22 Nisan, 2015

HİSSELİ EŞYALARIN HACZİNİN KALDIRILMASI KONUSUNDA İCRA VE İFLAS KANUNU DEĞİŞİKLİK ÖNERİSİ

HİSSELİ EŞYALARIN HACZİNİN KALDIRILMASI KONUSUNDA
İCRA VE İFLAS KANUNU DEĞİŞİKLİK ÖNERİSİ

I. GİRİŞ:

İcra ve İflas Kanunu uygulamalarından kaynaklı sorunlar bitmek bilmiyor. Adalet Bakanlığı yeni bir İİK tasarısı hazırlığında bu nedenle hazırlanacak yeni kanunun bütün ihtiyaçları karşılaması kanunun hazırlık aşamasında sorunların eksiksiz tespiti ile mümkündür. Bu amaçla özellikle icra ağırlıklı çalışan avukatların ve baroların çalışma yapması gerekmektedir. Geçtiğimiz hafta karşılaştığım bir olay nedeniyle uygulamada karşılaşılan bir sorunun çözümü için aşağıdaki öneriyi getirdim.

II. OLAY:

Bir müvekkilim otomobil satın almak üzere otomobilin sahibi ile sözleşme yapıyor. Para ödeniyor, otomobil müvekkilime teslim ediliyor. Otomobilin satış işlemlerinin trafikte yapılmasından hemen önce otomobilin sahibi ölüyor ve geride sekiz tane mirasçı bırakıyor. Ölü kişi adına satış yapılamayacağı için mirasçılar otomobilin kendi üzerlerine tescilini yapıyorlar. Mirasçılardan birinin bir bankaya aldığı krediden ötürü borcu var ve banka avukatları otomobilin üzerindeki miras hissesine haciz koydurup yakalama talebinde bulunuyorlar.

Otomobilin değeri 15.000 TL, mirasçının borcu 30.000 TL, mirasçının otomobildeki hissesi de 1/8 olup müvekkilim haczin nasıl kaldırılabileceğini öğrenmek istiyor. Müvekkilimin düşüncesi şu; otomobildeki borçlu hissesi 1/8 olduğuna göre otomobilin değerinin 1/8’ine karşılık gelen 1.875 TL’yi ve bu miktara karşılık gelen icra dosyası masraflarını ödeyip haczin kaldırılmasını icra müdürlüğünden isteyip daha sonra bu miktar para için zapta karşı tekeffül hükümlerine göre mirasçıya rücu edeyim. Ancak isteği haczin kaldırılmasına ilişkin İİK hükümlerine göre mümkün değil.

III. HACZİN KALKMASI:

İcra ve İflas Kanununa göre haczin kalkması borcun ödenmesi, 106’ıncı maddeyi göre taşınırlarda altı ay taşınmazlarda bir yıl içinde satış talebinde bulunulmaması, bu sürelerden sonra haczin yenilenmemesi ve haciz talebinin geri alınması halinde mümkündür. Haczin kaldırılmasına ilişkin bu durumlardan borcun ödenmesi konusu borcun tamamen ödenmesi anlamına gelmektedir. Borcun tamamen ödenmesi gerçekleşmeden haczin kaldırılması ancak dosya masraflarının yani tahsil harcı, cezaevi harcı, başvurma harcı, tebligat gideri, vekâlet ücreti gibi masraflarının tamamının ödenmesi ile mümkün olabilmektedir. Bu durumda otomobili satın alan müvekkilim borçlunun otomobildeki hissesine karşılık gelen borç miktarını ödese bile alacak miktarının tamamı üzerinden dosya masrafını ödeyerek haczin kaldırılmasını talep edebilecektir. Bu da 1.875 TL tutarında ödeme için 30.000 TL üzerinden dosya masrafını ödemesi anlamına gelmektedir.

IV. ÇÖZÜM ÖNERİSİ:

Hissedar olunan mal üzerindeki borçlu hissedarın borcundan ötürü konulan haczin kaldırılması için örnek olayda olduğu gibi üçüncü kişilere gereğinden fazla parasal engel çıkartmamak amacıyla aşağıdaki gibi düzenleme yapılmalıdır. Buna göre borçlu hissedarın hacizli maldaki hissesine karşılık gelen kısmının icra dosyasına ödenmesi ile birlikte artık dosya masrafının da sadece o malda ki borçlu hissedarın hissesi oranında tahsili sağlanmalıdır. Bunun nesnel ölçütlere göre yapılabilmesi için de söz konusu mal için kıymet takdiri yapılarak değerinin tespiti sağlanmalıdır. Değerinin tespiti sağlandıktan sonra borçlu hissedarın borcuna karşılık gelen kısmı üzerinden icra dosyasında dosya masrafı hesaplaması yapılarak hisseli maldaki haciz kaldırılır ve malı geçerli bir sözleşmeye göre satın alan üçüncü kişinin mülkiyetine hacizden arındırılmış olarak geçer. Bundan sonra üçüncü kişi ödemek zorunda kaldığı borç miktarı ve dosya masrafları için Türk Borçlar Kanunu’ndaki zapta karşı tekeffül hükümlerine göre hukuki haklarını kullanır. Bu amaçla 2004 sayılı İİK’nun haczin kaldırılması başlıklı 110’uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmelidir.


“Geçerli bir sözleşmeye dayalı olarak satın alınmış olan bir taşınırın kanunen tescili gereken sicile tescili yapılmadan önce hissedarlarından birinin borcu sebebiyle haciz konulmuş olması durumunda taşınırı geçerli sözleşme ile satın alan kişi borçlu hissedarın taşınır maldaki hissesine karşılık gelen borç miktarını ve haciz işleminin uygulandığı icra dosyasındaki dosya masrafının haciz konulan taşınırdaki borçlu hissesine karşılık gelen oranındaki kısmını ödemek koşuluyla haczin kaldırılmasını talep edebilir. Borçlu hissedarın taşınır maldaki hissesinin miktarı taşınır malın kıymet takdiri yaptırılarak belirlenir. Motorlu taşıtlarda ise Türkiye Sigorta Birliği’nin kasko değer listesindeki değer esas alınır.”

17 Nisan, 2015

CEZA HUKUKUNDA YARGILAMANIN YENİLENMESİ AŞAMASINDA SÖZLEŞMESEL AVUKATLIK ÜCRETİ

CEZA HUKUKUNDA YARGILAMANIN YENİLENMESİ AŞAMASINDA
SÖZLEŞMESEL AVUKATLIK ÜCRETİ

I. GİRİŞ:

Ülkemizde en çok hata yapılan ve hatalarının soncu çok ağır olar hukuk alanlarından biri de ceza hukuku alanıdır. Verilen yanlış kararlar nedeniyle eski ceza usul kanunda da olan yeni ceza usul kanununda da varlığını devam ettiren yargılamanın yenilenmesi kurumu sık sık işletilmektedir. Daha önce ceza yargılamasında sanık ya da şikâyetçi/katılan adına vekil/müdafi olarak görev yapan bir avukatın yargılamanın yenilenmesi aşamasında ikinci bir sözleşmesel avukatlık ücreti almaya hak kazanıp kazanmayacağı konusunu inceleyeceğiz.

II. YARGILAMANIN YENİLENMESİ AYRI BİR DAVAMIDIR?

Yargılamanın yenilenmesi en basit tanımı ile bir mahkemeden verilerek kesinleşmiş olan kararların iptali ile yeniden o davaya bakılması olanağını sağlayan kanun yoludur.[1] Birçok ceza hukukçusunun görüşlerinde de yargılamanın yenilenmesi kurumu kesinleşmiş hükümlere karşı yasa yolu niteliği taşımayan hukuki bir yol/çare olarak kabul edilmektedir.[2] Yargılamanın yenilenmesinden akaç hatalı olarak verilmiş olan yargı kararının iptali ve yeniden yargılama yapılarak hukuken doğru kararın verilmesinin sağlanmasıdır. Yargılamanın yenilenmesi aşamasında eski karar iptal edilmekte ve iptal edilen karara ilişkin yargılama yeniden yapılarak doğru ve yeni bir karar verilmektedir. Bu nedenle yargılamanın yenilenmesi gerek Yargıtay gerekse öğreti de ayrı bir dava olarak değil kesinleşmiş olan davanın sonradan ortaya çıkan nedenlerle olağanüstü olarak yeniden görülmesi durumudur. Bu sebeple de ayrı bir dava olarak değil olağanüstü yasa yolu olarak değerlendirilmektedir.

