sıra cetveline itiraz davası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sıra cetveline itiraz davası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs, 2021

SIRA CETVELİNE İTİRAZ DAVALARINDA ARALARINDA ORGANİK VE YÖNETSEL BAĞ BULUNAN ŞİRKETLER ARASINDA MÜTESELSİL SORUMLULUK

 SIRA CETVELİNE İTİRAZ DAVALARINDA ARALARINDA ORGANİK VE YÖNETSEL BAĞ BULUNAN ŞİRKETLER ARASINDA MÜTESELSİL SORUMLULUK 

I.GİRİŞ:

Ticaret hayatında aynı kişiler tarafından birden fazla şirket kurulması, bu şirketlerin mal varlıklarının birbirine karışması, bu şirketlerin ticaret sicilindeki adreslerinin aynı olması, bu şirketlerden birinde çalışanların işten çıkartılarak diğer şirkette işe alınmaları ve aynı işi yapmaya devam etmeleri, bu şirketlerin aldıkları işlerde birbirinin alt taşeronu olmaları, ortaklarının aynı kişilerden oluşması ülkemizde çok sık görülen durumların başında gelmektedir. Bu şirketlerin iflas etmeleri durumunda iflas eden şirketlerden birinin üzerinde borçlarını karşılamaya yetecek miktarda malvarlığının bulunmaması durumunda bu şirketle organik bağ içerisinde olan ve iflas eden diğer şirketin yeterle mal varlığına sahip olması durumunda malvarlığı bulunmayan şirketin alacaklılarının malvarlığı bulunan şirketin sıra cetveline alacaklarını yazdırmak istemeleri hukukumuzda yeni bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Bu makalemizde bu konunun incelemesini yapacağız.

II.İFLAS DA SIRA CETVELİNE İTİRAZ DAVASI:

İflas aşamasında sıra cetveline itiraz davası 2004 sayılı İİK m. 234/II’de düzenlenmiş olup kayıt kabul davası olarak da bilinmektedir. İflası kesinleşmiş olan bir kişinin alacaklıları, alacaklarını iflas idaresine yazdırmak için başvurduklarında iflas idaresi bu alacakları hakkında kabul ya da ret yönünde karar verir. Alacağı hakkında ret kararı verilen alacaklı sıra cetvelinin ilanından itibaren 15 gün içinde iflasa karar verilen yerdeki ticaret mahkemesinde sıra cetveline itiraz davası açabilir. Davaya bakan mahkeme alacaklının alacağının geçerli olup olmadığı konusunda bir karar verir.

Bu davanın bir diğer türü ise davacı alacaklının açmış olduğu dava devam ederken davalı borçlunun iflas etmesidir. Bu durumda mahkemece davacı alacaklıya alacağını iflas masasına yazdırması için kesin süre verir. Davacı alacaklının iflas masasına yaptığı alacak başvurusu kabul edilmezse bu durumda mahkeme davaya sıra cetveline itiraz davası alarak devam edilir.[1]

Aşağıda incelemesini yapacağımız hukuki durum iflasına karar verilmiş iki şirket arasında organik bağ bulunması durumunda birinin alacaklısının iflas eden diğerinin iflas masasına alacak kayıt başvurusunda bulunup bulunamayacağı konusu üzerinedir. Bir diğer ifade ile aralarında organik bağ bulunan iki ya da daha fazla şirket birbirlerinin borçlarından müteselsilen sorumlu olacaklar mı bunun incelemesini yapacağız.

III.İFLAS EDEN VE ARALARINDA ORGANİK VE YÖNETSEL BAĞ BULUNAN ŞİRKETLER ARASINDA MÜTESELSİL SORUMLULUK KOŞULLARI: 

Uygulamada en sık karşılaştığımız durum aynı kişi ya da kişilere ait iki şirketin borçlarının bir şirket üzerinde toplanması, mal varlığının ise diğer şirket üzerinde toplanmasının sağlanması ve her iki şirketin de iflasına karar verilerek borçları üzerinde toplanan şirketin alacaklarını karşılamaya yetmeyen mal varlığı nedeniyle alacaklılarının mağdur edilmeleri, mal varlığı üzerinde toplanan şirketin ise yine iflasına karar verilerek borçlarının ödemesi yapıldıktan sonra kalan malvarlığının şirket sahiplerinin hesabına aktarılması sağlanarak iki şirketin toplam malvarlığından önemli miktarda ekonomik değerin alacaklılardan kaçırılmasının sağlanmasıdır. Bu durumdan en çok zararı işçilik alacakları olan şirket çalışanları ile bu şirketlerden alacakları olan küçük esnaf ve tüccar kesimi görmektedir.

