tasarrufun iptali davası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tasarrufun iptali davası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Nisan, 2018

TASARRUFUN İPTALİ DAVASININ BEDELE DÖNÜŞMESİ


TASARRUFUN İPTALİ DAVASININ BEDELE DÖNÜŞMESİ

I. GİRİŞ:

2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 277 ve devamı maddelerine göre açılmakta olan tasarrufun iptali davalarında davalılardan birinin iyiniyetli üçüncü kişi durumunda olduğunun anlaşılması durumunda davaya tasarrufun iptali davası olarak devam edilerek yapılan satış ya da bağışlama işlemine konu tasarrufun iptali olarak devamı mümkün olamayacağı için davanın tazminat davası olarak görülmesi zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bu makalemizde 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 283’üncü maddesindeki bu ayrık durumun incelemesini yapacağız.

II. GENEL OLARAK TASARRUFUN İPTALİ DAVASI:

Tasarrufun iptali davaları borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı bir takım hileli işlemlere karşı zarar gören alacaklıların alacağı ölçüsünde yapılan işlemi hükümsüz kılmak için açılan ve dava sabit olduğu takdirde de davaya konu mal üzerinde cebri icra yetkisi veren dava türüdür. Bu davada amaç borçlunun alacaklılarından mal kaçırmasını önlemektir. Bu nedenle borçlu satış ya da bağış işlemini mal kaçırma amacıyla yapar ve işlemin karşı tarafı da bu amaçla işlemin yapıldığını bilir. Dolayısıyla danışıklı işlemin tarafı durumundadır.

III. TASARRUFUN ZİNCİRLEME GERÇEKLEŞMESİ:

Tasarrufun iptali davalarına konu işlemler gerçek hayatta çoğu zaman bir defa değil birbiri ardınca bir kaç kez gerçekleşmektedir. Örneğin alacaklılarından mal kaçırmak isteyen bir borçlu üzerine kayıtlı bir taşınmazı bir başkasına devretmekte, o kişi de kısa bir süre sonra aynı taşınmazı bir üçüncü kişiye devretmekte ve üçüncü kişi de bir süre sonra dördüncü bir kişiye devretmektedir. Bu durumda taşınmazı devir alan kişilerin hepsinin danışıklı durumda bulunduklarının ispatı güçleşmekte ve özellikle son devir alan kişinin iyiniyetli üçüncü kişi durumunda olma olasılığı ortaya çıkmaktadır. Makalemizin konusunu da bu durum oluşturmaktadır.

Tasarrufun zincirleme şekilde gerçekleşmesi ve her bir tasarrufun danışıklı olduğunun yargılama sonucunda kanıtlanması durumunda bütün tasarrufların iptaline ve cebri icra yetkisi verilmesine kararı verebilecektir. Bu durumda hukuki bir sorun yoktur. Ancak son tasarrufu yapan ve taşınmazı devralan kişi gerçekten de iyiniyetli ise ve önceki tasarrufların alacaklılardan mal kaçırmak için yapıldığını bilmiyorsa bu durumda danışıklı işlemler kesintiye uğramış olacaktır. Son tasarruf ile taşınmazın ilk sahibinin yaptığı danışıklı satış işlemine konu tasarruf arasındaki nedensellik/illiyet bağı kesileceği için artık son tasarruf hakkında tasarrufun iptali kararı verilemeyeceği gibi o taşınmaz hakkında da cebri icra yetkisi verilemeyecektir.

IV. TASARRUFUN İPTALİ DAVASININ BEDELE DÖNÜŞMESİ:

Taşınmazın son sahibinin iyiniyetli olması olasılığına ilişkin olarak 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 283’üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki düzenlemeyi getirmiştir.

İptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs nakden tazmine (Davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkum edilir.”

Konuyu somut örnekle açıklayacak olursak alacaklılarından mal kaçırmak isteyen borçlunun üzerine kayıtlı bir taşınmazı bir başkasına devrettiğini, o kişinin de kısa bir süre sonra aynı taşınmazı bir üçüncü kişiye devrettiğini ve üçüncü kişinin de bir süre sonra dördüncü bir kişiye aynı taşınmazı devrettiğini kabul edelim. Dördüncü kişinin önceki tasarrufların danışıklı olarak alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla yapıldığını bilmediğini ve iyiniyetli olduğunun da yargılama esnasında tespit edildiğini kabul edelim. Bu durumda son tasarruf hakkında iptal kararı ve taşınmaz hakkında da cebri icra yetkisi verilemeyecektir. Borçlu haricindeki önceki kayıt malikleri olan ve taşınmazı ikinci ve üçüncü kez satın alan kişiler danışıklı tasarrufların tarafı oldukları için İİK m. 283/II hükmüne göre davacının alacağı miktarı kadar tazminat ödemeye mahkum edileceklerdir. Aynı maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarına göre bu kişilerin yani ikinci ve üçüncü tasarrufu yapanların da asıl borçluya rücu hakları bulunmaktadır. Asıl borçlu yönünden ise bir tazminata hükmedilmez. Çünkü asıl borçlu zaten asıl borç miktarı kadar sorumludur. Burada danışıklı tasarrufa taraf olan kişilere hükmedilen tazminat alacaklının alacağını tahsil etmesini sağlayacak bir mal varlığı değerinin borçlunun mal varlığından çıkmasına yardımcı olarak alacaklıya zarar vermelerinden ileri gelmektedir.

Konuya ilişkin Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2015 / 5305 Esas; 2018 / 647 Karar ve 06.02.2018 Tarih sayılı kararı aşağıdadır.

V. ÖRNEK YARGITAY KARARI:

T.C.
YARGITAY
17. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2015/5305
KARAR NO : 2018/647
TARİH : 06.02.2018

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacılar ve davalılar Metin Şenocak ile Adnan Topuz vekillerince istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 12.12.2017 Salı günü davacılar vekili Av. Deniz Lus ile davalı Adnan Topuz (Asil) ve vekili Av. Şafak Güleç ve davalı Serpil Seven (Asil) geldiler. Diğer davalılar tarafından gelen olmadı. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraf vekilleri dinlendikten sonra vaktin darlığından dolayı işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmış olup dosya incelendi, gereği düşünüldü.

-K A R A R-

Davacı alacaklı vekili, borçlu davalı Metin hakkında takip başlatıldığını, borçlunun alacağı karşılayacak mal varlığı bulunmadığı, alacaklılardan mal kaçırma amacı ile taşınmazlarını diğer davalılar devrettiğinden, bu devirlere ilişkin tasarrufların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Metin, borçlarını ödeyemediği için davacının yasal yollara başvurma endişesi ile taşınmazlarını güvendiği şahıslara kağıt üzerinde devir yaptığını belirtmiştir.

Davalı Adnan vekili, müvekkilinin iyiniyetli üçüncü şahıs olduğunu, taşınmazı borçludan değil davalı Hasan'dan satın aldığını ve üzerindeki ipoteği kaldırdığını, haksız açılan davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Davalı Serpil, taşınmazı banka kredisi ile rayiç bedelden aldığını belirtmiştir.

Davalı Murat, duruşmalara katılmamış ve cevap dilekçesi sunmamıştır.

Mahkemece, satışların piyasa değerinin çok çok altında kaldığı davalıların alacaklılarını zarara uğratma kastını bildiği kabul edilmiş, davacının açtığı menfi tespit ve aciz belgesinin iptali davalarının reddedilmiş olması nedeniyle davalı Metin'in savunmasına itibar edilmediği, davalılar Hasan ve Adnan'ın da bu silsileler içinde yer aldığı anlaşıldığından bahisle davanın kabulüne, son malik Serpil Seven' in gayrimenkulü bilerek devraldığı kötü niyeti tespit edilemediği gerekçesi davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ile davalılar Metin ve Adnan vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, İİK.277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.

1-Davalı Metin vekilinin temyiz istemi mahkemece 12.08.2014 tarihli ek karar ile nispi temyiz harcını yatırmadığından reddedilmiş bu Ek karar da süresi içinde anılan davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosya kapsamından davacının açtığı davanın borçlu Metin ile mecburi dava arkadaşı olan üçüncü kişi konumunda olana Murat tarafından temyiz edilmediğinden davalı Metin'in nispi temyiz harcını yatırmak zorunda olduğu, anılan davalı maddi gücü olmadığından nispi temyiz harcını yatıramadığını, adli müzaheret talebinin kabul edilmesini talip etmiştir. 6100 s. HMK’nın 336/3 maddesi uyarınca kanun yollarına başvuru sırasında adli yardım talebi bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya yapılır. Belirtilen bu yasa hükmü çerçevesinde davalı Metin vekilinin adli yardım talebi Dairemizce incelenmiş, yapılan inceleme sonucunda davacının adli yardım talebini haklı kılacak belgeleri sunamadığı ve ayrıca kendisinin aciz halinde olmadığına dair dava açmak suretiyle adli yardım talebinin dayanaksız olduğunu ortaya koyduğu anlaşıldığından bu yöndeki talebinin reddine karar vermek gerekmiş ve temyiz harçları yatırılmamış olduğu anlaşıldığından mahkemenin temyiz dilekçesinin reddine ilişkin 12.08.2014 tarihli Ek kararın onanması gerekmiştir.

2-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere davalı Adnan vekilinin ve davacı alacaklı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

3-İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.

Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK. md.283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.

Borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabi tasarrufları, üç grup altında ve İİK’nun 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenmiştir. Ancak, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar, sınırlı olarak sayılmış değildir. Kanun, iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hakimin takdirine bırakmıştır (İİK md. 281). Bu yasal nedenle de, davacı tarafından İİK’nun 278, 279 ve 280.maddelerden birine dayanılmış olsa dahi, mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebilir (Y.H.G.K. 25.11.1987 Tarih, 1987/15-380 Esas ve 1987/872 Karar sayılı ilamı). Genelde denilebilir ki, borçlunun iptal edilebilecek tasarrufları, alacaklılarından mal kaçırılmasına yönelik olarak yapılan ivazsız veya aciz halinde yapılan tasarruflar ile alacaklılarına zarar verme kastıyla yapılan tasarruflardır.

Somut olayda, dava konusu tasarrufların borcun doğumundan sonra yapıldığı ve davalı borçlunun aciz halinin bulunduğu sabit olmuştur. Dava konusu 1998 ada 19 parsel 10 nolu bağımsız bölüm 24.04.2007 tarihinde borçlu Metin tarafından davalı Murat'a o de 18.05.2007 tarihinde davalı Hasan'a, o da 19.06.2007 tarihinde davalı Serpil'e satmıştır. Diğer dava konusu 787 parsel 5 nolu bağımsız bölüm ise 25.04.2007 tarihinde borçlu tarafından davalı Murat'a o da 17.05.2007 tarihinde davalı Adnan'a devretmiştir. Davalılar Murat ve Hasan hakkında verilen kabul kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalı Adnan yönünden ise verilen karar gerekçesi yetersiz olmakla birlikte sonuç itibari ile doğru olmuştur.

Tasarrufun iptali davalarında 3. kişinin borçludan satın aldığı malı elinden çıkarması ve satın alan dördüncü kişinin davaya dahil edilmemesi ya da davaya dahil edilmekle birlikte iyi niyetli olduğunun anlaşılması halinde İİK’nın 283/2 maddesi uyarınca bedele dönüşen davada üçüncü kişinin dava konusu malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında bedelle sorumlu tutulması gerekir. Aynı şekilde davalı borçlunun borcundan dolayı dava konusu taşınmaz cebri icra yolu ile satılması halinde de davalı 3. kişi elinde bir bedel kalır ise bu bedel ile sorumlu tutulur.

Somut olayda, dava konusu 1998 ada 19 parsel 10 nolu bağımsız bölüm 20.04.2007 tarihinde borçlu tarafından davalı Murat'a o da 18.05.2007 tarihinde davalı Hasan'a onun tarafından da 19.06.2007 tarihinde davalı Serpil'e satılmıştır. Davalı Serpil'in kötü niyet kanıtlanmadığından onun hakkındaki davanın reddi yerinde ise de bu taşınmazla ilgili olarak hüküm kurulmamış olması usul ve yasaya aykırı olmuştur.

4-Dava konusu 787 ada 5 nolu bağımsız bölüm ile ilgili olarak tüm tarafları yönününden dava kabul edildiğine göre taşınmaz satışının takip konusu alacak ve ferileri ile sınırlı olarak iptaline karar verilmesi gerekirken, tazminata hükmedilmesi ve bu tazminattan davalı Adnan'ın da sorumlu tutulması hatalı olmuştur.

5-Kabule göre,

a. Davanın bedele dönüşmesi halinde, davalıların taşınmazları ellerinden çıkardıkları tarihteki taşınmaz bedeli kadar tazminattan sorumlu tutulmaları gerekirken, tazminat miktarı belirtilmeden kararın infaz kabiliyeti olmayacak şekilde hüküm tesisi de isabetsizdir.

b. Mahkemece bedele karar verilirken, bu bedelden borçlunun sorumluluğu söz konusu olmaz, davanın amacı zaten borçludan tahsil edilemeyen alacağın tahsiline yönelik olduğundan borçluyu tazminatla sorumlu tutarak alacağın ikinci kez tahsiline olanak sağlayacak şekilde karar verilmesi de usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ:

Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı borçlu Metin vekilinin temyiz dilekçesinin reddine ilişkin 12.08.2014 tarihli Ek kararın ONANMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı Adnan vekilinin ve davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 3 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davacı alacaklı vekilinin 4 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı Adnan vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 1.480,00 TL vekalet ücretinin davalı Adnan Topuz'dan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacılara verilmesine, 1.480,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalı Adnan Topuz'a verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalı Adnan Topuz'a geri verilmesine, aşağıda dökümü yazılı 10,70 TL kalan harcın temyiz eden davalı Metin Şenocak'dan alınmasına 06.02.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Başkan Üye Üye Üye Üye

A.Ş.Sertkaya B.Demirel H.Tuztaş R.Eğri B.Aydın

11 Nisan, 2017

TASARRUFUN İPTALİ DAVALARINDA YETKİ İTİRAZI VE ZORUNLU DAVA ARKADAŞLIĞI


TASARRUFUN İPTALİ DAVALARINDA
YETKİ İTİRAZI VE ZORUNLU DAVA ARKADAŞLIĞI

I. GİRİŞ:

Bu makalemizde tasarrufun iptali davalarında yetki itirazının önemli bir ayrıntısı olan zorunlu dava arkadaşlığının yetki itirazına etkisini tartışacağız.

II. TASARRUFUN İPTALİ DAVASI:

Tasarrufun iptali davaları 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Günlük hayatımızda borçlu kişiler genellikle haciz öncesinde bir kısım mallarını hacizden kurtarmak için haciz uygulanmadan önce başkalarına muvazaalı/danışıklı olarak satış yapmaktalar. Yapılan bu satış gerçekte bir satış işlemi değil haciz tehlikesine karşı yapılmış bir danışıklı işlem niteliğindedir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı bu şekilde kötüniyetli hareket eden borçlulara karşı alacaklıların haklarını korumalarına yardımcı olan bir dava türüdür.

III. TASARRUFUN İPTALİ DAVALARINDA YETKİLİ VE GÖREVLİ MAHKEME:

Tasarrufun iptali davaları için 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu özel bir yetki ve görev düzenlemesine gitmemiştir. Bu nedenle 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 50’inci maddesinin göndermesi ile bu davalarda yetki ve görev 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre belirlenecektir.

Tasarrufun iptali davaları mal varlığı değerlerine ilişkin olması nedeniyle 6100 sayılı HMK m. 2 uyarınca asliye hukuk mahkemelerinin görev alanındadır.

Yetkiye gelince HMK’da tasarrufun iptali davaları ile ilgili özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle HMK m. 6’daki genel yetki kuralı uygulanır. Yani davalının bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Dava taşınmazın aynını ilişkin olmadığından taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olacağına ilişkin hüküm bu davalarda uygulanmaz.

Tasarrufun iptali davalarında en az iki davalı bulunur. Biri borçlu diğeri ise borçlunun malını devrettiği üçüncü kişi. Bu iki kişinin yerleşim yerleri farklı ise bu durumda davacı HMK m.7’ye göre her iki davalının yerleşim yerinden birini tercih ederek davasını açabilecektir.

IV. TASARRUFUN İPTALİ DAVALARINDA ZORUNLU DAVA ARKADAŞLIĞI:

Tasarrufun iptali davalarında hem borçlunun hem de borçlunun taşınmazını devrettiği üçüncü kişinin davalı olarak gösterilmesi zorunludur. Çünkü dava sonucunda verilecek hüküm her ikisinin de mal varlığında bir değişikliğe neden olacaktır. Borçlunun taşınmazını muvazaalı/danışıklı olarak devrettiği anlaşılırsa tasarrufun iptaline yani satışın iptaline karar verilecektir. Bu durumda taşınmazı satın almış olan üçüncü kişinin adına kayıtlı olan tapu kaydı iptal edilecek ve borçlu davalının adına yeniden tapu kaydı oluşturulacaktır. Dolayısıyla her iki davalı içinde tek bir hüküm kurulması zorunluluğu bulunmaktadır. Bu hükme karşı her ikisinin de itiraz kanun yoluna gidebilmeleri için her ikisinin de davada taraf olmaları zorunludur. Bu nedenle her iki davalı açısından zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Nitekim HMK m. 59’a göre;

Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hallerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır”

V. ZORUNLU DAVA ARKADAŞLIĞININ YETKİ İTİRAZINA ETKİSİ:

HMK m. 60’a göre;

Mecburi dava arkadaşları, ancak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaşlığında, dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır. Ancak, duruşmaya gelmiş olan dava arkadaşlarının yapmış oldukları usul işlemleri, usulüne uygun olarak davet edildiği hâlde duruşmaya gelmemiş olan dava arkadaşları bakımından da hüküm ifade eder.”

Usul kanununun bu maddesine göre “dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır” dolayısıyla yetki itirazında bulunacak olan davalının yetki itirazının geçerli olması aynı itirazı diğerinin de ileri sürmesine bağlıdır. Örneğin davalı borçlunun yetki itirazında bulunmasına karşın davalı üçüncü kişi süresi içinde böyle bir itirazda bulunmamışsa bu itiraz geçerli bir yetki itirazı olmayacaktır. Davalı borçlu yetki itirazında bulunmuşsa ve davalı üçüncü kişide yetki itirazında bulunmuşsa o zaman her ikisinin de yetki itirazını usulüne uygun şekilde yapıp yapmadığına bakılacaktır. Yani yetki itirazları süresinde mi? Yetki itirazlarında yetkili mahkemeyi göstermişler mi? Eğer yetki itirazı süresinde ve yetki itirazında yetkili mahkemeyi de göstermişlerse bu durumda geçerli bir yetki itirazı var demektir ve mahkemece yetki itirazı öncelikle karara bağlanmak zorundadır. Nitekim tam metnini aşağıya alıntıladığımız Yargıtay kararında Yargıtay’da aynı tespitte bulunmuştur.