III. AVUKATIN CEZA YARGILAMASINDA İŞİ SONUÇLANDIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ:

1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 171’e göre; “Avukat, üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder.” Avukatın üzerine aldığı her yargılamada işi sonuçlandırması esastır. Avukatlık kanunu hukuk yargılaması ve ceza yargılaması olarak bir ayrıma gitmemiştir. Bu nedenle avukatın işi sonuna kadar takip etme yükümlülüğü hukuk yargılamasının ve ceza yargılamasının kendine özel durumlarına göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

Örneğin 6100 sayılı HMK “Davaya vekâletin kanuni kapsamı” başlıklı 73’üncü maddesinde Davaya vekâlet, kanunda özel yetki verilmesini gerektiren hususlar saklı kalmak üzere, hüküm kesinleşinceye kadar, vekilin davanın takibi için gereken bütün işlemleri yapmasına, hükmün yerine getirilmesine, yargılama giderlerinin tahsili ile buna ilişkin makbuz vermesine ve bu işlemlerin tamamının kendisine karşı da yapılabilmesine ilişkin yetkiyi kapsar” düzenlemesini getirmiştir. Bu düzenlemeden anlamaktayız ki avukatın hukuk yargılamasında davaya vekâlet görevi hüküm kesinleşinceye kadar yapılması gereken bütün usul işlemlerini, hüküm kesinleştikten sonra da hükmün icrasını ve yargılama giderlerinin tahsilini kapsamaktadır. CMK’da HMK’da ki gibi bir düzenleme olmadığından kıyasen ceza yargılamasında da avukatın işi takip etme sorumluluğunun hüküm kesinleşinceye kadar bütün usul işlemlerinin yapılmasını, hükmün kesinleşmesinden sonra da yargılama masraflarının icrasını kapsadığını söyleyebiliriz.

Hukuk yargılamasında da ceza yargılamasında olduğu gibi yargılamanın iadesi kurumu bulunmaktadır. Yargılamanın iadesinin ayrı bir dava olmadığı, görülen bir davada verilen hatalı kararın düzeltilmesi olanağı sağlayan olağanüstü kanun yolu olduğunu yukarıda açıklamıştık. Verilen kararın hatalı olduğu ve önce iptali sonrada doğru kararın verilmesi için yargılamanın iadesi yoluna gidilmesi avukat açısından işi takip yükümlülüğünün bir parçasıdır. Avukat ceza yargılamasında sanığın haklarını savunmak ve adaletli bir karar verilmesini sağlamak için savunma yapmakla yükümlüdür. Yargılamanın iadesi yolu da sanığın lehinde ya da aleyhinde verilmiş olan hatalı bir kararın iptali ve düzeltilmesi için öngörülen bir yol olması nedeniyle sanığın yeniden aynı dava için savunulması zorunluluğunu ortaya çıkarmakta ve avukata müvekkilini ortaya çıkan yeni duruma göre kesin hükümle bitmiş olan savunma yükümlülüğünü kaldığı yerden yeniden başlatmaktadır. Bu nedenlerle avukat ile müvekkili arasında yapılan yazılı ya da sözlü vekâlet anlaşması hükümleri devam etmektedir. Bu durum avukatın ücret isteme hakkı konusunda aşağıda inceleyeceğimiz olasılıklara göre değişkenlik göstermektedir.

IV. TARAFLAR ARASINDA SÖZLEŞME OLMASI DURUMU:

Avukatlık Kanunu taraflar arasında avukatlık ücret sözleşmesi yapılması durumunda öncelikle sözleşme hükümlerinin esas alınacağını düzenlemiştir. Yargıtay 13. HD’de avukatlık ücret sözleşmelerinin öncelikle uygulanması gerektiği görüşündedir. Bu konuda güncel kararlar için Yargıtay Üyesi Candaş İlgün ve Avukat Semih Güner’in kitaplarına bakılabilir.

Taraflara arasında yapılan sözleşmede eğer yargılamanın iadesi konusunda bir düzenleme yapılmış ise bu düzenleme öncelikle uygulanacaktır. Yargılamanın iadesi önceden öngörülebilen bir durum değildir. Bu nedenle birçok avukat yargılamanın yenilenmesi durumu ile ilgili olarak hazırladıkları sözleşmelere hüküm koymamaktadır. Ancak hüküm konulması durumunda bu hüküm avukatı da iş sahibini de bağlar. Sözleşmedeki hükmün uygulanmaması ancak Türk Borçlar Kanunu’ndaki sözleşme serbestisi ilkesine aykırı düzenleme içermesi durumunda mümkündür. Yani sözleşme hükmünün kanuna, kamu düzenine ve ahlaka aykırı olması durumunda sözleşmenin bu hükmü uygulanmaz. Sözleşmede yargılamanın iadesi ile ilgili başkaca bir hüküm varsa ve bu hükmünde tek başına uygulanması mümkünse diğer hüküm uygulanır. Yoksa ya da olan hükmün geçersiz olan hükümle birlikte uygulanabilecekse bu durumda sözleşmede hüküm bulunmaması durumu için getirilmiş olan Avukatlık Kanunu m. 164/IV hükmü uygulanır.

V. TARAFLAR ARASINDA SÖZLEŞME OLMAMASI YA DA GEÇERSİZ OLMASI DURUMU:

Taraflar arasında sözleşme olmaması ya da sözleşmenin ilgili hükmünün geçersiz olması durumunda Avukatlık Kanunu m. 164/IV hükmü uygulanır. Buna göre; “(…) Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; (…) Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.”

Avukatlık asgari ücret tarifesinde yargılamanın yenilenmesi ile ilgili bir düzenleme bulunmamaktadır. Tarifenin “Tarifede yazılı olmayan hallerde ücret” başlıklı 20’inci maddesi tarifede düzenleme olmaması durumunda işin niteliğine göre benzeri işlere göre ücretin belirleneceği yazılıdır. Yargılamanın yenilenmesi durumunda önceki karar iptal edilip yeniden yargılama yapılacağına göre yargılamanın yapılacağı mahkeme için belirlenen ücretin esas alınması gerekir. Eğer yargılamanın yenilenmesi talebi ağır ceza mahkemesinden istenmişse ağır ceza, çocuk mahkemesinden istenmişse çocuk mahkemesinin tarifede yazılı olan miktarı esas alınmalıdır.

VI. AVUKATLIK ÜCRETİNİN PEŞİN ALINMIŞ OLMASI DURUMU:

Avukatlık ücreti ceza yargılamasının başında peşin alınmış ya da yargılama süresince taksitlere bölünerek tahsil edilmişse taraflara arasında sözleşme olmaması durumunda avukatın yargılamanın iadesi için ayrıca ücret talep etme hakkı bulunmamaktadır. Çünkü avukatın peşin aldığı avukatlık ücreti işi sonuna kadar takip etme yükümlülüğünün bir gereği olarak hüküm kesinleşinceye kadar olana bütün işlemlerin karşılığıdır. Yargılamanın yenilenmesi süreci başladığında da yukarıda açıkladığımız gibi avukatın işi sonuna kadar takip etme yükümlülüğü kaldığı yerden devam etmekte ve peşin aldığı avukatlık ücreti de yargılamanın yenilenmesi sürecinde verilecek hizmeti de kapsamaktadır. Bu durumun tek istisnası yukarıda açıkladığımız gibi taraflar arasında yapılan avukatlık ücret sözleşmesinde yargılamanın yenilenmesi durumu için ücret kararlaştırılmış olmasıdır. Taraflar arasında yapılan sözleşmede bu konuda hüküm konulmamışsa sözleşmede belirlenen ücret yargılamanın iadesi sürecini de kapsar ve avukatın yeni bir ücret talep etme hakkı olmaz.



[1] Yılmaz Ejder; Hukuk Sözlüğü, Genişletilmiş 4. Baskı, s. 978, Yetkin Ankara 1992
[2] Günay Erhan; Muhakemenin İadesi ve Yazılı Emir, Birinci Baskı, s. 17, Seçkin Ankara Mart 2003

04 Şubat, 2015

TÜZEL KİŞİ ADINA YEMİNİ KİM EDA EDECEK?

TÜZEL KİŞİ ADINA YEMİNİ KİM EDA EDECEK?

I. GİRİŞ:

Tüzel kişilere yemin teklif edilmesi durumunda yemini tüzel kişi adına kimin eda edeceği konusu ile ilgili olarak aşağıya tam metnini aldığımız Yargıtay kararında “tüzel kişi adına yemin edecek temsilci, yemin konusu işlemin yapıldığı tarihteki değil, yemin teklif edildiği zamanki temsilcisidir” ölçütü getirilmiştir. Yargıtay’ın bu kararının incelenmesi aşağıdaki gibidir.

II. KARAR METNİ:  

T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/11
K. 2003/5784
T. 2.6.2003

DAVA: Taraflar arasında görülen davada Torbalı Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 17.07.2002 tarih ve 1999/870–2002/576 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hâkimi Deniz Biltekin tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR: Davacı vekili, müvekkilinin 1999 yılı zeytin mahsulünü sıktırmak ve yağ elde etmek üzere davalı kooperatife götürdüğünü, zeytinlerden 5.127 kg. 3 asit zeytinyağı çıktığını, davalı kooperatif yetkililerinin müvekkilinin izni olmadan bu miktarı sattıklarını, bedelin tahsili için yapılan icra takibinde, 1112 kg zeytinyağı bedeli olan 1.000.800.000 TL'ye itiraz ettiklerini ancak, kooperatif yetkilisi tarafından verilen belge bulunduğunu ileri sürerek, davalının itirazının iptaline, takibin devamına % 40 icra inkâr tazminatına mahkûmiyetine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, teslim edilen yağlar için verilen kartların geri alınmadığını, birçok kişide karşılıklı güven sonucu bu kartların bulunduğunu, inkâr tazminatı talep edilemeyeceğini savunarak, davanın reddini, % 40 kötüniyet tazminatına mahkûmiyetini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, tanık beyanı ve tüm dosya kapsamından davalının 112 kg zeytinyağını davacıya teslim ettiğinin ispatlandığı gerekçesiyle davanın reddine, davacının % 40 kötüniyet tazminatına mahkûmiyetine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1-Dava, davalı kooperatife emanet verilen zeytinlerin eksik teslim edilmesi nedeniyle, yapılan icra takibine olan itirazın iptali istemine ilişkindir. Davalı kooperatif, fabrikadan üreticiye teslim edilen dava konusu yağlar için belge verilmediğini ve daha önce ilgiliye verilen emanet makbuzundan da indirilmediğini, karşılıklı güven ile işlemlerin yürütüldüğünü, bu konuda mahalli örf ve âdetin bulunduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, davalı savunmasında belirtilen şekilde örf ve adet olup olmadığı araştırılarak ve davacının zeytinyağının teslim edildiği tarihteki kooperatif başkanına eda ettirilen yemin nedeniyle, davanın reddine karar verilmiştir.

