirketine dahil etmiştir, bu konudaki dilekçemizi aynen tekrar ederiz, bizim davamızın hukuki sebebi 2004 sayılı İcra İflas Kanunun 277 ve devamı maddelerinden kaynaklı hukuki sorumluluğa dayanmaktadır, bu konuya ilişkin zamanaşımı süresi aynı yasanın 280’inci maddesinde düzenlenmiştir” şeklinde beyanda bulunmuştur.

12.10.2018 tarihli duruşmada davalılar davacıdan davacının davasının konusu hakkında belirsizlik olduğunu davacının hem tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasından hem de 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 277 ve 280’inci maddeden söz ettiğini bu nedenle davacı tarafın açıklama açıklama yapması talebinde bulunmuşlardır.

Davacı tarafa davasını açıklaması için süre verilmiş, davacı taraf 22.10.2018 tarihli dilekçesinde “Davamızın hukuki sebebi TMK m. 2 dayalı tüzel kişilik/ayrı kişilikler perdesinin kaldırılması talebine dayalıdır” açıklamasını yapmıştır.

Davalılardan Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinin cevap dilekçesinin ikinci sayfasında “...tüzel kişilik perdesi kaldırılmak suretiyle sorumlu yaratıldığı takdirde bir müteselsil sorumluluk da doğmaz. (...) Bu nedenle perdenin kaldırılması suretiyle sorumlu kılma tali bir sorumluluk olarak asıl borçlu veya borçlularca borcun ödenecek durumdaki borcun için gündeme gelebilir.” açıklamasını yapmış; diğer davalı Ali Osman Enç cevap dilekçesinin ikinci sayfasında “Davacı taraf zararına sebebiyet veren olayda şayet Ali Osman Enç’in de sorumlu olduğunu iddia ediyorsa bu isteğini daha başlangıçta Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davada taraf olarak Ali Osman Enç’i gösterip, orada perdenin aralanması teorisi hukuki sebebine dayalı olarak tazminattan sorumlu tuttuğunu belirtmesi ve davasını ispat etmesi gerekirdi” açıklamasını yapmış; davalı Osmanlı Tütün şirketi cevap dilekçesinin birinci sayfasında “...davacı taraf, müvekkilimiz şirket ile diğer davalı arasında organik bağ bulunduğunu iddia ederek diğer şirketin, Salihli 2. İcra Dairesinin 2013 / 5387 sayılı dosyasından sorumlu olduğunun tespiti...” açıklamasını yapmıştır. Dolayısıyla davacının dava dilekçesinde ki talebi davalıların üçü tarafından da tüzel kişilik perdesinin kaldırılması talebi olarak değerlendirilmiş ve buna göre cevap ve savunma yapılmıştır.

Davacı tarafta 20.09.2017 tarihli ön inceleme duruşmasında davalarını “Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinin ayrı tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak borçtan sorumluluğuna karar verilmesini talep ediyoruz” şeklinde açıklamış, 22.10.2018 tarihli dilekçesinde de “Davamızın hukuki sebebi TMK m. 2 dayalı tüzel kişilik/ayrı kişilikler perdesinin kaldırılması talebine dayalıdır” açıklamasını yapmıştır. Bu gerekçelerle dava 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2 de düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı davranış nedeniyle tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluyla icra takibine izin verilmesi davası olarak görülmüştür.

Harcın Tamamlatılması:

Dava 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2 de düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı davranış nedeniyle tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluyla icra takibine izin verilmesi davası olarak kabul edildiğinden dava değeri Salihli 2. İcra Dairesinin 2013 / 5387 sayılı dosyasında ki bakiye alacak miktarı olup bu miktar üzerinden davacı tarafın nispi harcı tamamlaması sağlanmıştır.

Delillerin Toplanması Ve İncelenmesi:

Anadolu Sigorta A.Ş.’ye yazı yazılarak ZMSS ve İMSS dosyalarının gönderilmesi istenilmiş, gelen yazı cevapları dosya içerisine alınmıştır. 

Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/318 Esas 2015/648 Karar sayılı dosyasının UYAP kaydı getirtilerek dosyamız içerisine alınarak incelenmiştir. Dosyanın konusunun trafik kazası nedeniyle maddi manevi tazminat davası olduğu davacısının İbrahim Demirtaş, davalısının Osmanlı Tütün Şirketi olduğu, davanın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği görülmüştür.

Salihli 2. İcra Dairesinin 2013/5387 sayılı dosyası getirtilerek mahkememiz dosyası içerisine alınmıştır. Dosyanın alacaklısının İbrahim Demirtaş, borçlularının Osmanlı Tütün şirketi, Süleyman Balcı ve Anadolu Anonim Türk A.Ş, konusunun Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/318 Esas 2015/648 Karar sayılı dosyasından verilen karar olduğu, dosyaya Salihli İcra Hukuk Mahkemesinin 2013 / 40 D. İş sayılı dosyasından verilen kararla borçlu Osmanlı Tütün şirketinin koyduğu teminat mektubunun kabul edildiği, Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/318 Esas 2015/648 Karar sayılı dosyasından verilen kararın manevi tazminat yönünden kesinleşmesi üzerine manevi tazminat miktarı için teminat mektubunun nakde çevrildiği ve alacaklıya ödendiği kalanının ise icra dosyasına yatırıldığı, Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/318 Esas 2015/648 Karar sayılı dosyasının kesinleşmesinden sonra da kalan miktarın da alacaklıya ödendiği, on dört bankaya 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 89/I uyarınca haciz ihbarnamesi gönderildiği, borçlu Osmanlı Tütün şirketinin adresine hacze gidildiği ve borca yeter miktarda haczedilecek mal tespit edilemediği anlaşılmaktadır.  

Davalı Osmanlı Tütün şirketinin, davalı Osmanlı Sigara Dağıtım Şirketinin ve davalı Ali Osman Enç adına kayıtlı olan bütün araçların trafik kazasının meydana geldiği tarih olan 22.05.2009 tarihinden itibaren trafik kayıtlarının trafik tescil müdürlüğünden gönderilmesi istenilmiş gelen yazı cevapları mahkememiz dosyası içerisine alınmıştır. 

Davalı Osmanlı Tütün şirketinin, davalı Osmanlı Sigara Dağıtım Şirketinin ve davalı Ali Osman Enç’e ait olan banka hesaplarının trafik kazasının meydana geldiği tarih olan 22.05.2009 tarihinden itibaren Türkiye’de faaliyet gösteren bütün bankalardan gönderilmesi istenilmiş gelen yazı cevapları mahkememiz dosyası içerisine alınmıştır. 

Davalı Osmanlı Tütün şirketinin, davalı Osmanlı Sigara Dağıtım Şirketinin ve davalı Ali Osman Enç’e ait bütün ticaret sicil gazetesi örneklerinin gönderilmesi istenilmiş gelen yazı cevapları mahkememiz dosyası içerisine alınmıştır.  

Bilirkişi İncelemesi:

Davacı ve davalıların üçü de ticari defterleri delil olarak göstermişlerdir. 6100 sayılı HMK m. 222’ye göre 15.11.2017 tarihli duruşmada alınan ara karar ile davalı Osmanlı Tütün şirketinin ve Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinin ticari defterlerinin incelenmesine karar verilerek ticari defterleri sunmaları istenilmiş; ticari defterlerde incelenmesi istenilen ve muhasebeciye sorulması istenilen sorulara ilişkin olarak beyanda bulunmaları için taraflara iki haftalık süre verilmiştir. İncelemeyi yapacak bilirkişiden; Osmanlı Tütün şirketi ile davalı Ali Osman Enç arasında trafik kazasının meydana geldiği tarih olan 22.05.2009 tarihinden sonra alacak verecek, borç ilişkisi kurulup kurulmadığının, kuruldu ise ne kadar paranın davalı Ali Osman Enç adına borç olarak kaydedildiğinin ve davalı Ali Osman Enç hesabına yatırıldığının tespiti ve Osmanlı Sigara Dağıtım şirketi ile davalı Ali Osman Enç arasında trafik kazasının meydana geldiği tarih olan 22.05.2009 tarihinden sonra alacak verecek, borç ilişkisi kurulup kurulmadığının kuruldu ise ne kadar paranın Ali Osman Enç adına alacak olarak kaydedildiğinin ve Ali Osman Enç hesabından Osmanlı Sigara Dağıtım şirketi hesabına muhasebe kaydının yapıldığının tespiti istenilmiştir. 

05.04.2018 Tarihli Bilirkişi Raporunun İncelenmesi:

Mali müşavir bilirkişi tarafında hazırlanan ve 05.04.2018 tarihinde dosyaya sunulan raporda; davalı Osmanlı Sigara şirketine taşıt alımlarının trafik kazasının meydana geldiği 22.05.2009 tarihinden sonra başladığı,

2010 yılında Osmanlı Sigara dağıtım şirketinin ortaklarından Yılmaz Ünal’ın payını Meral Enç’e, Meral Enç’in de Osmanlı Tütün şirketindeki payını Yılmaz Ünal’a devrettiği, Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinin büyük ortağı Aylin Demir’in de payını Ali Osman Enç’e devrettiği,

2011 yılında Osmanlı Sigara Dağıtım şirketine 574.030,65 TL tutarında araç alımı yapıldığı ve 742.500,00 TL tutarındaki ödenmemiş sermayenin de 2011 yılının birinci, ikinci ve dördüncü aylarında ödendiği, bu tarihten sonra Osmanlı Tütün şirketinin tasfiye görüntüsü altında taşıtlarını satmaya başladığı, taşıt satışlarının kayıtlı değerlerinin altında olduğu, Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinin paylarının Ali Osman Enç ve Meral Enç’e geçmesinden sonra taşıt ve demirbaş alımları yapılarak bu şirkete yatırım yapılmaya başlanıldığı,

2012 yılında Osmanlı Tütün şirketinin hesaplarında taşıt satışı olmadan ileride taşıt satıldığında kâra alınması gereken 65.956,54 TL’nin taşıtlar hesabı ile yok edildiği, 27.857,00 TL’nin Ali Osman Enç’e verilmesi için hesabı denkleştirme işlemi yapıldığı ancak gerçekte olmayan bir işlemden dolayı taşıtların değerinin 93.813,54 TL düşürüldüğü, 2012 yılında Osmanlı Tütün şirketinin kayıtlı değeri 93.813,54 TL olan taşıtlar satış kaydının yapılmadan yok edildiği, buna karşılık Osmanlı Sigara dağıtım şirketine 1.328.960,00 TL değerinde 38 adet yeni araç alımı yapıldığı, Osmanlı Tütün şirketinin tasfiye süreci görüntüsüne karşılık Osmanlı Sigara Dağıtım şirketine yatırım yapılmaya devam edildiği,

2013 yılında Osmanlı Tütün şirketinin kayıtlarında taşıtlar da 98.712,13 TL azalma meydana  geldiği, aynı zamanda Ali Osman Enç’e 96.000,00 TL borçlanıldığı, taşıtların kayıtlı değerlerinin altında düşük bedelle satıldığı, aynı yıl Ali Osman Enç’in Osmanlı Sigara şirketinden alacağının 1.823,814,52 TL’ye yükseldiği, eğer Ali Osman Enç’in başka bir geliri ya da finans kaynağı yok ise Osmanlı Sigara Dağıtım şirketine aktarmış olduğu 1.823.814,52 TL tutarın kısmen Osmanlı Tütün şirketi taşıtlarının satışından elde edip etmediği ve taşıtların gerçek satış değerlerinin kayıtlara intikal ettirilmemiş olma durumunun mahkemenin takdirinde olduğu,