VI. YARGITAY KARARI:

T.C.
YARGITAY
17. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2014/17147
KARAR NO : 2014/13325
TARİH : 14.10.2014

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı mahkemenin yetkisizliğine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, davalı borçlu Ayhan Özyirmidokuz hakkında yaptıkları takip sırasında borçluya ait Mobil İletişim AŞ ait (B) grubu hisselerinin 199.000 adetini davalı Aydın Mıstaçoğlu'na 500 adet hissesini ise diğer davalı Rasim Mıstaçoğlu'na alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla adına devir ettiğini tesbit ettiklerinden İİK'nun 277 ve devamı maddelerine göre borçlu ve davalı üçüncü kişiler arasındaki tasarrufun iptalini istemişlerdir.

Davalı Aydın ve Rasim Mıstaçoğlu vekilleri,süresinde ayrı ayrı verdikleri cevap dilekçeleri İstanbul olması nedeni ile yetkili mahkemenin İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu belirterek yetki itirazında bulunmuşlardır.

Davalı borçlu, duruşmalara katılmamış ve cevap dilekçesi sunmamıştır.

Mahkemece, davacı alacaklı ve borçlu arasında imzalanan sözleşme ile yetkili mahkemenin Adana olduğu belirtilmiş ise de bunun sözleşmenin taraflarını bağladığı üçüncü kişiler yönünden bağlayıcılığı olmadığı, ancak davalı üçüncü kişilerin süresinde yetki itirazında bulundukları ve ikametgahlarının İstanbul olması nedeni ile ortak yetkili mahkemenin İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi olduğundan mahkemenin yetkisizliğine istem halinde dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Uyuşmazlık, İİK'nun 277 ve devamı maddelerine göre açılan tasarrufun iptali davasına ilişkindir.

Bu tür davalarda, borçlu ve üçüncü kişiler zorunlu dava arkadaşı olup davalı tarafında yer almaları gerekmektedir. Öte yandan tasarrufun iptali davasında yetki kamu düzenine ilişkin olmadığından yetki itirazının zorunlu dava arkadaşı olan borçlu ve üçüncü kişiler tarafından birlikte ve süresinde yapılması gerekir. Somut olayda itiraz sadece davalı üçüncü kişiler tarafından ileri sürülmüş, borçlunun böyle bir itirazı olmamıştır.

Bu durumda, zorunlu dava arkadaşı olan davalıların usule uygun olarak yaptıkları bir itiraz olmadığından mahkemece, sadece üçüncü kişilerin itirazı ile yetkisizlik kararı vermesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı alacaklıya geri verilmesine 14.10.2014 günü oy birliğiyle karar verilmiştir.

Başkan Üye Üye Üye Üye
A.Velioğlu A.Ş.Sertkaya A.Orhan M.Özcan S.Kul

06 Mart, 2017

KESİN VE GEÇİCİ ACİZ VESİKASININ HUKUKİ DENETİMİ VE TASARRUFUN İPTALİ DAVASI


KESİN VE GEÇİCİ ACİZ VESİKASININ HUKUKİ DENETİMİ VE

TASARRUFUN İPTALİ DAVASI 

I.GİRİŞ:

Ülkemizde çok sık karşılaşılan durumlardan biri de haciz öncesi borçluların hacizden mal kaçırmak için muvazaalı/danışıklı işlemler yapmalarıdır. Bu işlemlerin iptali için 2004 sayılı İİK m. 277 ve devamı maddelerine göre iptal davaları açılmaktadır. Bu makalemizde tasarrufun iptali davalarında ön koşul olarak istenen aciz belgesinin tasarrufun iptali davasına bakan mahkemece denetlenip denetlenemeyeceği konusu üzerinde duracağız.

II.TASARRUFUN İPTALİ DAVASINA BAKAN MAHKEMENİN YAPACAĞI İNCELEME:

Tasarrufun iptali davasına bakacak olan mahkeme bu davaların ön koşulu olan geçici ya da kesin aciz vesikasının bulunup bulunmadığını incelemekle yükümlüdür. Tasarrufun iptali davalarında davaya bakacak mahkemenin yapacağı inceleme bununla sınırlı olup daha fazlasını araştırma yetkisi bulunmamaktadır. Nitekim Yargıtay HGK aşağıya alıntıladığımız 29.02.2012 tarih 2012/17-49 Esas; 2012/114 Karar sayılı kararında;

“Aciz belgesi borçlunun mal varlığının alacaklının alacağını karşılamaya yetmediğini gösteren tek ispat aracıdır. Bu nedenle de, aciz belgesi dava yoluyla iptal edilmedikçe, bu belgeye rağmen borçlu, mal varlığının alacaklının alacağını karşılayabileceğini ileri süremez. Aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağı, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 8. maddesi gereğince aksi sabit oluncaya kadar geçerli belge niteliğindedir. Açılan iptal davasında davacının dayandığı aciz belgesi şikayet veya itiraz yoluyla İcra Hakimliğince ortadan kaldırılmadıkça, mahkemece, gerek re’sen, gerekse davalının savunması doğrultusunda usulüne uygun şekilde düzenlenmiş olup olmadığı konusunda inceleme yapılamaz. Bu nedenle hukuken geçerliliğini muhafaza eden aciz belgesinin varlığı halinde borçlunun borcu karşılayacak başka mallarının bulunduğu, yeterli araştırma yapılmadan aciz vesikası düzenlenmiş olduğu iddiası dinlenemez.”

tespitinde bulunmuştur.

Dolayısıyla tasarrufun iptali davasına bakan mahkeme belgenin kesin ya da geçici aciz vesikası niteliğinde olup olmadığını şeklen incelemeye yetkisi vardır ancak esasta borçlunun başkaca malvarlığı bulunup bulunmadığını inceleme yetkisi yoktur. Aciz vesikasının içeriğine itiraz etmek isteyen borçlu bu itirazını icra hukuk mahkemesinde açacağı bir şikâyet davası ile yerine getirmesi gerekir ki bu yola başvurması durumunda tasarrufun iptali davasına bakan mahkemenin icra hukuk mahkemesi dosyasını bekletici sorun yapması gerekir.

III.YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

T.C.

YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO       : 2012/17-49

KARAR NO  : 2012/114     

Taraflar arasındaki "Tasarrufun İptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Trabzon 3. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 26.07.2007 gün ve 2003/164 Esas, 2007/232 Karar sayılı kararın incelenmesi, davacı Banka vekili ile davalılar Nazan Sürmen, Abdulkadir Kolot, Fethiye Kolot ve Nurcan Alioğlu vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17.Hukuk Dairesi’nin 10.05.2010 gün ve 2010/20 Esas, 2010/4399 Karar sayılı ilamı ile;

(…Davacılar vekili, davalı borçlu Kazım aleyhine icra takibi yaptıklarını, borcu karşılayacak malı bulunmadığını ileri sürerek borçlunun dava konusu taşınmazlardaki hisselerini, eşit oranlarda diğer davalılara satışına ilişkin tasarrufun iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekilleri davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davalı borçlunun bir kısım taşınmazlarının haczedilmiş olduğu bu taşınmazlar satılmadan aciz halinin belirlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş hüküm davacı vekili ile vekalet ücretine yönelik olarak davalılar vekilince temyiz edilmiştir.

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Dava İİK’nın 277 vd maddelerine dayalı olarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Tasarrufun iptali davasını elinde geçici veya kesin aciz belgesi bulunan alacaklı açabilir. (İİK.m.277 ) Bu husus, dava şartı olup, hâkim görevi gereği doğrudan gözetmek zorundadır.

Somut olayda, davacı tarafından İİK’nın 143.maddesi gereğince kesin aciz belgesi dosyaya sunulmuş değildir. Dosyaya ibraz edilen 21/10/2005 tarihli geçici aciz belgesi ise İcra Müdürlüğü tarafından düzenlenmiş olup İcra Müdürlüklerinin geçici aciz belgesi düzenleme yetkisi bulunmamakla birlikte davanın dayanağı olan 1999/940 esas sayılı takipte ve 1999/936 sayılı takipte borçlunun borcu karşılayacak miktarda malvarlığı olmadığı belirlenmiştir. 1999/936 esaslı takipte verilen rehin açığı belgesi ve 1999/940 sayılı takipte düzenlenen geçici aciz belgesinin verildiği tarihte dosya alacağının ulaştığı 3.499.057 YTL ve hacizli taşınmazların yapılan kıymet takdirleri ile haciz tutanakları ve tüm icra dosyası kapsamı da borçlunun aciz halini göstermektedir. Hal böyle olunca mahkemece aciz halinin varlığı kabul edilerek davanın diğer şartlarının araştırılıp sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde haczi kabil mal bulunmadığına dair bir ilamın aranması ve kıymet takdirlerine göre yetersizliği açık bulunan taşınmazların satılmadığı gerekçesine dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Bozma nedenine göre davalılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir..) gerekçesi ile davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına, bozma nedenine göre davalılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilerek dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

KARAR 

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.

Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili ile bir kısım davalılar vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçeyle bozulmuştur.

Yerel mahkemece önceki kararda direnilmiş; hükmü, davacı vekili ile bir kısım davalılar vekili temyize getirmiştir.