TTK’nun 1/2.maddesi, hakkında bir ticari hüküm bulunmayan ticari işlerde mahkemenin ticari örf ve âdete, bu dahi yoksa umumi hükümlere göre karar vereceği, hükmünü getirmiştir. Yine, aynı yasanın 2/1 maddesi, bir mahaldeki teamülün ticari örf ve adet halini alması halinde, hükme esas alınabileceğini hükme bağlamıştır. TTK’nun bu hükümlerinden bu yasada bir hüküm yoksa ticari örf ve âdetin umumi hükümlerden (BK’ndan)önce uygulanacağı anlaşılmaktadır. Yine, tüzel kişi adına yemin edecek temsilci, yemin konusu işlemin yapıldığı tarihteki değil, yemin teklif edildiği zamanki temsilcisidir.

Somut olayda, mahkemece, zeytinyağının satıcıya teslimi konusunda yöresel örf ve adet araştırması yeterli değildir. Zira tek bir kooperatiften uygulama sorulup, tanıklar dinlenmiştir. Bu itibarla, mahkemece, kooperatife emanet makbuzları ile teslim edilen zeytinyağından sonra, satıcıya ihtiyacı nedeniyle teslim edilen zeytinyağı için belge düzenlenip düzenlenmediği, emanet makbuzundan teslim edilen miktarın indirilip indirilmediği hususunun öncelikle, Torbalı Ticaret Odasından sorulmak ve gerektiğinde bu hususta yerel bilirkişi mütalaasına başvurmak ve böyle bir örf ve âdetin mevcut olduğu anlaşıldığı takdirde, mevcut tanık ifadeleri değerlendirilmek ve yeminin de, yemin teklif edildiği zamanki kooperatif temsilcisine yaptırılmak suretiyle sonucuna göre karar vermek gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.

2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ( 2 )nolu bentte açıklanan nedenlerle bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 02.06.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

III. KARARIN İNCELENMESİ:

Yargıtay kararında ortaya koyduğu “Tüzel kişi adına yemin edecek temsilci, yemin konusu işlemin yapıldığı tarihteki değil, yemin teklif edildiği zamanki temsilcisidir” görüşünü gerek genel hukuk ilkelerine göre gerekse somut olayın özelliğine göre gerekçelendirmemiştir.

Yargıtay’ın tüzel kişi adına yemin edecek temsilcinin kim olacağı konusunda yemin teklif edildiği tarihteki temsilciyi kabul etmesinin nedeni tüzel kişiliğin gerçek kişiler gibi ayrı bir hukuki varlığının olması ve bu nedenle de hukuki işleme muhatap oldukları esnada bu kişiliği temsil eden her kim ise ancak onun tarafından temsil edilebileceği düşüncesidir.

Yargıtay’ın atladığı en önemli konu tüzel kişilerin gerçek kişilere ait olan özelliklere sahip olmamasıdır. Gerçek kişiler yemin eda edilecek konularda fizyolojik hafızalarını kullanarak yemin ederler. Tüzel kişilerin ise böyle bir hafızaları olmadığı gibi kurumsal olarak böyle bir hafıza yaratmalarını sağlayacak yasal düzenlemelerde bulunmamaktadır. Zaten böyle bir kurumsal hafızaları bulunsa bu hafızalarındaki bilgileri kanıtlayan belgeler ortaya çıkar ki belge ile kanıtlanan bir maddi durum için de yemine gerek kalmazdı.

Bu durumda insana özel hafıza bilgilerinin harekete geçirildiği bir ispat durumu olan yemin delilinde, tüzel kişiler adına yemin edecek kişilerin yemine konu maddi olayın yaşandığı tarihte ki tüzel kişiliği temsil eden kişiler olması maddi olayın açıklığa kavuşturulması için daha doğru bir tercih olacaktır.

Ayrıca yüzlerce hatta binlerce kişinin çalıştığı tüzel kişilerde sadece tüzel kişiliğin yönetim organı adına tüzel kişiliği temsil eden kişinin yemin etmesi de olayın aydınlatılması için yeterli olmayabilir. Bu nedenle maddi olayın gerçekleştiği anda o olayla ilgili olarak çalışmakta olan tüzel kişi çalışanının yemin etmesi tüzel kişiliği temsil eden kişinin yemin etmesinden daha güvenilir sayılmalıdır. Çünkü tüzel kişiliği temsil eden kişi de olayla ilgili olarak alt seviyedeki çalışanından bilgi alacaktır ve bu bilgiye dayanarak yemini eda edecektir.

Çalışanları çok fazla sayıda olan bu nedenle de yetkili organlarının yaşanan maddi olaylar ile ilgili güncel bilgi alması zaman alan tüzel kişilerde olayın bizzat içinde bulunan çalışanların tanıklığı ile tüzel kişinin yetkili organının yemininin çelişmesi durumunda yemin kesin delil olduğundan yemin delili esas alınacak ve buna göre karar verilecektir. Bir başka çelişki durum ise maddi olayın meydana geldiği tarihteki temsilcisinin tanık olarak dinlenmesi durumunda bu kişinin ifadesi ile tüzel kişi adına yemin eden temsilcinin iradesinin çelişmesidir. Yargıtay’ın yukarıya aldığımız kararında olduğu gibi yemini maddi olayın yaşandığı tarihteki değil yemin teklif edildiği tarihteki tüzel kişi temsilcisinin eda etmesi durumunda maddi olayla fiziken ve zaman olarak en uzak kişinin beyanı ile uyuşmazlık çözülmüş olacaktır ki bu durum davanın adaletsiz sonuçlanmasına neden olabilir.

Tüzel kişilerin taraf olduğu davalarda tüzel kişilerin uyuşmazlık konusu maddi olaya tanıklık eden çalışanlarının tanıklığı eğer lehte ise yemin deliline dayanılmaması gerekir. Çalışanların tanıklığının aleyhte olması durumunda ise tüzel kişinin temsilcisinin de aynı yönde yemin edecek olması olasılığı yüksektir. Ancak buna rağmen yemin deliline dayanılacaksa yukarıda açıkladığımız gerekçeler çerçevesinde yemin teklif edilen tarihteki değil maddi olayın meydana geldiği tarihteki temsilcinin yemini eda etmesi istenmelidir. Adaletli bir sonucun ortaya çıkması açısından Yargıtay’ın bu kararında yemin ile ilgili olarak ortaya koyduğu ölçüt hukuken yanlıştır.


Uyuşmazlık konusu maddi olayın meydana geldiği tarihte tüzel kişiliği temsil eden kişinin tüzel kişi ile ve ortakları ile husumet içerisine düşmüş olması durumunda bu kişinin yemininin güvenilirliliği nasıl sağlanacaktır? Maddi olayın olduğu tarihteki temsilci daha sonra tüzel kişi ile sorunlu olarak hukuki ilişkisini birmişse bu durumda kötü niyetli olarak yemin etmesinin önüne nasıl geçilecektir? Yalan yere yemin etmek TCK’na göre suç olmasına karşın bu suçun ispatı halinde yalan yere yemin eden kişi için caydırıcı olabilir. Ancak birçok kişi yemin esnasında çok da ileriyi düşünerek hareket etmez. Bu durumda en azından yeminini eda edecek kişi ile tüzel kişi arasında yargıya yansımış bir uyuşmazlık bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.  

28 Ocak, 2015

HÂKİMLİK SINAVINA HAZIRLIK YÖNTEMİ

HÂKİMLİK SINAVINA HAZIRLIK YÖNTEMİ

I. GENEL YETENEK:

1. TARİH:

  1. Dr. Cahide Bolat’ın KPSS Konu Anlatımlı Tarih kitabı alınacak. Önce konular okunacak. Daha sonra konuların arkasındaki sorular çözülecek.
  2. Monopol Dershanesinin soru bankası ile soru takviyesi yapılacak.
  3. Ümit Kaymak’ın soru bankası kitabının ikinci cildinin arkasında ki tarih soruları çözülecek.
  4. Bunlar yeterli görülmezse Dr. Cahide Bolat’ın KPSS Tarih soru bankası kitabı alınabilir. 
2. MATEMATİK:

İnternetten havuz, işçi ve yol problemlerinin formülleri indirilip çalışılabilir. Ancak buna sadece yarım gün ayırın. Çünkü ne çıkacağı belli olmadığı gibi başka matematik konuları da çıkabiliyor.

