22 Aralık, 2011

FUTBOLCU ALACAKLARININ DAVA YOLU İLE TAHSİLİ

FUTBOLCULARIN KULÜPLERDEN OLAN ALACAKLARININ
DAVA YOLUYLA TAHSİLİ

I. GİRİŞ:

TFF Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun son yapılan yasa değişikliği ve TFF statüsünde yapılan değişiklikle işlevsiz hale gelmesinden sonra futbolcuların kulüplerden olan alacaklarının tahsili ancak yargısal yollardan sağlanır hale geldi. Yürürlükteki temel kanunlarımız çerçevesinde futbolcuların alacaklarının tahsili hukuk mahkemelerinde dava yoluyla ya da icra takibi başlatılarak mümkündür. Bu makalemizde alacakların tahsilinin dava yoluyla nasıl yapılacağı konusu üzerinde durduk.

II. ALACAĞIN MİKTARININ BELİRLENMESİ:

Futbolcuların kulüplerle yaptıkları sözleşmelerde belirlenen alacak kalemleri aşağıdaki gibidir.

Asgari ücret,

Garanti ücret,

Peşinat,

Maç başı ücreti,

Prim

Asgari ücret diğer alacak kalemlerinden bağımsız olarak belirlenmiş olabileceği gibi maç başı ücreti içinde de kararlaştırılmış olabilir. Eğer maç başı ücreti içinde kararlaştırılmışsa maç başı ücretine hak kazanıldığı aylarda asgari ücret alacağı doğmaz. Ancak maç başı ödemesi yapılmasını gerektirecek şekilde futbolcu kadroda yer almamışsa asgari ücret ödemesi yapılır.

Garanti ücret ve peşinat olarak belirlenen ücret çoğu zaman belirli vadeler halinde taksitlendirilmiş olabileceği gibi karşılığında bono ya da çek verilmiş de olabilir. Kambiyo senetlerine mahsus icra takibi yolunu başka bir makalede açıklayacağız.

Maç başı ücretleri ise futbolcunun kadroda olması ve maçta oynaması durumlarına göre orantılı olarak belirlenmektedir. Örneğin maç başı ücreti olarak 1.000,00 TL belirlenmişse maç başı ücretinin ödenme oranları şu şekilde olabilir:

Futbolcu;

İlk on bir de sahaya çıkarsa %100’ü,

Sonradan oyuna girerse %75’i,

Kadroda olup oyuna girmezse %50’si,

Sakatlık durumunda ilk on sekiz kişilik kadroya girilememesi durumunda %25’i ödenecektir.

Primlerin ödenmesi ise galibiyete, kupa maçlarında tur atlanılmasına, şampiyonluğu ya da başkaca başarıya bağlı olan alacak kalemleridir.

Gerek maç başı ücretlerinin gerekse diğer alacak kalemlerinin net mi yoksa bürüt mü olduğu futbolcunun alacaklarının hesabında önem taşır. Alacak miktarı tam anlamıyla belirlenmeden hukuki yola başvurulmamalıdır.

III. ALACAĞIN MUACCEL HALE GELMESİ:

Sözleşmeden kaynaklanan futbolcu alacakları için dava açılabilmesi için alacağın muaccel olması yani ödeme gününün gelmiş olması gerekir. Yukarıda belirttiğimiz alacak kalemlerinin aşağıdaki şekilde vadeleri geldiğinde muaccel hale gelirler.

Asgari ücret; her aybaşında,

Garanti ücret ve peşinat; sözleşmede ödenmesi kararlaştırılan tarihte,

Maç başı ücreti; futbolcunun kadroda olduğu ya da oyuna girdiği her müsabakanın bitim tarihinde,

Prim; verilmesi başarı şartına bağlanmış sportif olayın gerçekleştiği tarihte muaccel hale gelir. 

Bu alacakların muaccel hale gelebilmesi için 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 101’e göre ya sözleşmede belirli bir tarihin belirlenmiş olması ya da alacaklı tarafından borçlunun ihtar edilmiş olması gerekmektedir. Yukarıda belirttiğimiz alacak kalemlerinden asgari ücret, garanti ücret ve peşinat alacaklarının ödeme tarihleri sözleşmede belirgin olsa da maç başı ücretlerinin ve primlerin sözleşmede belirgin olası mümkün değildir. Bu sebeple borçlu kulübe alacağın vadesinin gelmesinden hemen sonra ihtarname çekilerek vadesi gelen borcu ödemesi ihtarının yapılması bundan sonra dava açılması gerekmektedir.

IV. DAVA YOLUYLA ALACAĞIN TAHSİLİ:

Yukarıda belirttiğimiz alacak kalemlerinin ve alacağın miktarının belirlenmesinden sonra doğrudan alacak davası açılması yoluna aşağıdaki hükümler çerçevesinde gidilir.

V. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NA GÖRE GÖREVLİ MAHKEME:

Futbolcuların kulüplerle sözleşme yapıyor olmalarından dolayı açılacak dava iş mahkemelerinin görevine girmez. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesinin (g) bendine göre sporcular hakkında İş Kanunu hükümleri uygulanmaz. Bu sebeple görevli mahkeme Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 2/I’de yer alan Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir” hükmüne göre asliye hukuk mahkemeleridir.

VI. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NA GÖRE YETKİLİ MAHKEME:

HMK m. 6/I’e göre genel yetkili mahkeme davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Yerleşim yeri ise 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre belirlenir. Bu hükme göre görevli mahkeme davalı kulübün yerleşim yeri mahkemesidir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık sözleşmeden kaynaklandığı için HMK m. 10’da yer alan sözleşmeden doğan davalarla ilgili yetki hükmüne dayanarak da yetkili mahkeme belirlenebilir. HMK m. 10 hükmüne göre sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir.

Her iki yetki maddesi de davayı açacak tarafa seçimlik hak vermekte olup birinin tercih edilmesi yeterlidir.

VII. DAVANIN ESASI HAKKINDAKİ TALEP KONULARI:

Dava dilekçesinde alacaklı futbolcu yukarıda belirttiğimiz alacak kalemlerinden hangilerini tahsil edememişse bunların tarafına ödenmesine karar verilmesini talep edecektir. İhtarname çekmişse eğer ihtarname tarihinden itibaren ihtarname çekmemişse de dava tarihinden itibaren alacakları için faiz isteme hakkına da sahiptir. Kulübün davacı futbolcuya yapılan ödemeleri gösterir belgeleri dava dosyasına sunma olasılığına göre dava değeri alacak kalemleri doğru hesaplanıp belirlenmelidir. Alacağın miktarının ne kadar olduğunun ve ödenmediğinin ispatı için aşağıdaki belgeler dava dosyasına mutlaka konulmalıdır.

Taraflar arasında yapılan ve Türkiye Futbol Federasyonu’na gönderilen tip sözleşmenin bir örneği,

Eğer varsa taraflar arasında yapılan özel sözleşmenin bir örneği,

Futbolcunun oynadığı maçları gösterir maç başı dökümü,

Asgari ücret maaş bordrosu,

Alacakları banka hesabına yatırılmaktaysa ödenen alacaklarının banka hesabına yatırıldığını gösterir hesap özeti,

Yukarıda belirttiğimiz belgelerden tip sözleşme eğer futbolcunun elinde yoksa Türkiye Futbol Federasyonu’ndan getirtilebilir. Maç başı dökümüne ise futbolcunun lisans numarası ile TFF’nun internet sitesinden ulaşılabilir. Asgari ücret maaş dökümü ise SGK’dan istenebilir.

VIII. HESAP UZMANI BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ:

Davacı futbolcu bilirkişi incelemesini de dava dilekçesinde talep etmelidir. Ancak talep edilecek bilirkişi incelemesi davalı kulübün sunacağı belgelere göre iki farklı şekilde istenebilir. Öncelikle dava dilekçesinde belirtilen alacak miktarının hesabının yapılması için bilirkişi incelemesi istenmesi gerekmektedir. Bu inceleme de bilirkişi dava dilekçesi ve sunulan delillere göre davacı futbolcunun alacak kalemlerinin hesabını yapacaktır. Bu bilirkişi incelemesine tarafların itiraz hakları vardır. Yeni yürürlüğe giren HMK’ya göre bilirkişi incelemesinin dava dilekçesinde açıkça belirtilmesi gerekmektedir.

IX. SAHTECİLİK İDDİASI ÜZERİNE GRAFOLOJİK BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ:

HMK m. 211’e göre “ Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir:

a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir.

b) (a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir.”

HMK m. 211’de belirtilen bilirkişi incelemesi davalı kulübün sunacağı ödeme belgeleri üzerinde ekleme, oynama ya da düzeltme gibi bir takım sahtecilik sayılabilecek müdahaleler yapılmış olmasına karşın söz konusu belge üzerinde yaptırılacak grafolojik incelemedir. Eğer kulübün sunduğu ödeme belgelerinde bu tür müdahaleler varsa öncelikle grafolojik inceleme yaptırılarak belgenin sahte olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu tespit yapıldıktan sonra hesap uzmanı bilirkişi incelemesine geçilmelidir. Eğer sahtecilik iddiası olan belge sahte ise alacağın hesabında dikkate alınmaz. HMK m. 211’de düzenlenmiş olan bilirkişi incelemesini hâkim kendisi gerek görürse de tarafların talebi olmadan yaptırabilir.

Futbolcu kulüp uyuşmazlıklarında çoğu zaman futbolculara yapılan ödemelerin karşılığında bir belge alınmamakta ve bu sebeple kulüp yöneticileri ya da çalışanları kulüp aleyhine açılan davalarda sahte belge üretme yoluna gitmektedirler. Bu nedenle davalı kulübün dosyaya sunduğu belgelerin asıllarının dava dosyasına getirtilmesi uyuşmazlığın giderilmesi için zorunludur. Bu zorunluluk HMK m. 216’da açıkça belirtilmekle beraber HMK m. 220’ye göre de belge aslının mahkemeye verilmemesi durumunda mahkeme söz konusu belge hakkında diğer tarafın beyanını kabul etme hakkına da sahiptir. Bu sebeple sahte olduğu bilinen belgelerin delil olarak mahkemeye sunulması o belgeye dayanan tarafın aleyhine sonuç doğurabilir.

