TTK m. 1472 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TTK m. 1472 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan, 2024

İSTANBUL 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDE GÖRÜLMEKTE OLAN DAVADA 2918 SAYILI KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 110/II’NİN ANAYASAYA AYKIRILIĞI İDDİASIYLA YAPILAN İPTAL BAŞVURUSU VE ANAYASA MAHKEMESİNİN İPTAL KARARI

 

İSTANBUL 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDE GÖRÜLMEKTE OLAN DAVADA 2918 SAYILI KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 110/II’NİN ANAYASAYA AYKIRILIĞI İDDİASIYLA YAPILAN İPTAL BAŞVURUSU VE ANAYASA MAHKEMESİNİN İPTAL KARARI

DAVACININ TALEBİ:

Davacı Groupama Sigorta A.Ş. vekili dava dilekçesinde, 07.04.2019 tarihinde İzmir ili, Gaziemir ilçesinde meydana gelen trafik kazasında Himmet Seçkin yönetimindeki 45 HB 9007 plakalı araç ile Savaş Yeğen yönetimindeki 35 GF 626 plakalı aracın kaza yaptıklarını, Salih Kalyoncu yönetimindeki 35 AFY 542 plakalı aracın da bu kazaya karışan Himmet Seçkin yönetimindeki 45 HB 9007 plakalı araca çarptığını, davalı Seyid Ahmet Kaya yönetimindeki 35 AR 9118 plakalı aracın da bu kazaya karışan Himmet Seçkin yönetimindeki 45 HB 9007 plakalı araca çarptığını, daha sonra da yaya Erol Apaydın'a çarptığını, ardından da bariyerlere çarparak durduğunu, Salih Kalyoncu'nun yönetimindeki 35 AFY 542 plakalı aracın sahibi olan kendi sigortalıları Hüsamettin Kalyoncu'ya 06.09.2019 tarihinde 35.569,66 TL sigorta tazminatı ödediklerini, 6102 sayılı TTK m. 1481'e göre kendi sigortalılarına halef olmaları nedeniyle de ödedikleri sigorta tazminatının davalı Seyid Ahmet Kaya'dan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalının yetki itirazında bulunması üzerine de Anayasa Mahkemesine iptal başvurusunun konusunu oluşturan 2918 sayılı KTK m. 110/II'ye göre yetkili mahkemenin İstanbul Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu belirtmiştir.

DAVALININ TALEBİ:

Davalı Seyid Ahmet Kaya vekili cevap dilekçesinde öncelikle davaya konu kazanın İzmir ili, Gaziemir ilçesinde olması nedeniyle yetki itirazında bulunmuştur. Davanın esasına ilişkin olarak da önce zamanaşımı defini ileri sürmüş, meydana gelen kazada kusur durumunun araştırmasının yapılmasını talep etmiş ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

ANAYASA MAHKEMESİNE BAŞVURUNUN HUKUKİ NİTELİĞİ:

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 152'inci maddesine göre kanunun Anayasaya aykırılığının ilk derece mahkemesince ileri sürülmesidir.

ANAYASA MAHKEMESİNE İPTAL BAŞVURUSUNUN GEREKÇESİ:

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 152'inci maddesine göre bir kanunun Anayasaya aykırılığının ilk derece mahkemesince ileri sürülmesinin ilk koşulu o kanun hükmünün o mahkemedeki uyuşmazlığa uygulanacak olmasıdır. Mahkememizin Anayasaya aykırılık iddiası ilk önce bu yönüyle açıklanacaktır.

Mahkememizde görülmekte olan davada davalı vekili süresi içinde yetki itirazında bulunmuştur. Yetki itirazı ilk itiraz olup 6100 sayılı HMK m. 138'e göre "Mahkeme, öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verir; gerektiği takdirde kararını vermeden önce, bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebilir." Bu maddeye göre davalının yetki itirazının mahkememizin 06.04.2023 tarihli ön inceleme duruşmasında karara bağlanıp ondan sonra eğer yetki itirazı reddedilecekse esasa girilmesi, kabul edilecekse de istinaf kanun yolu açık olmak üzere yetki itirazının kabulü ile davanın usulden reddine karar verilerek dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir. Bu nedenle 2918 sayılı KTK m. 110/II'de yer alan yetkiye ilişkin hükmün mahkememiz dosyasında uygulanıp uygulanmayacağı konusunda ön inceleme duruşmasında karar verilmesi gerektiği kesinleşmiştir.

İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜNÜN ANAYASAYA AYKIRILIK GEREKÇESİ:

İptali istenen 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 110/II "Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir." düzenlemesini içermektedir.

Maddenin düzenlediği "hukuki sorumluluğa ilişkin davalar" sigorta şirketlerine karşı ya da sigorta şirketlerinin açacağı motorlu araç kazalarından kaynaklı tazminat, alacak ve bu davalar sonrasında sorumlulara karşı rücu davalarını da kapsamaktadır. Mahkememizdeki dava da sigorta tazminatı rücu davasıdır.

Madde, sigortacının merkezinin bulunduğu yer mahkemesini, sigortacının şubesinin bulunduğu yer mahkemesini, sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemesini ve kazanın vuku bulduğu yer mahkemesini seçimlik yetkili mahkeme olarak belirlemiştir.

Yetkili olarak belirlenen mahkemelerden "sigortacının merkezinin bulunduğu yer mahkemesi" ibaresi aşağıda açıklanacağı üzere Anayasaya aykırıdır.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5'inci maddesine göre; "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." İptali istenen yasa ibaresi ile belli bir ekonomik zümreye "sigorta şirketleri" zümresine özel yetki düzenlemesi getirilmiştir. Hukuk yargılamasını düzenleyen 6100 sayılı HMK ile mahkemelerin yetkisini düzenleyen başka yasalardaki özel yetki hükümlerinin hiçbirinde belli bir siyasi, sosyal ya da ekonomik bir zümreye ayrı yetki düzenlemesi yapılmamıştır. Bu hüküm açıkça Anayasanın 5'nci maddesinde düzenlenen devletin temel amaç ve görevleri arasında yer alan Türk Milletinin ve kişilerin temel hak ve hürriyetlerini, adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan bir düzenlemedir.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10'uncu maddesine göre; "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir."  İptali istenen yasa ibaresi ile belli bir ekonomik zümreye, "sigorta şirketleri" zümresine özel yetki düzenlemesi getirerek kanun önünde eşitlik ilkesi ihlal edilmiştir.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13'üncü maddesine göre; "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." İptali istenen yasa ibaresi nedeniyle İzmir Gaziemir'de meydana gelen, hem davalısının hem de davacı sigorta şirketinin sigortalısının İzmir ilinde yerleşik olduğu bir kaza için hak arama özgürlüğü belli bir ekonomik zümre için kısıtlanmakta, bu kısıtlanma Anayasanın 13'üncü maddesindeki ölçütlere de uymamaktadır. 

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Mülkiyet Hakkı" başlıklı 35'inci maddesine göre; "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." İptali istenen yasa ibaresi nedeniyle davalı tarafın mülkiyet hakkı ihlal edilmektedir. Öncelikle 6100 sayılı HMK hükümlerine göre İzmir ilinde görülecek bir dava için davalı taraf İstanbul iline gidip gelmek zorunda bırakılarak fazladan yol ve konaklama masrafına sokulmaktadır. İkinci olarak İstanbul'da yargılamayı yapacak olan mahkememizin olayda kusur durumunun tespiti için İzmir Asliye Hukuk Mahkemesine talimat yazması ve talimatla keşif yapılmasını istemesi gerekmektedir ki davayı kaybeden tarafın yargılama giderleri içinde yer alacak olan talimat masrafını ödeyerek mülkiyet hakkı ihlal edilecektir.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36'ncı maddesine göre; "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." İptali istenen yasa ibaresi nedeniyle asıl yetkili mahkemelerin davaya bakması da engellenmektedir.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Çalışma hakkı ve ödevi" başlıklı 49'uncu maddesine göre; "Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır." İptali istenen yasa ibaresi davalıyı Anayasaya aykırı şekilde başka bir ile hak aramak için gitmek zorunda bırakmakta işinden ve gücünden geri kalması sonucunu doğurmaktadır.

Mahkememizdeki davaya konu kaza ülkenin ekonomik durumu iyi olan üç büyük şehrinden birinde gerçekleşmiş olup çoğu zaman İstanbul'a en uzak illerimiz olan Van, Hakkari, Artvin gibi illerde meydana gelen kazalar için de İstanbul Adliyesinde dava açılmaktadır. 