Konu özü itibariyle tüzel kişilik perdesinin aralanması davalarına da benzemektedir. İncelemesini yaptığımız konuda da şirketlerden biri diğer bir şirketin tüzel kişiliğinin ardına gizlenerek mal varlığının büyük kısmını gizlemekte ve diğer şirketin iflası ile malvarlığını alacaklılardan kaçırma girişiminde bulunmaktadır. Dolayısıyla 4721 sayılı TMK m. 2 ve 3’e aykırı bir hareket söz konusudur.

İflas eden ve mal varlığı borçlarını karşılamaya yetmeyen şirketin alacaklıları yine iflas eden ve daha fazla malvarlığı bulunan diğer şirketin iflas idaresine başvuruda bulunduklarında iflas idaresi söz konusu alacağın borçlu şirketin borcu olmadığı gerekçesiyle alacaklarının sıra cetveline yazılması başvurusunu reddedecektir. Çünkü iflas idareleri iki şirket arasında organik bağ bulunduğunu araştırma yükümlülüğünde olmadıkları gibi bu konunun araştırılması yargılamayı gerektiren bir durumdur. Sıra cetveline alacak başvurusunun reddedilmesi durumunda alacaklı yukarıda belirttiğimiz gibi sıra cetveline itiraz davası açacaktır.

Bu tür sıra cetveline itiraz davasında davacı tarafından talep edilen alacaktan müflis şirketin sorumlu olup olmadığı, davacı alacaklının asıl alacaklı olduğu şirket ile sıra cetveline itiraz edilen müflis şirket arasında organik ve yönetsel bağ bulunup bulunmadığı araştırılacaktır.

Bu araştırma için öncelikli her iki şirketin ticaret sicil kayıtları getirtilmeli, ortakları ve faaliyet alanları belirlenmelidir. Ortaklarının aynı kişiler olmaları, faaliyet alanlarının aynı alanlar olması iki şirket arasında organik ve yönetsel bağ olduğunun kanıtlarından biridir.

İki şirket arasında iş yeri devri varsa bu devrin gerçek bir işyeri devri niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir. Bunun için ticaret sicil kayıtları dışında Vergi Dairesi ve Sosyal Sigortalar Kurumu kayıtları da getirtilerek bilirkişi incelemesine tutulmalıdır.  

Ticaret sicil kayıtlarından şirketlerin adresleri kontrol edilmelidir. İki şirketin de aynı adreste faaliyet göstermeleri durumunda organik bağdan söz edilebilir.

Her iki şirketin yönetim kurulu üyelerinin aynı kişiler olması, çalışanlarının ara vermeksizin bir şirketten diğerine geçiş yapması ve kesintisiz çalışmaya devam etmesi durumunda şirketler arasında organik bağ bulunduğu kabul edilebilir. Aynı şekilde bir şirketin kapatılarak kapanan şirketin çalışanlarının aynı ortaklara bağlı başka şirkette çalıştırılması halinde de işyeri devrinden değil organik bağdan hareket etmek gerekir.

Organik bağ birlikte istihdam şeklinde de karşımıza çıkabilir. Birlikte istihdam bir işçinin aynı hizmeti, birbiri ile ticari veya sözleşmesel bir bağı bulunan birden fazla işverene sunmasıdır. Bu gibi durumlarda bu şirketlerin çalışanlarının hangi şirkete ne kadar hizmet verdiği tam olarak anlaşılamamaktadır. Her iki şirketin sorumlu müdürünün de aynı kişi olması organik bağ bulunduğunu gösterir. Çalışanların sosyal sigorta priminin başka bir işverence yatırılması birlikte istihdam durumunu etkilemeyecektir.