3. PARAGRAF SORULARI:

Paragraf sorularının çözümü üniversite sınavında öğrettikleri gibi olacak. Önce soru okunacak, ondan sonra paragraf okunacak en son da şıklar okunup cevap bulunacak.

4. GENEL KÜLTÜR:

Genel kültür sorularının içinde önemli miktarda Anayasa Hukuku sorusu gelmektedir. Buna nasıl çalışılacağını aşağıda açıklayacağım. Güncel olaylar sorulmakta çoğunlukla da Anayasa ile ilgili konular sorulmaktadır.

II. HUKUK BÖLÜMÜ:

1. ANAYASA HUKUKU:

  1. Monopolün ders notları okunacak. Notlar okunurken mutlaka yanınızda Anayasa bulunsun. Anayasa Hukukçuları Derneğinin çıkarttığı Adalet yayınevinin Anayasa Kanun kitabını tavsiye ederim. İçinde bütün anayasalar, TBMM iç tüzüğü, Anayasa Mahkemesi Kanunu ve yönetmeliği, Siyası Partiler Kanunu, Seçim Kanunu, AİHS ve eki protokoller, Bireysel Başvuru ile ilgili mevzuat bulunmaktadır. Bunların hepsi en az bir defa okunmalıdır.
  1. HSYK kanunu okunmalıdır.
  1. Kişi hak ve hürriyetleri, siyasi hak ve hürriyetler ile sosyal ve ekonomik hak ve hürriyetler yazarak çalışılmalıdır. Çalışmadan sonra aklınızda kalmadıysa sınavdan bir gün önce bir tekrar daha yapılmalıdır. Çünkü en az iki soru çıkıyor.
  1. Konu çalışması yapıldıktan sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir.
  1. Anayasa hukukundan sonra diğer dersler aşağıdaki sıra ile çalışılmalıdır. İdare, İYUK, Ceza, CMK, Medeni, Borçlar, Ticari İşletme, Kıymetli Evrak, Şirketler, HMK, İcra ve İflas. Çünkü idare ve ceza hukuku anayasa ile yakından ilgili olup anayasanın bir tekrarı gibi olmaktadır. Pekişmesini sağlamaktadır.
2. İDARE HUKUKU:

Önce monopolün ders notları okunmalıdır. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir.

3. İYUK:

Önce monopolün ders notları okunmalıdır. İYUK ve Danıştay Kanunu okunmalıdır. Özellikle Danıştay Kanunu 24. madde okunmalıdır. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir.

4. CEZA HUKUKU:

Önce monopolün ders notları okunmalıdır. Türk Ceza Kanunu okunmalıdır. Yetkin Kitapevinin ceza mevzuatı kitabında bütün ceza kanunu ve CMK bulunuyor. Bunu tavsiye ederim. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir. Monopolün notlarının içinde önceki yıllarda çıkmış sorular bulunuyor bunlar mutlaka çözülmelidir.

5. CMK:

Önce monopolün ders notları okunmalıdır. CMK okunmalıdır. Yetkin Kitapevinin ceza mevzuatı kitabında bütün ceza kanunu ve CMK bulunuyor. Bunu tavsiye ederim. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir. Monopolün notlarının içinde önceki yıllarda çıkmış sorular bulunuyor bunlar mutlaka çözülmelidir.

6. MEDENİ HUKUK:

Önce monopolün ders notları okunmalıdır. Bir sonraki sınava bir yıl var. Sınav Nisan 2015’de bile olsa yeterli zaman var. Bu nedenle TMK baştan sona en az bir kere okunmalıdır. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir.

7. BORÇLAR HUKUKU:

Önce monopolün ders notları okunmalıdır. Bir sonraki sınava bir yıl var. Sınav Nisan 2015’de bile olsa yeterli zaman var. Bu nedenle Borçlar Kanunu baştan sona en az bir kere okunmalıdır. Ankara Baro’sunun bastırdığı Emel Badur’un borçlar kanunu büyük olması sebebiyle kolay çalışılıyor. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir.

8. TİCARET HUKUKU:

A. TİCARİ İŞLETME HUKUKU:

Önce Tamer Bozkurt’un Ticari İşletme Hukuku kitabı okunmalıdır. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir. Ümit Kaymak’ın kitabında Ticaret Hukuku sorularını Tamer Bozkurt hazırlamıştır.

B. KIYMETLİ EVRAK HUKUKU:

Önce Tamer Bozkurt’un Kıymetli Evrak Hukuku kitabı okunmalıdır. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir. Ümit Kaymak’ın kitabında Ticaret Hukuku sorularını Tamer Bozkurt hazırlamıştır.

C. ŞİRKETLER HUKUKU:

Tamer Bozkurt’un Şirketler Hukuku kitabı okunabilir ancak kitap çok kapsamlı ve çok zaman kaybettiriyor. Bu nedenle monopolün ders notları okunmasını tavsiye ederim. Tamer Bozkurt’un bu kitabına hiç başlamayın. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir. Ümit Kaymak’ın kitabında Ticaret Hukuku sorularını Tamer Bozkurt hazırlamıştır.

9. HMK:

Önce monopolün ders notları okunmalıdır. Ders notlarında yasada olmayan usul hukuku ilkeleri var örneğin basit ikrar, bileşik ikrar gibi bunlar notlardan çalışılmalı. Diğer konular için mutlaka HMK baştan sona okunmalıdır. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir.

10. İCRA VE İFLAS HUKUKU:

Önce Alper Bulur’un İcra ve İflas Hukuku kitabı okunmalıdır. Kitabın arkasında geçmiş yıllarda çıkmış sorulardan ve kendi hazırladığı sorulardan oluşan 400 soruluk bir soru bankası bulunmakta bu sorular mutlaka çözülmelidir. Daha sonra Ümit Kaymak’ın soru bankası çalışma kitabı ve Keskinsoy – Yıldırım soru bankası çalışma kitabındaki sorular çözülmelidir. Aşağıda belirttiğim soru bankaları nasıl çalışılmalıdır bölümünde yazılanlara göre çalışma şekli benimsenmelidir.

III. SORU BANKALARI NASIL ÇALIŞILACAK:

  1. Soru tamamen okunmalı,
  2. Bütün şıklar tamamen okunmalı,
  3. Doğru cevap verilemezse eğer açıklama okunmalı,
  4. Açıklamanın yanında yasa maddesi de okunmalı,
  5. Bazen sorularda hata oluyor. Bu nedenle çalışırken kanun kitabı bulundurulmalı.
  6. Yanlış cevap verilen sorular ve cevabı not alınmalı. Bu notlar daha sonra tekrar çalışmasında çalışılmalı. Kısa tekrar için kullanılabilir. 
  7. Soru çözülürken kitabı işaretleme yapmayın. Cevap şıkkı sorunun altında değil de testin sonunda ise bir kâğıda cevap şıkkını yazıp sonra kontrol edin. Böylece aynı soruyu bir ay sonra tekrar çözebilirsiniz.
  8. Geçmiş yıllardaki sınavlar ÖSYM’nin sitesinden indirilmelidir.
IV. ÇALIŞIRKEN DİKKAT EDİLECEK DİĞER KONULAR:

  1. Kanundaki istisnalara çalışılmalıdır.
  2. Sınava çalışılan süre içinde kitap dergi gazete ve benzeri okunacak şeylerin tamamı için ayırdığınız zamanı ders çalışmaya ayırın. Kafam dağılsın diye okumak istediğiniz şeyleri yerine dahi ders çalışmanızın faydası olur.
  3. Televizyon seyretmeyin.
  4. Büro işlerinizi sabah erkenden halletmeye bakın.
  5. Bilirkişi raporu beklenen, başka yazı cevabı beklenen dosyalarınızın duruşmalarına mazeret gönderin.
  6. Duruşmalarınızın olduğu mahkemelerin hâkimlerinin raporlu olup olmadığını Ankara Barosunun sitesinden kontrol edip UYAP üzerinden mazeret gönderin boyuna adliyeye gidip zaman kaybetmeyin.
  7. Adliyede işiniz bitince büronuza dönün adliye sohbetlerine ve baro dedikodularına zaman ayırmayın.
  8. Müvekkillerinize mutlaka randevu verin ve sizin çalıştığınız saatlerde gelmelerini engelleyin.
  9. Ders arasında mutlaka çalıştığınız yeri havalandırın ve su için.
  10. Çalışacağınız kanunların yazı puntolarının büyük olmasına dikkat edin, gözünüz ne kadar az yorulursa çalışma süreniz o kadar uzar.
V. ÇALIŞMA SÜRELERİ:

  1. Keskinsoy – Yıldırım soru bankası saatte 30 sayfa çalışılabiliniyor.
  2. Ümit Kaymak soru bankası ise konuya çok iyi hâkimseniz saatte 20 sayfa, değilseniz saatte 10 sayfa çalışılabiliniyor.
  3. Monopolün ders notları saatte 7 sayfa çalışılabiliniyor.
  4. Tamer Bozkurt’un kitapları saatte 19 ile 22 sayfa çalışılabiliniyor.
  5. Alper Bulur’un kitabı saatte 15 sayfa çalışılabiliniyor.
  6. Cahide Bolat’ın tarih kitabında 50 dakikada 60 soru çözülebilir.
  7. Ders çalışmanızı 50 dakika ders, on dakika dinlenme olarak ayarlayın.