2013 yılı sonunda Osmanlı Tütün şirketinin hesaplarında kayıtlı olan yedi adet ve toplam değeri 246.637,96 TL değerindeki taşıtların herhangi bir satış kaydı olmadan 2014 yılı başında yok edildiği, bu taşıtların satışına ilişkin bir muhasebe kaydının mevcut olmayıp, açılış ve kapanış kayıtları karşılaştırmasından bir önceki yılda yapıldığı gibi 257 Birikmiş Amortismanlar ile Taşıtların yok edildiği artan tutarın 86.121,68 TL Ali Osman Enç’e verildiğinin anlaşıldığı, 2014 yılında Osmanlı Sigara Dağıtım şirketi taşıtlarında 2.719.784,35 TL tutarında artış olduğu,

Sonuç olarak da; Osmanlı Tütün şirketinin 2009 yılından sonra tasfiye sürecine girmiş görüntüsü verdiği, 2010 yılından sonra taşıt ve demirbaş yatırımı yapmadığı, 2011 yılından sonra taşıtlarının satılmaya başlandığı, Osmanlı Tütün şirketinin 2012 yılından 2013 yılına geçerken satış kaydı girmeden bazı araçlarının kayıtlardan çıkarıldığı, 93.813,54 TL kayıtlı değeri olan taşıtların satış kaydı olmaksızın yok edildiği, Osmanlı Tütün şirketinin 2013 yılında  98.712,13 TL kayıtlı değeri olan taşıtların 79.000,00 TL’ye satıldığı, her iki şirket de hakim ortak olan Ali Osman Enç’in başka bir finans kaynağı yoksa 2013 yılı sonunda  Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinden 1.453.814,52 TL alacaklı olmasının Osmanlı Tütün şirketinin taşıtlarının daha yüksek bedelle satıldığı kuşkusu yarattığı, Osmanlı Tütün şirketinin 2013 yılı sonunda kayıtlarında bulunan 246.637,96 TL kayıtlı değeri bulunan taşıtların 2014 yılı başında satış kaydı olmaksızın yok edildiği, buna karşılık Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinin taşıtların da 2.719,784,35 TL’lik artış olduğu tespit edilmiştir.

20.09.2019 Tarihli Bilirkişi Raporunun İncelenmesi:

Davalılar Osmanlı Tütün şirketi ile Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinin davalı Ali Osman Enç dışında Yılmaz Ünal ve  Meral Enç adında iki ortağının da bulunması nedeniyle davalı şirketlerin defterlerinin bu ortaklar yönünden de incelenmesi için 12.12.2018 tarihli duruşmada ara karar alınmış ve davalı Osmanlı Tütün şirketi ortağı Yılmaz Ünal ve davalı Osmanlı Sigara Dağıtım şirketi ortağı Meral Enç’e ait olan trafik kazasının meydana geldiği tarih olan 22.05.2009 tarihinden sonraki bütün banka hesaplarının Türkiye de faaliyet gösteren bütün bankalardan getirtilmesine, bu hususta bütün bankaların Genel Müdürlüklerine yazı yazılmasına, banka kayıtları geldikten sonra dosyanın tekrar bilirkişiye verilmesine karar verilmiştir.

İncelemeyi yapacak bilirkişiden; Osmanlı Tütün şirketi ile Yılmaz Ünal arasında trafik kazasının meydana geldiği tarih olan 22.05.2009 tarihinden sonra alacak verecek, borç ilişkisi kurulup kurulmadığının, kuruldu ise ne kadar paranın Yılmaz Ünal adına borç olarak kaydedildiğinin ve Yılmaz Ünal hesabına yatırıldığının tespiti ve Osmanlı Sigara Dağıtım şirketi ile Meral Enç arasında trafik kazasının meydana geldiği tarih olan 22.05.2009 tarihinden sonra alacak verecek, borç ilişkisi kurulup kurulmadığının kuruldu ise ne kadar paranın Meral Enç adına alacak olarak kaydedildiğinin ve Meral Enç hesabından Osmanlı Sigara Dağıtım şirketi hesabına muhasebe kaydının yapıldığının tespiti istenilmiştir. 

Mali müşavir bilirkişi tarafında hazırlanan ve 26.02.2019 tarihinde dosyaya sunulan raporda; Osmanlı Sigara Dağıtım şirketi ortağı Meral Enç’in Yapı ve Kredi Bankası hesabına 18.05.2010 tarihinde 823.500,00 TL yatırıldığı, bu tutarın 811.250,00 TL’sinin Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinin hesabından 17.05.2010 tarihinde Aylin Demire’e ödenen tutar olduğu, Osmanlı Tütün şirketinin ortağı Yılmaz Ünal hesaplarında ise incelemeye konu dikkat çekecek bir tutara rastlanılmadığı tespit edilmiştir.

Davalı Osmanlı Sigara Dağıtım Şirketinin Haksız Fiillere Konu Borç İlişkilerinde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisinin Uygulanamayacağı İtirazının Değerlendirilmesi:

Davalı Osmanlı Sigara Dağıtım şirketi tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin sözleşmesel ilişki içinde bulunan taraflar arasında uygulanabileceğini, davacı ile kendi şirketleri arasında sözleşmesel bir ilişki bulunmadığını, davacı ile diğer davalı Osmanlı Tütün şirketi arasındaki borcunda yine sözleşmesel ilişkiye dayanmadığını, haksız fiile dayandığını bu nedenle de tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluyla Salihli 2. İcra Dairesinin 2013 / 5387 sayılı dosyasına konu borçtan sorumlu tutulamayacaklarını belirtmiştir.

Mahkememizde görülmekte olan dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2’de düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı davranış nedeniyle tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluyla icra takibine izin verilmesi davasıdır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin hukukumuzda yasal dayanağı bulunmamaktadır. Bu nedenle bu teori borçlunun şirketlerin mal ayrılığı ilkesinin arkasına saklanarak alacaklılarına karşı iyiniyetli olmayan ve dürüstlük kuralına aykırı davranış içine girmesi nedeniyle arkasına saklandıkları şirket tüzel kişiliğinin tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluyla iyiniyetli olmayan bu davranışa karşı alacaklıların korunmasının sağlanmasını amaçlamaktadır. Bu nedenle bu teorinin temel yasal dayanağı  4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2’de düzenlenen dürüst davranma ilkesidir. 

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2’ye göre; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” Yasa koyucu bu madde ile dürüst davranma zorunluluğunu getirirken toplumun huzurlu ve güvenli olduğundan hareketle asıl olanın dürüstlük ve iyiniyet olduğunu kabul etmiştir. Hukuki hakların kullanımında karşılıklı güvenin korunması dürüstlük kuralı temeline dayanmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 3’de düzenlenen iyiniyet ise güvenin sağlanması ve devamlılığı için korunmaktadır. Yasa koyucu dürüst davranma ve iyiniyet ilkesini hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesi durumu için öngörmüş olup dürüst davranma ve iyiniyet ilkesinin sadece “sözleşmesel ilişkiler” için olacağı yönünde bir düzenlemeye gitmemiştir. Bu nedenle tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin sadece belirli hukuk disiplinleri içerisinde uygulanacağını söylemek mümkün değildir. Çünkü tüzel kişiliğin arkasına saklanılarak kanunlar ve sözleşmeden doğan sorumluluktan kurtulma veya bir hak elde etme amaçları genellikle birbiri ile bağlantılı olan birçok hukuk alanında karşılaşılabilen durumdur. Tüzel kişilik perdesi genellikle sorumluluğun bulunduğu ve üçüncü kişilerin tüzel kişilerle veya üyeleri ile ilişkilerinden dolayı zarar görmeleri sonucunu doğuran hallerde kötüye kullanılmaktadır. Dolayısıyla davalı Osmanlı Sigara Dağıtım Şirketinin tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin sadece sözleşmesel ilişkilerde geçerli olabileceği, dava konusu olayın ise trafik kazası nedeniyle haksız fiile dayandığı bu nedenle de somut olayda tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin uygulanamayacağı yönündeki hukuki itirazı mahkememizce kabul edilmemiştir.

Davalılar Osmanlı Tütün Şirketi Ve Osmanlı Sigara Dağıtım Şirketinin İncelenmesi: 

Davalı borçlu Osmanlı Tütün şirketi 30.12.2003 tarihinde davalı Ali Osman Enç ve dava dışı Yılmaz Ünal tarafından kurulmuştur. Diğer davalı Osmanlı Sigara Dağıtım şirketi ise 15.01.2007 tarihinde davalı Ali Osman Enç, dava dışı Yılmaz Ünal ve Aylin Demir tarafından kurulmuştur. Borca konu trafik kazası ise 22.05.2009 tarihinde meydana gelmiştir. Dolayısıyla trafik kazası ile nedensellik bağı bulunmayan Osmanlı Sigara Dağıtım şirketi trafik kazasından iki yıl önce kurulmuş olup kaza nedeniyle meydana gelen tazminat borcundan kurtulmak amacıyla kurulmuş paravan şirket durumunda değildir. Ancak davacı taraf, davalı Ali Osman Enç’in hakim ortak konumunda bulunduğunu her iki şirketi yönlendirmesi sonucunda Osmanlı Tütün şirketini tazminat borcundan kurtarmak amacıyla trafik kazası ile nedensellik bağı bulunmayan diğer davalı Osmanlı Sigara Dağıtım şirketini paravan olarak kullandığını ve muhasebe hileleriyle bu şirketin tüzel kişiliğinin arkasına saklanarak Osmanlı Tütün şirketinin mal varlığını kaçırdığını ileri sürmektedir. Bu nedenle her iki şirket yönünden de tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesi gerekmektedir.

Dava Konusu Olayda Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisinin Koşullarının Gerçekleşip Gerçekleşmediğinin İncelenmesi:

Tüzel Kişiliğin Borcu İçin Tüzel Kişiye Başvurma Zorunluluğu Ve Borcun Tahsil Edilememiş Olması:

Tüzel kişilerin borçlarından ötürü sınırlı sorumluluk ilkesi gereğince tüzel kişinin alacaklılarının öncelikle tüzel kişiye başvurulması zorunluluğu vardır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak tüzel kişiliğin borçlarından ötürü ortaklarının sorumlu kılınması istisnai bir durum olduğu için ancak tüzel kişiden tahsil edilemeyen alacaklar yönünden teorinin uygulanması söz konusu olabilecektir. Örneğin öz kaynak yetersizliğinde tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak ortakların sorumluluğuna gidebilmesinden önce alacaklıların alacaklarını ortaklığın mal varlığından tahsil edememiş olmaları gerekmektedir. Dava konusu olayda borca konu Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/318 Esas 2015/648 Karar sayılı dosyasından verilen karar Salihli 2. İcra Dairesinin 2013/5387 sayılı dosyasında ilamlı icra takibi yapılmış, Salihli İcra Hukuk Mahkemesinin 2013 / 40 D. İş sayılı dosyasından verilen kararla borçlu Osmanlı Tütün şirketinin koyduğu teminat mektubu kabul edilmiş, Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/318 Esas 2015/648 Karar sayılı dosyasından verilen kararın manevi tazminat yönünden kesinleşmesi üzerine manevi tazminat miktarı için teminat mektubu nakde çevrilmiş ve alacaklıya ödenmiş kalanı ise icra dosyasına yatırılmış, Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/318 Esas 2015/648 Karar sayılı dosyasının kesinleşmesinden sonra da teminat mektubundan kalan miktar da alacaklıya ödenmiş, on dört bankaya 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 89/I uyarınca haciz ihbarnamesi gönderilmiş, bakiye borcun tahsili için borçlu Osmanlı Tütün şirketinin adresine hacze gidilmiş ve borca yeter miktarda haczedilecek mal tespit edilememiş ve bakiye borç mahkememizdeki davanın açıldığı tarihe kadar tahsil edilememiştir. Bu yönüyle tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin koşulu gerçekleşmiştir.   