1-Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde:

Hemen belirtmelidir ki, İİK’nun 143.maddesi gereğince düzenlenmiş bir kesin aciz belgesinin, davacı alacaklı tarafından, dosyaya sunulmadığı çekişmesizdir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kesin aciz belgesi ibraz edilmemekle birlikte, bu belge yerine geçecek nitelikte bir haciz tutanağının düzenlenip düzenlenmediği; bu bağlamda eldeki davanın dayanağı takip dosyalarında düzenlenen haciz tutanaklarında borçlunun borcu karşılayacak miktarda malvarlığı olup olmadığının belirlenip belirlenmediği; sonuçta da borçlunun aciz halinin usulünce kanıtlanıp kanıtlanmadığı noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle “tasarrufun iptali” davasının hukuki nitelikleri irdelenmelidir:

Tasarrufun iptali, borçlu tarafından alacaklısını zarara uğratmak kastıyla gerçekleştirilen tasarruftan zarar gören alacaklının, borçlunun mal varlığından çıkarmış olduğu, mal ve hakların veya bunların yerine geçen kıymetlerin, tekrar borçlunun mal varlığına geçmesini sağlamak ve bu yolla alacağını elde etmek amacıyla açtığı davadır.

Alacaklı tarafından açılan böyle bir dava ile cebri icra yolunun tamamlanması amaçlanır. Önemle belirtmelidir ki, amaç, yapılan tasarrufların butlanına hükmedilmesi olmakla birlikte, burada maddi hukuk anlamında bir butlan söz konusu değildir. Zira, sözü edilen tasarruf, temelinde geçerli bir tasarruftur. Açılan dava kanıtlandığı takdirde tasarruf tamamen iptal edilmez. Sadece dava konusu mal borçlunun mal varlığından hiç çıkmamış addedilerek, alacaklı bu malı haczettirerek sattırıp, satış bedelinden alacağını elde etme olanağını bulur.

Dolayısıyla, tasarrufun iptali sadece, bu davayı açan alacaklının, kendisini zarara uğratmak kastıyla hareket eden borçludan cebri icra yoluyla alacağını tahsiline olanak sağlayan bir yoldur.       

İptal davasının açılma ve görülme koşullarına gelince; Bunların ilki; icra takibi ile ilgili koşullar olup; takip tarihinde kesinleşmiş bir alacak bulunması, icra takibinin kesinleşmiş olması, tasarrufu yapanın tasarrufun yapıldığı tarihte borçlu durumunda olmasıdır. Diğer bir koşul da tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılması gereğidir. Son olarak; borçlu hakkında alınmış aciz vesikasının bulunması da üçüncü koşulu oluşturmaktadır.

Sayılan bu koşullardan “borçlu hakkında alınmış aciz vesikasının bulunması” koşulunun irdelenmesi, somut olayın çözümünde önem taşımaktadır.

Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için, borçlu hakkında alınmış geçici (İİK m. 105) veya kesin (İİK m. 143) aciz belgesinin bulunmasına gerek vardır.

“Borç Ödemeden Aciz Vesikası başlıklı 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)’nun 105. maddesine göre, borçlunun adresinde haczi kabil mal bulunamaması halinde, haciz tutanağı aynı Kanunun 143. maddesindeki aciz vesikası hükmünde sayılır. Ayrıca, İcra Müdürlüğünce takdir edilen kıymete göre haczi kabil malların kifayetsizliğinin anlaşıldığı hallerde de tutanak muvakkat aciz vesikası yerine geçerek alacaklıya 277 maddede yazılı hakları verir. 

Haczedilen malların paraya çevrilmesi ile paylaştırma sonucunda alacağını tamamen alamamış olan alacaklıya ödenmeyen alacak bölümü için İcra Müdürlüğünce kendiliğinden verilen belge borç ödemeden aciz belgesidir.

Aciz belgesi borçlunun mal varlığının, alacaklının alacağını karşılamaya yetmediğini gösteren tek ispat aracıdır. Aciz belgeleri; haciz tutanakları, rehin açığı belgesi, iflasla ilgili aciz belgesi, kesin aciz belgesi ve geçici aciz belgesi olarak sıralanabilir.

Haczedilen menkul ve gayrimenkuller hakkında, haczin yapıldığı mahalde haczi yapan memur tarafından bir tutanak düzenlenir. Haciz tutanağına alacaklı ve borçlunun ad ve soyadları, alacağın miktarı, haczin yapıldığı gün ve saat, haczedilen malların cins ve miktarı ile kıymetleri ve varsa üçüncü kişilerin iddiaları yazılarak haczi yapan memur tarafından imza edilir (İİK. m.102). Ayrıca hazır bulunan alacaklı, varsa vekili, borçlu, yediemin ve bilirkişiler de tutanağı imza ederler. Borçlunun haczedilen malları alacağı karşılamaya yeterli olmazsa veya haczi kabil mal bulunmazsa bunlar da tutanağa yazılır (İİK.m.102/son). Alacaklı veya borçlu haciz sırasında hazır değilse, kendilerine tebligat yapılarak üç gün içinde tutanağı inceleyip diyecekleri varsa bildirmeleri için davet olunurlar (İİK.m.103). Bu üç günlük süre, yapılan haciz işlemine karşı şikayet süresinin başlamasını sağlamak amacına yöneliktir.

Haczedilebilir hiçbir mal bulunmadığını saptayan haciz tutanağı borç ödemeden kesin aciz belgesi hükmündedir (İİK. m. 143).

İcraca takdir edilen kıymete göre haczedilen malların alacağı karşılamadığı anlaşılırsa buna ilişkin haciz tutanağı da geçici aciz belgesi sayılır (m.105/2).

Borçlunun haczi kabil malı bulunmadığının haciz tutanağında açıkça yazılı olması gerekir. Aksi halde tutanak aciz belgesi niteliği taşımaz.

Geçici aciz belgesi, kesin aciz belgesinden farklı olarak İİK.68 madde anlamında borç ikrarını havi bir senet niteliğinde değildir. 

İcra takibi sırasında verilen geçici rehin açığı belgesi ise, alacaklının satış talebi üzerine rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takibin devamı sırasında takdir edilen ve kesinleşen kıymete göre rehnin alacağı karşılamayacağının anlaşılması halinde, alacaklının talebi üzerine kendisine açık kalan miktar için verilen belgedir (İİK. m.150/f). Ancak, rehin açığı belgesi, aciz belgesi niteliğinde olmadığından bu belgeye dayanılarak tasarrufun iptali davası açılamaz.

2004 sayılı İİK’nun 143. maddesinde tanımını bulan ve icra takibi sonunda paraların paylaştırılmasından sonra alacaklıya verilen belge niteliğinde olan kesin aciz belgesi ise İİK. m.68 anlamında borç ikrarını havi bir senet mahiyetinde olup alacaklıya iptal davası açma hakkını verir.

Ayrıca haciz sırasında borçlunun haczedilebilir hiçbir malı bulunmazsa, bunu belgeleyen haciz tutanağı da 143. madde anlamında kesin aciz belgesi niteliğindedir. Tutanak, doğrudan doğruya kesin aciz belgesi yerine geçtiğinden alacaklıya ayrıca bir aciz belgesi verilmez.

İcra memurunun borçlunun haczi kabil malının bulunup bulunmadığını araştırması ve haciz tutanağında açıkça göstermesi gerekir. Şayet borçlunun haczedilebilir malının bulunduğu anlaşılmışsa kesin aciz belgesi verilemez.

Aciz belgesine dayanılarak açılan iptal davası sırasında, aciz belgesinin iptali için dava açıldığı ileri sürülürse ve belgelenirse açılan bu davanın tasarrufun iptali davasının sonucuna etkisi olacağından ön mesele yapılması gerekir.

Aciz belgesinin alacaklının yaptığı icra takibi ile ilgili olması gerekir. Bir başka alacaklının kendi alacağı ile ilgili olarak alınan aciz belgesine dayanılarak iptal davası açılamaz.

Aciz belgesi borçlunun mal varlığının alacaklının alacağını karşılamaya yetmediğini gösteren tek ispat aracıdır. Bu nedenle de, aciz belgesi dava yoluyla iptal edilmedikçe, bu belgeye rağmen borçlu, mal varlığının alacaklının alacağını karşılayabileceğini ileri süremez.

Alacaklının bu belgelere dayanarak tasarrufun iptali davası açması mümkündür. 

Geçici ve kesin aciz belgelerinin varlığı, dava koşulu olduğundan mahkemece re’sen araştırılması gerekir.

Aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağı, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 8. maddesi gereğince aksi sabit oluncaya kadar geçerli belge niteliğindedir.

Açılan iptal davasında davacının dayandığı aciz belgesi şikayet veya itiraz yoluyla İcra Hakimliğince ortadan kaldırılmadıkça, mahkemece, gerek re’sen, gerekse davalının savunması doğrultusunda usulüne uygun şekilde düzenlenmiş olup olmadığı konusunda inceleme yapılamaz.

Bu nedenle hukuken geçerliliğini muhafaza eden aciz belgesinin varlığı halinde borçlunun borcu karşılayacak başka mallarının bulunduğu, yeterli araştırma yapılmadan aciz vesikası düzenlenmiş olduğu iddiası dinlenemez.

İflas idaresi veya İdarenin verdiği yetkiyle dava hakkı kendisine devredilen alacaklı tarafından iptal davasının açılması halinde, aciz vesikasına gerek yoktur.

Kesin veya geçici aciz belgesinin varlığı davanın ön koşulu ise de, bunun davanın açılmasından önce alınması zorunlu değildir. Davanın açılmasından sonra alınabileceği gibi, temyiz aşamasında ve hatta bozmadan sonra bile alınıp ibraz edilmesi yeterli olur. Önemli olan husus bu belgenin davanın açılmasından önceki bir takibe dayalı olmasıdır. Karar kesinleşinceye kadar alınıp ibraz edilmesi mümkündür. Mahkemece dava açıldığı sırada aciz belgesinin yokluğundan dolayı davanın reddi mümkün değildir. Dava sürerken ikmali olanaklı dava şartlarındandır.