Sigorta şirketlerinin bir tanesi hariç tamamının yerleşim yerinin İstanbul ili Şişli ilçesi olduğu, bir tanesinin ise İstanbul ili Beykoz ilçesi olduğu düşünüldüğünde bütün Türkiye'de sigorta şirketlerinin özellikle davacı sıfatı ile açacakları davalarda İstanbul Adliyesindeki (Çağlayan) Asliye Hukuk, Asliye Ticaret ve Tüketici Mahkemelerinin bu yasa hükmüne göre "seçimlik yetkili mahkeme" oldukları, ancak uygulamada sigorta şirketlerinin avukatlarına yol ve konaklama masrafı vermemek için davacı sıfatıyla açtıkları bütün davalarda İstanbul Adliyesi mahkemelerini tercih ediyor olmaları nedeniyle İstanbul Adliyesi Mahkemelerinin fiilen "kesin yetkili mahkeme" haline geldiği, bu durumunda bu davalarda taraf durumunda bulunan diğer kişilerin yukarıda açıklanan anayasal haklarını ve usul hukukundan kaynaklanan silahların eşitliği ilkesine göre adil yargılanma hakkını ihlal edildiği açıktır.

Bu gerekçelerle dava konusu uyuşmazlıkta uygulanması davalının yetki itirazı ile kesinleşen 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 110/II'de yer alan "sigortacının merkez" ibaresinin 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5'inci, "Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10'uncu, "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13'üncü, "Mülkiyet Hakkı" başlıklı 35'inci, "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36'ncı, "Çalışma hakkı ve ödevi" başlıklı 49'uncu maddesi kapsamında Anayasaya aykırı olduğunun tespiti ve iptaline karar verilmesini talep etme zorunluluğu doğmuştur.

SONUÇ: 

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 110/II'de yer alan "sigortacının merkez" ibaresinin 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5'inci, "Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10'uncu, "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13'üncü, "Mülkiyet Hakkı" başlıklı 35'inci, "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36'ncı, "Çalışma hakkı ve ödevi" başlıklı 49'uncu maddesi kapsamında Anayasaya aykırı olduğunun tespiti ve iptaline karar verilmesini,

Kararın bir örneğinin mahkememize UYAP üzerinden tebliğini saygılarımla dilerim.

                                                           Hakim

                                             Bülent Nuri KURDOĞLU

                                                           192212

EKİ: İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin (…) Esas sayılı dosyası UYAP kaydı.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

 

Esas Sayısı : 2023/79

Karar Sayısı : 2024/80

Karar Tarihi : 14/3/2024

R.G.Tarih-Sayı : 18/4/2024-32521

 

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU: 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 11/1/2011 tarihli ve 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle değiştirilen 110. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “… sigortacının merkez…” ibaresinin Anayasa’nın 5., 10., 13., 35., 36. ve 49. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

OLAY: Sigorta şirketi tarafından tazminatın sorumluya rücu edilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ

Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 110. maddesi şöyledir:

 “Görevli ve Yetkili Mahkeme:

Madde 110 – (Değişik: 11/1/2011-6099/14 md.)

İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir.

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 4/5/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Burak FIRAT tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Sınırlama Sorunu

3. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev kapsamına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.

4. İtiraz yoluna başvuran Mahkemece, 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesinin ikinci numaralı fıkrasında yer alan ...sigortacının merkez…” ibaresinin iptali talep edilmiştir. İtiraz konusu kuralla motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davaların, sigortacının merkezinin bulunduğu yer mahkemelerinde de açılmasına imkân tanınmaktadır. Kuralda yer alan “…sigortacının…” ibaresi “merkez” ibaresinin yanı sıra bakılmakta olan davada uygulanma imkânı olmayan “şubesinin” ibaresi bakımından da geçerli, ortak kural niteliğindedir.

5. Bu itibarla, bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın esasına ilişkin incelemenin kuralda yer alan …merkez… ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir.

B. İtirazın Gerekçesi

6. Başvuru kararında özetle; sigorta şirketlerinin tamamına yakının merkezlerinin İstanbul’da bulunduğu, itiraz konusu kuralın tanıdığı yetkiye istinaden bu şirketlerin açtıkları davalarda İstanbul’da yer alan mahkemeleri tercih ettikleri, bu bakımdan itiraz konusu kural ile tanınan seçimlik yetkinin kesin yetkiye dönüştüğü, bu durumun hak arama özgürlüğünü kısıtladığı, kusur durumunun tespiti gibi yargılama faaliyetlerini daha maliyetli hâle getirerek zorlaştırdığı, davanın taraflarının başka bir ilde hak aramak zorunda kaldıkları, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile mahkemelerin yetkilerini düzenleyen başka kanunlardaki özel yetki hükümlerinin hiçbirinde belli bir ekonomik zümreye ayrı yetki düzenlemesi yapılmadığı, ancak itiraz konusu kuralın sigorta şirketleri bakımından ayrı yetki düzenlemesi getirdiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 5., 10., 13., 35., 36. ve 49. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

7. İtiraz konusu kuralın yer aldığı 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesinin ikinci fıkrası, motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalarda davaya bakmaya yetkili mahkemeleri düzenlemektedir. Buna göre anılan davalar, sigortacının şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde, kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde ya da itiraz konusu kural uyarınca sigortacının merkezinin bulunduğu yerde açılabilir.

8. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmektedir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, § 28).

9. Anayasanın 142. maddesinde ise “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.” hükmüne yer verilmiştir. Hukuk devletinde kanun koyucu, Anayasa’nın temel ilkelerine ve kurallarına bağlı kalmak koşuluyla, mahkemelerin görev ve yetkilerinin belirlenmesi konusunda takdir yetkisine sahiptir. Ancak bu takdir yetkisinin, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının öngördüğü güvencelere aykırılık taşımaması gerekir.

10. Adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2021/20, K.2022/84, 30/6/2022, § 10).

11. İtiraz konusu kural, motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davaların açılabileceği yetkili mahkemeyi tayin etmek suretiyle mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirmektedir.

12. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, ayrıca Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.

13. Bu kapsamda mahkemeye erişim hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.

14. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.

15. Kuralla motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalarda yetkili mahkemenin herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu ve bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır.

16. Anayasa’nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da o hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Öte yandan Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir (AYM, E.2018/99, K.2021/14, 3/3/2021, § 24).

17. Ayrıca adil yargılanma hakkı, niteliği gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bir haktır. Zira bu hakkın Anayasa'da ifade edilmiş olması kendi başına bir anlam ifade etmemekte, bireylerin bu haktan yararlanabilmesi için devletin en azından yargı teşkilatını kurması ve yargılama usullerini belirlemesi gerekmektedir. Devletin düzenleme yetkisi olduğu alanlarda belirli ölçüde takdir yetkisine sahip olduğunun kabulü gerekir. Bu sebeple adil yargılanma hakkına yönelik sınırlamalar getirilirken kanun koyucuyu bağlayan belirli bir meşru amaçlar listesi bulunmamaktadır. Ancak kanun koyucunun bu takdir yetkisinin Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olduğu açıktır (Bekir Sözen [GK], B. No: 2016/14586, 10/11/2022, § 74).

18. İtiraz konusu kural, motorlu taşıt kazalarından doğan hukuki sorumluluk davalarının tamamını kapsamaktadır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, aralarında araç sahibi, araç işleten, araç işleticisi teşebbüs sahibi, sigorta şirketi veya hak sahibi üçüncü kişilerin de bulunduğu çok sayıda kişinin hem davalı hem de davacı sıfatıyla yer alabildiği davalardır. Sigorta şirketlerinin bu davalarda davalı sıfatıyla yer aldığı durumlarda genel yetki kuralı olan 6100 sayılı Kanun’un 6. maddesi gereği şirket merkezlerinde dava açılabilmektedir. İtiraz konusu kural ile genel yetki kuralından farklı olarak, sigorta şirketlerine davacı sıfatıyla yer aldıkları motorlu taşıt kazalarından doğan hukuki sorumluluk davalarında kendi merkezlerinin bulunduğu yer mahkemesinde de dava açabilme imkânı tanınmaktadır.

19. Sigorta şirketlerinin merkezlerinin çoğunlukla bir ilde olması nedeniyle ülke genelinde motorlu araç kazalarından doğan hukuki sorumluluk davalarının o ilde açılmasının o ildeki mahkemelerin iş yükünü arttıracağı açıktır. Her ne kadar başka yerde bulunan ve mahkemeye getirilemeyen delillerin o yerde istinabe yoluyla toplanabilmesi ve yine delillere ilişkin açıklamada bulunma hakkının istinabe yoluyla kullanılabilmesi, olaya ilişkin keşfin yine istinabe yoluyla yapılabilmesi mümkün olsa da tüm ülkedeki mahkemelere bu doğrultuda talimat yazılarak gerçekleştirilecek işlemlerin yargılamayı yavaşlatması söz konusu olabilecektir.

