02 Ekim, 2015

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ KARARLARINA GÖRE YARGI KARARLARININ GEREKÇELENDİRİLMESİ

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ KARARLARINA GÖRE YARGI KARARLARININ GEREKÇELENDİRİLMESİ[1]

I. GİRİŞ:

Adalet Bakanlığı AİHM’nin adil yargılanma hakkına ilişkin kararlarına dayanılarak hazırlanan Adil Yargılanma Hakkı (ceza rehberi) ve Adil Yargılanma Hakkı (medeni hukuk yönü) isimli iki kitabı internet sitesinde yayınladı.

Hangi durumların adil yargılanma hakkının ihlali olduğuna ilişkin kısa açıklamalar içeren bu kitaplarda verilmiş örnek AİHM kararlarına da yollamalar yapılmakta ve söz konusu kararların internet üzerinden erişimi de sağlanmaktadır.

Bu makalemizde adil yargılanma hakkının yargı karalarının gerekçelendirilmesi açısından bu kitapların ilgili bölümlerinin incelemesini yapacağız.

II. CEZA HUKUKU YÖNÜNDEN YARGI KARARLARININ GEREKÇELENDİRİLMESİ:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ceza mahkemesi kararlarının gerekçelendirilmesini adil yargılanma hakkı kapsamında görmektedir. Buna ilişkin ölçütleri aşağıdaki gibidir.

Mahkeme öncelikle kararların gerekçeli olmasının amacını ortaya koymakta ve gerekçeli kararların amacını, tarafların, anlaşıldıklarını kanıtlamak ve böylece kararın daha iyi bir şekilde kabul edilebilmesine katkıda bulunmak olarak ifade etmektedir. Çünkü yargılamaya katılan taraflar çıkan karar ne olursa olsun kendilerini doğru şekilde ifade edip edemediklerini ancak gerekçeli karara bakarak anlayabilirler. Kendisini doğru şekilde ifade eden taraflar aynı zamanda doğru anlaşılıp anlaşılmadıklarını da bu şekilde kontrol edebilirler. Bu durumda tarafların en önemli amacı yani dinlenilme hakkının yerine getirildiği anlaşılabilir.

Kararın gerekçeli olmasının sağlayacağı ikinci durum yargıcın kendisini, yargılamasını dayandırdığı etkenleri tamamen nesnel ölçütlere dayandırmak zorunda hissetmesidir. Böylece yargıç kararında yer verdiği konuların her biri için sebep göstermek ve bu sebeplerin nelere dayandığını açıklamak zorunda kalır. Bu da yukarıda belirttiğimiz tarafların dinlenilme hakkının yerine getirildiğinin kanıtı olur. Gerekçeli kararında dayanacağı her sebebi nesnel ölçütlere dayandırmak zorunda olan yargıç yargılamanın önceki aşamalarında da adil yargılanma hakkının diğer esaslarına kendini bağlı hisseder ve buna uygun bir yargılama yapmaya özen gösterir. Yani gerekçeli karar yargıcı disipline eder bir özelliğe sahiptir.

AİHM gerekçeli kararlarda yargılamadaki her konuya cevap aranmasını aramamakla beraber davanın esasına ilişkin konularının akıllarda soru işareti bırakmayacak şekilde cevaplandırılmasını istemektedir. Hak arayan kişinin yargı önüne gelmesine neden olan somut olayın ve uyuşmazlığın esasının dayandığı durumların incelenmesi ve hukuken değerlendirilmesinin yapılmasından sonra bulunan çözümün davanın esasının bütününü kapsaması tarafların adalet duygularının tatmini açısından önemlidir. Davanın esasına ilişkin bütün konuların cevaplandırılmamış olması hukuki dinlenilme hakkının tam anlamıyla yerine getirilmediğini gösterir.

Yargı kararlarının gerekçeli olmasının bir diğer önemli yanı kararın temyiz incelemesinin sağlıklı yapılması ile ilgilidir. Kararda gerekçelerin açık ve davanın esasına ilişkin bütün önemli noktaları aydınlatır nitelikte olması kararı bir üst yargı yerine taşıyacak olan tarafın kararda katılmadığı yönleri ve kendi savlarını doğru şekilde ifade edebilmesi fırsatını verir. Bu da dinlenilme hakkının temyiz aşamasında gerçekleşmesini sağlar. Bir diğer faydası ise kararın daha kolay denetlenebilir olmasını sağlar. 

Ulusal mahkemeler bir davacıya mevcut her türlü temyiz hakkından faydalanmasına izin vermek amacıyla, kararlarını dayandırdıkları gerekçeleri yeterince açık olarak belirtmelidir.

III. MEDENİ HUKUK YÖNÜNDEN YARGI KARARLARININ GEREKÇELENDİRİLMESİ:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi mahkeme kararlarının gerekçelendirilmesini adil yargılanma hakkı kapsamında görmektedir. Medeni hukuk yönünden buna ilişkin ölçütleri aşağıdaki gibidir.

AİHM gerekçeli bir kararın, taraflara davalarının doğru bir şekilde yani usul hukuku yönünden tarafların haklarını gözeterek, delillerini toplayarak ve değerlendirerek görülmüş olduğunu gösterir.

AİHM tarafların iddialarını değerlendirirken kendi yargılama yasalarının verdiği takdir hakkını kabul etmekte ve delillerin değerlendirilmesi aşamasında yine mahkemenin tercihlerini kabul etmektedir. Ancak yargılama süreci içerisinde mahkemenin bu konularda yaptığı bütün takdir haklarının karara ne şekilde etki ettiğinin anlaşılabilmesi için gerekçeli kararında bu takdirlerinin sebeplerini açıklamak zorundadır. Böylece mahkemenin delilleri değerlendirirken neleri ölçüt olarak aldığı ve hangi delillerden hangi sonuçlara ulaşıldığı anlaşılabilecektir.

Gerekçeli kararda belirtilen sebepler yukarıda açıkladığımız ceza yargılaması yönünden olduğu gibi tarafların temyiz başvurularını etkili bir şekilde kullanabilmelerine imkân vereceği için de önemlidir.

AİHM sözleşmeye taraf ülkelerin mahkemeler önüne gelebilecek uyuşmazlıkların çeşitliliği kararların sunumu, hazırlanması, kanun hükümleri, örf ve adet kuralları ve hukuki görüşler konusundaki farklılıklarını dikkate almaktadır. Ancak bu durumda bile taraflardan birinin görüşünün yargılamanın sonucu açısından belirleyici olduğu durumlarda, gerekçeli kararda kesin ve açık bir yanıt verilmesi gereklidir. Bu sebeple gerekçeli kararda mutlaka davanın taraflarının başlıca iddialarının ve AİHS ve eki protokollerinin güvence altına aldığı hak ve özgürlüklere ilişkin iddiaların irdelenmesi ve araştırılması gerekmektedir. Yani AİHM gerekçeli kararlarda sözleşmeye ilişkin bir yollama ve hak ihlali iddiası varsa bunun mutlaka gerekçeli karara yansıması gerektiğini söylemektedir.

Ülkemizde de çoğu zaman olduğu gibi ilk derece mahkemesinin kararı eğer Yargıtay tarafından onaylanırsa onama kararı çoğu zaman gerekçe içermemektedir. Temyiz incelmesinin reddinde ise mahkemelerin yalnızca ilk derece mahkemenin kararındaki nedenleri desteklemekle yetinebileceğinden bahsetmektedir. Ancak bu duruma bir istisna belirlemiş ve temyizin reddi kararı eğer adil yargılanma kavramını da kapsayan bir konu içeriyorsa bu durumda temyiz yeri ister ilk derece mahkemesinin gerekçelerine katılarak isterse farklı bir gerekçe ortaya koyarak temyiz talebini reddetmiş olsun az sayıda gerekçe sunan ilk derece mahkemesinin gerekçeleriyle ve uyuşmazlığa ilişkin temel konuları ele alış yönü ile yetinmemiş olmasını bu konularda temyiz incelemesine ilişkin kendi özgün gerekçesini yaratmış olmasını istemektedir.


[1] Bu makale Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Adil Yargılanma Hakkı (ceza rehberi) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Adil Yargılanma Hakkı (medeni hukuk yönü) kitaplarından yararlanılarak hazırlanmıştır. 

03 Haziran, 2015

BOŞANMA DAVALARINDA MANEVİ TAZMİNATA HÜKMEDİLEN DURUMLAR

BOŞANMA DAVALARINDA
MANEVİ TAZMİNATA HÜKMEDİLEN DURUMLAR

I. GİRİŞ:

Her boşanma davası kendi içinde manevi ızdırap barındırır. Bu nedenle açılan boşanma davalarının büyük kısmında taraflar birbirlerinden manevi tazminat talep ederler. Bu makalemizde boşanma davalarında Yargıtay’ın manevi tazminata hükmedilmesini haklı gördüğü durumlar hakkında kısa bilgi vereceğiz.

II. BOŞANMA DAVALARINDA MANEVİ TAZMİNAT TALEBİNİN HUKUKİ DAYANAĞI:

Boşanma davalarında manevi tazminat talebinin hukuki dayanağını TMK’nun 174/II maddesi oluşturmaktadır. Bu maddeye göre; “Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.”

TMK m. 174/II’de yer alan bu hükme göre manevi tazminat istenebilmesinin koşulları şu şekilde belirlenmiştir.