Nitekim Hukuk Genel Kurulu’nun 15.05.2002 gün ve 2002/15-367 E.-403 K; 30.10.2002 gün ve 2002/15-849 E.-861 K.; 06.06.2001 gün ve 2001/15-474 E.-472 K.; 14.04.2004 gün ve 2004/15-182 E.-220 K.;12.05.2004 gün ve 2004/15-276 E.-276 K. ve 02.03.2005 gün ve 2005/15-100 E. -119 K. sayılı ilamları da bu yöndedir.

Yapılan tüm bu açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde, 

Trabzon İcra Müdürlüğü’nün 1999/940 Esas sayılı dosyasında, davacı/alacaklı banka tarafından kredi sözleşmesi, ihtarname ve hesap özetine dayanılarak, davalı/borçlu Kazım Kolot ile dava dışı borçlu Abdi Kolotoğulları Gıda Mad. Tic. ve San. A.Ş. ile aleyhine, 07.04.1999 tarihinde, davalı/borçlunun dava dışı üçüncü kişiye kefaletinden kaynaklanan toplam 200.671.208.621 TL ve 403.950 USD alacağın tahsili için ilamsız icra takibi başlatılmıştır.

Takip sırasında davalı/borçlu Kazım Kolot’un da maliki olduğu bir kısım taşınmazlar haczedilmiş, kıymet takdirleri yapılmışsa da tespit edilen değerlerin dosya alacağını karşılamadığı anlaşılmıştır.

Her iki borçlunun adreslerinde hacizler yapılmış; Akçaabat İcra ve İflas Müdürlüğü’nün 1999/104 Tal. sayılı takip dosyası ile borçlu Şirketin Darıca beldesindeki adresinde yapılan hacizde, bir kısım menkul haczi yapılmışsa da başkaca haczi kabil menkul mal bulunamadığından başka haciz yapılamamış, bu husus tutanağa geçirilmiş; borçlunun hazır bulunmadığı haciz tutanağı memur, alacaklı vekili, yediemin ve şoför tarafından imzalanmıştır.

Davacı/alacaklı vekilinin talebi üzerine İcra Müdürlüğünce 21.10.2005 tarihinde “davalı/borçlu Kazım Kolot’un Trabzon ili, Akçaabat ilçesi, Demirci köyünde bulunan taşınmazlardaki hisselerinin haczedildiği ve davalı/borçlu hissesine 14.012 YTL kıymet takdirinin yapıldığı, ancak taşınmazların tapu kaydında daha önce yapılan hacizlerin bulunduğu ve takdir edilen değerin dosya alacağına yeterli gelmediği” gerekçeleriyle Geçici  Aciz Belgesi düzenlenmiş ve bu belgede dosya alacağının 3.499.057.00 YTL olduğu belirtilmiştir.

Trabzon İcra Müdürlüğü’nün 1999/936 Esas sayılı dosyasında, davacı/alacaklı banka tarafından kredi sözleşmesi, ihtarname, ipotek belgesi ve hesap özetine dayanılarak, dava dışı borçlu Abdi Koltoğulları Gıda Mad. Tic. ve San. A.Ş. ile aleyhine, 06.04.1999 tarihinde, toplam 82.230.779.829 TL alacağın tahsili için İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yolu ile İcra Takibi başlatılmış, takip sırasında bir kısım ipotekli taşınmazlar haczedilmiş, kıymet takdirleri yapılmış ve davacı/alacaklının alacağına mahsuben toplam 32.000.000.000 TL bedelle davacı/alacaklı banka vekiline ihale edilmişse de İcra Müdürlüğünce 15.06.2005 tarihinde düzenlenen Rehin Açığı Belgesi ile alacağın miktarının, 1.290.313 YTL 62 YKR, merhuna takdir edilen kıymetin 43.850 YTL, geriye kalan alacağın ise 1.246.463 YTL 62 YKR olduğu tespit olunmuştur.

Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, Trabzon İcra Müdürlüğü’nün 1999/940 Esas sayılı dosyasında 21.10.2005 tarihinde “Geçici Aciz Belgesi” adı altında    düzenlenen tutanak, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 105. maddesinde gösterilen “Geçici Aciz Belgesi” niteliğindedir ve davanın açılması için bir ön koşul olan, aciz belgesinin ibrazı koşulu, bu belgenin varlığı ile davacı/alacaklı yanca yerine getirilmiştir.

Diğer taraftan, bu belgenin yetersizliği ya da geçersizliği olgusu, ilgilisince İcra Hakimliği önünde itiraz ve şikayete konu edilmemişken; tasarrufun iptali davasına bakan mahkemece konunun re’sen ele alınıp tartışılması bu aşamada olanaklı değildir.

Bu nedenle, hukuken geçerliliğini muhafaza eden aciz belgesinin varlığı karşısında, borçlunun borcu karşılayacak başka mallarının bulunduğu, yeterli araştırma yapılmadan aciz vesikası düzenlenmiş olduğu iddiasının da dinlenemeyeceği kuşkusuzdur. 

Eş söyleyişle; içeriği ve yapılan işlemler yönünden merciinde itiraz ve şikayete konu edilmemiş bulunan 21.10.2005 tarihli “Geçici Aciz Belgesi” içerdiği “takdir edilen değerin dosya alacağına yeterli gelmediği” yönündeki açıklama nedeniyle, yasanın açık hükmüne uygun “Aciz Belgesi” niteliğindedir ve borçlunun acz hali gerçekleşmiştir.   

O halde, Mahkemece; davanın esasına girişilmeksizin, dava şartı olan geçerli bir aciz belgesinin yokluğundan bahisle davanın reddi doğru olmayıp; dava şartı olan aciz belgesinin varlığı gözetilerek işin esasına girilmeli; diğer dava şartlarına yönelik inceleme ve toplanacak delillere göre sonucuna uygun bir karar verilmelidir.

Bu nedenle, usul ve yasaya aykırı bulunan direnme kararının bozulması gerekir.

2- Davalılar Nazan Sürmen ve arkadaşları vekilinin temyizine gelince;

Her ne kadar bir kısım davalılar vekilince, direnme kararı, vekalet ücreti yönünden temyiz edilmişse de bozma nedenine göre davalılar vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine, gerek görülmemiştir.

S O N U Ç : 1- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

2- Bozma nedenine göre davalılar Nazan Sürmen ve arkadaşları vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek olmadığına, 29.02.2012 günü oybirliği ile karar verildi.

28 Ağustos, 2014

BORÇ ÖDEMEDEN ACİZ VESİKASI İLE İLGİLİ ÇELİŞKİLİ KARARLAR

BORÇ ÖDEMEDEN ACİZ VESİKASI İLE İLGİLİ
YARGITAY KARARLARINDAKİ ÇELİŞKİNİN GİDERİLMESİ İÇİN
İÇTİHADI BİRLEŞTİRME TALEBİ

GİRİŞ:

Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemelerinde yapmakta olduğum bilirkişilik görevim esnasında İİK m. 143 hükmüne göre verilen borç ödemeden aciz vesikasına dayanılarak açılan tasarrufun iptali davaları ile ilgili Yargıtay kararlarının bir kısmının çelişkili olduğunu fark ettim. Bu sebeple raporumu iki olasılık dâhilinde hazırlamak zorunda kaldım. Yargıtay kararları arasındaki bu içtihat farklılığının giderilmesi için 27.08.2014 tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderdiğim aşağıdaki dilekçe ile kararlar arasındaki içtihat farklılığının giderilmesini talep ettim. Dilekçe ve ekindeki çelişkili Yargıtay kararlarının tam metni aşağıdadır. 

YARGITAY BİRİNCİ BAŞKANLIĞI’NA

İÇTİHATLARIN
BİRLEŞTİRİLMESİNİ İSTEYEN: Av. Bülent Nuri KURDOĞLU
                                                            Strazburg Caddesi 30/21 Sıhhiye Ankara

TALEP KONUSU                            : Yargıtay Kanun m. 45’e göre;                                                   

Yargıtay 12. HD E. 1976/3878; K. 1976/6023; T. 12.05.1976,

Yargıtay 12. HD E. 2007/2931; K. 2007/5898; T. 27.03.2007,

Yargıtay 12. HD E. 1973/3101; K. 1973/3385; T. 30.03.1973,

Yargıtay 15. HD E. 2001/2078; K. 2001/2451; T. 07.05.2001,

Yargıtay 15. HD E. 2004/3676; K. 2005/673; T. 10.02.2005 kararları arasındaki içtihat farklılığının giderilmesine karar verilmesi talebidir.

AÇIKLAMALAR                            :

I. İçtihatların Birleştirilmesine Konu Olay:

Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin tarafımı avukatlık hukuku alanında bilirkişi olarak görevlendirdiği dava dosyalarından birinde yapmakta olduğum inceleme esnasında yukarıda esas ve karar numarası ile tarihlerini belirttiğim Yargıtay kararları arasında içtihat farklılığı bulunduğunu tespit ettim. İçtihatlar arasındaki farklılık nedeniyle Sayın Mahkemeye sunduğum bilirkişi raporunu içtihat farklılığını dikkate alarak iki ihtimalli olarak hazırlamak durumunda kaldım. (Ek – 1 Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunulan bilirkişi raporu örneği)

Kararlar 2004 sayılı İİK m. 143’e göre alacaklı tarafından alınmış olan borç ödemeden aciz vesikasına dayanılarak İİK m. 277 ve devamı maddelerine göre açılan tasarrufun iptali davalarında davaya konu borç ve tazminat miktarı için faiz istenip istenemeyeceği hakkındadır. (Ek – 2 Kararların tam metni)

Kararların özeti aşağıdaki gibidir.