Araştırılması gereken bir diğer durum ise iki şirketin mal varlıklarının birbirine karışmış olması durumudur. Her iki şirketin ticari defterleri incelenmeli ve yaptıkları işler, aldıkları ihaleler, alt taşeron olarak üstlendikleri işler, hak edişler, her iki şirketin ortaklarının kişisel hesapları ile bu şirketler arasında yapılan para aktarımları, taşınır ve taşınmazların satışı, bu satışlardan gelen paranın iki şirket arasında aktarılıp aktarılmadığı, bu aktarımlar yapılırken şirket hâkim ortaklarının kişisel hesaplarının ya da üçüncü bir kişinin hesabının kullanılıp kullanılmadığı bu şirketlerin mal varlıklarının birbirine karışıp karışmadığını gösterecektir.

Yapılacak bilirkişi incelemesi sonucunda iki şirket arasında organik ve yönetsel bağ olduğu tespit edilirse iflas eden iki şirketten birinden alacaklı olan davacının alacağından diğer şirketin de müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilerek davacının sıra cetveline itiraz davasının kabulüne karar verilecektir. Kararın kesinleşmesi ile iflas masası sıra cetvelini yeniden düzenleyecektir.


[1] Bkz. Bu blog da “Davacı ya da Davalının İflas Etmesi Durumunda Yapılacak Usul İşlemleri” isimli makale.

 

17 Şubat, 2020

DAVACI YA DA DAVALININ İFLAS ETMESİ DURUMUNDA YAPILACAK USUL İŞLEMLERİ

DAVACI YA DA DAVALININ İFLAS ETMESİ DURUMUNDA 
YAPILACAK USUL İŞLEMLERİ

I. GİRİŞ: 

Yargılama devam ederken davacının ya da davalının iflas etmesi durumunda yargılamanın devamı diğer davalarda olduğu gibi 6100 sayılı HMK hükümlerine göre değil 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun iflas hükümlerinin bu konuya özel düzenlemelerine göre sağlanacaktır. Bu makalemizde örnek Yargıtay kararı çerçevesinde davacı ya da davalının iflas etmesi durumunda yargılamanın ne şekilde devam edeceğini açıklayacağız. 

II. GENEL KURAL: 

İflas eden isten davacı isterse davalı olsun 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 194'e göre; "Acele haller müstesna olmak üzere iflasın açılması ile kural olarak müflisin davacı ve davalı olduğu hukuk davaları durur ancak alacaklıların ikinci toplantısından on gün sonra devam olunabilir." Bu madde hükmüne göre ikinci alacaklılar toplantısından on gün sonraya kadar bütün davaların duracağı esastır. Aşağıda açıklayacaklarımız ikinci alacaklılar toplantısından on gün sonrası için yapılacaklara ilişkindir. 

III. DAVACININ İFLAS ETMESİ: 

İflas edenin davacı olduğu davalarda; iflâs idaresi bir davanın başarı şansı olduğu düşüncesine varırsa, iflas masasının bu davayı takip etmesine karar verir; bu karar ikinci alacaklılar toplantısının uygun bulmasına yönelik karar alması ile kesinleşir ve yukarıda belirttiğimiz 2004 sayılı İİK m. 194'de ki ikinci alacaklılar toplantısından sonraki on günlük süre geçince, davaya, davacı olarak iflâs idaresi tarafından devam edilir. İflâs idaresi ve ikinci alacaklılar toplantısı, davanın başarı şansı olmadığı düşüncesine varırlarsa, masanın davayı takip etmemesine karar verirler. Bu halde o davayı takip yetkisi, isteyen alacaklıya devredilir. (İİK md. 245) Hiçbir alacaklı davayı takip etmek istemezse, o zaman, iflas edenin dava takip yetkisi yeniden doğar ve iflas eden iflâsın kapanmasını beklemeden davayı kendi adına devam ettirebilir. 