  1. Manevi tazminat istenmesine gerekçe oluşturan olay tarafların boşanmalarına sebep olan olaylardır. Bu durumda manevi tazminata, boşanma davası ile birlikte talep edildiyse boşanma hükmü ile birlikte, ayrıca talep edildiyse boşanma davası kesinleştikten sonra hükmedilebilir.
  1. Manevi tazminat istenecek sebeplerle boşanma sebepleri aynı olmalıdır. Farklı sebeplerden ötürü hem boşanma hem de manevi tazminat hükmü kurulamaz.   
  1. Söz konusu olay manevi tazminat talep eden kişinin kişilik haklarına zarar vermiş olmalıdır. Hangi olayların kişilik haklarına zarar verici nitelikte olduğunu ise somut örmeklerle aşağıda açıklayacağız.
  1. Kişilik haklarına zarar veren taraf bu saldırısından ötürü kusurlu olmalıdır. Kusur kasten yapılan bir hareket neticesinde de olabilir, ihmali bir davranış neticesinde de olabilir. 
III. YARGITAY KARARLARINA GÖRE BOŞANMA DAVALARINDA MANEVİ TAZMİNATA HÜKMEDİLEN DURUMLAR:

TMK’nun da açıkça hangi durumlarda manevi tazminat isteneceği yazılı değildir. Bu sebeple boşanma esnasında manevi tazminat istenebilecek durumlar Yargıtay kararları ile somutlaşmıştır. Yargıtay aşağıdaki durumları manevi tazminat talep edilebilen durumlar olarak belirlemiştir.

  1. Cinsel ilişki kurulamaması
  2. Eşin hastalığı ile ilgilenilmemesi
  3. Çocuğun hastalığı ile ilgilenilmemesi
  4. Eşin kürtaja zorlanması
  5. Fiziksel şiddet uygulanması
  6. Eşin olağan dışı cinsel ilişkiye zorlanması
  7. Cinsel istismarda bulunulması
  8. Sadakatsizlik edilmesi
  9. Eşini “istemediğini” söylemesi
  10. Eşin evden kovulması
  11. Hakaret edilmesi
  12. Sakatlanmasına neden olduğu eşini terk etmesi
  13. Aşağılama
  14. Güven sarsıcı davranışlarda bulunulması
  15. Doğumla ilgilenilmemesi
  16. Tehdit
  17. “Çocuğun kendisinden olmadığını” söylemesi
  18. Eşine “kardeşi gibi gördüğünü” söylemesi
  19. Hamilelikle ilgilenilmemesi
  20. Korkutma
  21. Evi terk etmeye zorlama
  22. Beddua edilmesi
  23. İftira atılması
  24. Suçlama yöneltilmesi
  25. Eşinin ailesini istememesi
  26. Dedikodu çıkartılması
  27. İcra takibine maruz bırakılması
  28. Düğün yapılmaması
  29. Bağımsız konut açılmaması
  30. Eşin eve alınmaması
Bu durumların hepsi Yargıtay’a göre manevi tazminat talep edilmesini gerektiren durumlardır. Bu eylem ve söylemlerin varlığı halinde manevi tazminata hükmedilebilmesi boşanma davası esnasında ya da boşanma davasından sonra açılacak manevi tazminat davasında ispatlanması koşuluna bağlıdır.

IV. MANEVİ TAZMİNAT NEDENLERİNİN İSPATLANMASI:

Manevi tazminat nedenlerinin varlığı çoğu zaman ancak tanık ifadeleri ile ispatlanabilir. Bazı durumlarda da yazılı belge ve hatta resmi belge ile ispatlanabilir. Konularına göre ispat araçlarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

A. Bir sağlık kuruluşu raporu ile ispatlanabilecek durumlar aşağıdaki gibidir.

  1. Fiziksel şiddet uygulanması
  2. Olağan dışı cinsel ilişkiye zorlanması
  3. Cinsel istismarda bulunulması
  4. Sakatlanmasına neden olduğu eşini terk etmesi
  5. Cinsel ilişki kurulamaması
  6. Kürtaja zorlanması
B. Açılmış bir dava, kovuşturma, soruşturma ya da icra takibi ile ispatlanabilecek durumlar aşağıdaki gibidir.

  1. Eşin evden kovulması
  2. Tehdit
  3. Korkutma
  4. İftira atılması
  5. Suçlama yöneltilmesi
  6. İcra takibine maruz bırakılması
C. Yazılı, görsel ya da internet ortamı belgeleriyle ispatlanabilecek durumlar aşağıdaki gibidir.

  1. Sadakatsizlik edilmesi
  2. Güven sarsıcı davranışlarda bulunulması
  3. Dedikodu çıkartılması
Yukarıdaki durumların tamamında tanık deliline de dayanılabilinir.

D. Ayrıca tanık beyanı ile ispatlanabilecek durumlar aşağıdaki gibidir.

  1. Eşin hastalığı ile ilgilenilmemesi
  2. Çocuğun hastalığı ile ilgilenilmemesi
  3. Eşini istemediğini söylemesi
  4. Hakaret edilmesi
  5. Aşağılama
  6. Doğumla ilgilenilmemesi
  7. Çocuğun kendisinden olmadığını söylemesi
  8. Eşini kardeşi gibi gördüğünü söylemesi
  9. Hamilelikle ilgilenilmemesi
  10. Evi terk etmeye zorlama
  11. Beddua edilmesi
  12. Eşinin ailesini istememesi
  13. Düğün yapılmaması
  14. Bağımsız konut açılmaması
  15. Eşin eve alınmaması
E. Yazılı belge ile ispatlanabilecek durumlar aşağıdaki gibidir.

  1. Sadakatsizlik edilmesi (mektup ve benzeri belgeler) 
  2. Hakaret edilmesi
  3. Aşağılama
  4. Tehdit
  5. “Çocuğun kendisinden olmadığını” söylemesi ya da yazılı olarak iletmesi
  6. Eşine “kardeşi gibi gördüğünü” söylemesi ya da yazılı olarak iletmesi
  7. Korkutma
  8. Evi terk etmeye zorlama
  9. Beddua edilmesi
  10. İftira atılması
  11. Suçlama yöneltilmesi
  12. İcra takibine maruz bırakılması
  13. Bağımsız konut açılmaması (Anne baba ile aynı konutta oturduğuna ilişkin ikametgâh belgeleri vb)
SONUÇ:

Boşanma davasının ferisi niteliğindeki manevi tazminat taleplerinin ya da boşanma davasından sonra açılan ve aynı nedene dayanan manevi tazminat taleplerinin birçoğunda taraflar ispat zorluğu çekmektedirler. Bu ispat zorluğu tarafların avukatlarının davaya hazırlık aşamasında ayrıntılı bir inceleme ve araştırma yapmaları ve davaya bakan hâkimin taraf iddialarının doğruluğunu kanıtlayacak olan belge ve bilgilere nereden ulaşacağını bilmesi aşacaktır. Yargıtay kararları ile ortaya çıkmış olan manevi tazminat nedenlerinin önemli bir kısmı aynı zamanda boşanma nedenlerini de içinde barındırmaktadır. Bu nedenle boşanma nedenlerinin ispatı durumunda manevi tazminat istemlerinin de ispatlanır olması olayların özelliğine göre mümkün gözükse de bazı manevi tazminat sebepleri aynı zamanda boşanma nedeni olamayacağından manevi tazminat talepleri için yeterli delil aranmasında fayda bulunmaktadır.

Kaynakça:


  1. Ateş, Turan, Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi, İstanbul 2005, Legal Yayıncılık
  2. Ayan, Serkan, Evlilik Birliğinin Korunması, Ankara 2004,Türkiye Barolar Birliği Yayınları 
  3. Gençcan, Ömer Uğur, Boşanma Hukuku, Ankara 2013, Yetkin Yayınları
  4. Gençcan, Ömer Uğur, Mal Rejimleri Hukuku, Ankara 2007, Yetkin Yayınları
  5. Kandil Seher, Türk Hukukunda Terk Sebebiyle Boşanma, Ankara 2006, Seçkin Yayıncılık
  6. Karahasan, Mustafa Reşit, Tazminat Hukuku, İstanbul 2001, Beta Yayıncılık
  7. Özuğur, Ali İhsan, Mal Rejimleri, Ankara 2004, Seçkin Yayıncılık
  8. Özuğur, Ali İhsan, Nafaka Hukuku, Ankara 2002, Seçkin Yayıncılık
  9. Tutumlu, Mehmet Akif, Evliliğin Butlanı Boşanma, Ayrılık Sebepleri ve Boşanmanın Hukuki Sonuçları, Ankara 2002, Adalet Yayınevi

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ AVUKAT ÜCRET SÖZLEŞMELERİNİN HUKUKİ YAPISI VE AVUKAT ÜCRET SÖZLEŞMELERİNDEN KAYNAKLI UYUŞMAZLIKLAR KONULU ÇALIŞTAY SUNUMU

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ
AVUKAT ÜCRET SÖZLEŞMELERİNİN HUKUKİ YAPISI VE
AVUKAT ÜCRET SÖZLEŞMELERİNDEN KAYNAKLI UYUŞMAZLIKLAR
KONULU ÇALIŞTAY SUNUMU

11.05.2015

I. Tarihi Kökeninin Bize Anlattığı:

Karşı vekâlet ücretinin tarihi gelişimi bize göstermektedir ki karşı vekâlet ücreti vatandaşın kendisini avukat ile temsil ettirmek zorunda kalması nedeniyle yaptığı masrafı yargılama gideri olarak alması için getirilmiştir. Yasa koyucu karşı vekâlet ücretinin avukata ait olması gerektiğine ilişkin bir yasa gerekçesi sunmuş değildir.

II. Karşı Vekâlet Ücretinin Avukata Ait Olacağına İlişkin Avukatlık Kanunu m. 164/son Maddesinin Avukatlık Mesleğine Verdiği Zararlar:

Karşı vekâlet ücretinin avukata ait olacağına ilişkin yasal düzenlemeden sonra avukat ile sözleşmesel ilişki içerisine giren iş sahipleri kendi ceplerinden avukatlık ücreti ödememek için avukatları karşı vekâlet ücretine çalışmaya zorlamaya başladılar. İş ve müvekkil kaybetmek istemeyen ve hepsinden de önemlisi mesleğinin sınırlarını koruma bilincinde olmayan avukatlar yüzünden bugün görülmekte olan davaların büyük kısmında avukatlar karşı vekâlet ücreti karşılığında çalışmaktadırlar. Bunun en önemli iki örneğini seri iş davaları olarak bilinen davalarda ve bankaların icra takiplerinde görmekteyiz.