Yargıtay 12. HD E. 1976/3878; K. 1976/6023; T. 12.05.1976, Alacaklı, borçluya karşı yaptığı takipten sonuç alamayınca, söz konusu alacağı için aciz belgesi almıştır. Daha sonra iptal davası açmış ve bu davada, alacağı için faiz de istemiştir. Aciz belgesine bağlanan alacaklara faiz işlemeyeceğine ilişkin kural, bu durumda uygulanmaz. Çünkü alacaklının istemi, bu belgeye değil, iptal kararına dayalıdır.

Yargıtay 12. HD E. 2007/2931; K. 2007/5898; T. 27.03.2007, Tasarruf iptal edilmek suretiyle borçlunun mal varlığı meydana gelmiş olmakla acizden bahsedilemeyeceği için İİK’nun 143’üncü maddesinin 4’üncü fıkrasının uygulama yeri bulunmamaktadır. Bu nedenle icra müdürlüğünce alacağa faiz yürütülmesinde bir yanlışlık bulunmadığından şikâyetin reddi yerine kabulü isabetsizdir.

Yargıtay 12. HD E. 1973/3101; K. 1973/3385; T. 30.03.1973, Alacaklı, aciz belgesinde yazılı alacak tutarı için, borçludan aciz gününden sonrasına ilişkin faiz isteyemez.

Yargıtay 15. HD E. 2001/2078; K. 2001/2451; T. 07.05.2001, Aciz vesikasında yazılı alacak miktarı için faiz talep edilemez. İptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs davacının alacağından fazla olmamak üzere tazmine mahkûm edilir. Açıklanan nedenlerle, gayrimenkulün elden çıkarılma tarihi itibarıyla tespit edilen değeri ile üçüncü şahsın sorumlu tutulması, bu miktara faiz yürütülmemesi gerekirken, takip dosyasında kesinleşen borç bir yana bırakılarak kefaletteki miktarın nazara alınarak dava tarihinden itibaren faizi ile tahsiline karar verilmesi hatalıdır.

Yargıtay 15. HD E. 2004/3676; K. 2005/673; T. 10.02.2005 Davalı 3. kişi Kemal Süha Kantarcı, taşınmazı 15.12.1998 tarihinde 4. kişiye devrederek elinden çıkardığından İİK’nun 283/II. maddesi uyarınca elinden çıkardığı mal bedeli ile sınırlı olarak tazminata mahkûm edilmiş ise de hüküm altına alınan tazminat tutarına dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi İİK’nun 143’üncü maddesine ve dairemizin yerleşmiş içtihatlarına aykırı olmuş bozma nedeni sayılmıştır.

Kararların tam metni incelendiğinde içtihat farklılığının İİK m. 143/IV hükmünde yer alan “Aciz vesikasında yazılı alacak miktarı için faiz istenemez” hükmünün aciz vesikasına dayanılarak İİK m. 277 ve devamı maddelerine göre açılacak tasarrufunu iptali davalarında uygulanıp uygulanamayacağı üzerine olduğu görülmektedir. 

II. Faiz İstenemeyeceğini Savunan Görüşün İncelenmesi:

Aciz vesikasına bağlanan alacak için aciz vesikasına dayanılarak açılan tasarrufun iptali davasında faiz istenemeyeceğini savunan görüşün hukuki dayanağı; aciz vesikasının borçlunun artık borcu ödeyemeyecek derecede ekonomik sıkıntı içerisine girdiğinin belgesi niteliğinde olmasıdır.

Yasa koyucunun aciz vesikasına bağlanmış olan alacağa faiz yürütülemeyeceğini İİK m. 143’de açıkça hüküm altına almasının nedeni borcunu ödeyemeyeceği kesinleşen bir borçluya karşı faiz yürütülmesinin hem borcun tahsil edilemeyeceğinin resmi belge ile belgelenmiş olması hem de borçluya karşı hakkaniyet ölçülerine sığmayacak olmasıdır. Çünkü artık tahsil yeteneği tamamen borçlunun yeni mal edinmesine kadar tamamen ortadan kalkmış bir alacak için faiz yürütülmesinin hukuk mantığı açısından bir gereği yoktur. Borcunu ödeyemeyecek borçluya daha fazla faiz yükü yüklemekte hakkaniyetle bağdaşmamaktadır.

Artık faiz yürütülemeyecek bir alacak için bu alacağın tahsilini sağlayacak olan tasarrufun iptali davası açılması da borçlunun içinde bulunduğu durumu değiştirmeyecek ve bu nedenle de iptal davası sonucunda verilecek karar sonucunda hükmedilecek miktara da faiz yürütülemeyecektir. Bu sebeple bu görüş İİK m. 143/IV hükmünün tasarrufun iptali davaları sonucunda hükmedilen miktar için de uygulanarak faiz talep edilmesine karşı çıkmaktadır.

III. Faiz İstenebileceğini Savunan Görüşün İncelenmesi:

Aciz vesikasına bağlanan alacak için aciz vesikasına dayanılarak açılan tasarrufun iptali davasında faiz istenebileceğini savunan görüş ise; aciz vesikasının borçlunun borcunu ödemeye gücünün kalmadığını göstermesine karşın, bu belgeye dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davası sonucunda verilen kararın borçlunun hacizden kaçırdığı malların tespit edilmiş olduğunu gösterdiğini savunmaktadır.

Böylece alacaklı açısından alacağının bir kısmının tahsilâtını sağlayacak derecede borçluya ait bir malın haczedilebilme fırsatı doğmuştur. Bu dava aynı zamanda borcun tahsil edilebilir kısmı için yani tasarrufunu iptali davası sonucunda hükmedilecek miktar için alacaklının faiz isteme hakkını yeniden canlandırmaktadır. Çünkü aciz vesikasının verilmesindeki asıl amaç borçlunun borcunu ödeyecek kadar malının bulunmamasıdır. Eğer tasarrufun iptali davasına konu mallar borçlu tarafından hacizden mal kaçırmak amacıyla üçüncü şahıslara devredilmemiş olsaydı bu mallar haczedilebilecek ve alacak bu malların değeri ölçüsünde tahsil edilebilecekti. Böylece aciz vesikası alınmasına da gerek kalmayacaktı.

Tasarrufun iptali davası sonucunda verilen karar bir bakıma alacağın hukuki durumunun aciz vesikası öncesi duruma dönülmesini bağlamakta ve alacağa kısmen de olsa tahsil yeteneği kazandırmaktadır.

Diğer bir ifadeyle İİK m. 143/IV hükmü haczedilir malı olmayan borçlunun hakkaniyet ölçülerinde korunması için getirilmiştir. Ancak iptal davası sonucunda haczedilir malı ortaya çıkan borçlu açısından bu hakkaniyet ölçütünün uygulanmasının hukuki temeli ortadan kalkmıştır. Bu nedenle bu görüş iptal davası sonucunda hükmedilecek rakama faiz yürütülmesinin hukuken bir sakıncası olmadığını savunmaktadır.

SONUÇ                               : Yukarıda sunulan nedenlerle; Yargıtay Kanun m. 45’e göre;                                                   

Yargıtay 12. HD E. 1976/3878; K. 1976/6023; T. 12.05.1976,

Yargıtay 12. HD E. 2007/2931; K. 2007/5898; T. 27.03.2007,

Yargıtay 12. HD E. 1973/3101; K. 1973/3385; T. 30.03.1973,

Yargıtay 15. HD E. 2001/2078; K. 2001/2451; T. 07.05.2001,

Yargıtay 15. HD E. 2004/3676; K. 2005/673; T. 10.02.2005 kararları arasındaki içtihat farklılığının giderilmesine karar verilmesini, başvuru sonucundan tarafımın haberdar edilmesini saygılarımla dilerim. 26.08.2014

Eki: 1- Bilirkişi raporu örneği,
        2- Çelişkili kararların örnekleri.
                                                                                                         AVUKAT
                                                                                        BÜLENT NURİ KURDOĞLU

FAİZ YÜRÜTÜLEBİLECEĞİNİ HÜKÜM ALTINA ALMIŞ KARARLAR

T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ

E. 1976/3878
K. 1976/6023
T. 12.05.1976

DAVA: Merci kararı, alacaklı vekili tarafından temyiz olunması üzerine, bu işle ilgili dosya, mahallinden daireye 12.4.1976 tarihinde gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: İncelenen Bursa Üçüncü İcra Memurluğu`nun 1976/444 sayılı dosyası münderecatına göre ( T ); 31.500 liralık alacağının masraf, %10,5 faiz, % 3 komisyon ve vekillik ücreti ile birlikte tahsili için ( R ) aleyhine 11.8.1971 günlü talepname ile takip yapmış ve borçlu hakkında kesinleşen takip esnasında, borçlunun haczi kabil emvali bulunmadığından dolayı, alacaklının iptal davası açmak için aciz vesikası verilmesini istemesi üzerine, 20.9.1971 tarihinde, İİK`nin 143.maddesi gereğince aciz vesikası verilmesine karar verilerek, aynı gün alacaklıya, düzenlenen aciz vesikası verilmiştir. Bu alacak, bidayette (....) Bankası`na temlik edilmiş ise de, bilahare (....) Bankası`nın, sözü geçen alacağı tekrar takip yapan ( T )`ye temlik ettiği anlaşılmıştır.

( T ), İnegöl Asliye Hukuk Mahkemesi`nin 4.2.1975 günlü iptal kararını ibraz ederek, İİK`nin 283.maddesi gereğince iptale konu teşkil eden taşınmazın haczini istemiştir.