Bu sürecin işlemesi için davacının iflas ettiğini öğrenen mahkeme kendiliğinden öncelikle ikinci alacaklılar toplantısına kadar 2004 sayılı İİK m. 194'e göre yargılamayı durdurur. Daha sonra iflas idaresine yazı yazılarak ikinci alacaklılar toplantısının yapılıp yapılmadığı, yapıldıysa görülmekte olan dava hakkında bir karar alınıp alınmadığını sorması gerekir. İflas idaresinden gelecek yazı cevabı davacı sıfatıyla davayı takip edecek kişiyi belirleyecektir. Gelen yazı cevabına göre iflas idaresi, alacaklılardan biri ya da bir kaçı ve iflas edenin kendisi davacı olarak davaya devam edecektir. Bu işlemler yapılıncaya kadar dava dosyasında taraf teşkili askıda sayılır. Bu nedenle tarafların itiraz hakkının bulunduğu hiç bir usul işlemi yapılamaz. 

IV. DAVALININ İFLAS ETMESİ: 

İflas edenin davalı olduğu  davalarda ise; iflâs idaresi, alacakları incelerken iflas edene karşı dava açan alacaklının alacağının mevcut olup olmadığı hakkında bir karar vermeyecektir.   Sadece bu alacağı davalı çekişmeli alacak olarak sıra cetveline geçirir. Bu alacağın, dolayısıyla da alacağa konu davanın kabul edilip edilmeyeceği hakkındaki kararı ikinci alacaklılar toplantısında verilir. İkinci alacaklılar toplantısında davaya devam edilmesine  karar verilirse, iflâs idaresi, ikinci alacaklılar toplantısından on gün sonra davayı takip edeceğini mahkemeye bildirir. İflas idaresi davayı tayin edeceği bir avukat vasıtasıyla takip ettirebilir. 

İflas idaresi alacağı iflas masasına kabul etmez ise bu durumda dava sıra cetveline itiraz davasına ya da diğer adıyla kayıt kabul davasına dönüşür. Bu nedenle mahkemenin önündeki dosyanın davalı tarafının dava sırasında iflas etmesi durumunda öncelikle iflastan önce açılan ve 2004 sayılı İİK'nın 194'üncü madde hükmünde sayılan istisnalardan olmayan bir dava olduğunu tespit etmesi daha sonra da asıl dava konusu alacağın ikinci alacaklılar toplantısında, iflas masasına kaydedilip alacağın iflas masasınca kesin olarak kabul edilip edilmediğinin  araştırmasını yapması gerekir. Eğer kesin şekilde dava konusu alacak kayıt ve kabul edilmiş ise dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına yönelik karar vermesi gerekir. İflas masasına kayıt edilmesi istenip de davaya konu alacak kısmen ya da tamamen reddedilmiş ise ve ayrıca sıra cetveline itiraz/kayıt kabul davası açılmamışsa, davaya alacağın sıra cetveline itiraz/kayıt kabul davası olarak devam edilerek varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.


V. ÖRNEK YARGITAY KARARI: 

       T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2017/7164 
KARAR NO : 2019/3248
TARİH           :10.04.2019

     Y A R G I T A Y  K A R A R I

Davacı, davalı ile imzalanan 11/06/2014 tarihli kira sözleşmesi uyarınca beton püskürtme makinesinin bir yıl süre ile davalıya kiraya verildiğini, fakat davalının sözleşmenin imzalandığı tarihten bu yana kira bedellerini ödemediğini, sözleşme süresi bitmeden 18/10/2014 tarihinde, sözleşme konusu makineyi  teslim ettiğini, kira bedellerinin ödenmesi amacıyla davalıya ihtarname gönderilmiş ise de davalının ödeme yapmadığını belirterek 105.020,00 TL tutarındaki kira bedelinin fatura tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep  etmiştir. 