Seri iş davaları olarak bilinen davalarda iş sahipleri avukata ödemeleri gereken iş mahkemeleri için öngörülmüş olan maktu avukatlık ücretini ödememekte, avukat davayı kazandığında davalı olan kurumdan karşı vekâlet ücreti almaktadır. Ancak Yargıtay 10. ve 20. HD arasındaki içtihat çelişkisi avukatın bu konuda tam karşı vekâlet ücreti almasını da engellemiştir.

Bankalar ise emek hırsızlığını Yargıtay’ın zahmete girmesine bırakmamış kendileri halletmiştir. Sözleşmesel avukatlık ücreti olarak tek kuruş vermeyen bankalar karşı vekâlet ücretlerinin de % 60’ını vermek gibi bir yola girerek avukatları çok daha ucuza çalıştırma gayreti içerisine girmişlerdir.

Diğer dava türlerinde de durum farklı değildir. Örneğin muris muvazaası, miras nedeniyle istihkak davası, tapu iptali ve tescili davası gibi davalarda artık iş sahipleri karşı taraftan alınacak vekâlet karşılığında işlerini vermektedirler. Avukatı karşı vekâlet ücreti karşılığında çalıştırma hastalığı gün geçtikçe bütün ülkeye yayılmakta ve hemen her tür davada benzer taleplerle karşılaşılmaktadır.

Ne yazık ki bu duruma biz avukatlar neden olduk. Bu durumun en önemli nedeni karşı vekâlet ücreti karşılığında çalıştırılmak istenen avukatların buna hayır dememesidir. Emeğinin karşılığını alabilmek için sergileyeceği duruşun aynı zamanda başka avukatlarında emeğinin karşılığını alabilmek için fayda sağlayacağının bilincinde olmayan, fiyat kırmayı marifet sayan avukatlar bu işin baş sorumlusudur.

İkinci sorumlu ise yukarıda kısaca açıkladığımız gibi vatandaşa ait olan karşı vekâlet ücretinin avukata ait olacağına ilişkin hükmü Avukatlık Kanununa koydurmayı marifet bilen Ankara Barosu ve TBB’dir.

Avukatın karşı vekâlet ücreti karşılığında çalışmaya zorlanmasının en önemli sebebi kendi müvekkilinden para tahsil etmeyi beceremeyen zihniyetin iş sahiplerinin hakkı olan karşı vekâlet ücretinin üzerine çöreklenme yanlışıdır.

III. Karşı Vekâlet Ücreti Kaldırılmalıdır:

Bugün karşı vekâlet ücretinin avukatlık mesleğine verdiği zararı önlemenin tek yolu karşı vekâlet ücretini kaldırmaktır. Karşı vekâlet ücreti kaldırıldığında ne toplu iş davası olarak bilinen davalarda iş sahipleri avukatlara ücret ödemeden iş yaptırabilir ne de bankalar avukatları bu şekilde “kullanabilir.” Ancak karşı vekâlet ücretinin kaldırılmasının da sakıncaları olacaktır. Bu nedenle kaldırılmasının yaratacağı sakıncaları giderecek önlemler alınmadan bu konuda adım atılmamalıdır.

IV. Karşı Vekâlet Ücretinin Kaldırılmasının Yaratacağı Sakıncalar:

Karşı vekâlet ücretinin bugün için kaldırıldığını kabul edelim. Bankaların ve çok fazla sayıda icra takibi ve dava dosyası olan büyük şirketlerin ve hatta kamu kurumlarının yapacağı ilk iş geniş çalışma yerleri kiralayıp işsiz durumdaki avukatları maaşla işe alarak icra ve dava dosyalarını bu avukatlara takip ettirmek olacaktır. Bugün için serbest çalışan avukatların elinde olan ne kadar dosya varsa bir anda bankaların maaşlı avukatlarının işi haline gelebilir. Dolayısıyla karşı vekâlet ücretinin sakıncalarını ortadan kaldırmak için karşı vekâlet ücretinin kaldırılması halinde avukatların büyük kısmının büyük şirketlerin ve bankaların maaşlı elemanı haline gelmesine neden olunabilir. Öyleyse başka bir kurumun avukatlık hukukumuza girmesi gerekmektedir.

V. Serbest Avukatla Temsil Zorunluluğu Getirilmelidir:

Talebimiz “avukatlıkla temsil zorunluluğu” değil “serbest avukatla temsil zorunluluğudur.” Avukatla temsil zorunluluğu yeni HMK tasarısında vardı. 36 Bin TL ve üzerindeki davalarla ticaret mahkemelerindeki davalarda avukatla temsil zorunluluğu öngörülüyordu. Ancak bu hüküm yasalaşmadı. Bugün için sadece ticaret şirketlerinin dava ve işlerinin serbest avukatla temsil zorunluluğu bile getirilse hiçbir banka karşı vekâlet ücretinin kaldırılması nedeniyle dosyalarını maaşlı avukatları eliyle yürütemez. Öyleyse karşı vekâlet ücretinin kaldırılması avukatlık mesleği için atılması gereken önemli bir adımdır ancak serbest avukatla temsil zorunluluğu da birlikte ele alınmalıdır.

VI. Avukatlık Mevzuatı Birbirini Etkileyen Konulardan Oluşur:

2005 yılından beri Ankara Barosu adına yasaları inceleyen Özel Hukuk Komisyonu ve Yasa İzleme Enstitüsü’nde çalışıyorum. Bugüne kadar çok sayıda yasanın incelemesini Ankara Barosu adına yaptım. Temel kanunlarda bile Avukatlık Kanunundaki kadar birbiriyle ilişkili konular yer almıyor. Avukatlık Kanunu ya da avukatlık hukukunun her hangi bir hükmü ile ilgili değişiklik yaptığınızda başka konularda da değişiklik yapmanız gerekiyor. Hiç bir yasa bu kadar iç içe geçmiş değildir.

Karşı vekâlet ücretini kaldırdığınızda serbest avukatla temsil zorunluluğunu da getirmek zorundasınız. Serbest avukatla temsil zorunluluğunun getirilmesi durumunda ise iş sahiplerinin avukatla temsil zorunluluğunun yarattığı yüksek avukatlık ücreti maliyetlerinin altından kolayca kalkabilmelerini sağlayabilmek için hukuki himaye sigortasını da getirmek zorundasınız. Bugün hukuki himaye sigortası bir Türkiye’de yok bir de Afrika ülkelerinde yok. Hukuki himaye sigortasını getirdiğinizde de Türkiye’nin sigortacılık mevzuatında değişiklik yapmak zorundasınız. Eğer özel sigorta şirketlerine değil de kamu sigortalarına dâhil edecekseniz SGK yasasında değişiklik yapmak zorunda kalırsınız. TBB bünyesinde bir fon aracılığı ile bu işi yapmak isterseniz bu sefer avukatlık mevzuatında değişiklik yapmak zorundasınız.

Yasal düzenleme yapma zorunlulukları bununla bitmiyor. Bazı ülkelerde hukuki himaye sigortaları yargılama masraflarını da kapsıyor. Eğer yargılama masraflarını kapsayan hukuki himaye sigortası düzenlemesi yaparsanız bu defa yargılama gideri olan karşı vekâlet ücreti ile ilgili de düzenleme tekrar gündeme gelecektir. Dolayısıyla avukatlık mevzuatı tek başına ele alınarak düzenlenecek konulardan oluşmamaktadır. Çok daha kapsamlı inceleme ve araştırma gerektiren ve hepsinden de önemlisi belli bir bakış açısı ve düzen içerisinde topluca ele alınması gereken bir konudur. Nasıl ki Türk Medeni Kanununun her bir bölümünü ayrı ayrı ele alarak yasalaştıramazsanız avukatlık mevzuatı da böyledir.

VII. Avukatlık Mevzuatını Düzenleyen Konular Vatandaşın Adalete Erişim Hakkına İlişkindir:

Karşı vekâlet ücreti başta olmak üzere avukatlık mevzuatına ve yargılama hukukuna ait olan konular sanıldığının aksine avukatların sorunu değildir. Vatandaşın adalete erişim sorunudur. Bugün dava açmak isteyen biri gider ve delil avansı nedeniyle ve harçlar nedeniyle çok yüksek bir miktarı mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Bu durum yasak olduğu halde avukatların iş sahiplerinin yargılama masraflarını karşılaması gibi bir başka sorun yaratmıştır. Yeni HMK yürürlüğe girmeden önce küçük, orta ve büyük ölçekli sermayedar avukatlar varken bugün küçük ölçekli sermayedar avukatlar ortadan kalkmış ve orta ve büyük sermayedar avukatlar türemiştir. Karşı vekâlet ücreti karşılığında çalışan avukatların bir kısmı yargılama masraflarını da kendi ceplerinden karşılamaktadırlar. Böylece parası olan avukatla olmayan avukat arasında haksız rekabet yaratılmaktadır. İş sahipleri de işlerini en iyi yapabilecek avukatı değil ceplerinden para çıkmadan yaptırabilecekleri avukatları tercih etmeye başlamışlardır. Bugün Ankara’da Cinnah yokuşu avukatlarının elinden elli ya da yüz bin TL harç ve gider avansı yatırılabilen bir davayı almak mümkün değildir. Çünkü sizin bu kadar paranız yoksa bu parayı verebilecek olan avukat dururken hiçbir iş sahibi size işini getirmez.