Başka Dava Açma Olanağının Bulunmaması:

Tüzel kişiler kendisini oluşturan gerçek kişilerden mutlak olarak ayrı ve bağımsız bir hukuk süjesidir. Şahıs ve mal ayrılığı ilkesi gereğince tüzel kişiliğin ortaklarında ve organlarını oluşturan üyelerinden bağımsız olarak bir kişiliği bulunduğundan ayrı bir mal varlığına da sahiptir. Yani tüzel kişiliği oluşturan üye ve ortaklar tüzel kişinin borçlarından dolayı sorumlu değildirler. Hukuken kabul edilen ana kural bu olmakla beraber bu durum tüzel kişiliği oluşturanlar tarafından bazı yükümlülüklerden kurtulmak ya da hukuken geçerli bulunmayan sonuçlara ulaşabilmek amacıyla kötüye kullanılabilmektedir. Bu nedenle tüzel kişi ve üyeleri arasındaki mal ayrılığı kuralının mutlak bir biçimde ve her durumda uygulanması zaman zaman hakkaniyete aykırı sonuçların doğmasına ve hukuka olan güvenin sarsılmasına neden olabilmektedir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi ile tüzel kişinin üyeleri ile arasındaki ayrılık ilkesinin uygulanmasından vazgeçilerek üçüncü kişilere tüzel kişilerin ortaklarına veya üyelerinin mal varlığına başvurabilme ve sorumlulukları yoluna gidebilme olanağı tanınmakta ve tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanılarak sorumluluktan kurtulmalarına engel olunmaktadır.

Bugün tüm hukukçuların üstünde birleşerek kabul ettikleri düşünce 4721 sayılı TMK m. 2’ye dayandırılan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin uygulamasının çok istisnai olması gerektiği ve uygulanacak bir kanun hükmü ya da başka bir hukuki dayanak bulunmakta ise bu teoriye başvurulmaması yönünde olduğudur. 

Davacı taraf, Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015 / 318 Esas; 2015 / 648 Karar sayılı dosyasından verilen karar için Salihli 2. İcra Dairesinin 2013 / 5387 sayılı dosyasından ilamlı icra takibi başlatmış, Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesince hükmedilen tazminatın sadece bir kısmını davalı Osmanlı Tütün şirketinin yatırdığı teminat mektubunun mahkemenin verdiği kararın kesinleşmesinden sonra nakde çevrilmesi ile tahsilini yapabilmiş, bunun dışında davalı Osmanlı Tütün şirketinden tazminata konu alacağını tahsil edebilmesini sağlayacak bir mal varlığı tespit edememiştir. Mali müşavir bilirkişi tarafında hazırlanan ve 05.04.2018 tarihinde dosyaya sunulan bilirkişi raporunun incelenmesi sonucunda davalı Osmanlı Tütün şirketinin Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015 / 318 Esas; 2015 / 648 Karar sayılı dosyasının yargılama ve Yargıtay’daki temyiz aşaması devam ederken kayıtlı olan araçlarını elden çıkarttığı, aynı süreç içinde şirketin ortağı diğer davalı Ali Osman Enç’in mal varlığında artış olduğu, diğer davalı Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinin ödenmemiş sermayesinin ödendiği ve bu şirkete yeni araç alımı yapıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla davalı Osmanlı Tütün şirketine kayıtlı araçların diğer davalı Osmanlı Sigara Dağıtım şirketine ve Ali Osman Enç’e devri ya da bağışlanması söz konusu değildir. Bu nedenle davacı tarafın davalı borçlu Osmanlı Tütün şirketine karşı 2004 sayılı İcra ve İflas Kanun m. 277 ve devamı maddelerine göre tasarrufun iptali davası açması ya da aynı yasanın 280’inci maddesine göre alacaklılara zarar verme kastı nedeniyle iptal davası açması hukuken mümkün değildir. Bu yönüyle de tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin koşulu gerçekleşmiştir.

Tüzel Kişilik Perdesi Kaldırılmak İstenilen Şirketlerde Hâkim Ortak Bulunması:

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına neden olan durumların başında öz kaynak yetersizliği, tüzel kişi üzerinde belirli bir kişi ya da grubun hâkimiyet kurması ve mal varlıklarının ya da alanlarının birbirine karışması, gösterilmektedir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına neden olan durumlardan tüzel kişi üzerinde belirli bir kişi ya da grubun hakimiyet kurması sebebinde, bir ortağın gerçek ya da tüzel kişi olan herhangi bir ortağının pay çoğunluğuna dayalı sermaye gücü nedeniyle şirketin ona olan bağımlılığının bir sonucu olarak ortaklığa hâkim olması ve bu kişinin ortaklığın çıkarlarına karşı kendi özel çıkarlarını gözeterek bu çıkarlara üstünlük tanıması sonucunda ortaklığın faaliyetlerini kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde yönlendirmesi halinde hakim ortağın sorumluluğuna tüzel kişilik perdesi kaldırılarak gidilebileceği kabul edilmektedir.

Dava konusu olayda borçlu Osmanlı Tütün şirketinin ve davalı Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinin ticaret sicili kayıtları incelendiğinde davalı Ali Osman Enç’in trafik kazasının meydana geldiği 22.05.2009 tarihi ve sonrasında her iki şirkette de büyük pay sahibi ve hâkim ortak konumunda bulunduğu görülmektedir. Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015 / 318 Esas; 2015 / 648 Karar sayılı dosyasının yargılama ve Yargıtay’daki temyiz aşaması devam ederken Ali Osman Enç davalı Osmanlı Tütün şirketindeki paylarını 09.07.2014 tarihinde Yılmaz Ünal’a devretmiş, Aylin Demir’in Osmanlı Sigara Dağıtım şirketindeki paylarını da 16.06.2010 tarihinde devralmıştır. Dolayısıyla davalı Ali Osman Enç Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davanın yargılama sürecinde her iki davalı şirkette de hâkim ortak konumundadır. Bu yönüyle de tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin koşulu gerçekleşmiştir.

Tüzel Kişilik Perdesi Kaldırılmak İstenilen Şirketler Ve Ortaklarının Mal Varlıklarıyla Faaliyet Alanlarının Birbirine Karışması: 

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına neden olan durumlardan mal varlıklarının ya da alanlarının birbirine karışması halinde ise; ortaklık ile ortaklar arasında mal varlığı düzeni ve organizasyonu yeterli ve düzenli bir şekilde ayrışmamışsa alanların karışmış olduğu kabul edilmektedir. Bu iki halde de mal varlığının ayrılması ilkesinin kötüye kullanılması söz konusudur. Alanların karışması ortaklığın mal varlığı ile ortağın mal varlığının ayrımının muhasebe hileleri, bilançonun makyajlanması, hileli işlemlerle aynı varlıkların birden fazla gerçek ve tüzel kişi üzerine kayıtlı gösterilmesi veya başka sebeplerle ayrıştırılmasının mümkün olmadığı hallerde söz konusu olur. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi aşağıdaki tespitte bulunmuştur. “Tüzel kişiliklerde mal ayrılığı ilkesi geçerli olup, tüzel kişinin malvarlığı onun ortaklarının ve onun yönetiminde bulunan organları oluşturan kişilerin ve kardeş ortaklıkların mal varlığından bağımsız ve ayrıdır. Eğer kişilik ve mal varlığı ayrılığı ilkesi uygulanmıyorsa yani mal varlıkları birbirine karışmışsa ve bu durumdan 3. kişiler zarar görüyorsa, art niyetle ve hesabi davranışlarla sırf sorumluluktan kurtulmak amacıyla tüzel kişilik perdesi ardına sığınılmış ise bu durumda TMK’nun 2. maddesi gereği şahıs ve mal ayrılığı ilkesi istisnaen uygulanmamaktadır. Somut olayda davacı, alacağını borçlu şirketten alamadığına ve davacı tarafından, borçlu şirket ile davalıların organizasyonları ile mal varlıklarının birbirine karıştığı da iddia edildiğine göre, davalı tarafa ait ticari defterlerin de incelenmesi suretiyle borçlu ile davalıların mal varlıklarının karışıp karışmadığı, tüzel kişiliğin perdesinin kaldırılarak davalıların, dava dışı (...)’nin borcundan sorumlu tutulup tutulamayacağının değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu yönden de bozulmasını gerektirmiştir. (Yargıtay 11. HD. 2016/9387 Esas; 2018/2071 Karar; 19.03.2018 Tarih) Mali müşavir bilirkişi tarafında hazırlanan ve 05.04.2018 tarihinde dosyaya sunulan bilirkişi raporunda; davalı borçlu Osmanlı Tütün şirketinin 2009 yılından sonra tasfiye sürecine girmiş görüntüsü verdiği, 2010 yılından sonra taşıt ve demirbaş yatırımı yapmadığı, 2011 yılından sonra taşıtlarının satılmaya başlandığı, Osmanlı Tütün şirketinin 2012 yılından 2013 yılına geçerken satış kaydı girmeden bazı araçlarının kayıtlardan çıkarıldığı, 93.813,54 TL kayıtlı değeri olan taşıtların satış kaydı olmaksızın yok edildiği, Osmanlı Tütün şirketinin 2013 yılında 98.712,13 TL kayıtlı değeri olan taşıtların 79.000,00 TL’ye satıldığı, her iki şirket de hâkim ortak olan Ali Osman Enç’in başka bir finans kaynağı yoksa 2013 yılı sonunda Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinden 1.453.814,52 TL alacaklı olmasının Osmanlı Tütün şirketinin taşıtlarının daha yüksek bedelle satıldığı kuşkusu yarattığı, Osmanlı Tütün şirketinin 2013 yılı sonunda kayıtlarında bulunan 246.637,96 TL kayıtlı değeri bulunan taşıtların 2014 yılı başında satış kaydı olmaksızın yok edildiği, buna karşılık Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinin taşıtların da 2.719,784,35 TL’lik artış olduğu tespit edilmiştir. Hazırlanan rapordan davalı Osmanlı Tütün şirketi ile Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinin malvarlığının her iki şirketin hâkim ortağı olan Ali Osman Enç aracılığı ile el değiştirdiği, mal varlığının el değiştirme sürecinin de Salihli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015 / 318 Esas; 2015 / 648 Karar sayılı dosyasının yargılama ve Yargıtay’daki temyiz aşaması devam ederken olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla davalı Ali Osman Enç ile davalı Osmanlı Tütün şirketi arasında mal ayrılığı ilkesinin uygulanmadığı, davalı Ali Osman Enç’in diğer davalı Osmanlı Sigara Dağıtım şirketi ile Osmanlı Tütün şirketi arasında mal varlığının taşınması için köprü vazifesi gördüğü anlaşılmaktadır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin koşullarından olan mal varlıklarının karışması koşulu gerçekleşmiştir.

Davalı Osmanlı Sigara Dağıtım şirketi ile Osmanlı Tütün şirketinin faaliyet alanları incelendiğinde her ikisinin de tütün ve alkol piyasasına yönelik olarak ve Manisa ili Alaşehir ilçesi sınırlarına yönelik olarak çalıştığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin koşullarından olan faaliyet alanlarının karışması koşulu da gerçekleşmiştir.

Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Yoluyla Hukuki Sorumluluk Yoluna Gidilmesi:

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluyla hukuki sorumluluk yoluna gidilmesi durumları olarak; tüzel kişi ve üyelerini özdeş kılma, tüzel kişilik perdesini kaldırarak hukuki durumdan sorumlu kılma, konulan haczin geçerliliğini sağlama yoluyla sorumlu kılma ve tüzel kişilik perdesini tersten kaldırarak mevcut hukuki durumdan yararlandırma durumları gösterilebilir.