20. Davanın taraflarından maddi ve sosyal bakımdan zayıf ve dezavantajlı konumda bulunan kişilerin mahkemeye erişiminin kolaylaştırılması yönünde düzenlemeler yapılması makul karşılanmalıdır. Ancak itiraz konusu kuralda motorlu araç kazalarından doğan hukuki sorumluluk davalarının tarafı olabilecek diğer kişilerden güçsüz ve dezavantajlı olduğu değerlendirilemeyecek olan sigorta şirketleri lehine, genel kuraldan farklılaşan bir yetki kuralı getirildiği gözetildiğinde kuralın anayasal anlamda meşru bir amaç taşıdığı söylenemez. Dolayısıyla itiraz konusu kuralın meşru amacı bulunmamaktadır.

21. Öte yandan Anayasa’nın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./ Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz./ Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz./ Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denilmek suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir.

22. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez (AYM, E.2020/95, K.2022/3, 26/1/2022, § 25; E.2022/65, K.2022/102, 8/9/2022, § 11).

23. Eşitlik ilkesi yönünden yapılacak anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın 10. maddesi çerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişilere farklı muamele yapılıp yapılmadığı tespit edilmeli, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasında farklılık gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Yapılacak bu belirlemenin ardından ise farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı ve ölçülü olup olmadığı hususları irdelenmelidir. Ölçülülük ilkesi, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. Diğer bir ifadeyle bu ilke, farklı muamelenin öngörülen objektif amaç ile orantılı olmasını gerektirmektedir (AYM, E.2021/1, K.2021/32, 29/4/2021, § 32; E.2022/65, K.2022/102, 8/9/2022, § 12).

24. Aynı dava türünde mahkemeye erişim bakımından davanın tarafları aynı hukuki konumda bulunmaktadır. Bu bakımdan motorlu taşıt kazalarından doğan hukuki sorumluluk davalarında mahkemeye erişim bakımından davacı ve davalı olabilecek taraflardan birine diğerinden fazla bir imkân tanınması farklı muamele oluşturacaktır. Bu bağlamda motorlu taşıt kazalarından doğan hukuki sorumluluk davalarında davalı taraf sigorta şirketleri olduğu takdirde genel yetki kuralı çerçevesinde sigorta şirketlerinin merkezinde zaten dava açılabilmektedir. İtiraz konusu kural ile davacının sigorta şirketi olduğu hâllerde de bu şirketlere kendi merkezlerinde dava açma hakkı tanındığı, davacının sigorta şirketleri dışındaki kişiler olduğu hâllerde ise bu kişilerin aynı imkândan yararlanmasının mümkün olmadığı dikkate alındığında itiraz konusu kuralın söz konusu kişiler yönünden farklı muamele oluşturduğu açıktır.

25. Eşitlik ilkesinin gereği olarak karşılaştırma yapılmaya müsait olacak şekilde benzer durumda olanlar arasından bir kısmı lehine getirilen farklı düzenlemenin ayrıcalık tanınması niteliğinde olmaması için nesnel ve makul bir temele dayanması ve ölçülü olması gerekir.

26. Demokratik ve eşitlik esasına dayanan bir toplumda farklı statüler oluşturulması veya farklı muamelede bulunulması mutlak olarak yasak değildir. Adalet ve hakkaniyet ilkeleri dahi bazen durumu benzer olan kişiler yönünden farklı statüler oluşturulmasını gerekli hâle getirebilmektedir. Bu bağlamda benzer durumdakilerin farklı statülere tabi kılınması otomatik olarak eşitlik ilkesine aykırı olmaz. Statü farklılıkları, nesnel ve makul bir nedene dayanması şartıyla Anayasa’ya aykırı görülmeyebilir. Bununla birlikte benzer durumdakilerin farklı statülere tabi kılınmasının nesnel ve makul bir sebebe dayandığının söylenebilmesi için bu farklılığın toplumun en zayıf ve dezavantajlı kesiminin yararına olması gerekir.

27. Yukarıda da açıklandığı üzere (bkz. §§ 19, 20) itiraz konusu kuralla oluşturulan farklı muamele zayıf ve dezavantajlı kesimin mahkemeye erişimini kolaylaştırmaktan ziyade uyuşmazlığın nispeten güçlü tarafını oluşturan sigorta şirketlerine ek bir imkân sağlanması mahiyetindedir. Bu durumda kuralla öngörülen farklı muamelenin nesnel ve makul bir sebebe dayandığı söylenemez.

28. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 10., 13. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 5. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri bağlamında yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesi yönünden ayrı bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kural, Anayasa’nın 10., 13. ve 36. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 35. ve 49. maddeleri yönünden incelenmemiştir.

IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ

29. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.

30. 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “…merkez…” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan “…merkez…” ibaresinden sonra gelen “...veya...” ibaresinin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.

V. HÜKÜM

13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 11/1/2011 tarihli ve 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle değiştirilen 110. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan;

A. “…sigortacının merkez…” ibaresinin esasına ilişkin incelemenin“...merkez...” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına,

B. “…merkez…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,

C. “…merkez…” ibaresinden sonra gelen “...veya...” ibaresinin 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE,

14/3/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

05 Mayıs, 2020

6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU MADDE 1472'YE GÖRE HALEFİYET ESASINA GÖRE AÇILACAK SİGORTA DAVALARINDA GÖREVLİ MAHKEMENİN BELİRLENMESİNDE UYGULANACAK ÖLÇÜTLER

6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU MADDE 1472'YE GÖRE HALEFİYET ESASINA GÖRE AÇILACAK SİGORTA DAVALARINDA GÖREVLİ MAHKEMENİN BELİRLENMESİNDE UYGULANACAK ÖLÇÜTLER

I. GİRİŞ:

Bu makalemizde 6102 sayılı TTK m. 1472'ye göre kendi sigortalısına halef olan sigorta şirketinin kendi sigortalısına ödediği sigorta tazminatını sorumlulardan geri alabilmek için açacağı tazminat davasında görevli mahkemenin hangi ölçütlere göre belirleneceğini Yargıtay kararları çerçevesinde tartışacağız. 

II. TÜRK TİCARET KANUNU MADDE 1472'DE GETİRİLEN DÜZENLEME:

6102 Sayılı TTK m. 1472 aşağıdaki düzenlemeyi getirmiştir.

"Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder. Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa, sigortacı, mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin, halefiyet kuralı uyarınca, sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek, dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir.

Sigortalı, birinci fıkraya göre sigortacıya geçen haklarını ihlal edici şekilde davranırsa, sigortacıya karşı sorumlu olur. Sigortacı zararı kısmen tazmin etmişse, sigortalı kalan kısımdan dolayı sorumlulara karşı sahip olduğu başvurma hakkını korur."

Bu maddeye göre sigortacı sigorta tazminatını ödemiş olmalı, sigortalının gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı bulunmalı ve sigortacı sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat etmelidir. Sigortacının bu koşulları sağlaması durumunda sigortalı yerine geçerek dava açmak ya da açılmış olan davayı sigortalısı yerine geçerek takip etmek hakkı doğacaktır. Bu makalemizin konusunu da sigortacının açacağı davanın hangi mahkemenin görevine gireceği oluşturmaktadır. 

III. YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİNİN GETİRDİĞİ ÖLÇÜTLER: 

Yargıtay 17. HD aşağıya tam metnini aldığımız kararlarında sigortacının açacağı davada görevli mahkemenin nasıl belirleneceği konusunda aşağıdaki ölçütleri belirlemiştir. 

Buna göre ilk önce sigortacının sigortaladığı müşterisi ile dava açacağı kişi arasındaki ilişkinin hukuki mahiyeti nazara alınır. Yani sigortalanan kişi ile zarara neden olan kişi arasındaki hukuki ilişki davanın görüleceği mahkemenin belirlenmesinde öncelikle dikkate alınacaktır. Çünkü sigortacı davayı kendi zararına karşılık olarak değil ödediği sigorta tazminatına karşılık olarak kendi sigortalısına halef olarak açmaktadır. 

Bu durum Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 22.03.1944 tarihli 37 Esas ve 9 Karar sayılı kararında “Ticaret Kanununun 965 (yeni TTK 1472) maddesiyle konulmuş bulunan esasa göre sigortacı poliçede yazılı olup da sigortalısına ödediği sigorta bedeli nispetinde sigortalının yerine geçer. Bu bir kanunu halefiyettir. Bu nedenle sigortacının haksız fiil failinin karşısına çıkması zarar gören şahsa ödemiş olduğu miktar nispetinde dava külfetinden kurtarmış olduğu içindir.” şeklinde tespit edilmiştir. Bu nedenle sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava olmayıp TTK m. 1472'ye göre açılacak davalarda bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak, sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur. Dolayısıyla eğer zarar gören sigortalananın zarar veren kişiye karşı açacağı maddi tazminat davası asliye hukuk mahkemesinde ya da tüketici mahkemesinde görülecekse zarar gören sigortalanana tazminat ödeyerek halef olan sigortacının açacağı dava da bu mahkemelerde görülür. Eğer zarar gören sigortalanın açacağı dava kendisinin tacir davalı tarafın da tacir olması nedeniyle tacirler arasındaki haksız fiillerden kaynaklı davalarda ticaret mahkemelerinin görevli olması nedeniyle ticaret mahkemeleri görevli olduğundan TTK m. 1472'ye göre sigortacının açacağı halefiyet davası da ticaret mahkemesinde görülecektir. Bu son durumda davanın ticaret mahkemesinde görülmesi zarar görenle zarar veren arasındaki hukuki ilişkinin ticari ilişki olmasındandır. 