Yaklaşık iki yıldır avukatlık hukuku üzerine mahkemelerde bilirkişilik yapıyorum. Aldığım dosyaların neredeyse tamamında davacı avukatlar iş sahiplerinin yargılama masraflarını kendileri karşılamışlar. Azledilmeleri nedeniyle de müvekkilleri için yaptıkları masrafları geri alamamış ve geri almak için ücret talepleri ile birlikte masraf talebi de içeren davalar açmışlar. Bu avukatları ve bunlar gibi diğerlerini tespit etmek Barolar için hiçte zor değildir. Önce Ankara Adliyesi tevzi bürosuna gidersiniz, vekâlet ücreti uyuşmazlığından kaynaklı dosyaların bir listesini alırsınız, dosyaları mahkeme kalemlerinden tek tek indirir ve sadece dava dilekçelerinin sonuç kısmına bakarsınız ve kaç tane avukat yargılama giderini kendi cebinden karşılamış öğrenir disiplin soruşturmasını başlatırsınız. Ancak bugüne kadar bunu yapmaya cesaret eden bir baro yönetimine rastlamadım. Çünkü baro yönetimleri içinde de bunu yapanlar var. İşte bu ve benzeri haksız rekabet uygulamalarına göz yumulması avukatları ister istemez hakları olmayan ücretlere göz koymaya itiyor. Karşı vekâlet ücreti de bunlardan biri.

VIII. Yargılama Giderleri Karar Kesinleşince Alınmalıdır:

Yargılama giderlerinin karar kesinleştikten sonra davayı kaybeden taraftan tahsil edilmesini sağlayacak bir düzenlemenin acilen yapılması gerekmektedir. Eğer böyle bir düzenleme yapılırsa karşı vekâlet ücretinin kaldırılmasına da gerek kalmaz. Karar kesinleştikten sonra yargılama giderlerinin Adalet Bakanlığı tarafından tahsil edilmesi yoluna gidilirse bugünkü parasal sınırlar içinde karşı vekâlet ücretini tahsil edecek olan Adalet Bakanlığı bu ücreti doğrudan vatandaşa ödeyerek vatandaşın yargılama giderlerini tam ve eksiksiz almasını da sağlayabilir. Böylece bir taraftan sözleşmesel avukatlık ücretleri karşılığında çalışmamız yeniden sağlanır, diğer taraftan da vatandaş adalete erişim hakkını kullanırken parasal engellerle karşılaşmaz ve sözleşmesel avukatlık ücreti olarak ödediği rakamın bir kısmını AAÜT hükümleri çerçevesinde geri almış olur. Hatta hukuki himaye sigortasının hayata geçirilmesi durumunda sigortaya prim ödeyecek olan vatandaşın sigorta nezdindeki hesabına da bu para aktarılarak sigorta kapsamındaki hukuki yardımların kendi adına finansmanına katkı da sağlanabilir. 

IX. Yeni Avukatlık Kanunu Durumu Daha da İçinden Çıkılmaz Hale Getirebilir:

Bugüne kadar hazırlanan her Avukatlık Kanunu taslağına barolar ve TBB hazırlıksız yakalanmıştır. Bunun sonucunda da ne olumlu bir değişiklik yapılabildi ne de sorunlara çözüm bulunabildi. Ancak birçok kişinin bilmediği ve benimde geçtiğimiz ay Yasa İzleme Enstitüsünün bir panelinde öğrendiğim bir konu var ki önümüzdeki dönemde Avukatlık Kanununun değişikliğe uğramasında son derece önemli bir rolü olacaktır. Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu adında bir kurul var adını hiç duydunuz mu? Bu kurulun bir komitesi var ve üyeleri aşağıdaki gibidir.

Komite Üyeleri:

Başbakanlık (İdareyi Geliştirme Başkanlığı)
Adalet Bakanlığı (Kanunlar Genel Müdürlüğü)
Ekonomi Bakanlığı
İçişleri Bakanlığı (Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü)
İçişleri Bakanlığı(Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü)
Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB)
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM)
Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD)
Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED)
Türkiye Noterler Birliği
Türkiye Belediyeler Birliği

Bunun dışında Yatırım Danışma Konseyi adında bir de konseyleri var ve bunlar tamamen Türkiye’de yatırım yapan çok uluslu şirketlerin temsilcilerinden oluşuyor. Bunlar toplanıp Türkiye’de ne tür yasa değişiklikleri yapılması gerektiğini karara bağlayıp alt seviyedeki uzmanlarına da taslak hazırlatıp bakanlıkların önüne koyuyorlar. Siz de zannediyorsunuz ki TBMM’ne gelen tasarılar bakanlıktan geliyor.

Bugün avukatlık mevzuatında değişiklik yapılması için yurt dışından çok büyük bir baskı geldiğini bilmeyen yok. Yabancı avukatlık şirketleri Türkiye’deki avukatlık hizmetlerinin kendi tek ellerine alınmasını sağlamak için avukatlık mevzuatında değişiklik yapılması amacıyla baskı yapıyorlar. Önümüzdeki dönemde yapılacak avukatlık mevzuatı değişiklikleri Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu tarafından hazırlanacak ve Adalet Bakanlığı’na verilecektir. Bizlerde tasarının arkasında Adalet Bakanlığı olduğunu düşüneceğiz. Yukarıdaki komite listesine bakacak olursanız Türkiye Noterler Birliği’nin olduğunu görürsünüz ama TBB’ni göremezsiniz. Bu oluşum yasal gözükse de tamamen Anayasaya aykırı bir oluşumdur. Çünkü TBMM’nin yasama yetkisine etki edilmektedir.

Avukatlık mevzuatında istenmeyen durumların oluşmasını önlemek için her ne kadar anayasaya aykırı olduğunu söylesem de bu kurulda TBB’nin temsil edilmesinin sağlanması gerekmektedir. Bu temsil sadece avukatlık mevzuatı için değil nükleer santrallerden ÇED raporlarına kadar birçok konuda TBB’nin Türkiye’nin menfaatleri için müdahil olması için gerekmektedir.

Büyük olasılıkla yeni avukatlık kanunu da burada pişirilerek önümüze gelecek. Çünkü artık avukatlık şirketlerinin de çok ulusluları türemeye başladı. Fransız ihtilaline avukatların önderlik ettiğini, Küba Devrimi lideri Fidel Kastro’nun avukat olduğunu, Ergenekon ve Balyoz sürecinde avukatların ön saflarda yer aldıklarını düşünecek olursak çok uluslu sermaye avukatlara karşı harekete geçmek konusunda oldukça yavaş davranmış diyebiliriz. Yani dünya siyasi tarihinin odağındaki bir meslek grubuyuz. Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu hakkında ayrıntılı bilgi almak için www.yoikk.gov.tr adresine bakabilirsiniz. Konuyla ilgili olarak Ayşe Cebeci’nin “Bilmediğimiz Kapitalizm, Gizli Elin Kurumsallaşması: YOİKK” Sosyal Araştırmalar Vakfı Yayınları, İstanbul, 2012 kitabına bakabilirsiniz.

X. Çok Uluslu Avukatlık Şirketleri Karşı Vekâlet Ücretinden Vazgeçer mi?

Tabiî ki vazgeçmez. Hatta suyunu çıkarırlar. Yukarıda söylediğimiz karşı vekâlet ücreti adalet arayan vatandaşın yapmak zorunda olduğu yargılama giderlerinin tamamını alabilmesi için getirilmiş bir yöntem. Hâkim davayı kazanan tarafın avukatına ne kadar avukatlık ücreti ödediğini bilemediği için en azından avukatın alması gereken asgari tutar üzerinden yaptığı avukatlık masrafını alabilmesini sağlamak için karşı vekâlet ücretine hükmeder. İdeal olanı vatandaşın avukatına ödediği ya da dava sonunda ödeyeceği avukatlık ücretinin tamamının karşı taraftan alınarak davayı kazanan tarafa ödenmesinin sağlanmasıdır. Bu da ancak Türkiye’deki ekonomik düzenin tamamen kayıt altına alınması ile mümkün olabilir. Çünkü davayı kazanan tarafın kötü niyetli olarak avukatlık ücret sözleşmesinde yazılı olan rakamı ya da oranı yüksek göstermesi olasılığı her zaman vardır.

Türkiye’ye gelecek olan çok uluslu avukatlık şirketleri bizden çok daha profesyonel ve kayıt altında çalışacağı için yapacakları her sözleşme ile yargılama sonunda hükmedilecek karşı vekâlet ücretinin miktarına etki etmek isteyeceklerdir. Yani müvekkillerinin kendileriyle yaptıkları sözleşmelerde ödenecek avukatlık ücretinin AAÜT’de yazılanın çok üzerinde olduğunu ileri sürerek bunun tamamının ödenmesine karar verilmesine ilişkin yeni bir yasal düzenleme yapılmasını isteyeceklerdir. Bu durumda karşı vekâlet ücreti çok uluslu avukatlık şirketleri için tam anlamıyla rant kapısına dönüşecektir.

Bu durumun hemen Türkiye’deki avukatlar içinde faydalı olacağını düşünmeyin çünkü yabancı avukatlık şirketleri Türkiye’ye kendi avukatları ile değil sermaye ile gelecekler. Yukarıda açıkladığımız yüksek harç ve gider avansı şimdilik orta ve büyük ölçekli sermayedar avukat kitlesi yaratmıştı. Yabancı avukatlık şirketleri Türkiye’ye yargılama masraflarını karşılayacak şekilde büyük sermaye ile gelecekler. İşte o zaman Cinnah yokuşu avukatları bile dava alamaz hale gelecekler. Çünkü bu avukatlık şirketleri “müşteri memnuniyeti” sağlamak için çok daha iyi döşenmiş bürolarda, vatandaşla iletişim eğitimi almış görevliler ve avukatlarla çalışacaklar. Bir de üstüne yargılama masraflarını karşılamayı istisnasız taahhüt etmeleriyle iş sahiplerini kendilerine çekmeyi başaracaklardır. Karşı vekâlet ücreti konusundaki aç gözlülükleri ile birlikte bizi tam bir felaket bekliyor.