Tüzel kişi ve üyelerini özdeş kılma durumunda doğrudan ve sadece tüzel kişilikle ilgili bazı konu ve olayların belirli hallerde ayrı kişiliği bulunan üyelerine sorumluluğun izafe edilmesi mümkün olmayan hallerde iki ayrı tüzel kişinin arasında kişiler arası özdeşlik oluşmuş olduğundan bu iki tüzel kişiliğin tek bir tüzel kişilik olarak kabul edilerek sorumluluklarına karar verilebilir.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak sorumlu kılma hallerinde ise tüzel kişi ve üyeleri arasındaki mal ayrılığı genel olarak ve tamamen ortadan kaldırılmamakta tüzel kişilik yapısı korunarak sadece somut olaya özgü bir şekilde mal ayrılığı ilkesi uygulanmaksızın tüzel kişinin üyelerine gidilebilmektedir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/5148 Esas; 2017/7084 Karar; 11/12/2017 Tarih sayılı kararında “Dava, çeke dayalı alacak istemine ilişkin olup, davacı tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak tüm davalıların çek bedelinden sorumlu tutulmasını istemiş, mahkemece, gerçek kişi davalı (...) dışındaki davalılar yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere TTK'daki sermaye şirketlerine ilişkin hükümler gözetildiğinde kural olarak sermaye şirketi ortaklarının şirket borçlarından dolayı şirket alacaklılarına karşı bir sorumluluğu bulunmamakta ise de, pay sahibinin şirket tüzel kişiliği ile özdeşleşmesi, şirket ortağının mal varlığı ile şirket tüzel kişiliğinin malvarlığının birbirlerine karışması, art niyetli ve hesaplı davranışlarla sırf sorumluluktan sıyrılmak amacıyla tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılması, ortağın şirketteki hâkimiyetini kötüye kullanarak alacaklılara karşı tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanmasının hakkın kötüye kullanılması mahiyeti taşıması, borçların ödenmesi sırasında şirket ortağı tarafından ayrılık prensibinin ileri sürülmesinin TMK'nun 2. ve 3. maddelerine aykırı olması gibi hallerin söz konusu olduğu durumlarda şirket ortağı aleyhine de tüzel kişilik perdesi aralanarak şirket borcundan dolayı sorumluluğuna gidilebilecektir. Başka bir anlatımla perdeyi aralama teorisiyle birlikte tüzel kişinin borcundan üyelerin, üyelerin borcundan tüzel kişinin özdeş kılınarak sorumlu tutulması mümkün olabilecektir. Bu durumda, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davalı (...)nın durumu değerlendirilerek hâsıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken,  davanın tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına dayandırıldığı, davalı (...)nın ise bir gerçek kişi olduğu gerekçesiyle davalı (...) hakkındaki davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” tespitinde bulunarak şirket ortağı aleyhine de tüzel kişilik perdesi aralanarak şirket borcundan dolayı sorumluluğuna gidilebileceğini açıklamıştır.

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2015/9728 Esas; 2018/3743 Karar; 26.06.2018 Tarih sayılı kararında “Somut olayda maddi vakıaların tespiti yönünden birbirini doğrulayan bilirkişi raporlarında yer alan veriler birlikte değerlendirildiğinde, davalı her iki şirket arasındaki organik bağ, iktisadi bütünlük ve yönetsel özdeşliğin saptandığı, dava da inşaat yapım sözleşmesini devralan şirket sahiplerinin daha sonra şirketi devretmesi ve aynı gün yeni şirket olan davalı diğer şirketi açmış olmaları davalı şirketlerin farklı tüzel kişiliklere sahip olduğu yolundaki savunmaların hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup, TMK'nun 2. maddesinde öngörüldüğü gibi yasaca korunamayacağı ve olayda tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisini uygulama koşullarının gerçekleşmiş olması nedeniyle davalı şirketinin, davacıya olan borcundan dolayı diğer davalı şirketinin de müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunun kabulü gerekirken, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” tespitinde bulunarak birden fazla şirketin tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin uygulanmasında müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulabileceğini açıklamıştır.

Dava konusu olayda tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluyla hukuki sorumluluk yoluna gidilmesi durumlarından hangisinin uygulanacağı 6100 sayılı HMK m. 26’ya göre taleple bağlılık ilkesine göre belli olacaktır. Davacı taraf Salihli 2. İcra Dairesinin 2013 / 5387 sayılı dosyası üzerinden davalılar hakkında cebri icranın yürütülmesine karar verilmesini talep etmiştir. Dolayısıyla davacı tarafın talebi tüzel kişilik perdesi kaldırılarak cebri icra yetkisi verilmesi yönündedir. Somut olayın özelliği, toplanan deliller ve davacı tarafın talebi birlikte değerlendirildiğinde; Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinin tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak Salihli 2. İcra Dairesinin 2013 / 5387 sayılı dosyasına konu borçtan davalı Ali Osman Enç’in sorumlu kılınması yoluna gidilmesi ve Osmanlı Tütün şirketi ile Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinin özdeş kılınarak Osmanlı Sigara Dağıtım şirketinin Salihli 2. İcra Dairesinin 2013 / 5387 sayılı dosyasına konu borçtan sorumlu kılınması yoluna gidilmesi yönünde aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.

Davalı Ali Osman Enç, diğer davalı Osmanlı Tütün şirketindeki paylarını mahkememizde görülmekte olan dava açılmadan önce 17.06.2014 tarihinde devrettiğinden davacının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2’ye göre bu şirket ile davalı Ali Osman Enç arasında tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını talep etmekte hukuki yararı kalmadığından davalı Osmanlı Tütün şirketi yönünden 6100 sayılı HMK m. 114/I-h ve 115 uyarınca davanın usulden reddine yönelik olarak aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.

Gerekçeli kararımız Av. Ayşegül Özkurt’un “Bankacılık Hukukunda Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması” isimli XII Levha Yayınları, Ekim 2010 baskısı kitabından yararlanılarak hazırlanmıştır.

HÜKÜM:

1- Davacının davasının kısmen kabulüne,  

2- Davalı Ali Osman Enç’in, diğer davalı ve Salihli 2. İcra Dairesinin 2013 / 5387 sayılı dosyası borçlusu Osmanlı Tütün, Tütün Mamülleri Alkol, Alkol Mamülleri Gıda ve İhracat İmalat Pazarlama Ticaret Limited Şirketi’ndeki kâr payı ve mal varlığını, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2 de yer alan dürüstlük kuralına aykırı şekilde paydaşı olduğu davalı  Osmanlı Sigara Dağıtım Pazarlama Ticaret Limited Şirketi’ne aktardığının tespitine,

3- Davalı Osmanlı Sigara Dağıtım Pazarlama Ticaret Limited Şirketi’nin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2’ye göre davacının Salihli 2. İcra Dairesinin 2013 / 5387 sayılı dosyasındaki bakiye alacağı yönünden “sorumlu kılınmasına”,

4- Davalı Ali Osman Enç’in 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2’ye göre davacının Salihli 2. İcra Dairesinin 2013 / 5387 sayılı dosyasındaki bakiye alacağı yönünden “sorumlu kılınmasına”,

5- Davalı Osmanlı Sigara Dağıtım Pazarlama Ticaret Limited Şirketi ile davalı şirketin pay sahibi diğer davalı Ali Osman Enç arasındaki tüzel kişilik perdesinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2’ye göre kaldırılmasına,

6- Davacıya, davalılar Ali Osman Enç ve Osmanlı Sigara Dağıtım Pazarlama Ticaret Limited Şirketi’ne yönelik Salihli 2. İcra Dairesinin 2013 / 5387 sayılı dosyasında bakiye borç ve ferileriyle sınırlı olmak üzere 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre cebri icra yetkisi verilmesine, 

7- Davalı Ali Osman Enç, diğer davalı Osmanlı Tütün, Tütün Mamülleri Alkol, Alkol Mamülleri Gıda ve İhracat İmalat Pazarlama Ticaret Limited Şirketi’ndeki paylarını mahkememizde görülmekte olan dava açılmadan önce 17.06.2014 tarihinde devrettiğinden davacının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2’ye göre bu şirket ile davalı Ali Osman Enç arasında tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını talep etmekte hukuki yararı kalmadığından davalı Osmanlı Tütün, Tütün Mamülleri Alkol, Alkol Mamülleri Gıda ve İhracat İmalat Pazarlama Ticaret Limited Şirketi yönünden 6100 sayılı HMK m. 114/I-h ve 115 uyarınca davanın usulden reddine,

IX. ÖRNEK YARGITAY KARARLARI:

A. İki Ayrı Tüzel Kişinin Özdeş Kılınarak Birlikte Sorumlu Tutulması Örnek Yargıtay Kararı:

            T.C.

            YARGITAY

            23. Hukuk Dairesi

            ESAS NO       : 2015/9728

            KARAR NO  : 2018/3743   

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı vekili; müvekkili ile davalı Atılım Parke Otomasyon Tem. İnş. Taah. San. Tic. Ltd. Şti. arasında inşaat yapım sözleşmesi imzalandığını, inşaat devam ederken Atılım Ltd. Şti. ile Aksu Parke Mobilya Yapı Eleman. San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında aynı konuda sözleşme yapıldığını, Atılım Ltd. Şti.'nin sözleşme gereğince müvekkiline karşı olan tüm hak ve alacaklarıyla borç ve yükümlülüklerinin müvekkilinin onayıyla Aksu Parke Ltd. Şti.'ne devredildiğini, davalı şirketin  SSK primlerini ödemediğini, diğer davalı Aksu Parke Çelik Kapı Mobilya İnşaat Temizlik Sanayii ve Ticaret Ltd. Şti.'nin davalıyla arasında fiili ve organik bağ bulunduğunu, mal kaçırmak amacıyla kurulduğu için de alacaklarından sorumlu olduğunu ileri sürerek davacı tarafından tamamlanan işlerin bedeli ve SSK primleri nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL alacağın ihtar tarihinden işleyecek  ticari reeskont faiziyle, davacının ödemesi gerekirken onun yerine SSK'ya ödenen primler nedeniyle 5.000,00 TL alacağın ödeme tarihinden işleyecek  ticari reeskont faiziyle, eserin gecikmesinden kaynaklanan 1.000,00 TL gecikme cezasının ticari reeskont faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak müvekkiline verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, daha sonra 16.04.2012 tarihli dilekçesiyle bilirkişi raporunda hesaplanan miktara göre talebini ıslah etmiştir.

Davalı Atılım Parke Otomasyon Tem. İnş. Taah. San.Tic. Ltd. Şti. davaya cevap vermemiş, davalı Aksu Parke Çelik Yapı Mobilya İnş. Tem. San. ve Tic. A.Ş. vekili duruşmada davanın reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma ve dosya kapsamında; davalı Atılım Ltd. Şti.'nin (eski unvanı Aksu Parke Mobilya Ltd. Şti.) dava konusu alacaklardan sorumlu olduğu, diğer davalı Aksu Parke Çelik Kapı Ltd. Şti.'nin davacıyla aralarında herhangi bir sözleşme bulunmadığı, davalı şirketle isimlerinin, ortaklarının ve faaliyet alanlarının benzer olmasının davacının alacaklarından sorumlu olması sonucunu doğurmayacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, inşaat yapım sözleşmesinden kaynaklanan alacağa ilişkindir.

Sözleşmenin tarafı olmadığı halde sözleşme yapan şirketle organik bağı ve iktisadi bütünlüğünün tespit edilmesi ve şirketlerin sözleşme yapılan kişiyi zarara uğratmak düşüncesiyle bazı işlemler yaptığının tespit edilmesi halinde  sözleşme tarafı olmayan şirketin MK 2. maddesine aykırı bu eyleminden dolayı alacaklı şirkete karşı sorumlu olduğunun kabulü gerekir.