Davalı, davacı ile imzalanan kira sözleşmesi uyarınca makinelerin teslim alındığını fakat kiralanan makinenin arızalı çıkıp çalışmadığını, kiralayan şirketle makinenin kontrolünün yapılması ve iade alınması için defalarca  görüşmeler yapıldığını, olumlu bir sonuç alınmayınca, 10/07/2014 tarihinde kiraya konu makinelerin teslim edildiğini, davacı şirket hakkında iflasın ertelenmesine karar verildiğini, dava açmak için kayyım onayı alınmadığını, davacı şirketin taraf ehliyetinin olmadığını ileri sürerek davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davacı şirket hakkında iflasın ertelenmesine karar verildiği, dava açabilmek için kayyum heyetinin dava açması veya onay vermesi gerektiği, böyle bir belgenin de dosyada olmadığı, bu nedenle davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmaması gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 

Uyuşmazlık, kira alacağından kaynaklanan alacak talebine ilişkindir. 

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 191. maddesi gereğince, borçlunun iflas açıldıktan sonra masaya ait mallar üzerinde her türlü tasarrufu alacaklılara karşı hükümsüzdür. Müflisin masa malları üzerindeki tasarruf yetkisi iflâs ile kısıtlandığından, aynı Kanun’un 226. maddesi uyarınca da  masanın kanuni mümessilinin iflas idaresi olduğu hükmü kabul edilmiştir. Belirtilen hükümler gereğince;  iflasın açılmasıyla taraf sıfatı ve dava takip yetkisi  artık müflise değil, iflas idaresine ait olup, adi tasfiyede İİK'nın 226-229. maddeleri gereği iflas masasını temsil yetkisi iflas idare memurlarına, şayet basit tasfiye (İİK'nın m. 218) usulü benimsenmişse, bu temsil yetkisi İflas Dairesine aittir. 

Müflisin, iflâsın açılması ile hak ehliyetini kaybetmediği gibi, dava ehliyetini de kaybettiği söylenemese de, müflisin masa malları üzerindeki tasarruf yetkisi kısıtlandığından, masa ile ilgili davalar hakkındaki taraf sıfatı ve dava takip yetkisi  artık müflise değil, iflâs idaresine ait olacaktır. İflâs idaresinin bu dava takip yetkisini kullanıp kullanmayacağını tespit edebilmek için, ilk önce iflâs organlarının oluşması ve her dava hakkında esaslı bilgi sahibi olunması gerekir. Bu ise, zaman isteyen bir husustur. İşte bu nedenle, İİK'nın 194. maddesi gereğince müflisin davacı ve davalı bulunduğu hukuk davalarının, iflâsın açılması ile belli bir süre için durması öngörülmüştür. 

İİK'nın 194. maddesine göre; "Acele haller müstesna olmak üzere iflasın açılması ile kural olarak müflisin davacı ve davalı olduğu hukuk davaları durur ancak alacaklıların ikinci toplantısından on gün sonra devam olunabilir. "

İflâsın açılması ile duracak olan davalar, iflâstan önce açılmış olup da halen derdest bulunan ve iflâs  masasına giren mal, alacak ve haklara ilişkin hukuk davalarıdır. Bunlar, müflisin açmış olduğu davalar ile müflise karşı açılmış olan davalardır. Davaların durduğu bu süre içinde, iflâs idaresi, duran davalar hakkında araştırma yapar ve bu davaların geleceği hakkında karar verir. Burada, müflisin davacı veya davalı olmasına göre, usul işlemleri farklılık arz eder. 

Müflisin davacı olduğu davalarda; iflâs idaresi bir  davanın başarı  şansı olduğu kanısına varırsa,  masanın bu davayı takip etmesine karar verir; bu karar ikinci alacaklılar toplantısının uygun bulması ile kesinleşir ve ikinci alacaklılar toplantısından sonraki on günlük süre geçince, bundan böyle davaya, davacı olarak iflâs idaresi tarafından devam edilir. İflâs idaresi ve ikinci alacaklılar toplantısı, davanın başarı şansı olmadığı kanısına varırlarsa, masanın davayı takip etmemesine karar verirler. Bu halde o davayı takip  yetkisi, isteyen alacaklıya devredilir. (İİK md. 245). Hiçbir alacaklı davayı takip etmek istemezse, o zaman, müflisin dava takip yetkisi yeniden doğar ve müflis iflâsın kapanmasını beklemeden, davayı kendi adına devam ettirebilir. 