Aşağıya tam metnini alıntıladığımız her iki Yargıtay 17. HD kararında Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 22.03.1944 tarihli 37 Esas ve 9 Karar sayılı kararından alıntı yapılmış gibi “sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak, sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur” ifadesinin yer aldığı görülmektedir. Söz konusu Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 22.03.1944 tarihli 37 Esas ve 9 Karar sayılı kararında böyle bir ifade bulunmamakta olup tırnak içinde yer alan bu ifadeler Yargıtay 17. HD heyetinin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun kararından yaptığı çıkarımlardır. Kararın kaleme alınış şekli özensiz olduğundan bu ifadeler sanki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun kararından alıntılanmış gibi her iki karara da geçmiştir. 

IV. YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ KARARLARI: 

            T.C.
   YARGITAY
17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/20369 
KARAR NO : 2019/8459

Taraflar arasındaki işyeri sigorta poliçesinden kaynaklanan rücuen tazminat alacağına dayalı itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın  kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili; müvekkili şirkete sigortalı bulunan Ünlü Gıda Sanayi Ticaret Şirketi'nin Market Paket Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğunu, 05/06/2013 tarihinde meydana gelen yağış sonucu cadde üzerindeki KASKİ'ye ait logarın tıkanması nedeni ile müvekkiline sigortalı iş yerinde 2.808,00 TL zarar meydana geldiğini, sigorta şikretinin hasar bedelini ödediği söz konusu ödemeye ilişkin hasar tazminatının ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan rücuen alınarak taraflarına verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 

Davalı  vekili, yargı yolu ve husumet itirazında bulunmak suretiyle, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre,davanın kabulü ile 2.808,00 TL nin ödeme tarihi olan 12/07/2013 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalı Kaski'den  alınarak  davacıya ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dava, işyeri sigorta poliçesi gereği sigortalısına ödeme yapan davacının ödediği bedelin, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1472. maddesine göre, zarardan sorumlu olduğu iddia olunan davalıdan rücuen tahsili istemine ilişkindir.

Davacı sigorta şirketi, bu davayı sigortalısının halefi olarak açtığına göre, görevli mahkemenin tayininde sigortalı ile davalı arasındaki ilişkinin hukuki mahiyeti nazara alınır.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 22.03.1944 tarihli 37 Esas ve 9 Karar sayılı kararında bu husus “sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak, sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur” şeklinde vurgulanmaktadır. Buna göre; sigortacının halefiyete dayalı olarak açtığı davada, davanın nitelendirmesi yapılırken, davacının sigortalısı ile zarara neden olduğu iddia edilen davalı arasındaki hukuki ilişkiye bakılması gerekir.

Dava tarihi olan 16/12/2013 tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 16/1. maddesinde kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek ve ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulan teşekkül ve müesseselerin dahi tacir sayılacakları hükme bağlanmıştır.

İSKİ’nin kuruluşu hakkındaki 2560 sayılı kanunun ek 5. maddesinde bu kanunun diğer Büyükşehir Belediyelerinde de uygulanacağı açıklanmış olup böylece KASKİ de 2560 sayılı kanuna tabi bir kuruluş haline gelmiştir.

Bu durum karşısında somut olaya bakıldığında; davacının sigortalısı Ünlü Gıda San.Tic.Ltd.Şti.tüzel kişi tacir olduğu gibi, davalı KASKİ de TTK'nın 3, 11, 16/1. maddeleri ve 2560 sayılı Kanun hükümleri uyarınca faaliyetlerini özel hukuk hükümlerine göre sürdüren tacir tüzel kişidir. Davacının sigortalısı ile davalı arasındaki hukuki ilişki ise haksız fiilden doğmuştur. Bu durum karşısında, her iki taraf da tacir olduğundan, tacirler arasındaki haksız fiilden doğan davada özel görevli mahkeme olan Asliye Ticaret Mahkemeleri'nin görevli olduğu, davacının halefiyete dayalı olarak açtığı rücuen tazminat davasında da Asliye Ticaret Mahkemesi'nin görevli olduğu gözetilerek; 6100 sayılı HMK'nun 114/1-c. maddesine göre görevsizlik nedeniyle HMK'nun 115/2. maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken; yazılı olduğu biçimde işin esasının incelenerek hüküm tesisi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.