XI. Ne Yapılabilir?

Emperyalizmi birazcık tanımış olan herkes emperyalizmin artık ülkeleri para ile işgal ettiğini bilir. Türkiye böyle ele geçirilmektedir. Yukarıda ki başlıkta yaptığımız açıklamadan anlaşılacağı gibi yabancı avukatlık şirketleri de Türkiye’ye avukatları ile değil sermaye güçleri ile gelecekler ve rahat hareket etmelerini sağlayacak tek düzenleme de HMK’da ki gider avansı düzenlemesidir.

Gider avansı düzenlemesi Türkiye’deki sermayedar avukatların işine gelmişti. Çünkü parası olmayan avukatların elindeki davaları bile kendi bürolarına çekmelerini sağladı. Ancak gider avansı ve yargı harçları, sermaye ile gelen ve yargılama masraflarını karşılamaya hazırlanan yabancı avukatlık şirketlerinin en küçük miktarlı davaları ve hatta maktu ücrete tabi boşanma gibi davaları bile elimizden almalarını sağlayacaktır. Bunu önlemenin tek yolu yukarıda getirdiğim önerinin hayata geçirilmesidir. Yani gider avansı ve delil avansı kaldırılmalıdır. Yargılama masrafları da karar kesinleştikten sonra davayı kaybeden taraftan tahsil edilmelidir. Böylece yargılamanın başında Türkiye’ye gelecek olan yabancı avukatlık büroları ile bizler arasındaki sermayesizlikten kaynaklı eşitsizlik ortadan kalkar. Yüksek yargılama masrafı vermeyen iş sahiplerinin peşin alınacak sözleşmesel avukatlık ücretleri konusundaki ekonomik zorlanmaları da bir nebze azalır.

İkinci önerim ise avukatların kolektif çalışmaya zorlanmalarıdır. Türkiye’de avukatların uzmanlaşması iş seçimi yapma olanakları olmadığı için çok zordur. Ancak kolektif çalışmaya zorlanırlarsa o zaman uzmanlaşmaları da kolaylaşır. Avukatlar kolektifleşirse yabancı avukatlık şirketlerine karşı avukatlık hizmet kalitesi olarak eşit koşullarda yarışabilme olanağımızda doğar. Bunu teşvik edecek yasal düzenlemelere ihtiyacımız var. Bütün bunlar aslında adalet arayan vatandaşın yargılama gideri olan karşı vekâlet ücretinden vazgeçmemizi de kolaylaştırır. 
                                                                                                              AVUKAT 

                                                                                              BÜLENT NURİ KURDOĞLU

22 Nisan, 2015

HİSSELİ EŞYALARIN HACZİNİN KALDIRILMASI KONUSUNDA İCRA VE İFLAS KANUNU DEĞİŞİKLİK ÖNERİSİ

HİSSELİ EŞYALARIN HACZİNİN KALDIRILMASI KONUSUNDA
İCRA VE İFLAS KANUNU DEĞİŞİKLİK ÖNERİSİ

I. GİRİŞ:

İcra ve İflas Kanunu uygulamalarından kaynaklı sorunlar bitmek bilmiyor. Adalet Bakanlığı yeni bir İİK tasarısı hazırlığında bu nedenle hazırlanacak yeni kanunun bütün ihtiyaçları karşılaması kanunun hazırlık aşamasında sorunların eksiksiz tespiti ile mümkündür. Bu amaçla özellikle icra ağırlıklı çalışan avukatların ve baroların çalışma yapması gerekmektedir. Geçtiğimiz hafta karşılaştığım bir olay nedeniyle uygulamada karşılaşılan bir sorunun çözümü için aşağıdaki öneriyi getirdim.

II. OLAY:

Bir müvekkilim otomobil satın almak üzere otomobilin sahibi ile sözleşme yapıyor. Para ödeniyor, otomobil müvekkilime teslim ediliyor. Otomobilin satış işlemlerinin trafikte yapılmasından hemen önce otomobilin sahibi ölüyor ve geride sekiz tane mirasçı bırakıyor. Ölü kişi adına satış yapılamayacağı için mirasçılar otomobilin kendi üzerlerine tescilini yapıyorlar. Mirasçılardan birinin bir bankaya aldığı krediden ötürü borcu var ve banka avukatları otomobilin üzerindeki miras hissesine haciz koydurup yakalama talebinde bulunuyorlar.

Otomobilin değeri 15.000 TL, mirasçının borcu 30.000 TL, mirasçının otomobildeki hissesi de 1/8 olup müvekkilim haczin nasıl kaldırılabileceğini öğrenmek istiyor. Müvekkilimin düşüncesi şu; otomobildeki borçlu hissesi 1/8 olduğuna göre otomobilin değerinin 1/8’ine karşılık gelen 1.875 TL’yi ve bu miktara karşılık gelen icra dosyası masraflarını ödeyip haczin kaldırılmasını icra müdürlüğünden isteyip daha sonra bu miktar para için zapta karşı tekeffül hükümlerine göre mirasçıya rücu edeyim. Ancak isteği haczin kaldırılmasına ilişkin İİK hükümlerine göre mümkün değil.

III. HACZİN KALKMASI:

İcra ve İflas Kanununa göre haczin kalkması borcun ödenmesi, 106’ıncı maddeyi göre taşınırlarda altı ay taşınmazlarda bir yıl içinde satış talebinde bulunulmaması, bu sürelerden sonra haczin yenilenmemesi ve haciz talebinin geri alınması halinde mümkündür. Haczin kaldırılmasına ilişkin bu durumlardan borcun ödenmesi konusu borcun tamamen ödenmesi anlamına gelmektedir. Borcun tamamen ödenmesi gerçekleşmeden haczin kaldırılması ancak dosya masraflarının yani tahsil harcı, cezaevi harcı, başvurma harcı, tebligat gideri, vekâlet ücreti gibi masraflarının tamamının ödenmesi ile mümkün olabilmektedir. Bu durumda otomobili satın alan müvekkilim borçlunun otomobildeki hissesine karşılık gelen borç miktarını ödese bile alacak miktarının tamamı üzerinden dosya masrafını ödeyerek haczin kaldırılmasını talep edebilecektir. Bu da 1.875 TL tutarında ödeme için 30.000 TL üzerinden dosya masrafını ödemesi anlamına gelmektedir.

IV. ÇÖZÜM ÖNERİSİ:

Hissedar olunan mal üzerindeki borçlu hissedarın borcundan ötürü konulan haczin kaldırılması için örnek olayda olduğu gibi üçüncü kişilere gereğinden fazla parasal engel çıkartmamak amacıyla aşağıdaki gibi düzenleme yapılmalıdır. Buna göre borçlu hissedarın hacizli maldaki hissesine karşılık gelen kısmının icra dosyasına ödenmesi ile birlikte artık dosya masrafının da sadece o malda ki borçlu hissedarın hissesi oranında tahsili sağlanmalıdır. Bunun nesnel ölçütlere göre yapılabilmesi için de söz konusu mal için kıymet takdiri yapılarak değerinin tespiti sağlanmalıdır. Değerinin tespiti sağlandıktan sonra borçlu hissedarın borcuna karşılık gelen kısmı üzerinden icra dosyasında dosya masrafı hesaplaması yapılarak hisseli maldaki haciz kaldırılır ve malı geçerli bir sözleşmeye göre satın alan üçüncü kişinin mülkiyetine hacizden arındırılmış olarak geçer. Bundan sonra üçüncü kişi ödemek zorunda kaldığı borç miktarı ve dosya masrafları için Türk Borçlar Kanunu’ndaki zapta karşı tekeffül hükümlerine göre hukuki haklarını kullanır. Bu amaçla 2004 sayılı İİK’nun haczin kaldırılması başlıklı 110’uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmelidir.


“Geçerli bir sözleşmeye dayalı olarak satın alınmış olan bir taşınırın kanunen tescili gereken sicile tescili yapılmadan önce hissedarlarından birinin borcu sebebiyle haciz konulmuş olması durumunda taşınırı geçerli sözleşme ile satın alan kişi borçlu hissedarın taşınır maldaki hissesine karşılık gelen borç miktarını ve haciz işleminin uygulandığı icra dosyasındaki dosya masrafının haciz konulan taşınırdaki borçlu hissesine karşılık gelen oranındaki kısmını ödemek koşuluyla haczin kaldırılmasını talep edebilir. Borçlu hissedarın taşınır maldaki hissesinin miktarı taşınır malın kıymet takdiri yaptırılarak belirlenir. Motorlu taşıtlarda ise Türkiye Sigorta Birliği’nin kasko değer listesindeki değer esas alınır.”

17 Nisan, 2015

CEZA HUKUKUNDA YARGILAMANIN YENİLENMESİ AŞAMASINDA SÖZLEŞMESEL AVUKATLIK ÜCRETİ

CEZA HUKUKUNDA YARGILAMANIN YENİLENMESİ AŞAMASINDA
SÖZLEŞMESEL AVUKATLIK ÜCRETİ

I. GİRİŞ:

Ülkemizde en çok hata yapılan ve hatalarının soncu çok ağır olar hukuk alanlarından biri de ceza hukuku alanıdır. Verilen yanlış kararlar nedeniyle eski ceza usul kanunda da olan yeni ceza usul kanununda da varlığını devam ettiren yargılamanın yenilenmesi kurumu sık sık işletilmektedir. Daha önce ceza yargılamasında sanık ya da şikâyetçi/katılan adına vekil/müdafi olarak görev yapan bir avukatın yargılamanın yenilenmesi aşamasında ikinci bir sözleşmesel avukatlık ücreti almaya hak kazanıp kazanmayacağı konusunu inceleyeceğiz.