Somut olayda maddi vakıaların tespiti yönünden birbirini doğrulayan bilirkişi raporlarında yer alan veriler birlikte değerlendirildiğinde, davalı her iki şirket arasındaki organik bağ, iktisadi bütünlük ve yönetsel özdeşliğin saptandığı, dava da inşaat yapım sözleşmesini devralan şirket sahiplerinin daha sonra şirketi devretmesi ve aynı gün yeni şirket olan davalı diğer şirketi açmış olmaları davalı şirketlerin farklı tüzel kişiliklere sahip olduğu yolundaki savunmaların hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup, TMK'nun 2. maddesinde öngörüldüğü gibi yasaca korunamayacağı ve olayda tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisini uygulama koşullarının gerçekleşmiş olması nedeniyle davalı Atılım Parke Otomasyon Tem. İnş. Taah. San. Tic. Ltd. Şti.'nin, davacıya olan borcundan dolayı diğer davalı Aksu Parke Çelik Yapı Mobilya İnş Tem. San. ve Tic. A.Ş.'nin de müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunun kabulü gerekirken, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda  açıklanan nedenlerle davacı vekilinin  temyiz itirazlarının  kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.06.2018 tarihinde oy birliğiyle karar  verildi.

B. Tüzel Kişilik Perdesi Kaldırılarak Sorumlu Tutulma Örnek Yargıtay Kararı:

            T.C.

            YARGITAY

            11. Hukuk Dairesi

            ESAS NO       : 2016/9387

            KARAR NO  : 2018/2071   

Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/02/2016 tarih ve 2013/711-2016/96 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Adem Gönül tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı Kuleli Gıda İmalat İnş. San. Tic. Ltd. Şti.'nden olan alacağını tahsil için borçlu şirketin adresine gidildiğinde davalı Alaattin Caner'in adresin davalı şirkete ait olduğunu, borçlu şirketin başka adreste bulunduğunu beyan ettiğini, haciz mahallinde borçlu şirkete ait tediye makbuzu ve evraklara rastlandığını, bu hususun zabta yazıldığını, borçlu şirketin davalı Alaattin Caner tarafından bildirilen adresine gidildiğinde boş ve küçük bir dükkân ile karşılaşıldığını, ticaret sicil kayıtlarına göre aynı tarihte önceden bir olan adres değişiklikleri ilan edilen her iki şirketin müdürünün, ortaklarının ve faaliyet alanlarının da aynı olduğunu, şirketlerin mal alışlarını borçlu, satışlarını davalı şirket üzerinden yaptığını, şirket yöneticilerinin yükümlülüklerini ihlal etmek suretiyle alacaklıları zarara uğratmalarından sorumlu olduklarını, müvekkilinin, dürüstlük kuralı ve tüzel kişiliğin perdesinin kaldırılması ilkesi kapsamında da alacağını davalılardan isteyebileceğini ileri sürerek davalıların İzmir 23. İcra Müdürlüğünün 2013/10838 Esas sayılı dosyası ile işleme konan dava dışı şirketin borcundan dolayı müştereken ve müteselsilen sorumluluklarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili, borçlu şirket hakkında aciz vesikası alınmadığını, limited şirket ortaklarının şirket borcundan sorumlu tutulamayacağını, müvekkillerinin hangi yükümlülükleri ihlal ettiklerinin açıklanmadığını, buna yönelik bir delilin sunulmadığını, müvekkili şirketin, borçlu şirketin ürettiği emtiayı pazarladığını, müvekkilinin de borçludan alacaklı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, şekli hukuk kurallarına bağlı icra hukuku yönünden davalıların, haklarında yapılmayan bir icra takibinden usulen sorumlu tutulamayacakları, borçlu ve davalı şirketin ortakları aynı ise de tüzel kişilik perdesinin aralanması ilkesinin hayata geçirilebilmesi için şirketlerin dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde birlikte hareket etmeleri gerektiği, somut olayda buna ilişkin delil bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava, 4721 sayılı TMK'nin 2. maddesi ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kapsamında dava dışı şirketin davacıya olan borcunun davalı şirketten ve davalı şirket ile borçlu şirketin ortaklarından tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili, dava dilekçesinde harca esas değeri 34.000 TL olarak gösterip talep sonucunda davalıların, İzmir 3. İcra Müdürlüğüne konu borçtan dolayı müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarına karar verilmesini istemiştir. Bu talebe göre davacı, davalıların icra takibinden değil, icra takibine konu borçtan sorumlu tutulmalarını istemiş olduğundan davanın bir alacak davası mahiyeti taşıdığı nazara alınmaksızın şekli hukuk kurallarına bağlı olan icra hukuku açısından davalıların haklarında yapılmayan bir icra takibinden sorumlu tutulamayacağı yönündeki gerekçeyle davanın reddi doğru görülmemiş, kararın bu yönden bozulmasını gerektirmiştir.

2- Davacı, dava dışı borçlu Kuleli Gıda İmalat İnş. San. Tic. Ltd. Şti ile davalı şirketin aynı alanda faaliyet gösterdiğini, mal alışlarının borçlu şirket tarafından, satışların ise davalı şirket tarafından gerçekleştirildiğini ileri sürmüştür. Davalılar vekili de davalı şirketin, borçlu şirketin ürettiği emtiayı pazarladığını, şirketlerde ortak olan müvekkillerinin kişisel mallarını şirketlerin borçları için rehin ettiklerini, borçlu şirketin borçları için mallarını sattıklarını belirtmiştir.

Tüzel kişiliklerde mal ayrılığı ilkesi geçerli olup, tüzel kişinin malvarlığı onun ortaklarının ve onun yönetiminde bulunan organları oluşturan kişilerin ve kardeş ortaklıkların mal varlığından bağımsız ve ayrıdır. Eğer kişilik ve mal varlığı ayrılığı ilkesi uygulanmıyorsa yani mal varlıkları birbirine karışmışsa ve bu durumdan 3. kişiler zarar görüyorsa, art niyetle ve hesabi davranışlarla sırf sorumluluktan kurtulmak amacıyla tüzel kişilik perdesi ardına sığınılmış ise bu durumda TMK’nun 2. maddesi gereği şahıs ve mal ayrılığı ilkesi istisnaen uygulanmamaktadır. Somut olayda davacı, alacağını borçlu şirketten alamadığına ve davacı tarafından, borçlu şirket ile davalıların organizasyonları ile mal varlıklarının birbirine karıştığı da iddia edildiğine göre, davalı tarafa ait ticari defterlerin de incelenmesi suretiyle borçlu ile davalıların mal varlıklarının karışıp karışmadığı, tüzel kişiliğin perdesinin kaldırılarak davalıların, dava dışı Kuleli Gıda İmalat İnş. San. Tic. Ltd. Şti.'nin borcundan sorumlu tutulup tutulamayacağının değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu yönden de bozulmasını gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 19/03/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

C. Şirket Ortaklarının Borçtan ya da Tazminattan Sorumlu Tutulması Gerektiğine İlişkin Yargıtay Kararı:

            T.C.

            YARGITAY

            11. Hukuk Dairesi

            ESAS NO       : 2016/5148

            KARAR NO  : 2017/7084   

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/11/2015 tarih ve 2014/794-2015/794 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Adem Gönül tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı Enes Madencilik San. Nak. Haf. Tic. Ltd. Şti. ile imzaladığı faktoring sözleşmesine istinaden davalılardan Lal İstanbul Maden. Yol Yapı San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin keşide ettiği çekin fatura karşılığı müvekkili tarafından temlik alındığını, çekin ibrazında karşılıksız çıkması üzerine keşideci ve lehdar aleyhine başlatılan icra takibinin kesinleştiğini, davalılardan Hamitbey Petrol Tic. Ltd. Şti.'nin adresine hacze gidildiğinde diğer davalı şirketlere ait sigorta poliçesi, Ulaştırma Bakanlığı taşıt ve yetki belgesi, çek tevdi bordrosu, kaşe örneklerinin tespit edildiğini, menkullerin haczedildiğini, Hamitbey Petrol Tic. Ltd. Şti.'nin istihkak iddiasının mahkemece reddedildiğini, haricen yapılan araştırmada davalıların mallarını, özellikle Hamitbey Petrol Tic. Ltd. Şti.'nin taşınmazını devredeceğinin öğrenildiğini, tüm davalı şirketlerin hakim ortağının davalı Eyüp Karadayı olduğunu, şirketler arasında organik bağın bulunduğunu, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve tüm davalıların müvekkilinin alacağından sorumlu tutulması gerektiğini ileri sürerek 66.919,52 TL'nin takip tarihi olan 14.09.2012 tarihinden itibaren 60.000 TL'ye işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili, 09.03.2015 harç tarihli ıslah dilekçesi ile talep sonucunu 70.771,03 TL'ye çıkarmıştır.

Davalılar, davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketlerin tamamında ortak ve yetkili müdürün davalı Eyüp Karadayı olduğu, davalı şirketlerin ayrı tüzel kişiliğe sahip olmakla birlikte aynı gerçek kişinin pay sahibi olduğu diğer şirketler bakımından da perdenin aralanması teorisinin uygulanması mümkün görüldüğü, böylece ayrılık ilkesinin arkasına sığınarak hukuk düzenince korunmayan hakkın kötüye kullanımı yasağını ihlal  eden  davranışın  sorumluluk  müeyyidesine bağlanabileceği, davalı Eyüp Karadayı yönünden ise, dava konusunun tüzel kişiliklerinin perdesinin kaldırılması ve borçtan müteselsilen sorumlu olduklarının tespiti olması gözetildiğinde, ayrıca TTK'nın sermaye şirketlerine dair hükümleri ve gerçek kişilerin buna nazaran durumu dikkate alındığında gerçek kişi davalının sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davalı şirketler yönünden davanın kabulüne, bu tüzel kişiler arasındaki perdenin kaldırılmasına, davaya konu borçtan müteselsilen sorumlu olduklarını tespitine, bu kapsamda davalı şirketler yönünden davanın toplam 70.771,03 TL üzerinden kabulüne, bu tutara dava tarihinden itibaren ticari faiz uygulanmak suretiyle belirtilen 4 davalıdan tahsiline, davalı Eyüp Karadayı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, çeke dayalı alacak istemine ilişkin olup, davacı tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak tüm davalıların çek bedelinden sorumlu tutulmasını istemiş, mahkemece, gerçek kişi davalı Eyüp Karadayı dışındaki davalılar yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere TTK'daki sermaye şirketlerine ilişkin hükümler gözetildiğinde kural olarak sermaye şirketi ortaklarının şirket borçlarından dolayı şirket alacaklılarına karşı bir sorumluluğu bulunmamakta ise de, pay sahibinin şirket tüzel kişiliği ile özdeşleşmesi, şirket ortağının mal varlığı ile şirket tüzel kişiliğinin malvarlığının birbirlerine karışması, art niyetli ve hesaplı davranışlarla sırf sorumluluktan sıyrılmak amacıyla tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılması, ortağın şirketteki hâkimiyetini kötüye kullanarak alacaklılara karşı tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanmasının hakkın kötüye kullanılması mahiyeti taşıması, borçların ödenmesi sırasında şirket ortağı tarafından ayrılık prensibinin ileri sürülmesinin TMK'nun 2. ve 3. maddelerine aykırı olması gibi hallerin söz konusu olduğu durumlarda şirket ortağı aleyhine de tüzel kişilik perdesi aralanarak şirket borcundan dolayı sorumluluğuna gidilebilecektir. Başka bir anlatımla perdeyi aralama teorisiyle birlikte tüzel kişinin borcundan üyelerin, üyelerin borcundan tüzel kişinin özdeş kılınarak sorumlu tutulması mümkün olabilecektir. Bu durumda, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davalı Eyüp Karadayı'nın durumu değerlendirilerek hâsıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken,  davanın tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına dayandırıldığı, davalı Eyüp Karadayı'nın ise bir gerçek kişi olduğu gerekçesiyle davalı Eyüp Karadayı hakkındaki davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 11/12/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

10 Mayıs, 2021

SIRA CETVELİNE İTİRAZ DAVALARINDA ARALARINDA ORGANİK VE YÖNETSEL BAĞ BULUNAN ŞİRKETLER ARASINDA MÜTESELSİL SORUMLULUK

 SIRA CETVELİNE İTİRAZ DAVALARINDA ARALARINDA ORGANİK VE YÖNETSEL BAĞ BULUNAN ŞİRKETLER ARASINDA MÜTESELSİL SORUMLULUK 

I.GİRİŞ:

Ticaret hayatında aynı kişiler tarafından birden fazla şirket kurulması, bu şirketlerin mal varlıklarının birbirine karışması, bu şirketlerin ticaret sicilindeki adreslerinin aynı olması, bu şirketlerden birinde çalışanların işten çıkartılarak diğer şirkette işe alınmaları ve aynı işi yapmaya devam etmeleri, bu şirketlerin aldıkları işlerde birbirinin alt taşeronu olmaları, ortaklarının aynı kişilerden oluşması ülkemizde çok sık görülen durumların başında gelmektedir. Bu şirketlerin iflas etmeleri durumunda iflas eden şirketlerden birinin üzerinde borçlarını karşılamaya yetecek miktarda malvarlığının bulunmaması durumunda bu şirketle organik bağ içerisinde olan ve iflas eden diğer şirketin yeterle mal varlığına sahip olması durumunda malvarlığı bulunmayan şirketin alacaklılarının malvarlığı bulunan şirketin sıra cetveline alacaklarını yazdırmak istemeleri hukukumuzda yeni bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Bu makalemizde bu konunun incelemesini yapacağız.