16 Eylül, 2014

MAHKEME KARARINA BAĞLANMIŞ İŞÇİLİK ALACAKLARININ ÖDENMESİNDE ÖNCELİK VERİLMESİ

MAHKEME KARARINA BAĞLANMIŞ İŞÇİLİK ALACAKLARININ ÖDENMESİNDE ÖNCELİK VERİLMESİ

Yeni yasalaşan 6552 sayılı İş Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanunun 3’üncü maddesi ile İş Kanununa; işverenleri alt işverenin işçilik ücretlerini kontrol etme yükümlülüğü ve ödenmemiş işçilik ücretlerini hak edişlerinden kesme zorunluluğunu getirmiştir. Ancak benzer bir yükümlülük kamu kurumlarının işveren durumunda olduğu ihaleler için öngörülmemiştir. İşçilik alacağı borcu olup da kamu kurumlarından hak edişi olan bir çok şirket işçilik alacaklarını ödememek için kamu kurumlarına danışıklı haciz yazıları göndermekte ve bu şekilde işçileri ve borçlu oldukları üçüncü kişileri zarara uğratmaktadırlar. Bunun önlenmesi için Başbakanlığa aşağıdaki dilekçeyi gönderdim. Sonucunu da sizlerle paylaşacağım.

T.C.
BAŞBAKANLIĞI’NA

Yeni yasalaşan 6552 sayılı İş Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanunun 3’üncü maddesi ile İş Kanununa;

“İşverenler, alt işverene iş vermeleri hâlinde, bunların işçilerinin ücretlerinin ödenip ödenmediğini işçinin başvurusu üzerine veya aylık olarak resen kontrol etmekle ve varsa ödenmeyen ücretleri hak edişlerinden keserek işçilerin banka hesabına yatırmakla yükümlüdür.”

Hükmü getirilmiştir.

Asıl işveren olsun alt işveren olsun kurdukları şirketlerin üzerine kayıtlı taşınır ya da taşınmaz mal bulundurmadıkları, banka hesabı ya da fon hesabı bulundurmadıkları, şirkete ait bütün para akışını şirket ortaklarının kişisel hesaplarından yaptıkları için bu şirketlerin çalışanlarının maaş, kıdem ve ihbar tazminatı gibi işçilik ücreti alacakları mahkeme kararı ile hüküm altına alınmış olduğunda bile tahsil edilememektedir.

İşçilik alacakları için iş mahkemelerinden kesinleşmiş mahkeme kararlarının ilamlı icra takibi yoluyla takibe konulmasından sonra da bu şirketlerin kamu kurumlarındaki hak edişlerine haciz konulduğunda bu hacizler 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre hacizde sıra ilkesi uyarınca önceki hacizlerden sonra sıraya girmektedir.

İşçilik alacaklarını ödemek istemeyen bu tür şirketler muvazaalı/danışıklı icra takipleri yaptırarak kendilerini göstermelik olarak borçlandırmakta ve kendi hak edişlerine “sözde alacaklıları” için haciz koydurmaktadırlar. Kamu kurumları tarafından bu hak edişler ödenirken hacizde sıra ilkesi uyarınca öncelikle haciz koyan muvazaalı/danışıklı alacaklıya ödeme yapılmaktadır.

İşçilik alacağı mahkeme ilamına bağlanmış işçiler mahkeme kararından sonra icra ve haciz işlemlerine başladıklarında şirketin hak edişlerine haciz koydurup hacizde sıraya girseler bile kendilerinden önce hak edişlere haciz koydurmuş olan şirketlerin “sözde alacaklılarına” hacizde sıra ilkesi uyarınca ödemede öncelik yapıldığından işçilerin alacaklarını tahsil etmelerine yetecek kadar para kalmamaktadır. Böylece hacizde sıra ilkesi işçilik alacağı borçlusu şirketler tarafından suiistimal edilmektedir.

Yukarıda belirttiğimiz yasa hükmünün kamu kurumlarından hak ediş alacağı olan şirketlerin “kesinleşmiş mahkeme ilamına dayalı işçilik alacakları borçları” içinde uygulanarak hak edişlerin ödenmesinde önceliğin işçilik alacaklarına verilmesini, ya da bu konuda yeni yasal düzenleme yapılmasını, dilekçemin sonucundan tarafımın haberdar edilmesini saygılarımla dilerim. 15.09.2014

Adres: Strazburg Caddesi 30/21 Sıhhiye Ankara
Tel: 312 230 27 61
Cep: 543 478 45 15 
                                                                                                              AVUKAT

                                                                                              BÜLENT NURİ KURDOĞLU

28 Ağustos, 2014

BORÇ ÖDEMEDEN ACİZ VESİKASI İLE İLGİLİ ÇELİŞKİLİ KARARLAR

BORÇ ÖDEMEDEN ACİZ VESİKASI İLE İLGİLİ
YARGITAY KARARLARINDAKİ ÇELİŞKİNİN GİDERİLMESİ İÇİN
İÇTİHADI BİRLEŞTİRME TALEBİ

GİRİŞ:

Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemelerinde yapmakta olduğum bilirkişilik görevim esnasında İİK m. 143 hükmüne göre verilen borç ödemeden aciz vesikasına dayanılarak açılan tasarrufun iptali davaları ile ilgili Yargıtay kararlarının bir kısmının çelişkili olduğunu fark ettim. Bu sebeple raporumu iki olasılık dâhilinde hazırlamak zorunda kaldım. Yargıtay kararları arasındaki bu içtihat farklılığının giderilmesi için 27.08.2014 tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderdiğim aşağıdaki dilekçe ile kararlar arasındaki içtihat farklılığının giderilmesini talep ettim. Dilekçe ve ekindeki çelişkili Yargıtay kararlarının tam metni aşağıdadır. 

YARGITAY BİRİNCİ BAŞKANLIĞI’NA

İÇTİHATLARIN
BİRLEŞTİRİLMESİNİ İSTEYEN: Av. Bülent Nuri KURDOĞLU
                                                            Strazburg Caddesi 30/21 Sıhhiye Ankara

TALEP KONUSU                            : Yargıtay Kanun m. 45’e göre;                                                   

Yargıtay 12. HD E. 1976/3878; K. 1976/6023; T. 12.05.1976,

Yargıtay 12. HD E. 2007/2931; K. 2007/5898; T. 27.03.2007,

Yargıtay 12. HD E. 1973/3101; K. 1973/3385; T. 30.03.1973,

Yargıtay 15. HD E. 2001/2078; K. 2001/2451; T. 07.05.2001,

Yargıtay 15. HD E. 2004/3676; K. 2005/673; T. 10.02.2005 kararları arasındaki içtihat farklılığının giderilmesine karar verilmesi talebidir.

AÇIKLAMALAR                            :

I. İçtihatların Birleştirilmesine Konu Olay:

Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin tarafımı avukatlık hukuku alanında bilirkişi olarak görevlendirdiği dava dosyalarından birinde yapmakta olduğum inceleme esnasında yukarıda esas ve karar numarası ile tarihlerini belirttiğim Yargıtay kararları arasında içtihat farklılığı bulunduğunu tespit ettim. İçtihatlar arasındaki farklılık nedeniyle Sayın Mahkemeye sunduğum bilirkişi raporunu içtihat farklılığını dikkate alarak iki ihtimalli olarak hazırlamak durumunda kaldım. (Ek – 1 Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunulan bilirkişi raporu örneği)

Kararlar 2004 sayılı İİK m. 143’e göre alacaklı tarafından alınmış olan borç ödemeden aciz vesikasına dayanılarak İİK m. 277 ve devamı maddelerine göre açılan tasarrufun iptali davalarında davaya konu borç ve tazminat miktarı için faiz istenip istenemeyeceği hakkındadır. (Ek – 2 Kararların tam metni)

Kararların özeti aşağıdaki gibidir.

Yargıtay 12. HD E. 1976/3878; K. 1976/6023; T. 12.05.1976, Alacaklı, borçluya karşı yaptığı takipten sonuç alamayınca, söz konusu alacağı için aciz belgesi almıştır. Daha sonra iptal davası açmış ve bu davada, alacağı için faiz de istemiştir. Aciz belgesine bağlanan alacaklara faiz işlemeyeceğine ilişkin kural, bu durumda uygulanmaz. Çünkü alacaklının istemi, bu belgeye değil, iptal kararına dayalıdır.

Yargıtay 12. HD E. 2007/2931; K. 2007/5898; T. 27.03.2007, Tasarruf iptal edilmek suretiyle borçlunun mal varlığı meydana gelmiş olmakla acizden bahsedilemeyeceği için İİK’nun 143’üncü maddesinin 4’üncü fıkrasının uygulama yeri bulunmamaktadır. Bu nedenle icra müdürlüğünce alacağa faiz yürütülmesinde bir yanlışlık bulunmadığından şikâyetin reddi yerine kabulü isabetsizdir.