II. YARGILAMANIN YENİLENMESİ AYRI BİR DAVAMIDIR?

Yargılamanın yenilenmesi en basit tanımı ile bir mahkemeden verilerek kesinleşmiş olan kararların iptali ile yeniden o davaya bakılması olanağını sağlayan kanun yoludur.[1] Birçok ceza hukukçusunun görüşlerinde de yargılamanın yenilenmesi kurumu kesinleşmiş hükümlere karşı yasa yolu niteliği taşımayan hukuki bir yol/çare olarak kabul edilmektedir.[2] Yargılamanın yenilenmesinden akaç hatalı olarak verilmiş olan yargı kararının iptali ve yeniden yargılama yapılarak hukuken doğru kararın verilmesinin sağlanmasıdır. Yargılamanın yenilenmesi aşamasında eski karar iptal edilmekte ve iptal edilen karara ilişkin yargılama yeniden yapılarak doğru ve yeni bir karar verilmektedir. Bu nedenle yargılamanın yenilenmesi gerek Yargıtay gerekse öğreti de ayrı bir dava olarak değil kesinleşmiş olan davanın sonradan ortaya çıkan nedenlerle olağanüstü olarak yeniden görülmesi durumudur. Bu sebeple de ayrı bir dava olarak değil olağanüstü yasa yolu olarak değerlendirilmektedir.

III. AVUKATIN CEZA YARGILAMASINDA İŞİ SONUÇLANDIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ:

1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 171’e göre; “Avukat, üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder.” Avukatın üzerine aldığı her yargılamada işi sonuçlandırması esastır. Avukatlık kanunu hukuk yargılaması ve ceza yargılaması olarak bir ayrıma gitmemiştir. Bu nedenle avukatın işi sonuna kadar takip etme yükümlülüğü hukuk yargılamasının ve ceza yargılamasının kendine özel durumlarına göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

Örneğin 6100 sayılı HMK “Davaya vekâletin kanuni kapsamı” başlıklı 73’üncü maddesinde Davaya vekâlet, kanunda özel yetki verilmesini gerektiren hususlar saklı kalmak üzere, hüküm kesinleşinceye kadar, vekilin davanın takibi için gereken bütün işlemleri yapmasına, hükmün yerine getirilmesine, yargılama giderlerinin tahsili ile buna ilişkin makbuz vermesine ve bu işlemlerin tamamının kendisine karşı da yapılabilmesine ilişkin yetkiyi kapsar” düzenlemesini getirmiştir. Bu düzenlemeden anlamaktayız ki avukatın hukuk yargılamasında davaya vekâlet görevi hüküm kesinleşinceye kadar yapılması gereken bütün usul işlemlerini, hüküm kesinleştikten sonra da hükmün icrasını ve yargılama giderlerinin tahsilini kapsamaktadır. CMK’da HMK’da ki gibi bir düzenleme olmadığından kıyasen ceza yargılamasında da avukatın işi takip etme sorumluluğunun hüküm kesinleşinceye kadar bütün usul işlemlerinin yapılmasını, hükmün kesinleşmesinden sonra da yargılama masraflarının icrasını kapsadığını söyleyebiliriz.

Hukuk yargılamasında da ceza yargılamasında olduğu gibi yargılamanın iadesi kurumu bulunmaktadır. Yargılamanın iadesinin ayrı bir dava olmadığı, görülen bir davada verilen hatalı kararın düzeltilmesi olanağı sağlayan olağanüstü kanun yolu olduğunu yukarıda açıklamıştık. Verilen kararın hatalı olduğu ve önce iptali sonrada doğru kararın verilmesi için yargılamanın iadesi yoluna gidilmesi avukat açısından işi takip yükümlülüğünün bir parçasıdır. Avukat ceza yargılamasında sanığın haklarını savunmak ve adaletli bir karar verilmesini sağlamak için savunma yapmakla yükümlüdür. Yargılamanın iadesi yolu da sanığın lehinde ya da aleyhinde verilmiş olan hatalı bir kararın iptali ve düzeltilmesi için öngörülen bir yol olması nedeniyle sanığın yeniden aynı dava için savunulması zorunluluğunu ortaya çıkarmakta ve avukata müvekkilini ortaya çıkan yeni duruma göre kesin hükümle bitmiş olan savunma yükümlülüğünü kaldığı yerden yeniden başlatmaktadır. Bu nedenlerle avukat ile müvekkili arasında yapılan yazılı ya da sözlü vekâlet anlaşması hükümleri devam etmektedir. Bu durum avukatın ücret isteme hakkı konusunda aşağıda inceleyeceğimiz olasılıklara göre değişkenlik göstermektedir.

IV. TARAFLAR ARASINDA SÖZLEŞME OLMASI DURUMU:

Avukatlık Kanunu taraflar arasında avukatlık ücret sözleşmesi yapılması durumunda öncelikle sözleşme hükümlerinin esas alınacağını düzenlemiştir. Yargıtay 13. HD’de avukatlık ücret sözleşmelerinin öncelikle uygulanması gerektiği görüşündedir. Bu konuda güncel kararlar için Yargıtay Üyesi Candaş İlgün ve Avukat Semih Güner’in kitaplarına bakılabilir.

Taraflara arasında yapılan sözleşmede eğer yargılamanın iadesi konusunda bir düzenleme yapılmış ise bu düzenleme öncelikle uygulanacaktır. Yargılamanın iadesi önceden öngörülebilen bir durum değildir. Bu nedenle birçok avukat yargılamanın yenilenmesi durumu ile ilgili olarak hazırladıkları sözleşmelere hüküm koymamaktadır. Ancak hüküm konulması durumunda bu hüküm avukatı da iş sahibini de bağlar. Sözleşmedeki hükmün uygulanmaması ancak Türk Borçlar Kanunu’ndaki sözleşme serbestisi ilkesine aykırı düzenleme içermesi durumunda mümkündür. Yani sözleşme hükmünün kanuna, kamu düzenine ve ahlaka aykırı olması durumunda sözleşmenin bu hükmü uygulanmaz. Sözleşmede yargılamanın iadesi ile ilgili başkaca bir hüküm varsa ve bu hükmünde tek başına uygulanması mümkünse diğer hüküm uygulanır. Yoksa ya da olan hükmün geçersiz olan hükümle birlikte uygulanabilecekse bu durumda sözleşmede hüküm bulunmaması durumu için getirilmiş olan Avukatlık Kanunu m. 164/IV hükmü uygulanır.

V. TARAFLAR ARASINDA SÖZLEŞME OLMAMASI YA DA GEÇERSİZ OLMASI DURUMU:

Taraflar arasında sözleşme olmaması ya da sözleşmenin ilgili hükmünün geçersiz olması durumunda Avukatlık Kanunu m. 164/IV hükmü uygulanır. Buna göre; “(…) Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; (…) Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.”

Avukatlık asgari ücret tarifesinde yargılamanın yenilenmesi ile ilgili bir düzenleme bulunmamaktadır. Tarifenin “Tarifede yazılı olmayan hallerde ücret” başlıklı 20’inci maddesi tarifede düzenleme olmaması durumunda işin niteliğine göre benzeri işlere göre ücretin belirleneceği yazılıdır. Yargılamanın yenilenmesi durumunda önceki karar iptal edilip yeniden yargılama yapılacağına göre yargılamanın yapılacağı mahkeme için belirlenen ücretin esas alınması gerekir. Eğer yargılamanın yenilenmesi talebi ağır ceza mahkemesinden istenmişse ağır ceza, çocuk mahkemesinden istenmişse çocuk mahkemesinin tarifede yazılı olan miktarı esas alınmalıdır.

VI. AVUKATLIK ÜCRETİNİN PEŞİN ALINMIŞ OLMASI DURUMU:

Avukatlık ücreti ceza yargılamasının başında peşin alınmış ya da yargılama süresince taksitlere bölünerek tahsil edilmişse taraflara arasında sözleşme olmaması durumunda avukatın yargılamanın iadesi için ayrıca ücret talep etme hakkı bulunmamaktadır. Çünkü avukatın peşin aldığı avukatlık ücreti işi sonuna kadar takip etme yükümlülüğünün bir gereği olarak hüküm kesinleşinceye kadar olana bütün işlemlerin karşılığıdır. Yargılamanın yenilenmesi süreci başladığında da yukarıda açıkladığımız gibi avukatın işi sonuna kadar takip etme yükümlülüğü kaldığı yerden devam etmekte ve peşin aldığı avukatlık ücreti de yargılamanın yenilenmesi sürecinde verilecek hizmeti de kapsamaktadır. Bu durumun tek istisnası yukarıda açıkladığımız gibi taraflar arasında yapılan avukatlık ücret sözleşmesinde yargılamanın yenilenmesi durumu için ücret kararlaştırılmış olmasıdır. Taraflar arasında yapılan sözleşmede bu konuda hüküm konulmamışsa sözleşmede belirlenen ücret yargılamanın iadesi sürecini de kapsar ve avukatın yeni bir ücret talep etme hakkı olmaz.



[1] Yılmaz Ejder; Hukuk Sözlüğü, Genişletilmiş 4. Baskı, s. 978, Yetkin Ankara 1992
[2] Günay Erhan; Muhakemenin İadesi ve Yazılı Emir, Birinci Baskı, s. 17, Seçkin Ankara Mart 2003

04 Şubat, 2015

TÜZEL KİŞİ ADINA YEMİNİ KİM EDA EDECEK?

TÜZEL KİŞİ ADINA YEMİNİ KİM EDA EDECEK?

I. GİRİŞ:

Tüzel kişilere yemin teklif edilmesi durumunda yemini tüzel kişi adına kimin eda edeceği konusu ile ilgili olarak aşağıya tam metnini aldığımız Yargıtay kararında “tüzel kişi adına yemin edecek temsilci, yemin konusu işlemin yapıldığı tarihteki değil, yemin teklif edildiği zamanki temsilcisidir” ölçütü getirilmiştir. Yargıtay’ın bu kararının incelenmesi aşağıdaki gibidir.