2-Bozma neden ve şekline göre; davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ:Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 24/09/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi. 
           T.C.
   YARGITAY
17. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2016/10840 
KARAR NO : 2019/7369

Taraflar arasındaki işyeri sigorta poliçesinden kaynaklanan rücuen tazminat alacağına dayalı itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, davacı nezdinde sınai-ticari yangın sigorta poliçesi ile sigortalı Mudo Satış Mağazaları A.Ş.'ne ait iş yerinin davalı MESKİ'ye ait su borularının patlaması sonucu hasar gördüğünü, meydana gelen hasar nedeniyle davacı şirketin 06/09/2012 tarihinde sigortalısına 41.410,00 TL tazminat ödediğini ve sigortalısının haklarına halef olduğunu belirterek Adana 13.İcra Müdürlüğünün 2013/1124 sayılı takip dosyasındaki haksız ve kötü niyetli itirazın iptaline, davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 

Davalı  vekili, haksız, yersiz ve hukuki dayanaktan yoksun açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre, davanın kısmen kabulü ile davalının Adana 13. İcra Müdürlüğünün 2013/1124 sayılı takip dosyasında asıl alacağın 10.350,00 TL ile bu miktarın ödeme tarihi olan 06/09/2012 tarihinden takip tarihi olan 01/02/2013 tarihine kadar işlemiş yasal faizine yönelik davalı itirazının iptaline, bu miktarlar üzerinden icra takibinin devamına, davacının icra inkar tazminatı isteminin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dava, işyeri sigorta poliçesi gereği sigortalısına ödeme yapan davacının ödediği bedelin, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1472. maddesine göre, zarardan sorumlu olduğu iddia olunan davalıdan rücuen tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davacı sigorta şirketi, bu davayı sigortalısının halefi olarak açtığına göre, görevli mahkemenin tayininde sigortalı ile davalı arasındaki ilişkinin hukuki mahiyeti nazara alınır. 

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 22.03.1944 tarihli 37 Esas ve 9 Karar sayılı kararında bu husus “sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak, sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur” şeklinde vurgulanmaktadır. Buna göre; sigortacının halefiyete dayalı olarak açtığı davada, davanın nitelendirmesi yapılırken, davacının sigortalısı ile zarara neden olduğu iddia edilen davalı arasındaki hukuki ilişkiye bakılması gerekir.

Dava tarihi olan 16/12/2013 tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 16/1. maddesinde kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek ve ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulan teşekkül ve müesseselerin dahi tacir sayılacakları hükme bağlanmıştır.

İSKİ’nin kuruluşu hakkındaki 2560 sayılı kanunun ek 5. maddesinde bu kanunun diğer Büyükşehir Belediyelerinde de uygulanacağı açıklanmış olup böylece MESKİ de 2560 sayılı kanuna tabi bir kuruluş haline gelmiştir. 

Bu durum karşısında somut olaya bakıldığında; davacının sigortalısı Mudo Satış Mağazaları A.Ş. tüzel kişi tacir olduğu gibi, davalı MESKİ de TTK'nın 3, 11, 16/1. maddeleri ve 2560 sayılı Kanun hükümleri uyarınca faaliyetlerini özel hukuk hükümlerine göre sürdüren tacir tüzel kişidir. Davacının sigortalısı ile davalı arasındaki hukuki ilişki ise haksız fiilden doğmuştur. Bu durum karşısında, her iki taraf da tacir olduğundan, tacirler arasındaki haksız fiilden doğan davada özel görevli mahkeme olan Asliye Ticaret Mahkemeleri'nin görevli olduğu, davacının halefiyete dayalı olarak açtığı rücuen tazminat davasında da Asliye Ticaret Mahkemesi'nin görevli olduğu gözetilerek; 6100 sayılı HMK'nun 114/1-c. maddesine göre görevsizlik nedeniyle HMK'nun 115/2. maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken; yazılı olduğu biçimde işin esasının incelenerek hüküm tesisi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.

2-Bozma neden ve şekline göre; davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına; peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 12/06/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.