II.İFLAS DA SIRA CETVELİNE İTİRAZ DAVASI:

İflas aşamasında sıra cetveline itiraz davası 2004 sayılı İİK m. 234/II’de düzenlenmiş olup kayıt kabul davası olarak da bilinmektedir. İflası kesinleşmiş olan bir kişinin alacaklıları, alacaklarını iflas idaresine yazdırmak için başvurduklarında iflas idaresi bu alacakları hakkında kabul ya da ret yönünde karar verir. Alacağı hakkında ret kararı verilen alacaklı sıra cetvelinin ilanından itibaren 15 gün içinde iflasa karar verilen yerdeki ticaret mahkemesinde sıra cetveline itiraz davası açabilir. Davaya bakan mahkeme alacaklının alacağının geçerli olup olmadığı konusunda bir karar verir.

Bu davanın bir diğer türü ise davacı alacaklının açmış olduğu dava devam ederken davalı borçlunun iflas etmesidir. Bu durumda mahkemece davacı alacaklıya alacağını iflas masasına yazdırması için kesin süre verir. Davacı alacaklının iflas masasına yaptığı alacak başvurusu kabul edilmezse bu durumda mahkeme davaya sıra cetveline itiraz davası alarak devam edilir.[1]

Aşağıda incelemesini yapacağımız hukuki durum iflasına karar verilmiş iki şirket arasında organik bağ bulunması durumunda birinin alacaklısının iflas eden diğerinin iflas masasına alacak kayıt başvurusunda bulunup bulunamayacağı konusu üzerinedir. Bir diğer ifade ile aralarında organik bağ bulunan iki ya da daha fazla şirket birbirlerinin borçlarından müteselsilen sorumlu olacaklar mı bunun incelemesini yapacağız.

III.İFLAS EDEN VE ARALARINDA ORGANİK VE YÖNETSEL BAĞ BULUNAN ŞİRKETLER ARASINDA MÜTESELSİL SORUMLULUK KOŞULLARI: 

Uygulamada en sık karşılaştığımız durum aynı kişi ya da kişilere ait iki şirketin borçlarının bir şirket üzerinde toplanması, mal varlığının ise diğer şirket üzerinde toplanmasının sağlanması ve her iki şirketin de iflasına karar verilerek borçları üzerinde toplanan şirketin alacaklarını karşılamaya yetmeyen mal varlığı nedeniyle alacaklılarının mağdur edilmeleri, mal varlığı üzerinde toplanan şirketin ise yine iflasına karar verilerek borçlarının ödemesi yapıldıktan sonra kalan malvarlığının şirket sahiplerinin hesabına aktarılması sağlanarak iki şirketin toplam malvarlığından önemli miktarda ekonomik değerin alacaklılardan kaçırılmasının sağlanmasıdır. Bu durumdan en çok zararı işçilik alacakları olan şirket çalışanları ile bu şirketlerden alacakları olan küçük esnaf ve tüccar kesimi görmektedir.

Konu özü itibariyle tüzel kişilik perdesinin aralanması davalarına da benzemektedir. İncelemesini yaptığımız konuda da şirketlerden biri diğer bir şirketin tüzel kişiliğinin ardına gizlenerek mal varlığının büyük kısmını gizlemekte ve diğer şirketin iflası ile malvarlığını alacaklılardan kaçırma girişiminde bulunmaktadır. Dolayısıyla 4721 sayılı TMK m. 2 ve 3’e aykırı bir hareket söz konusudur.

İflas eden ve mal varlığı borçlarını karşılamaya yetmeyen şirketin alacaklıları yine iflas eden ve daha fazla malvarlığı bulunan diğer şirketin iflas idaresine başvuruda bulunduklarında iflas idaresi söz konusu alacağın borçlu şirketin borcu olmadığı gerekçesiyle alacaklarının sıra cetveline yazılması başvurusunu reddedecektir. Çünkü iflas idareleri iki şirket arasında organik bağ bulunduğunu araştırma yükümlülüğünde olmadıkları gibi bu konunun araştırılması yargılamayı gerektiren bir durumdur. Sıra cetveline alacak başvurusunun reddedilmesi durumunda alacaklı yukarıda belirttiğimiz gibi sıra cetveline itiraz davası açacaktır.

Bu tür sıra cetveline itiraz davasında davacı tarafından talep edilen alacaktan müflis şirketin sorumlu olup olmadığı, davacı alacaklının asıl alacaklı olduğu şirket ile sıra cetveline itiraz edilen müflis şirket arasında organik ve yönetsel bağ bulunup bulunmadığı araştırılacaktır.

Bu araştırma için öncelikli her iki şirketin ticaret sicil kayıtları getirtilmeli, ortakları ve faaliyet alanları belirlenmelidir. Ortaklarının aynı kişiler olmaları, faaliyet alanlarının aynı alanlar olması iki şirket arasında organik ve yönetsel bağ olduğunun kanıtlarından biridir.

İki şirket arasında iş yeri devri varsa bu devrin gerçek bir işyeri devri niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir. Bunun için ticaret sicil kayıtları dışında Vergi Dairesi ve Sosyal Sigortalar Kurumu kayıtları da getirtilerek bilirkişi incelemesine tutulmalıdır.  

Ticaret sicil kayıtlarından şirketlerin adresleri kontrol edilmelidir. İki şirketin de aynı adreste faaliyet göstermeleri durumunda organik bağdan söz edilebilir.

Her iki şirketin yönetim kurulu üyelerinin aynı kişiler olması, çalışanlarının ara vermeksizin bir şirketten diğerine geçiş yapması ve kesintisiz çalışmaya devam etmesi durumunda şirketler arasında organik bağ bulunduğu kabul edilebilir. Aynı şekilde bir şirketin kapatılarak kapanan şirketin çalışanlarının aynı ortaklara bağlı başka şirkette çalıştırılması halinde de işyeri devrinden değil organik bağdan hareket etmek gerekir.

Organik bağ birlikte istihdam şeklinde de karşımıza çıkabilir. Birlikte istihdam bir işçinin aynı hizmeti, birbiri ile ticari veya sözleşmesel bir bağı bulunan birden fazla işverene sunmasıdır. Bu gibi durumlarda bu şirketlerin çalışanlarının hangi şirkete ne kadar hizmet verdiği tam olarak anlaşılamamaktadır. Her iki şirketin sorumlu müdürünün de aynı kişi olması organik bağ bulunduğunu gösterir. Çalışanların sosyal sigorta priminin başka bir işverence yatırılması birlikte istihdam durumunu etkilemeyecektir.

Araştırılması gereken bir diğer durum ise iki şirketin mal varlıklarının birbirine karışmış olması durumudur. Her iki şirketin ticari defterleri incelenmeli ve yaptıkları işler, aldıkları ihaleler, alt taşeron olarak üstlendikleri işler, hak edişler, her iki şirketin ortaklarının kişisel hesapları ile bu şirketler arasında yapılan para aktarımları, taşınır ve taşınmazların satışı, bu satışlardan gelen paranın iki şirket arasında aktarılıp aktarılmadığı, bu aktarımlar yapılırken şirket hâkim ortaklarının kişisel hesaplarının ya da üçüncü bir kişinin hesabının kullanılıp kullanılmadığı bu şirketlerin mal varlıklarının birbirine karışıp karışmadığını gösterecektir.

Yapılacak bilirkişi incelemesi sonucunda iki şirket arasında organik ve yönetsel bağ olduğu tespit edilirse iflas eden iki şirketten birinden alacaklı olan davacının alacağından diğer şirketin de müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilerek davacının sıra cetveline itiraz davasının kabulüne karar verilecektir. Kararın kesinleşmesi ile iflas masası sıra cetvelini yeniden düzenleyecektir.


[1] Bkz. Bu blog da “Davacı ya da Davalının İflas Etmesi Durumunda Yapılacak Usul İşlemleri” isimli makale.

 

07 Mayıs, 2021

TARAFLARIN BELGE İBRAZ ZORUNLULUĞU KAPSAMINDA 6100 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU MADDE 220 UYGULAMASI

TARAFLARIN BELGE İBRAZ ZORUNLULUĞU KAPSAMINDA 6100 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU MADDE 220 UYGULAMASI 

I.GİRİŞ:

Hukuk yargılamasında tarafların iddialarını kanıtlamak için dayandıkları deliller her zaman kendi ellerinde bulunmayabilir. Tarafların dayandıkları delillerin bir kısmı karşı taraf elinde ise ve o delile dayanan taraf bu delilini dosyaya sunulmasını mahkemeden istemekte ise bu durumda mahkeme dayanılan delili karşı taraftan dosyaya sunmasını istemek ve sunulan bu delili davanın esası hakkında değerlendirmek zorundadır. Delili elinde bulunduran tarafın talep halinde bu delili dosyaya sunmaması durumunu 6100 sayılı HMK bazı usul hukuku sonuçlarına bağlamıştır. Bu makalemizde tarafların sunulması istenen belgeyi dosyaya sunulmamasının hukuki sonuçlarını düzenleyen 6100 sayılı HMK m. 220’nin incelemesini iki örnek Yargıtay kararı eşliğinde yapacağız.

Makalenin sonunda hem incelemesini yaptığımız Yargıtay kararlarının örneğini hem de 6100 sayılı HMK m. 220 uygulamasına ilişkin ara karar örneklerini bulabilirsiniz.

II.TARAFLARIN BELGELERİ İBRAZ ZORUNLULUĞU:

6100 sayılı HMK m. 119’a göre; “Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar. Elektronik belgeler ise belgenin çıktısı alınarak ve talep edildiğinde incelemeye elverişli şekilde elektronik ortama kaydedilerek mahkemeye ibraz edilir. Ticari defterler gibi devamlı kullanılan belgelerin sadece ilgili kısımlarının onaylı örnekleri mahkemeye ibraz edilebilir.” Bu maddeyle göre yasa koyucu karşı tarafın delil olarak dayandığı ve tarafların ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etme zorunluluğunu getirmiştir. Aşağıda incelemesine yapacağımız 220’inci madde bu zorunluluğun yerine getirilmemesinin sonuçlarını ve düzenlemektedir.

III.TARAFLARIN BELGEYİ İBRAZ ETMEMESİ VE SONUÇLARI:

Tarafların belgeyi ibraz etmemesi ve sonuçları 6100 sayılı HMK m. 220’de aşağıdaki gibi düzenlenmiştir. Buna göre; “İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir. Mahkemece, ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilir. Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir.”