II. KARAR METNİ:  

T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/11
K. 2003/5784
T. 2.6.2003

DAVA: Taraflar arasında görülen davada Torbalı Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 17.07.2002 tarih ve 1999/870–2002/576 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hâkimi Deniz Biltekin tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR: Davacı vekili, müvekkilinin 1999 yılı zeytin mahsulünü sıktırmak ve yağ elde etmek üzere davalı kooperatife götürdüğünü, zeytinlerden 5.127 kg. 3 asit zeytinyağı çıktığını, davalı kooperatif yetkililerinin müvekkilinin izni olmadan bu miktarı sattıklarını, bedelin tahsili için yapılan icra takibinde, 1112 kg zeytinyağı bedeli olan 1.000.800.000 TL'ye itiraz ettiklerini ancak, kooperatif yetkilisi tarafından verilen belge bulunduğunu ileri sürerek, davalının itirazının iptaline, takibin devamına % 40 icra inkâr tazminatına mahkûmiyetine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, teslim edilen yağlar için verilen kartların geri alınmadığını, birçok kişide karşılıklı güven sonucu bu kartların bulunduğunu, inkâr tazminatı talep edilemeyeceğini savunarak, davanın reddini, % 40 kötüniyet tazminatına mahkûmiyetini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, tanık beyanı ve tüm dosya kapsamından davalının 112 kg zeytinyağını davacıya teslim ettiğinin ispatlandığı gerekçesiyle davanın reddine, davacının % 40 kötüniyet tazminatına mahkûmiyetine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1-Dava, davalı kooperatife emanet verilen zeytinlerin eksik teslim edilmesi nedeniyle, yapılan icra takibine olan itirazın iptali istemine ilişkindir. Davalı kooperatif, fabrikadan üreticiye teslim edilen dava konusu yağlar için belge verilmediğini ve daha önce ilgiliye verilen emanet makbuzundan da indirilmediğini, karşılıklı güven ile işlemlerin yürütüldüğünü, bu konuda mahalli örf ve âdetin bulunduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, davalı savunmasında belirtilen şekilde örf ve adet olup olmadığı araştırılarak ve davacının zeytinyağının teslim edildiği tarihteki kooperatif başkanına eda ettirilen yemin nedeniyle, davanın reddine karar verilmiştir.

TTK’nun 1/2.maddesi, hakkında bir ticari hüküm bulunmayan ticari işlerde mahkemenin ticari örf ve âdete, bu dahi yoksa umumi hükümlere göre karar vereceği, hükmünü getirmiştir. Yine, aynı yasanın 2/1 maddesi, bir mahaldeki teamülün ticari örf ve adet halini alması halinde, hükme esas alınabileceğini hükme bağlamıştır. TTK’nun bu hükümlerinden bu yasada bir hüküm yoksa ticari örf ve âdetin umumi hükümlerden (BK’ndan)önce uygulanacağı anlaşılmaktadır. Yine, tüzel kişi adına yemin edecek temsilci, yemin konusu işlemin yapıldığı tarihteki değil, yemin teklif edildiği zamanki temsilcisidir.

Somut olayda, mahkemece, zeytinyağının satıcıya teslimi konusunda yöresel örf ve adet araştırması yeterli değildir. Zira tek bir kooperatiften uygulama sorulup, tanıklar dinlenmiştir. Bu itibarla, mahkemece, kooperatife emanet makbuzları ile teslim edilen zeytinyağından sonra, satıcıya ihtiyacı nedeniyle teslim edilen zeytinyağı için belge düzenlenip düzenlenmediği, emanet makbuzundan teslim edilen miktarın indirilip indirilmediği hususunun öncelikle, Torbalı Ticaret Odasından sorulmak ve gerektiğinde bu hususta yerel bilirkişi mütalaasına başvurmak ve böyle bir örf ve âdetin mevcut olduğu anlaşıldığı takdirde, mevcut tanık ifadeleri değerlendirilmek ve yeminin de, yemin teklif edildiği zamanki kooperatif temsilcisine yaptırılmak suretiyle sonucuna göre karar vermek gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.

2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ( 2 )nolu bentte açıklanan nedenlerle bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 02.06.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

III. KARARIN İNCELENMESİ:

Yargıtay kararında ortaya koyduğu “Tüzel kişi adına yemin edecek temsilci, yemin konusu işlemin yapıldığı tarihteki değil, yemin teklif edildiği zamanki temsilcisidir” görüşünü gerek genel hukuk ilkelerine göre gerekse somut olayın özelliğine göre gerekçelendirmemiştir.

Yargıtay’ın tüzel kişi adına yemin edecek temsilcinin kim olacağı konusunda yemin teklif edildiği tarihteki temsilciyi kabul etmesinin nedeni tüzel kişiliğin gerçek kişiler gibi ayrı bir hukuki varlığının olması ve bu nedenle de hukuki işleme muhatap oldukları esnada bu kişiliği temsil eden her kim ise ancak onun tarafından temsil edilebileceği düşüncesidir.

Yargıtay’ın atladığı en önemli konu tüzel kişilerin gerçek kişilere ait olan özelliklere sahip olmamasıdır. Gerçek kişiler yemin eda edilecek konularda fizyolojik hafızalarını kullanarak yemin ederler. Tüzel kişilerin ise böyle bir hafızaları olmadığı gibi kurumsal olarak böyle bir hafıza yaratmalarını sağlayacak yasal düzenlemelerde bulunmamaktadır. Zaten böyle bir kurumsal hafızaları bulunsa bu hafızalarındaki bilgileri kanıtlayan belgeler ortaya çıkar ki belge ile kanıtlanan bir maddi durum için de yemine gerek kalmazdı.

Bu durumda insana özel hafıza bilgilerinin harekete geçirildiği bir ispat durumu olan yemin delilinde, tüzel kişiler adına yemin edecek kişilerin yemine konu maddi olayın yaşandığı tarihte ki tüzel kişiliği temsil eden kişiler olması maddi olayın açıklığa kavuşturulması için daha doğru bir tercih olacaktır.

Ayrıca yüzlerce hatta binlerce kişinin çalıştığı tüzel kişilerde sadece tüzel kişiliğin yönetim organı adına tüzel kişiliği temsil eden kişinin yemin etmesi de olayın aydınlatılması için yeterli olmayabilir. Bu nedenle maddi olayın gerçekleştiği anda o olayla ilgili olarak çalışmakta olan tüzel kişi çalışanının yemin etmesi tüzel kişiliği temsil eden kişinin yemin etmesinden daha güvenilir sayılmalıdır. Çünkü tüzel kişiliği temsil eden kişi de olayla ilgili olarak alt seviyedeki çalışanından bilgi alacaktır ve bu bilgiye dayanarak yemini eda edecektir.

Çalışanları çok fazla sayıda olan bu nedenle de yetkili organlarının yaşanan maddi olaylar ile ilgili güncel bilgi alması zaman alan tüzel kişilerde olayın bizzat içinde bulunan çalışanların tanıklığı ile tüzel kişinin yetkili organının yemininin çelişmesi durumunda yemin kesin delil olduğundan yemin delili esas alınacak ve buna göre karar verilecektir. Bir başka çelişki durum ise maddi olayın meydana geldiği tarihteki temsilcisinin tanık olarak dinlenmesi durumunda bu kişinin ifadesi ile tüzel kişi adına yemin eden temsilcinin iradesinin çelişmesidir. Yargıtay’ın yukarıya aldığımız kararında olduğu gibi yemini maddi olayın yaşandığı tarihteki değil yemin teklif edildiği tarihteki tüzel kişi temsilcisinin eda etmesi durumunda maddi olayla fiziken ve zaman olarak en uzak kişinin beyanı ile uyuşmazlık çözülmüş olacaktır ki bu durum davanın adaletsiz sonuçlanmasına neden olabilir.

Tüzel kişilerin taraf olduğu davalarda tüzel kişilerin uyuşmazlık konusu maddi olaya tanıklık eden çalışanlarının tanıklığı eğer lehte ise yemin deliline dayanılmaması gerekir. Çalışanların tanıklığının aleyhte olması durumunda ise tüzel kişinin temsilcisinin de aynı yönde yemin edecek olması olasılığı yüksektir. Ancak buna rağmen yemin deliline dayanılacaksa yukarıda açıkladığımız gerekçeler çerçevesinde yemin teklif edilen tarihteki değil maddi olayın meydana geldiği tarihteki temsilcinin yemini eda etmesi istenmelidir. Adaletli bir sonucun ortaya çıkması açısından Yargıtay’ın bu kararında yemin ile ilgili olarak ortaya koyduğu ölçüt hukuken yanlıştır.


Uyuşmazlık konusu maddi olayın meydana geldiği tarihte tüzel kişiliği temsil eden kişinin tüzel kişi ile ve ortakları ile husumet içerisine düşmüş olması durumunda bu kişinin yemininin güvenilirliliği nasıl sağlanacaktır? Maddi olayın olduğu tarihteki temsilci daha sonra tüzel kişi ile sorunlu olarak hukuki ilişkisini birmişse bu durumda kötü niyetli olarak yemin etmesinin önüne nasıl geçilecektir? Yalan yere yemin etmek TCK’na göre suç olmasına karşın bu suçun ispatı halinde yalan yere yemin eden kişi için caydırıcı olabilir. Ancak birçok kişi yemin esnasında çok da ileriyi düşünerek hareket etmez. Bu durumda en azından yeminini eda edecek kişi ile tüzel kişi arasında yargıya yansımış bir uyuşmazlık bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.  