Yargıtay 12. HD E. 1973/3101; K. 1973/3385; T. 30.03.1973, Alacaklı, aciz belgesinde yazılı alacak tutarı için, borçludan aciz gününden sonrasına ilişkin faiz isteyemez.

Yargıtay 15. HD E. 2001/2078; K. 2001/2451; T. 07.05.2001, Aciz vesikasında yazılı alacak miktarı için faiz talep edilemez. İptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs davacının alacağından fazla olmamak üzere tazmine mahkûm edilir. Açıklanan nedenlerle, gayrimenkulün elden çıkarılma tarihi itibarıyla tespit edilen değeri ile üçüncü şahsın sorumlu tutulması, bu miktara faiz yürütülmemesi gerekirken, takip dosyasında kesinleşen borç bir yana bırakılarak kefaletteki miktarın nazara alınarak dava tarihinden itibaren faizi ile tahsiline karar verilmesi hatalıdır.

Yargıtay 15. HD E. 2004/3676; K. 2005/673; T. 10.02.2005 Davalı 3. kişi Kemal Süha Kantarcı, taşınmazı 15.12.1998 tarihinde 4. kişiye devrederek elinden çıkardığından İİK’nun 283/II. maddesi uyarınca elinden çıkardığı mal bedeli ile sınırlı olarak tazminata mahkûm edilmiş ise de hüküm altına alınan tazminat tutarına dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi İİK’nun 143’üncü maddesine ve dairemizin yerleşmiş içtihatlarına aykırı olmuş bozma nedeni sayılmıştır.

Kararların tam metni incelendiğinde içtihat farklılığının İİK m. 143/IV hükmünde yer alan “Aciz vesikasında yazılı alacak miktarı için faiz istenemez” hükmünün aciz vesikasına dayanılarak İİK m. 277 ve devamı maddelerine göre açılacak tasarrufunu iptali davalarında uygulanıp uygulanamayacağı üzerine olduğu görülmektedir. 

II. Faiz İstenemeyeceğini Savunan Görüşün İncelenmesi:

Aciz vesikasına bağlanan alacak için aciz vesikasına dayanılarak açılan tasarrufun iptali davasında faiz istenemeyeceğini savunan görüşün hukuki dayanağı; aciz vesikasının borçlunun artık borcu ödeyemeyecek derecede ekonomik sıkıntı içerisine girdiğinin belgesi niteliğinde olmasıdır.

Yasa koyucunun aciz vesikasına bağlanmış olan alacağa faiz yürütülemeyeceğini İİK m. 143’de açıkça hüküm altına almasının nedeni borcunu ödeyemeyeceği kesinleşen bir borçluya karşı faiz yürütülmesinin hem borcun tahsil edilemeyeceğinin resmi belge ile belgelenmiş olması hem de borçluya karşı hakkaniyet ölçülerine sığmayacak olmasıdır. Çünkü artık tahsil yeteneği tamamen borçlunun yeni mal edinmesine kadar tamamen ortadan kalkmış bir alacak için faiz yürütülmesinin hukuk mantığı açısından bir gereği yoktur. Borcunu ödeyemeyecek borçluya daha fazla faiz yükü yüklemekte hakkaniyetle bağdaşmamaktadır.

Artık faiz yürütülemeyecek bir alacak için bu alacağın tahsilini sağlayacak olan tasarrufun iptali davası açılması da borçlunun içinde bulunduğu durumu değiştirmeyecek ve bu nedenle de iptal davası sonucunda verilecek karar sonucunda hükmedilecek miktara da faiz yürütülemeyecektir. Bu sebeple bu görüş İİK m. 143/IV hükmünün tasarrufun iptali davaları sonucunda hükmedilen miktar için de uygulanarak faiz talep edilmesine karşı çıkmaktadır.

III. Faiz İstenebileceğini Savunan Görüşün İncelenmesi:

Aciz vesikasına bağlanan alacak için aciz vesikasına dayanılarak açılan tasarrufun iptali davasında faiz istenebileceğini savunan görüş ise; aciz vesikasının borçlunun borcunu ödemeye gücünün kalmadığını göstermesine karşın, bu belgeye dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davası sonucunda verilen kararın borçlunun hacizden kaçırdığı malların tespit edilmiş olduğunu gösterdiğini savunmaktadır.

Böylece alacaklı açısından alacağının bir kısmının tahsilâtını sağlayacak derecede borçluya ait bir malın haczedilebilme fırsatı doğmuştur. Bu dava aynı zamanda borcun tahsil edilebilir kısmı için yani tasarrufunu iptali davası sonucunda hükmedilecek miktar için alacaklının faiz isteme hakkını yeniden canlandırmaktadır. Çünkü aciz vesikasının verilmesindeki asıl amaç borçlunun borcunu ödeyecek kadar malının bulunmamasıdır. Eğer tasarrufun iptali davasına konu mallar borçlu tarafından hacizden mal kaçırmak amacıyla üçüncü şahıslara devredilmemiş olsaydı bu mallar haczedilebilecek ve alacak bu malların değeri ölçüsünde tahsil edilebilecekti. Böylece aciz vesikası alınmasına da gerek kalmayacaktı.

Tasarrufun iptali davası sonucunda verilen karar bir bakıma alacağın hukuki durumunun aciz vesikası öncesi duruma dönülmesini bağlamakta ve alacağa kısmen de olsa tahsil yeteneği kazandırmaktadır.

Diğer bir ifadeyle İİK m. 143/IV hükmü haczedilir malı olmayan borçlunun hakkaniyet ölçülerinde korunması için getirilmiştir. Ancak iptal davası sonucunda haczedilir malı ortaya çıkan borçlu açısından bu hakkaniyet ölçütünün uygulanmasının hukuki temeli ortadan kalkmıştır. Bu nedenle bu görüş iptal davası sonucunda hükmedilecek rakama faiz yürütülmesinin hukuken bir sakıncası olmadığını savunmaktadır.

SONUÇ                               : Yukarıda sunulan nedenlerle; Yargıtay Kanun m. 45’e göre;                                                   

Yargıtay 12. HD E. 1976/3878; K. 1976/6023; T. 12.05.1976,

Yargıtay 12. HD E. 2007/2931; K. 2007/5898; T. 27.03.2007,

Yargıtay 12. HD E. 1973/3101; K. 1973/3385; T. 30.03.1973,

Yargıtay 15. HD E. 2001/2078; K. 2001/2451; T. 07.05.2001,

Yargıtay 15. HD E. 2004/3676; K. 2005/673; T. 10.02.2005 kararları arasındaki içtihat farklılığının giderilmesine karar verilmesini, başvuru sonucundan tarafımın haberdar edilmesini saygılarımla dilerim. 26.08.2014

Eki: 1- Bilirkişi raporu örneği,
        2- Çelişkili kararların örnekleri.
                                                                                                         AVUKAT
                                                                                        BÜLENT NURİ KURDOĞLU

FAİZ YÜRÜTÜLEBİLECEĞİNİ HÜKÜM ALTINA ALMIŞ KARARLAR

T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ

E. 1976/3878
K. 1976/6023
T. 12.05.1976

DAVA: Merci kararı, alacaklı vekili tarafından temyiz olunması üzerine, bu işle ilgili dosya, mahallinden daireye 12.4.1976 tarihinde gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: İncelenen Bursa Üçüncü İcra Memurluğu`nun 1976/444 sayılı dosyası münderecatına göre ( T ); 31.500 liralık alacağının masraf, %10,5 faiz, % 3 komisyon ve vekillik ücreti ile birlikte tahsili için ( R ) aleyhine 11.8.1971 günlü talepname ile takip yapmış ve borçlu hakkında kesinleşen takip esnasında, borçlunun haczi kabil emvali bulunmadığından dolayı, alacaklının iptal davası açmak için aciz vesikası verilmesini istemesi üzerine, 20.9.1971 tarihinde, İİK`nin 143.maddesi gereğince aciz vesikası verilmesine karar verilerek, aynı gün alacaklıya, düzenlenen aciz vesikası verilmiştir. Bu alacak, bidayette (....) Bankası`na temlik edilmiş ise de, bilahare (....) Bankası`nın, sözü geçen alacağı tekrar takip yapan ( T )`ye temlik ettiği anlaşılmıştır.

( T ), İnegöl Asliye Hukuk Mahkemesi`nin 4.2.1975 günlü iptal kararını ibraz ederek, İİK`nin 283.maddesi gereğince iptale konu teşkil eden taşınmazın haczini istemiştir.