Mahkemenin belgenin ibrazı için karşı tarafa kesin süre vermesi maddenin birinci fıkrasında sıkı koşullara bağlanmıştır. Buna göre ilk koşul ibrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olmasıdır. Örneğin menfi tespit davasında davacı tarafından borçlu olunmadığı ileri sürülen çek üzerinde sahtecilik defi ileri sürülmüş ve çek davalı taraf elindeyse sahtecilik incelemesinin yapılması için davaya konu çekin mahkemeye ibrazı hem zorunlu hem de 6100 sayılı HMK m. 211’e göre sahtelik incelemesi için kanuna uygun bir taleptir.

İkinci koşul karşı tarafın bu belgenin elinde olduğunu ikrar etmesidir. Yukarıda verdiğimiz örnekte olduğu gibi sahteliği ileri sürülen bir çekin halen elinde bulunduğunu açıkça ikrar eden taraf artık 6100 sayılı HMK m. 119’a göre mahkemeye ibraz yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi durumunda 220’inci maddeye göre çekin dosyaya sunulması için mahkemece kesin süre verilebilir.

İkinci koşulun ikinci olasılığı talep edilen belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşılması ya da başka bir belgede ikrar olunması durumudur. Örneğin davaya konu çek için borçlu olmadığının tespitini isteyen davacı davalının ismine çekin davalı tarafından bankaya ibrazı ile ulaşmış ise bankadan gelen yazı cevabı çekin artık davalı elinde olduğunu gösteren resmi belge hükmündedir. Çek ya da bono gibi bir kambiyo senedini icra takibine koyduktan sonra icra dairesinden geri alan davalı için de icra dairesinden gelen yazı cevabı resmi belge hükmündedir.  

Belgenin belgeyi ibraz etmesi istenen taraf elinde olduğunun anlaşılması üzerine mahkeme bu belgenin ibrazı için o tarafa kesin bir süre verir. Bu sürenin ne kadar olacağı konusunda kanunda bir düzenleme yapılmamıştır. Uygulamada iki haftalık süre yeterli görülmekte olup durum ve koşullara göre daha uzun bir süre de verilebilir. Burada dikkat edilecek konu verilecek sürenin “kesin süre” olmasıdır. Yani süreye uyulmaması durumunda ikinci kez süre verilmesi ya da sürenin uzatılması söz konusu olmayacaktır. Belgenin ibrazı için yasa koyucu o tarafa kesin bir süre verilmesini ön görmekte ise de 220’inci maddenin tamamının birlikte değerlendirilmesi sonucunda öncelikle belge ibraz etmesi istenen tarafa kendisine verilen kesin sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr etmesi durumunda yemin teklifinde bulunulacağı ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmemesi durumunda da mahkemece, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebileceği ihtarını içeren bir yazının gönderilmesi gerekir. Taraf duruşmada hazırsa bu ihtarın duruşma tutanağına yazılması ve ihtarın sözlü olarak yapıldığının tutanağa bağlanması gerekir.  

Kesin süre içinde belgenin mahkemeye sunulması durumunda mahkeme sunulan o belge üzerinde gerekli incelemesini yapar. Eğer sahtelik iddiası varsa bilirkişi incelemesini yaptırır.

Kesin süre içinde belgenin mahkemeye sunulmaması durumunda ise usul hukukumuzdaki mahkemenin kendiliğinden tarafa yemin teklif edebileceği tek durum ortaya çıkar. 6100 sayılı HMK m. 225 ve devamı maddelere göre ancak taraflar dava ve cevap dilekçelerinde yemin deliline dayanmışlarsa karşı tarafa yemin teklifinde bulunabilirler. Bu maddi kapsamında mahkemenin taraflara yemin teklif etme yetkisi bulunmamaktadır. 6100 sayılı HMK m. 220/II ve III yemin delilinin taraflarca istenebileceği kuralının tek istisnasını oluşturmaktadır.

Mahkemece verilen kesin süre içerisinde belgeyi mahkemeye sunmayan ya da ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin mahkemece yemin teklif edilir. Yemin davetiyesi ve yemin teklifi tamamen 6100 sayılı HMK m. 225 ve devam maddelerindeki usullere göre yapılır. Ancak yemin davetiyesi üzerine teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkemenin, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebileceği ihtarı yazılır.  

Yemin davetiyesini alan tarafın davet edilen duruşmada hazır olmaması ya da hazır olup da yemin etmemesi durumunda mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir.

Yemin davetiyesini alan tarafın davet edilen duruşmada hazır olması ve yemini eda etmesi durumunda ise artık davaya konu belgenin elinde bulunmadığı, özenle aradığı hâlde bulamadığı ve nerede olduğunu da bilmediği kesin olarak kanıtlanmış olacaktır. Kanıtlanan bu durumu hakim somut olayın özelliğine göre değerlendirip kararını verecektir.

IV. 6100 SAYILI HMK’YA GÖRE TEKLİF EDİLEN YEMİNİN İADESİ SORUNU: 

6100 sayılı HMK m. 220’ye göre yemin teklif edilen tarafın yemini karşı tarafa iade etmesi ise 225’inci maddede ki tarafların teklif ettiği yemin ile karşılaştırmalı olarak ele alınması gereken bir konudur.

İki yemin türü arasındaki fark öncelikle yemini teklif eden kişi yönünden farklılık oluşturmaktadır. 6100 sayılı HMK m. 225’e göre yemini davanın tarafları teklif edebilir. 220’ye göre ise yemini hakim kendiliğinden eğer bu madde de ki koşullar varsa teklif edebilir. Dolayısıyla yemin teklif edilen tarafın mahkemenin hakimine yemin iade etmesi söz konusu olamayacağı gibi mahkemenin teklif ettiği yeminden ötürü de yemin teklif etmeyen diğer tarafa yeminin iadesi talebinde bulunması mümkün değildir.

İkinci önemli fark hakim 220’inci maddeye göre yemin teklifini yine bu madde de yer alan ve yukarıda açıkladığımız koşulların varlığı halinde yapabilir. Bu koşullar ibrazı istenen belgenin yemin teklif edilen tarafın elinde olduğunun ikrar edilmesi veya belgenin var olduğunun resmî bir kayıtla anlaşılması ya da başka bir belgede ikrar olunması olarak düzenlenmiş olup yasa koyucu ibrazı istenen belgenin yemin teklif edilen tarafta bulunduğuna mahkemece kesin kanaat getirilmesi durumunda yemin teklif etme yetkisini hakime vermiştir. Öyleyse ikrar ya da resmi belge ile tarafta yemin teklif edilen tarafta olduğu anlaşılan belge için yemin teklifinin iade edilmesi de söz konusu olmayacaktır. Ancak bu durum dava ya da cevap dilekçesinde yemin deliline dayanan tarafın 225 ve devamı maddelerine göre karşı tarafa aynı konu hakkında yemin teklif etmesini engellememekte ise de iki yeminin peş peşe yapılmasının dava konusu uyuşmazlığın çözümüne etkisi hakim tarafından dikkatlice değerlendirilmelidir.

V.TİCARİ DEFTERLERİN SUNULMASI İÇİN HMK MADDE 220 UYGULAMASI:

Aşağıya tam metnini aldığımız Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin kararında Yargıtay alacağının varlığını kanıtlamak zorunda olan davacının kendi ticari defterlerini mahkemeye sunmaması durumunda 6100 sayılı HMK m. 220’nin uygulanması gerektiğine karar vermiştir. Söz konusu karara konu dava tasarrufun iptali davası olup davacı davalılardan birinden alacaklı olduğunu, davalılardan biri ise diğer davalı ile davacı arasında gerçek bir alacak borç ilişkisinin var olmadığını ileri sürmektedir. Tasarrufun iptali davalarında görevli mahkemeler asliye hukuk mahkemeleri olması nedeniyle mahkemenin tarafların ticari defterlerini kendiliğinden inceleme yetkisi bulunmamaktadır. Bu yetki 6100 sayılı HMK m. 222/I’e göre sadece ticari davalarda ticaret mahkemelerine verilmiş bir yetkidir. Bu durumda davalı taraf alacak iddiasında bulunan davacı şirketin ticari defterlerine delil olarak dayandıysa davacı tarafın 6100 sayılı HMK m. 119’a göre ticari defterleri mahkemeye sunma zorunluluğu bulunmaktadır. Bu zorunluluğu yerine getirmemesi durumunda ise hakimin ticari defterlerin sunulması için 220’deki kesin süre ve yemin teklifi hükümlerini uygulama yetkisi doğacaktır.

YARGITAY KARARLARI:

6100 SAYILI HMK MADDE 220’YE GÖRE BELGE SUNULMASINA İLİŞKİN KARAR ÖRNEĞİ:  

T.C.

YARGITAY

22. Hukuk Dairesi

ESAS NO       : 2018/1335

KARAR NO  : 2020/6207    

TÜRK MİLLETİ ADINA

YARGITAY İLAMI

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davacı vekilince istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 09/06/2020 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı adına vekili Avukat Rüştü İlkay Turhan geldi. Karşı taraf adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi H. Gülsoy tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y   K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde Kalite Metalurji Müdürlüğü bünyesinde 17/09/2012 tarihine kadar "baş mühendis" ünvanıyla çalıştığını, bu süre zarfında çalışmaları elektronik kart ile belirlendiğini, ancak kalite metalurji müdürü olduğu 17/09/2012 tarihinden sonra, Kalite Metalurji Müdürlüğü'nün işletmenin tüm üniteleriyle irtibatta olması gerekliliğinden ötürü, çok ciddi iş yoğunluğunu da beraberinde getirdiğini, zaten müvekkilin iş sözleşmesinin bitimini müteakip müvekkilden boşalan müdürlük iki ayrı müdürlüğe bölünmek suretiyle iş yükünü paylaştırdığını, bu süre zarfında  müvekkilinin her gün minimum 20:30'a kadar ortalama haftanın 1 günü 22:00'ye kadar çalışmak durumunda kaldığını, bunun yanında istisnasız her cumartesi ve pazar günleri ortalama 4-4,5 saat işe gitmek durumunda kaldığını, genel tatillerde yine çalışmaların devam edip, ulusal bayramlarda hemen hemen tam gün, dini bayramların arifesinde tam gün, dini bayramlarda da ilk gün hariç olarak günde 4-5 saat çalışmanın devam ettiğini belirterek fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatili ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davacının müvekkil şirkette aylık ücretli personel yönetmeliğine tabi olup vardiya düzeni dışında çalışan personelin yaptığı fazla çalışmaların yasal sınırlar içerisinde kalmak kaydıyla aylık ücrete tabi olduğunu, davacının işinin gereği yapmış olduğu fazla çalışmaların ücretine dahil olduğunu, davacının da bu hususu 13/05/2013 tarihinde imzalamış olduğu tutanakla kabul ettiğini beyan ettiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne  karar verilmiştir.

İstinaf Başvurusu:

İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, taraflar vekilleri istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:

Bölge Adliye Mahkemesince, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile husumetli tanık beyanlarına göre hüküm kurulmasının hatalı olduğu gerekçesiyle davanın reddine  dair hüküm kurulmuştur.

Temyiz:

Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı, davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.

Gerekçe:

1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının  aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının fazla çalışma yapıp yapmadığı, hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatillerde çalışıp çalışmadığı noktasındadır.

Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.

Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez. Tanık beyanlarına birlikte çalışma süreleriyle sınırlı olarak değer verilebilir.

Fazla çalışmanın belirlenmesinde 4857 sayılı İş Kanunu'nun 68. maddesi uyarınca ara dinlenme sürelerinin dikkate alınması gerekir.

İş sözleşmelerinde fazla çalışma ücretinin aylık ücrete dahil olduğu yönünde kurallara sınırlı olarak değer verilmelidir. Dairemiz, 270 saatle sınırlı olarak söz konusu hükümlerin geçerli olduğunu kabul etmektedir. Dairemizin kararlılık kazanmış içtihatlarına göre, fazla çalışmanın  ücrete dahil olduğuna dair kural, 1475 sayılı Kanun’un 35/a ve b maddesinde düzenlenen yılda 270 saatle sınırlı olarak geçerlidir. Yılda 270 saati aşan çalışmaların kanıtlanması durumunda karşılığının ödenmesi gerekir.

İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir.

İşçinin imzasını içermeyen bordrolarda fazla çalışma tahakkuku yer aldığında ve tahakkukta yer alan miktarların karşılığı banka hesabına ödendiğinde, tahakkuku aşan fazla çalışmalar her türlü delille ispatlanabilir. Tahakkuku aşan fazla çalışma  hesaplandığında, bordrolarda yer alan fazla çalışma ödeme tutarları mahsup edilmelidir.

Ayrıca hesaplamalardan yıllık izin ve ücretsiz izin ve raporlu olunan sürelerin dışlanması gerekir.

Hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatil çalışmaları da aynı ilkelere tabidir.

Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Tarafın belgeyi ibraz etmemesi” başlıklı 220 nci maddesi ise;

 “(1) İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir.

(2) Mahkemece, ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilir.

(3) Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir.” hükmünü içermektedir.

Somut uyuşmazlıkta; Bölge Adliye Mahkemesince tanıkların husumetli oluşu gerekçesiyle ispat edilemeyen davanın reddi yönünde kurulmuş ise de tanıkların kendi davalarında işyeri kayıtlarına dayalı olarak hüküm kurulduğu gibi tanıkların beyan tarihinde, tanık Rıza Ayrım’ın davasının sonuçlanmış olduğu, İlkay Heper’in davasında rapor aşamasında olduğu, tanıkların kendilerine menfaat temin edecek konumda bulunmadığı, devam eden husumetin varlığından söz edilemeyeceği anlaşılmıştır.  

Dosya içeriğine göre davacı 17.09.2012 tarihine kadar kart bastığını belirterek kapı kayıtlarının celbini talep etmişse de işverence kayıtlar sunulmamıştır. İşverene HMK’nın 220 nci maddesi gereğince kesin süre verilmeli, kesin süre içinde işyerine giriş çıkış kayıtları ibraz edilirse bilirkişilerce gerekli inceleme yapılarak oluşacak sonuca göre, aksi halde HMK’nın 220 nci maddedeki usul gözetilerek duruma göre davacı tarafın beyanı kabul edilerek uyuşmazlık çözüme kavuşturulmalıdır.

17.09.2012 tarihinden sonraki döneme ilişkin olarak ise tanık beyanlarına göre hüküm kurulmalıdır.

Bu nedenle zikredilen ilke kararı uyarınca işyeri giriş-çıkış kayıtları celbedilirse değerlendirilerek, ibraz edilmez ise davacı tanıkları husumetli olmadığından beyanları dikkate alınarak 11 saate kadar olan çalışmalarda 1 saat, 11 saati aşan çalışmalarda ise 1,5 saat ara dinlenme düşülerek davacının talep ettiği alacakları hesaplanarak sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.

Hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olmuştur. 

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, dosyanın gereği için Bölge Adliye Mahkemesine, kararın bir örneğinin ise İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, davacı yararına takdir edilen 2.540,00 TL duruşma vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının talep halinde ilgiliye iadesine, 09.06.2020 gününde oybirliği ile karar verildi.

6100 SAYILI HMK MADDE 220’YE GÖRE TİCARİ DEFTERLERİN SUNULMASINA İLİŞKİN KARAR ÖRNEĞİ:

T.C.

YARGITAY

17. Hukuk Dairesi

ESAS NO       : 2017/3921

KARAR NO  : 2019/11416

TÜRK MİLLETİ ADINA

YARGITAY İLAMI

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı Star Turizm Taş. Oto. Petrol Gıda Emlak San. ve Tic. Ltd. Şti vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:

Davacı vekili, davalı borçlu İb-Ha Petrol Turizm Gıda Taş. Ltd.Şti. hakkında takip yapıldığını, takibin semeresiz kaldığını, dava konusu taşınmazı mal kaçırma amacı ile diğer davalı Star Turizm Taş. Oto. Petrol Gıda Emlak San. ve Tic. Ltd. Şti.'ye sattığını belirterek, bu tasarrufun iptalini talep etmiştir.

Mahkemenin davanın kabulüne ilişkin kararı, Dairemizin 14.03.2016 tarih 2014/22872 Esas, 2016/3110 Karar sayılı ilamı ile 3. kişi konumundaki davalı Star Turizm Taş. Oto. Petrol Gıda Emlak San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin davacı alacaklı ile borçlu davalı arasında gerçek bir alacak borç ilişkisinin bulunmadığını, 3. kişinin taşınmazı kendisine sattıktan sonra tekrar geri almak amacı ile gerçekte olmayan bir alacak için senet düzenlendiğini savunduğu, bu durumda mahkemece davacının dayandığı icra takibine konu edilen senedin hangi ticari veya hukuki ilişkiye dayandığının tespiti açısından davacı ile borçlu davalının ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi vasıtası ile inceleme ve araştırma yapılarak gerçek bir borç - alacak ilişkisi olup olmadığının belirlenmesi, ondan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu karar verilmesinin doğru bulunmadığından bahisle bozulmuş, bozmadan sonra mahkemece  davanın kabulüne  karar  verilmiş; hüküm, davalı Star Turizm Taş. Oto. Petrol Gıda Emlak San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Bozmadan sonra, davacı vekili müvekkilinin tacir olmadığından ticari defterinin bulunmadığını, davalı borçlu vekili ise zamanaşımı nedeni ile 2010-2011 yılına ait ticari defterlerin saklanmadığından ibraz edemeyeceklerini belirtmiş, mahkemece davalı üçüncü kişinin iddiasını ispatlayamadığı gerekçesi ile dava kabul edilmiştir.                    

Davalı üçüncü kişi dava dayanağı alacağın gerçek olmadığı itirazını ileri sürmektedir. Bu itiraz neticesinde karara bağlanacak husus, davacı alacaklı ile davalı borçlu arasında gerçek bir alacak borç ilişkisinin olup olmadığının incelenmesidir. Bir başka değişle davalı üçüncü kişi, davacı alacaklı ile ilgili olarak taraf sıfatı itirazında bulunmaktadır. Zira tasarrufun iptali davasında davacı sıfatı borçludan gerçek bir alacağı bulunan alacaklıya aittir. Bu nedenle,  sadece davacı alacaklı alacağının gerçek bir alacağa dayandığını bu nedenle taraf sıfatına sahip olduğunu ispatlamalıdır. Öte yandan, 6100 sayılı HMK'nın 219'uncu maddesi uyarınca taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar. Aynı Kanun'un 220/3. maddesi uyarınca da belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir. Bu nedenle mahkemece, davalı borçluya HMK'nun 220/3. maddesine uygun olarak ihtar edilmesi, davalının defterlerini ibraz etmemesi halinde yine aynı maddeye göre bir değerlendirme yapması gerekir.

Davacı alacaklı, yargılamanın başından beri ileri sürülen bu husus hakkında, yani alacağın dayanağının gerçek olduğu hususunda somut bir açıklama yapmamıştır.

Bu nedenlerle, HMK'nun 220. maddesine göre ihtar ve sonucuna göre bir değerlendirme yapılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken,  alacağın gerçek olduğunu ispat külfeti davacı alacaklıda olmasına rağmen, bu külfeti ters çevirerek davalı üçüncü kişinin iddiasını ispatlayamadığı gerekçesi ile davanın kabulü doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Star Turizm Taş. Oto. Petrol Gıda Emlak San. ve Tic. Ltd. Şti.  vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı Star Turizm Taş. Oto. Petrol Gıda Emlak San. ve Tic. Ltd. Şti'ye  geri verilmesine 03/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

6100 SAYILI HMK MADDE 220 UYGULAMASINA İLİŞKİN ARA KARAR ÖRNEKLERİ:

6100 Sayılı HMK m. 220'ye göre ara karar örneği – 1 İrsaliye Hakkında:

1-Davacı şirketin dava konusu çeki sipariş avans çeki olarak verildiğini ve karşılığında mal tesliminin yapılmadığını belirttiği davalılardan (…) A.Ş.'nin çekin verilmesine konu malların davacı şirkete teslim edilip edilmediğinin anlaşılabilmesi için irsaliyelerin incelenmesinin davacı şirketin iddialarının kanıtlanması için ispatı zorunlu belge olması ve bu isteğin kanuna uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle, davalı (…) A.Ş.'nin davacıya gönderdiği malların bütün irsaliyeleri ve ilgili belgelerini mahkememize sunması için 6100 sayılı HMK m. 220/I'e göre iki hafta kesin süre verilmesine,

2- İrsaliyeleri mahkememize sunmasına karar verilen davalının kendisine verilen iki haftalık kesin sürede irsaliyeleri mahkememize sunmaması ve aynı sürede, delilleriyle birlikte sunmaması hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermesi ya da irsaliyelerin elinde bulunduğunu inkâr etmesi durumunda davalı (…) A.Ş.'nin yetkilisi (…)'e mahkememizce 6100 sayılı HMK m. 220/II'e göre irsaliyelerin elinde olmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilmesine, 

3-Davalı (…) A.Ş. yetkilisinin kendisine teklif edilen yemini kabul veya icra etmemesi durumunda dosyadaki bilgi ve belgelere göre davaya konu çek konusunda davacı şirketin beyanının kabul edilebileceğinin 6100 sayılı HMK m. 220/III'e göre ihtarına,

6100 Sayılı HMK m. 220'ye göre ara karar örneği – 2 Sahtecilik İddiasında Bulunulan Çek Hakkında:

1-Davacının üzerindeki imzanın sahte olduğunu belirttiği dava konusu çek üzerinde imza incelemesi yapılmasının davacı ve davalı tarafın iddialarının kanıtlanması için ispatı zorunlu belge olması ve bu isteğin kanuna uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle, dava konusu çekin son cirantasının davalı olması ve ilgili bankadan gelen yazı cevabında da çekin bankaya sunulmadığı anlaşılarak davalıya çek aslını mahkememize sunması için 6100 sayılı HMK m. 220/I'e göre iki hafta kesin süre verilmesine,

2-Çeki mahkememize sunmasına karar verilen davalının kendisine verilen iki haftalık kesin sürede çeki mahkememize sunmaması ve aynı sürede, delilleriyle birlikte sunmaması hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermesi ya da çekin elinde bulunduğunu inkâr etmesi durumunda davalıya mahkememizce 6100 sayılı HMK m. 220/II'ye göre çekin elinde olmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilmesine, 

3-Davalı tarafın kendisine teklif edilen yemini kabul veya icra etmemesi durumunda dosyadaki bilgi ve belgelere göre çek konusunda davacı tarafın beyanının kabul edilebileceğinin 6100 sayılı HMK m. 220/III'e göre ihtarına,

 6100 Sayılı HMK m. 220'ye göre yemin davetiyesi metni:

Dava konusu çekin İstanbul (…) İcra Dairesinin (…) sayılı dosyasından gelen 31.01.2020 tarihli yazı cevabında tarafınızda olduğunun anlaşıldığı, çek aslını mahkememize sunmanız için 6100 sayılı HMK m. 220/I'e göre iki hafta kesin süre verildiği, ancak bu süre içinde delilleriyle birlikte sunmamanız hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermediğiniz anlaşılmakla 6100 sayılı HMK m. 220/II'ye göre çekin elinizde olmadığına, özenle aradığınız hâlde bulamadığınıza ve nerede olduğunu da bilmediğinize ilişkin olarak yemin etmek üzere bir sonraki duruşmada hazır olmanıza, mahkememizce resen teklif edilen yemini kabul veya icra etmemeniz durumunda dosyadaki bilgi ve belgelere göre çek konusunda davacı tarafın beyanının kabul edilebileceğinin 6100 sayılı HMK m. 220/III'e göre ihtarına,