28 Ocak, 2015

HÂKİMLİK SINAVINA HAZIRLIK YÖNTEMİ

HÂKİMLİK SINAVINA HAZIRLIK YÖNTEMİ

I. GENEL YETENEK:

1. TARİH:

  1. Dr. Cahide Bolat’ın KPSS Konu Anlatımlı Tarih kitabı alınacak. Önce konular okunacak. Daha sonra konuların arkasındaki sorular çözülecek.
  2. Monopol Dershanesinin soru bankası ile soru takviyesi yapılacak.
  3. Ümit Kaymak’ın soru bankası kitabının ikinci cildinin arkasında ki tarih soruları çözülecek.
  4. Bunlar yeterli görülmezse Dr. Cahide Bolat’ın KPSS Tarih soru bankası kitabı alınabilir. 
2. MATEMATİK:

İnternetten havuz, işçi ve yol problemlerinin formülleri indirilip çalışılabilir. Ancak buna sadece yarım gün ayırın. Çünkü ne çıkacağı belli olmadığı gibi başka matematik konuları da çıkabiliyor.

3. PARAGRAF SORULARI:

Paragraf sorularının çözümü üniversite sınavında öğrettikleri gibi olacak. Önce soru okunacak, ondan sonra paragraf okunacak en son da şıklar okunup cevap bulunacak.

4. GENEL KÜLTÜR:

Genel kültür sorularının içinde önemli miktarda Anayasa Hukuku sorusu gelmektedir. Buna nasıl çalışılacağını aşağıda açıklayacağım. Güncel olaylar sorulmakta çoğunlukla da Anayasa ile ilgili konular sorulmaktadır.

II. HUKUK BÖLÜMÜ:

1. ANAYASA HUKUKU:

  1. Monopolün ders notları okunacak. Notlar okunurken mutlaka yanınızda Anayasa bulunsun. Anayasa Hukukçuları Derneğinin çıkarttığı Adalet yayınevinin Anayasa Kanun kitabını tavsiye ederim. İçinde bütün anayasalar, TBMM iç tüzüğü, Anayasa Mahkemesi Kanunu ve yönetmeliği, Siyası Partiler Kanunu, Seçim Kanunu, AİHS ve eki protokoller, Bireysel Başvuru ile ilgili mevzuat bulunmaktadır. Bunların hepsi en az bir defa okunmalıdır.
  1. HSYK kanunu okunmalıdır.
  1. Kişi hak ve hürriyetleri, siyasi hak ve hürriyetler ile sosyal ve ekonomik hak ve hürriyetler yazarak çalışılmalıdır. Çalışmadan sonra aklınızda kalmadıysa sınavdan bir gün önce bir tekrar daha yapılmalıdır. Çünkü en az iki soru çıkıyor.
  1. Konu çalışması yapıldıktan sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir.
  1. Anayasa hukukundan sonra diğer dersler aşağıdaki sıra ile çalışılmalıdır. İdare, İYUK, Ceza, CMK, Medeni, Borçlar, Ticari İşletme, Kıymetli Evrak, Şirketler, HMK, İcra ve İflas. Çünkü idare ve ceza hukuku anayasa ile yakından ilgili olup anayasanın bir tekrarı gibi olmaktadır. Pekişmesini sağlamaktadır.
2. İDARE HUKUKU:

Önce monopolün ders notları okunmalıdır. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir.

3. İYUK:

Önce monopolün ders notları okunmalıdır. İYUK ve Danıştay Kanunu okunmalıdır. Özellikle Danıştay Kanunu 24. madde okunmalıdır. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir.

4. CEZA HUKUKU:

Önce monopolün ders notları okunmalıdır. Türk Ceza Kanunu okunmalıdır. Yetkin Kitapevinin ceza mevzuatı kitabında bütün ceza kanunu ve CMK bulunuyor. Bunu tavsiye ederim. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir. Monopolün notlarının içinde önceki yıllarda çıkmış sorular bulunuyor bunlar mutlaka çözülmelidir.

5. CMK:

Önce monopolün ders notları okunmalıdır. CMK okunmalıdır. Yetkin Kitapevinin ceza mevzuatı kitabında bütün ceza kanunu ve CMK bulunuyor. Bunu tavsiye ederim. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir. Monopolün notlarının içinde önceki yıllarda çıkmış sorular bulunuyor bunlar mutlaka çözülmelidir.

6. MEDENİ HUKUK:

Önce monopolün ders notları okunmalıdır. Bir sonraki sınava bir yıl var. Sınav Nisan 2015’de bile olsa yeterli zaman var. Bu nedenle TMK baştan sona en az bir kere okunmalıdır. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir.

7. BORÇLAR HUKUKU:

Önce monopolün ders notları okunmalıdır. Bir sonraki sınava bir yıl var. Sınav Nisan 2015’de bile olsa yeterli zaman var. Bu nedenle Borçlar Kanunu baştan sona en az bir kere okunmalıdır. Ankara Baro’sunun bastırdığı Emel Badur’un borçlar kanunu büyük olması sebebiyle kolay çalışılıyor. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir.

8. TİCARET HUKUKU:

A. TİCARİ İŞLETME HUKUKU:

Önce Tamer Bozkurt’un Ticari İşletme Hukuku kitabı okunmalıdır. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir. Ümit Kaymak’ın kitabında Ticaret Hukuku sorularını Tamer Bozkurt hazırlamıştır.

B. KIYMETLİ EVRAK HUKUKU:

Önce Tamer Bozkurt’un Kıymetli Evrak Hukuku kitabı okunmalıdır. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir. Ümit Kaymak’ın kitabında Ticaret Hukuku sorularını Tamer Bozkurt hazırlamıştır.

C. ŞİRKETLER HUKUKU:

Tamer Bozkurt’un Şirketler Hukuku kitabı okunabilir ancak kitap çok kapsamlı ve çok zaman kaybettiriyor. Bu nedenle monopolün ders notları okunmasını tavsiye ederim. Tamer Bozkurt’un bu kitabına hiç başlamayın. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir. Ümit Kaymak’ın kitabında Ticaret Hukuku sorularını Tamer Bozkurt hazırlamıştır.

9. HMK:

Önce monopolün ders notları okunmalıdır. Ders notlarında yasada olmayan usul hukuku ilkeleri var örneğin basit ikrar, bileşik ikrar gibi bunlar notlardan çalışılmalı. Diğer konular için mutlaka HMK baştan sona okunmalıdır. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir.

10. İCRA VE İFLAS HUKUKU:

Önce Alper Bulur’un İcra ve İflas Hukuku kitabı okunmalıdır. Kitabın arkasında geçmiş yıllarda çıkmış sorulardan ve kendi hazırladığı sorulardan oluşan 400 soruluk bir soru bankası bulunmakta bu sorular mutlaka çözülmelidir. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir.

III. SORU BANKALARI NASIL ÇALIŞILACAK:

  1. Soru tamamen okunmalı,
  2. Bütün şıklar tamamen okunmalı,
  3. Doğru cevap verilemezse eğer açıklama okunmalı,
  4. Açıklamanın yanında yasa maddesi de okunmalı,
  5. Bazen sorularda hata oluyor. Bu nedenle çalışırken kanun kitabı bulundurulmalı.
  6. Yanlış cevap verilen sorular ve cevabı not alınmalı. Bu notlar daha sonra tekrar çalışmasında çalışılmalı. Kısa tekrar için kullanılabilir. 
  7. Soru çözülürken kitabı işaretleme yapmayın. Cevap şıkkı sorunun altında değil de testin sonunda ise bir kâğıda cevap şıkkını yazıp sonra kontrol edin. Böylece aynı soruyu bir ay sonra tekrar çözebilirsiniz.
  8. Geçmiş yıllardaki sınavlar ÖSYM’nin sitesinden indirilmelidir.
IV. ÇALIŞIRKEN DİKKAT EDİLECEK DİĞER KONULAR:

  1. Kanundaki istisnalara çalışılmalıdır.
  2. Sınava çalışılan süre içinde kitap dergi gazete ve benzeri okunacak şeylerin tamamı için ayırdığınız zamanı ders çalışmaya ayırın. Kafam dağılsın diye okumak istediğiniz şeyleri yerine dahi ders çalışmanızın faydası olur.
  3. Televizyon seyretmeyin.
  4. Büro işlerinizi sabah erkenden halletmeye bakın.
  5. Bilirkişi raporu beklenen, başka yazı cevabı beklenen dosyalarınızın duruşmalarına mazeret gönderin.
  6. Duruşmalarınızın olduğu mahkemelerin hâkimlerinin raporlu olup olmadığını Ankara Barosunun sitesinden kontrol edip UYAP üzerinden mazeret gönderin boyuna adliyeye gidip zaman kaybetmeyin.
  7. Adliyede işiniz bitince büronuza dönün adliye sohbetlerine ve baro dedikodularına zaman ayırmayın.
  8. Müvekkillerinize mutlaka randevu verin ve sizin çalıştığınız saatlerde gelmelerini engelleyin.
  9. Ders arasında mutlaka çalıştığınız yeri havalandırın ve su için.
  10. Çalışacağınız kanunların yazı puntolarının büyük olmasına dikkat edin, gözünüz ne kadar az yorulursa çalışma süreniz o kadar uzar.
V. ÇALIŞMA SÜRELERİ:

  1. Keskinsoy – Yıldırım soru bankası saatte 30 sayfa çalışılabiliniyor.
  2. Ümit Kaymak soru bankası ise konuya çok iyi hâkimseniz saatte 20 sayfa, değilseniz saatte 10 sayfa çalışılabiliniyor.
  3. Monopolün ders notları saatte 7 sayfa çalışılabiliniyor.
  4. Tamer Bozkurt’un kitapları saatte 19 ile 22 sayfa çalışılabiliniyor.
  5. Alper Bulur’un kitabı saatte 15 sayfa çalışılabiliniyor.
  6. Cahide Bolat’ın tarih kitabında 50 dakikada 60 soru çözülebilir.
  7. Ders çalışmanızı 50 dakika ders, on dakika dinlenme olarak ayarlayın.