İcra memuru; aciz vesikası 34.330 liralık meblağ üzerinden verildiği, dosyada ise 37.500 liranın tekrar alacaklıya temlik edildiği anlaşıldığından, borçtan fazlasının temlik edilmiş bulunduğuna, aciz vesikası ile İİK`nin 143.maddesi gereğince faiz istenemeyeceğine, takibin 34.330 lira üzerinden devamına faiz tahakkuk ettirilmemesine, aciz vesikası 1 yıllık süre içerisinde ibraz edilmemiş olduğundan alacaklı vekilinin borçluya yeniden ödeme emri tebliğine ve alacaklı vekilinden yeniden harç alınmasına ve ödeme emri kesinleşinceye kadar 2.2.1976 tarihinde verilen kararla yapılan haciz muamelesinin hükümsüz sayılmasına karar vermiştir. Alacaklı, icra memurluğunca verilen bu kararı şikâyet etmiştir. Dosya münderecatı, yukarda yazılı kararda zikredilen maddi vakıaya uygundur. Şu halde, konunun İİK`nin 143. ve 283. maddelerine göre tetkiki gerekmiştir. 143. maddede açıklandığı veçhile, aciz vesikası alacaklıya, bu Yasa`nın 277.maddesinde yazılı hakları bahşeder. Şu halde, açılan iptal davası sonunda verilen karar, alacaklıya ne gibi haklar bahşetmiş ise yeniden yapılan talepte bu hususun, yani tanınan hakların yerine getirilmesi gerekir. İptal davasına ilişkin 277 ve onu izleyen maddeler ve özellikle 283. madde hükmü göz önünde tutulduğu takdirde ( iptal davası sabit olduğu takdirde ), bu davaya konu teşkil eden mal üzerinde cebri icra yolu ile alacaklı, hakkını alma yetkisini elde etmiş olur ve dava konusu taşınmazın üçüncü şahıs üzerindeki kaydının düzeltilmesine yer olmadan, haciz ve satışını isteyebilir. Alacaklı, iptal davasına ait ilamı ibraz ederek, sözü geçen gayrimenkulün haczini istediğine göre, borçluya yeniden bir ödeme emri gönderilmeden bu haczin yapılması ve sonucunda taşınmazın satılması gerekir. Bu halde, icra memurluğunca bidayette 2.2.1976 tarihinde haczin vaz`ına dair karar yasaya uygundur. Bu özel hüküm karşısında, İİK`nin 143. maddesinde yazılı sürenin olaya uygulama olanağı bulunmamıştır. Şayet alacaklı, iptaline karar verilen taşınmazın satışını istemeyip borçlu hakkında diğer emvali yönünden de takibe teşebbüs etseydi, 143. maddede yazılı sürelerin göz önünde tutulması gerekirdi ve bu halde harcın ödenmesi ve yeniden ödeme emri tebliği icap ederdi. Bu nedenlerle, icra memurluğunca 5.3.1976 tarihinde verilen kararın ( a ), ( b ) ve ( c ) bentlerinde yazılı hususlara ilişkin şikâyetin kabulü icap eder.

Faiz yönüne gelince; yukarıda beyan edildiği veçhile, İİK`nin 143.maddesi, aciz vesikası yönünden bir takip usulü bu takipte istenebilecek alacağın miktarını ve fer`ilerini ve süresini tayin etmiştir. Borçlu aleyhine yapılan takipte, borçlunun hiçbir malı bulunmadığı saptanırsa, bu halde aciz vesikası verilecektir. Alacaklının aldığı bu aciz vesikasına göre, zamanaşımı işlemeyecektir. Buna karşılık da aciz vesikasında yazılı alacak miktarı için faiz de istenmeyecektir. Alacaklı, bu hükümle kendisine tanınan iptal davası hakkını kullanmazsa, bilahare, yani aciz vesikasından sonra borçlunun yeni mal iktisap etmesi halinde, bu mallarına karşı yeniden takibe geçerse, bu halde aciz vesikası verildiği tarihten itibaren 1 sene geçmiş ise, İİK`nin takibe dair usullerine riayet edilerek ödeme emri göndererek ve bittabi alacaklı, harç da ödeyecektir. Aciz vesikası ile alacağın zamanaşımına uğramayacağı prensibine karşı da borçlunun, elinde olmayan sebepler muvacehesinde borcunu ödemeyecek duruma düşmesi hususu göz önünde tutularak faiz istenmesi de mümkün olmayacağı kabul edilerek, iyi niyet kurallarına uygun şekilde, her iki tarafın zararlarının bertaraf edilmesi amacı ile bu hükmün var edildiğinin kabulü gerekir. Olayda; alacaklı, borçlunun diğer mallarına müracaat ederek, yeni bir takip açmış olmayıp 283. maddeye dayanarak iptal ettirdiği temlike ait tasarrufa dayanarak alacağını istediğine göre, yukarıda yazılı genel prosedürün olaya uygulanması, her şeyden evvel kötü niyetli bir borçlu ile üçüncü kişiyi korumaya matuf bir hareket olur ki, bunun kabulü, evvela kanun koyucunun vaaz etmiş olduğu genel prensiplere aykırı olduğu kuşkusuzdur. 143. madde, alacaklıya bir iptal hakkı tanıdığı ve 283. madde de bu iptal sonunda iptal edilen tasarrufa konu teşkil eden gayrimenkulün üçüncü şahıs üzerindeki kaydının tashihine mahal olmadan, onun haczini ve satışını isteyerek hakkını alma yetkisini verdiği cihetle, hakkın şümulü, 143. maddeye göre, sınırlı olarak karara istinaden takip yapıldığı cihetle, hak fer`ilerine de şamil olur. Bu nedenlerle, icra memurluğunun faize ilişkin kararı da yanlış bulunması sebebiyle, şikâyetin tüm olarak kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı nedenlerle reddine karar verilmesi isabetsiz; alacaklının temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, temyiz olunan kararın BOZULMASINA, bozmanın diğer yönlerinde oy birliğiyle, faize ilişkin yönünden oy çokluğuyla, İİK`nin 366 ve HUMK`nin 428`inci maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 12.5.1976 gününde karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

İİK`nin 143.maddesine göre takip alacaklısı, alacağının tamamını alamamış ise, ödenmeyen kısım için kendisine borç ödemeden aciz vesikası verilir. Bu vesika ve 105.maddenin 1. ve 2. fıkraları gereği haczi kabil mal bulunmadığına dair mahallinde düzenlenmiş tutanak dahi doğrudan doğruya aciz vesikası yerine geçmekle, alacaklıya 277.maddede yazılı haklara kullanabilme olanağını sağlar. Borç ödemede aciz vesikaları kullanabilme olanağını sağlar. Borç ödemede aciz vesikası "borç ikrarı" yerini tutan senet niteliğindedir. Aciz vesikasına bağlanan borç, miktarı bakımından borçluya karşı faiz işlemeyeceğini, İİK`nin 143/4.maddesinin mutlak hükmü gereğidir. Böylelikle, aciz vesikasında yazılı borç yönünden, borçlu bakımından zamanaşımının işlemeyeceği yolundaki hükme karşı ayrıca borçludan faiz istenemeyeceği hükmü vaaz edilerek denge sağlanmıştır. Aciz vesikasına bağlanmış borç bakımından, asıl borçludan faiz istenemez ve fakat borçlu yönünden zamanaşımı işlemez ( İİK 143/son ). Aciz vesikasına istinaden, İİK`nin 277 ve takip eden maddeleri uyarınca iptal davası açılması, bu kuralda bir değişiklik yapmaz. Yani, asıl alacak bakımından yine zamanaşımı işlemez. İptal kararı alınmış olsa bile, borca karşılık teşkil edecek bir mal bulunmuş olmasına rağmen, İİK`nin 143.maddesinde kurulmuş denge gereği faiz işlemez. 277 ve devam eden maddelerine göre alınmış iptal kararının infazı sırasında, 143.maddede yer almış faizle ilgili kuralın uygulanmayacağına dair bir istisna hükmüne Kanunda yer verilmiş değildir. Bu sebeple, sonradan borçlunun eline geçen malın memba ve nedeni ne olursa olsun, sonuca etkili olamaz. Borçlu yararına zamanaşımı yürümediğinden, borçlu zararına faizin işlediğinin öne sürülmesi mümkün değildir.

SONUÇ: Bu itibarla, bozma kararında faizin işleyeceğine dair yer alan görüşe ve bu sebeple yapılan bozma kısmına katılmıyorum.

Üye
(S.Ö.)


T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/2931
K. 2007/5898
T. 27.03.2007

DAVA: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Borçlu hakkında 09.01.2001 tarihinde takip yapılmış, 8.447.000.000 TL alacağın tahsili imkânı bulunmadığından 26.02.2001 tarihinde aciz vesikası verilmiştir. Alacaklı, aciz vesikasına dayalı olarak takip yapmayıp İİK 277/1. maddesi 1 nolu bendine dayalı olarak "borçlunun 1304 parsel üzerindeki tasarrufunun iptali" hakkında Asliye Hukuk Mahkemesinde açmış bulunduğu dava sonucunda bu parseldeki tasarrufun alacaklının alacağının tahsiline yeterli kısmında iptale karar verilip ve anılan kararın kesinleşmesi üzerine bu ilama dayalı olarak 20.09.2005 tarihinde harç yatırarak takibi yenilemiştir. Tasarruf iptal edilmek suretiyle borçlunun mal varlığı meydana gelmiş olmakla acizden bahsedilemeyeceği için İİK’nun 143. maddesinin 4. fıkrasının uygulama yeri bulunmamaktadır. Bu nedenle icra müdürlüğünce alacağa faiz yürütülmesinde bir yanlışlık bulunmadığından şikâyetin reddi yerine kabulü isabetsizdir.

SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda belirtilen nedenlerle İİK 366 ve HUMK 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 27.03.2007 gününde oy birliğiyle karar verildi.