İcra memuru; aciz vesikası 34.330 liralık meblağ üzerinden verildiği, dosyada ise 37.500 liranın tekrar alacaklıya temlik edildiği anlaşıldığından, borçtan fazlasının temlik edilmiş bulunduğuna, aciz vesikası ile İİK`nin 143.maddesi gereğince faiz istenemeyeceğine, takibin 34.330 lira üzerinden devamına faiz tahakkuk ettirilmemesine, aciz vesikası 1 yıllık süre içerisinde ibraz edilmemiş olduğundan alacaklı vekilinin borçluya yeniden ödeme emri tebliğine ve alacaklı vekilinden yeniden harç alınmasına ve ödeme emri kesinleşinceye kadar 2.2.1976 tarihinde verilen kararla yapılan haciz muamelesinin hükümsüz sayılmasına karar vermiştir. Alacaklı, icra memurluğunca verilen bu kararı şikâyet etmiştir. Dosya münderecatı, yukarda yazılı kararda zikredilen maddi vakıaya uygundur. Şu halde, konunun İİK`nin 143. ve 283. maddelerine göre tetkiki gerekmiştir. 143. maddede açıklandığı veçhile, aciz vesikası alacaklıya, bu Yasa`nın 277.maddesinde yazılı hakları bahşeder. Şu halde, açılan iptal davası sonunda verilen karar, alacaklıya ne gibi haklar bahşetmiş ise yeniden yapılan talepte bu hususun, yani tanınan hakların yerine getirilmesi gerekir. İptal davasına ilişkin 277 ve onu izleyen maddeler ve özellikle 283. madde hükmü göz önünde tutulduğu takdirde ( iptal davası sabit olduğu takdirde ), bu davaya konu teşkil eden mal üzerinde cebri icra yolu ile alacaklı, hakkını alma yetkisini elde etmiş olur ve dava konusu taşınmazın üçüncü şahıs üzerindeki kaydının düzeltilmesine yer olmadan, haciz ve satışını isteyebilir. Alacaklı, iptal davasına ait ilamı ibraz ederek, sözü geçen gayrimenkulün haczini istediğine göre, borçluya yeniden bir ödeme emri gönderilmeden bu haczin yapılması ve sonucunda taşınmazın satılması gerekir. Bu halde, icra memurluğunca bidayette 2.2.1976 tarihinde haczin vaz`ına dair karar yasaya uygundur. Bu özel hüküm karşısında, İİK`nin 143. maddesinde yazılı sürenin olaya uygulama olanağı bulunmamıştır. Şayet alacaklı, iptaline karar verilen taşınmazın satışını istemeyip borçlu hakkında diğer emvali yönünden de takibe teşebbüs etseydi, 143. maddede yazılı sürelerin göz önünde tutulması gerekirdi ve bu halde harcın ödenmesi ve yeniden ödeme emri tebliği icap ederdi. Bu nedenlerle, icra memurluğunca 5.3.1976 tarihinde verilen kararın ( a ), ( b ) ve ( c ) bentlerinde yazılı hususlara ilişkin şikâyetin kabulü icap eder.

Faiz yönüne gelince; yukarıda beyan edildiği veçhile, İİK`nin 143.maddesi, aciz vesikası yönünden bir takip usulü bu takipte istenebilecek alacağın miktarını ve fer`ilerini ve süresini tayin etmiştir. Borçlu aleyhine yapılan takipte, borçlunun hiçbir malı bulunmadığı saptanırsa, bu halde aciz vesikası verilecektir. Alacaklının aldığı bu aciz vesikasına göre, zamanaşımı işlemeyecektir. Buna karşılık da aciz vesikasında yazılı alacak miktarı için faiz de istenmeyecektir. Alacaklı, bu hükümle kendisine tanınan iptal davası hakkını kullanmazsa, bilahare, yani aciz vesikasından sonra borçlunun yeni mal iktisap etmesi halinde, bu mallarına karşı yeniden takibe geçerse, bu halde aciz vesikası verildiği tarihten itibaren 1 sene geçmiş ise, İİK`nin takibe dair usullerine riayet edilerek ödeme emri göndererek ve bittabi alacaklı, harç da ödeyecektir. Aciz vesikası ile alacağın zamanaşımına uğramayacağı prensibine karşı da borçlunun, elinde olmayan sebepler muvacehesinde borcunu ödemeyecek duruma düşmesi hususu göz önünde tutularak faiz istenmesi de mümkün olmayacağı kabul edilerek, iyi niyet kurallarına uygun şekilde, her iki tarafın zararlarının bertaraf edilmesi amacı ile bu hükmün var edildiğinin kabulü gerekir. Olayda; alacaklı, borçlunun diğer mallarına müracaat ederek, yeni bir takip açmış olmayıp 283. maddeye dayanarak iptal ettirdiği temlike ait tasarrufa dayanarak alacağını istediğine göre, yukarıda yazılı genel prosedürün olaya uygulanması, her şeyden evvel kötü niyetli bir borçlu ile üçüncü kişiyi korumaya matuf bir hareket olur ki, bunun kabulü, evvela kanun koyucunun vaaz etmiş olduğu genel prensiplere aykırı olduğu kuşkusuzdur. 143. madde, alacaklıya bir iptal hakkı tanıdığı ve 283. madde de bu iptal sonunda iptal edilen tasarrufa konu teşkil eden gayrimenkulün üçüncü şahıs üzerindeki kaydının tashihine mahal olmadan, onun haczini ve satışını isteyerek hakkını alma yetkisini verdiği cihetle, hakkın şümulü, 143. maddeye göre, sınırlı olarak karara istinaden takip yapıldığı cihetle, hak fer`ilerine de şamil olur. Bu nedenlerle, icra memurluğunun faize ilişkin kararı da yanlış bulunması sebebiyle, şikâyetin tüm olarak kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı nedenlerle reddine karar verilmesi isabetsiz; alacaklının temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, temyiz olunan kararın BOZULMASINA, bozmanın diğer yönlerinde oy birliğiyle, faize ilişkin yönünden oy çokluğuyla, İİK`nin 366 ve HUMK`nin 428`inci maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 12.5.1976 gününde karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

İİK`nin 143.maddesine göre takip alacaklısı, alacağının tamamını alamamış ise, ödenmeyen kısım için kendisine borç ödemeden aciz vesikası verilir. Bu vesika ve 105.maddenin 1. ve 2. fıkraları gereği haczi kabil mal bulunmadığına dair mahallinde düzenlenmiş tutanak dahi doğrudan doğruya aciz vesikası yerine geçmekle, alacaklıya 277.maddede yazılı haklara kullanabilme olanağını sağlar. Borç ödemede aciz vesikaları kullanabilme olanağını sağlar. Borç ödemede aciz vesikası "borç ikrarı" yerini tutan senet niteliğindedir. Aciz vesikasına bağlanan borç, miktarı bakımından borçluya karşı faiz işlemeyeceğini, İİK`nin 143/4.maddesinin mutlak hükmü gereğidir. Böylelikle, aciz vesikasında yazılı borç yönünden, borçlu bakımından zamanaşımının işlemeyeceği yolundaki hükme karşı ayrıca borçludan faiz istenemeyeceği hükmü vaaz edilerek denge sağlanmıştır. Aciz vesikasına bağlanmış borç bakımından, asıl borçludan faiz istenemez ve fakat borçlu yönünden zamanaşımı işlemez ( İİK 143/son ). Aciz vesikasına istinaden, İİK`nin 277 ve takip eden maddeleri uyarınca iptal davası açılması, bu kuralda bir değişiklik yapmaz. Yani, asıl alacak bakımından yine zamanaşımı işlemez. İptal kararı alınmış olsa bile, borca karşılık teşkil edecek bir mal bulunmuş olmasına rağmen, İİK`nin 143.maddesinde kurulmuş denge gereği faiz işlemez. 277 ve devam eden maddelerine göre alınmış iptal kararının infazı sırasında, 143.maddede yer almış faizle ilgili kuralın uygulanmayacağına dair bir istisna hükmüne Kanunda yer verilmiş değildir. Bu sebeple, sonradan borçlunun eline geçen malın memba ve nedeni ne olursa olsun, sonuca etkili olamaz. Borçlu yararına zamanaşımı yürümediğinden, borçlu zararına faizin işlediğinin öne sürülmesi mümkün değildir.

SONUÇ: Bu itibarla, bozma kararında faizin işleyeceğine dair yer alan görüşe ve bu sebeple yapılan bozma kısmına katılmıyorum.

Üye
(S.Ö.)


T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/2931
K. 2007/5898
T. 27.03.2007

DAVA: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Borçlu hakkında 09.01.2001 tarihinde takip yapılmış, 8.447.000.000 TL alacağın tahsili imkânı bulunmadığından 26.02.2001 tarihinde aciz vesikası verilmiştir. Alacaklı, aciz vesikasına dayalı olarak takip yapmayıp İİK 277/1. maddesi 1 nolu bendine dayalı olarak "borçlunun 1304 parsel üzerindeki tasarrufunun iptali" hakkında Asliye Hukuk Mahkemesinde açmış bulunduğu dava sonucunda bu parseldeki tasarrufun alacaklının alacağının tahsiline yeterli kısmında iptale karar verilip ve anılan kararın kesinleşmesi üzerine bu ilama dayalı olarak 20.09.2005 tarihinde harç yatırarak takibi yenilemiştir. Tasarruf iptal edilmek suretiyle borçlunun mal varlığı meydana gelmiş olmakla acizden bahsedilemeyeceği için İİK’nun 143. maddesinin 4. fıkrasının uygulama yeri bulunmamaktadır. Bu nedenle icra müdürlüğünce alacağa faiz yürütülmesinde bir yanlışlık bulunmadığından şikâyetin reddi yerine kabulü isabetsizdir.

SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda belirtilen nedenlerle İİK 366 ve HUMK 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 27.03.2007 gününde oy birliğiyle karar verildi.

FAİZ YÜRÜTÜLEMEYECEĞİNİ HÜKÜM ALTINA ALMIŞ KARARLAR

T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ

E. 1973/3101
K. 1973/3385
T. 30.03.1973

DAVA: Şikayetçi H.Ç. ile diğer taraf Hazineyi Maliye`ye müteallik olmak üzere, Dinar İcra İşleri Tetkik Mercii`den verilen 23.2.1973 tarih ve 7-3 sayılı kararın müddeti içinde temyizen tetkiki, şikayetçi tarafından istenmesi üzerine, bu işle ilgili dosya, mahallinden daireye 13.3.1973 tarihinde gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: İcra takibi, 882,52 liranın, 26.10.1937 tarihinden itibaren işleyecek % 5 faiz, 43 lira yargı gideri, 30 lira vekâlet ücreti ile birlikte tahsili için, 17.3.1969 tarihinde açılmış, muhtelif safhalar geçirmiş ve tahsilâtta bulunulmuştur. Alacaklı, son olarak bakiye 331,50 lira için takibin devamını isteyerek borçluya 2.2.1973 gününde icra emri tebliğ ettirmiş, borçlu da 8.2.1973 gününde tetkik merciine verdiği dilekçeyle "esas borcun tamamen ödendiğini, aciz nedeniyle faiz yürütülemeyeceğini" bildirerek itirazda bulunmuştur.

İİK`nin 143`üncü maddesinde açıklandığı gibi; aciz belgesinde yazılı alacak miktarı için, aciz tarihinden sonra faiz istenemez. Binaenaleyh, 1935/577 sayılı dosya ile başlatılıp, değişik esas numaralarıyla bugüne kadar devam ettirilen icra takibine ait esas alacak, takip masrafları ve aciz belgesi tarihine kadar işleyen faizler tespit edilip, gerçek alacak miktarı bulunduktan ve muhtelif tarihlerde vaki tahsilât ve ödemeler düşürüldükten sonra, bakiye kalıp kalmadığının incelenmesi lazımdır.

SONUÇ: Temyiz isteği bu nedenle yerinde görüldüğünden, merci kararının, İİK 366 ve HUMK 428’inci maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 30.3.1973 gününde oy birliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
15. HUKUK DAİRESİ

E. 2001/2078
K. 2001/2451
T. 07.05.2001

DAVA: Hükmün temyizen tetkiki davalı Sabahattin vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kâğıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı 3. kişi Sabahattin'in aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

2- Taraflar arasındaki uyuşmazlık İİK’nun 277 ve devamı maddeleri gereği açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Mahkemece 3. şahıs Sabahattin'in 9.2.1998 tarihinde dava dışı Erdal ve Ayşe'ye yaptığı satış nedeniyle davalı borçlu Hülya'nın sorumlu olduğu borç tutarı 2.500.000.000 TL.'nin 2.4.1998 dava tarihinden itibaren %80 ve değişen oranlarda reeskont faizi ile davalı Sabahattin'den alınarak davacı alacaklıya ödenmesine karar verilmiş, karar davalı üçüncü kişi tarafından temyiz edilmiştir.

Davaya konu taşınmazın davalı üçüncü kişi tarafından elden çıkarıldığı 9.2.1998 tarihi itibariyle değeri bilirkişi raporu ile 4.635.700.000 TL saptanmış, bu bedel mahkemece de benimsenmiştir.

İİK 283/II maddesi uyarınca iptal davası, üçüncü şahsın, elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs nakden tazmine ( davacının alacağından fazla olmamak üzere ) mahkûm edilir.

İzmir 14. İcra Müdürlüğünün 1998/749 Sayılı takip dosyası nedeniyle düzenlenen 26.11.1999 tarihli Borç Ödemeden Aciz Belgesi nedeniyle davacı bankanın davalı borçlu Hülya'dan olan alacağının 26.11.1999 tarihi itibariyle faiz ve masraflar hariç 14.746.338.269 TL'ye ulaştığı anlaşılmakta olup, İİK 143/IV maddesi uyarınca aciz vesikasında yazılı alacak miktarı için faiz istenemeyeceğinden ve aynı kanunun 283/II. maddesi uyarınca üçüncü şahıs elinden çıkarmış olduğu gayrimenkul yerine geçen değer nispetinde nakden tazminle mükellef olduğundan, gayrimenkulün 9.2.1998 elden çıkarılma tarihi itibariyle saptanan değeri 4.635.700.000 TL ile davalı üçüncü şahsın sorumlu tutulması, bu miktara ayrıca faiz yürütülmemesi gerekirken, takip dosyasında kesinleşen borç tutarı bir yana bırakılarak kefaletteki limit nazara alınarak yazılı şekilde 2.500.000.000 TL'nin 2.4.1998 dava tarihinden itibaren %80 ve değişen oranlarda reeskont faizi ile davalı üçüncü kişiden tahsiline hükmedilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda ( 1 ) bentte yazılı nedenlerle davalı 3. şahsın diğer temyiz itirazlarının reddine, hükmün ( 2 ) bentte açıklanan nedenlerle temyiz eden davalı üçüncü şahıs yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalı Sabahattin'e iadesine, 7.5.2001 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

Muhalefet Şerhi

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre kararın onanması görüşündeyim.

İhsan ULUSOY
ÜYE


T.C.
YARGITAY
15. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/3676
K. 2005/673
T. 10.02.2005

DAVA: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı Pakize Emine Sipahioğlu ve davalı Kemal Süha Kantarcı vekilleri tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili avukat Taylan Demir ile davalı Fatma Urgalıoğlu vekili avukat Ülkü Harhar ve davalı K.Süha Kantarcı vekili avukat Özlem Güran geldi. Davalı Emine Sipahioğlu vekili gelmedi. Temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı 3. kişi Kemal Süha'nın sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

2- Davalı borçlu dava konusu taşınmazı 30.9.1998 tarihinde 3 milyar TL bedelle davalı 3. kişi Kemal Süha Kantarcı'ya satmış, Kemal Süha Kantarcı da aynı taşınmazı 15.12.1998 tarihinde 10 milyar TL bedelle davalı Emine Pakize Sipahioğlu'na devretmiştir. İİK’nun 278/III 2. maddesi uyarınca borçlunun kendi verdiği şeyin ( tasarrufun yapıldığı tarihteki ) değerine göre ivaz olarak pek aşağı bir bedel kabul ettiği tasarruflar bağışlama gibidir. Borçlu tarafından Kemal Süha'ya yapılan tasarruf bedel farkı nedeniyle iptale tabi ise de davalı Pakize Emine Sipahioğlu borçlu ile değil 3. kişi ile tasarrufta bulunan 4. kişi durumunda olduğundan bedel farkına gidilemez. Davalı Pakize'nin kötüniyetli olduğunu, yani dava konusu malı kendisine devreden 3. kişi ile borçlu arasındaki tasarrufun iptale tabi olduğunu bildiğini davacı alacaklı iddia ve ispat edebilmiş değildir. Bu itibarla Pakize Emine hakkında açılan davanın reddi yerine onun da taşınmazı elinde çıkarmış olması nedeniyle bedelle sorumlu tutulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

3- Davalı 3. kişi Kemal Süha Kantarcı, taşınmazı 15.12.1998 tarihinde 4. kişiye devrederek elinden çıkardığından İİK’nun 283/II maddesi uyarınca elinden çıkardığı mal bedeli ile sınırlı olarak tazminata mahkûm edilmiş ise de hüküm altına alınan tazminat tutarına dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi İİK’nun 143. maddesine ve Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına aykırı olmuş bozma nedeni sayılmıştır.

4- İptal davalarında, haciz yolu ile yapılan takiplerde aciz vesikasında yazılı miktar ile iptal davasına konu tasarrufun değerinden hangisi az ise o miktar üzerinden, iflastaki iptal davasında ise iptale konu tasarrufun tamamının değeri üzerinden nispi harç alınacağı, keza vekâlet ücretinin de takibe konu alacak ile davaya konu tasarrufun hangisi az ise, o miktar üzerinden takdir edileceği gözetilmeyerek harç ve vekâlet ücretine yüksek olan alacak miktarı üzerinden hükmedilmesi de usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

SONUÇ: Yukarıda ( 1. ) bentte yazılı nedenlerle davalı Kemal Süha'nın diğer temyiz itirazlarının reddine, hükmün ( 2. ) bentte açıklanan nedenlerle davalı Pakize Emine Sipahioğlu yararına, ( 3. ) ve ( 4. ) bentlerde yazılı nedenlerle de davalı Kemal Süha yararına BOZULMASINA, 400,00 YTL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalı Kemal Süha'ya ödenmesine, ödedikleri temyiz peşin harcının istekleri halinde temyiz eden davalılar Pakize Emine Sipahioğlu ve Kemal Süha Kantarcı'ya geri verilmesine, 10.2.2005 gününde oy birliğiyle karar verildi.

YARGITAY'DAN GELEN CEVAP: 

Yargıtay tarafıma gönderdiği cevapta kararlar arasında çelişki olmadığı ve farklı konularla ilgili oldukları gerekçesiyle içtihadı birleştirme konusu olamayacaklarını belirtmiştir.