Müflisin   davalı   olduğu  davalarda ise;  iflâs idaresi,  alacakları   tahkik  ederken, (İİK md. 230 vd) müflise karşı dava açan alacaklının alacağının mevcut olup olmadığı   hakkında bir  karar  vermez;   sadece,  bu  alacağı davalı çekişmeli alacak  olarak sıra  cetveline geçirir.  Bu alacağın, dolayısıyla  davanın kabul  edilip  edilmeyeceği  hakkındaki kararı, ikinci alacaklılar  toplantısında karar verilir. İkinci alacaklılar toplanması davaya devam edilmesine  karar verirse, iflâs idaresi, ikinci alacaklılar toplantısından on gün sonra davayı takip eder veya tayin edeceği bir avukat vasıtasıyla davayı takip ettirir. Bir hukuk davasının kayıt-kabul davasına dönüşmesi için davalının iflas etmesi, iflas idaresinin de dava konusu alacağı iflas masasına kabul etmemesi gerekir. Davalı tarafı dava sırasında iflas eden aleyhine iflastan önce açılan ve İİK'nın 194. madde hükmünde sayılan istisnalardan olmayan bir davaya bakan mahkemenin asıl dava konusu alacağın, ikinci alacaklılar toplanmasında, iflas masasına kaydedilip, alacağın masaca kesin olarak kabul edilip edilmediğinin  araştırması ve şayet kesin suretle kayıt ve kabul edilmiş ise, konusu  kalmayan  davada hüküm tesisine yer olmadığına karar vermesi; masaya kayıt edilmesi istenip de alacak  kısmen veya tamamen reddedilmiş ise ve kayıt-kabul davası ayrıca açılmamışsa, davaya alacağın iflas masasına kayıt ve kabulü davası olarak devam edilerek,  varılacak sonuç dairesinde  bir karar vermesi gerekir.

Yukarıdaki yasal hükümler ve açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; yargılama devam ederken Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24.06.2015 tarihli,  2013/32 Esas ve 2013/136 Karar sayılı ilamı ile davacı şirketin iflasına karar verildiği anlaşılmaktadır.  Mahkemece, yukarıda açıklanan usullere göre yargılamaya devam edilip, sonucuna göre  hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ve yerinde olmayan gerekçelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır.

2- Adi ortaklık sözleşmesi, iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. Bilindiği üzere, adi ortaklığın tüzel kişiliği yoktur. Bu nedenle adi ortaklığa karşı açılan dava, diğer ortakların tümüne karşı yöneltilmiş demektir. Başka bir anlatımla, aktif ve pasif taraf ehliyeti tüm ortaklara aittir. Bu açıdan ortaklar arasında mecburi dava arkadaşlığı vardır. Adi ortaklık aleyhine açılan davada, tüm ortaklar davaya dahil edilmelidir.

Somut olayda, davacı tarafından adi ortaklığa karşı açılan dava ile temsilcide hata yapıldığı açıktır. Temsilcide yanılma halinde, gerçek temsilci belirlenip, dava dilekçesi ona tebliğ edilerek, yargılamaya devam edilmesi zorunludur. Buna göre verilecek ara kararla, davanın doğru hasma yöneltilmesi için davacıya imkan sağlanması gerekir. 

Hal böyle olunca mahkemece; temsilcide hata sonucu tüzel kişiliği bulunmayan A-A Enerji Adi Ortaklığı’na husumet yöneltilerek açılan davada, gerçek temsilci durumundaki adi ortaklara davanın yöneltilmesinin sağlanması; adi ortaklara dava dilekçesi ve duruşma günü bildirir tebliğ yapılarak, savunma hakkının tanınması, hasıl olacak sonucu göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı biçimde karar verilmesi usul ve yasaya  aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir. 

SONUÇ: Yukarıda birinci ve ikinci bentte açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, müflis davacı şirketin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK' un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK' un 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.04.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.