FAİZ YÜRÜTÜLEMEYECEĞİNİ HÜKÜM ALTINA ALMIŞ KARARLAR

T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ

E. 1973/3101
K. 1973/3385
T. 30.03.1973

DAVA: Şikayetçi H.Ç. ile diğer taraf Hazineyi Maliye`ye müteallik olmak üzere, Dinar İcra İşleri Tetkik Mercii`den verilen 23.2.1973 tarih ve 7-3 sayılı kararın müddeti içinde temyizen tetkiki, şikayetçi tarafından istenmesi üzerine, bu işle ilgili dosya, mahallinden daireye 13.3.1973 tarihinde gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: İcra takibi, 882,52 liranın, 26.10.1937 tarihinden itibaren işleyecek % 5 faiz, 43 lira yargı gideri, 30 lira vekâlet ücreti ile birlikte tahsili için, 17.3.1969 tarihinde açılmış, muhtelif safhalar geçirmiş ve tahsilâtta bulunulmuştur. Alacaklı, son olarak bakiye 331,50 lira için takibin devamını isteyerek borçluya 2.2.1973 gününde icra emri tebliğ ettirmiş, borçlu da 8.2.1973 gününde tetkik merciine verdiği dilekçeyle "esas borcun tamamen ödendiğini, aciz nedeniyle faiz yürütülemeyeceğini" bildirerek itirazda bulunmuştur.

İİK`nin 143`üncü maddesinde açıklandığı gibi; aciz belgesinde yazılı alacak miktarı için, aciz tarihinden sonra faiz istenemez. Binaenaleyh, 1935/577 sayılı dosya ile başlatılıp, değişik esas numaralarıyla bugüne kadar devam ettirilen icra takibine ait esas alacak, takip masrafları ve aciz belgesi tarihine kadar işleyen faizler tespit edilip, gerçek alacak miktarı bulunduktan ve muhtelif tarihlerde vaki tahsilât ve ödemeler düşürüldükten sonra, bakiye kalıp kalmadığının incelenmesi lazımdır.

SONUÇ: Temyiz isteği bu nedenle yerinde görüldüğünden, merci kararının, İİK 366 ve HUMK 428’inci maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 30.3.1973 gününde oy birliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
15. HUKUK DAİRESİ

E. 2001/2078
K. 2001/2451
T. 07.05.2001

DAVA: Hükmün temyizen tetkiki davalı Sabahattin vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kâğıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı 3. kişi Sabahattin'in aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

2- Taraflar arasındaki uyuşmazlık İİK’nun 277 ve devamı maddeleri gereği açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Mahkemece 3. şahıs Sabahattin'in 9.2.1998 tarihinde dava dışı Erdal ve Ayşe'ye yaptığı satış nedeniyle davalı borçlu Hülya'nın sorumlu olduğu borç tutarı 2.500.000.000 TL.'nin 2.4.1998 dava tarihinden itibaren %80 ve değişen oranlarda reeskont faizi ile davalı Sabahattin'den alınarak davacı alacaklıya ödenmesine karar verilmiş, karar davalı üçüncü kişi tarafından temyiz edilmiştir.

Davaya konu taşınmazın davalı üçüncü kişi tarafından elden çıkarıldığı 9.2.1998 tarihi itibariyle değeri bilirkişi raporu ile 4.635.700.000 TL saptanmış, bu bedel mahkemece de benimsenmiştir.

İİK 283/II maddesi uyarınca iptal davası, üçüncü şahsın, elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs nakden tazmine ( davacının alacağından fazla olmamak üzere ) mahkûm edilir.

İzmir 14. İcra Müdürlüğünün 1998/749 Sayılı takip dosyası nedeniyle düzenlenen 26.11.1999 tarihli Borç Ödemeden Aciz Belgesi nedeniyle davacı bankanın davalı borçlu Hülya'dan olan alacağının 26.11.1999 tarihi itibariyle faiz ve masraflar hariç 14.746.338.269 TL'ye ulaştığı anlaşılmakta olup, İİK 143/IV maddesi uyarınca aciz vesikasında yazılı alacak miktarı için faiz istenemeyeceğinden ve aynı kanunun 283/II. maddesi uyarınca üçüncü şahıs elinden çıkarmış olduğu gayrimenkul yerine geçen değer nispetinde nakden tazminle mükellef olduğundan, gayrimenkulün 9.2.1998 elden çıkarılma tarihi itibariyle saptanan değeri 4.635.700.000 TL ile davalı üçüncü şahsın sorumlu tutulması, bu miktara ayrıca faiz yürütülmemesi gerekirken, takip dosyasında kesinleşen borç tutarı bir yana bırakılarak kefaletteki limit nazara alınarak yazılı şekilde 2.500.000.000 TL'nin 2.4.1998 dava tarihinden itibaren %80 ve değişen oranlarda reeskont faizi ile davalı üçüncü kişiden tahsiline hükmedilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda ( 1 ) bentte yazılı nedenlerle davalı 3. şahsın diğer temyiz itirazlarının reddine, hükmün ( 2 ) bentte açıklanan nedenlerle temyiz eden davalı üçüncü şahıs yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalı Sabahattin'e iadesine, 7.5.2001 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

Muhalefet Şerhi

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre kararın onanması görüşündeyim.

İhsan ULUSOY
ÜYE


T.C.
YARGITAY
15. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/3676
K. 2005/673
T. 10.02.2005

DAVA: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı Pakize Emine Sipahioğlu ve davalı Kemal Süha Kantarcı vekilleri tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili avukat Taylan Demir ile davalı Fatma Urgalıoğlu vekili avukat Ülkü Harhar ve davalı K.Süha Kantarcı vekili avukat Özlem Güran geldi. Davalı Emine Sipahioğlu vekili gelmedi. Temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı 3. kişi Kemal Süha'nın sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

2- Davalı borçlu dava konusu taşınmazı 30.9.1998 tarihinde 3 milyar TL bedelle davalı 3. kişi Kemal Süha Kantarcı'ya satmış, Kemal Süha Kantarcı da aynı taşınmazı 15.12.1998 tarihinde 10 milyar TL bedelle davalı Emine Pakize Sipahioğlu'na devretmiştir. İİK’nun 278/III 2. maddesi uyarınca borçlunun kendi verdiği şeyin ( tasarrufun yapıldığı tarihteki ) değerine göre ivaz olarak pek aşağı bir bedel kabul ettiği tasarruflar bağışlama gibidir. Borçlu tarafından Kemal Süha'ya yapılan tasarruf bedel farkı nedeniyle iptale tabi ise de davalı Pakize Emine Sipahioğlu borçlu ile değil 3. kişi ile tasarrufta bulunan 4. kişi durumunda olduğundan bedel farkına gidilemez. Davalı Pakize'nin kötüniyetli olduğunu, yani dava konusu malı kendisine devreden 3. kişi ile borçlu arasındaki tasarrufun iptale tabi olduğunu bildiğini davacı alacaklı iddia ve ispat edebilmiş değildir. Bu itibarla Pakize Emine hakkında açılan davanın reddi yerine onun da taşınmazı elinde çıkarmış olması nedeniyle bedelle sorumlu tutulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

3- Davalı 3. kişi Kemal Süha Kantarcı, taşınmazı 15.12.1998 tarihinde 4. kişiye devrederek elinden çıkardığından İİK’nun 283/II maddesi uyarınca elinden çıkardığı mal bedeli ile sınırlı olarak tazminata mahkûm edilmiş ise de hüküm altına alınan tazminat tutarına dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi İİK’nun 143. maddesine ve Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına aykırı olmuş bozma nedeni sayılmıştır.

4- İptal davalarında, haciz yolu ile yapılan takiplerde aciz vesikasında yazılı miktar ile iptal davasına konu tasarrufun değerinden hangisi az ise o miktar üzerinden, iflastaki iptal davasında ise iptale konu tasarrufun tamamının değeri üzerinden nispi harç alınacağı, keza vekâlet ücretinin de takibe konu alacak ile davaya konu tasarrufun hangisi az ise, o miktar üzerinden takdir edileceği gözetilmeyerek harç ve vekâlet ücretine yüksek olan alacak miktarı üzerinden hükmedilmesi de usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

SONUÇ: Yukarıda ( 1. ) bentte yazılı nedenlerle davalı Kemal Süha'nın diğer temyiz itirazlarının reddine, hükmün ( 2. ) bentte açıklanan nedenlerle davalı Pakize Emine Sipahioğlu yararına, ( 3. ) ve ( 4. ) bentlerde yazılı nedenlerle de davalı Kemal Süha yararına BOZULMASINA, 400,00 YTL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalı Kemal Süha'ya ödenmesine, ödedikleri temyiz peşin harcının istekleri halinde temyiz eden davalılar Pakize Emine Sipahioğlu ve Kemal Süha Kantarcı'ya geri verilmesine, 10.2.2005 gününde oy birliğiyle karar verildi.

YARGITAY'DAN GELEN CEVAP: 

Yargıtay tarafıma gönderdiği cevapta kararlar arasında çelişki olmadığı ve farklı konularla ilgili oldukları gerekçesiyle içtihadı birleştirme konusu olamayacaklarını belirtmiştir.