Futbolcu kulüp uyuşmazlıklarında taraflar Türkiye Futbol Federasyonu’na gönderilen tek tip sözleşmelerin dışında özel sözleşmelere de rastlanmaktadır. Bu özel sözleşmelerde yer alan imza ya da ibarelerin de sahteliği her iki tarafça ileri sürülebilmektedir. Davalı kulübün futbolcunun dayandığı sözleşmenin sahteliğini ileri sürme ve grafolojik bilirkişi incelemesi isteme hakkı bulunmaktadır.

X. YARGILAMA MASRAFLARI:

Alacak davalarında yapılacak yargılama giderleri 492 sayılı Harçlar Kanunu ve buna bağlı olarak çıkartılan Genel Tebliğ (1) sayılı tarife, Adalet Bakanlığı tarafından çıkartılan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Bilirkişi Ücret Tarifesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tanık Ücret Tarifesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi ve Adalet Bakanlığı’nın onayından geçtikten sonra her yıl yenilenen Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Ücret Tarifesi’ne göre belirlenir.

Yukarıda belirttiğimiz hukuki düzenlemelere göre yargı masrafları 2011 yılı rakamlarına göre sırasıyla şu şekilde alınır.

Dava açılırken alınan masraf ve gider avansı miktarları aşağıdaki gibidir.

18,40 TL Asliye Hukuk Mahkemesi başvurma harcı, (492 sayılı Harçlar Kanunu Genel Tebliği (1) sayılı tarife)

Dava değerinin binde 59,4’ün ¼’ü tutarında nispi harç, (492 sayılı Harçlar Kanunu Genel Tebliği (1) sayılı tarife)

Eğer davacı avukat ile temsil ediliyorsa her bir vekâlet için 2,90 TL vekâlet harcı, (492 sayılı Harçlar Kanunu Genel Tebliği (1) sayılı tarife)

Taraf sayısının beş katı tutarında tebligat gideri, (Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi)

Dava dilekçesinde tanık deliline dayanılmış ve tanık sayısı belirlenmiş ise tanık sayısınca 15,00 ile 30,00 TL arası tanık asgari ücreti ve tebligat gideri; tanık sayısı belirtilmemiş ise en az üç tanık asgari ücreti ve tebligat gideri, (Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tanık Ücret Tarifesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi)

Her bir bilirkişi için Asliye Hukuk Mahkemeleri için belirlenmiş olan 250,00 TL bilirkişi ücreti, (Hukuk Muhakemeleri Kanunu Bilirkişi Ücret Tarifesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi)

Diğer iş ve işlemler için 50 TL (Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi)

Dava sonuçlandığında alınan masraf miktarları aşağıdaki gibidir.

Dava sonuçlandığında dava açılırken ¼’ü alınan nispi harç tamamlatılır.

Bunların dışında eğer taraflar avukat ile temsil edilmişse avukatlık asgari ücret tarifesine göre hükmedilecek avukatlık ücreti davayı kazanan ve kendisini avukat ile temsil ettiren tarafa verilir. (HMK m. 330 ve Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Ücret Tarifesi)

Kararın Yargıtay’a temyiz edilmesi halinde alınacak masraf miktarları aşağıdaki gibidir.

79.50 TL temyiz harcı ve dava açılırken yatırılmış gider avansı içinden karşılanamıyorsa eğer ayrıca posta ve tebligat masrafı alınır. (492 sayılı Harçlar Kanunu Genel Tebliği (1) sayılı tarife)

Yargılama sonunda davayı kaybeden taraf yargılama masraflarını karşılamaya mahkûm edilir. Ancak bunun için davacının da davalının da dilekçelerinde bunu açıkça belirtmiş olmaları gerekir. Gider avansından artan olursa davacıya iade edilir.

XI. MAHKEME KARARININ İLAMLI İCRASI:  

Mahkeme futbolcunun talep ettiği alacağının tamamının ya da bir kısmının ödenmesine hükmettikten sonra karar davalı tarafından temyiz edilse bile İİK m. 32 hükmüne göre davalı borçlu kulüp aleyhinde ilamlı icra takibi başlatılabilir. Bu icra takibinde davalı kulüp aleyhinde haciz yolu istenebileceği gibi kulübün şirket statüsünde olması halinde iflası da istenebilir.

Borçlu kulüp aşağıda incelemesini yaptığımız icranın geri bırakılması kararı almaz ya da alsa bile Yargıtay mahkeme kararını onar ve karar kesinleşirse borçlu kulübün mal varlığına karşı haciz işlemleri başlatılabilir. Kulübün bankalardaki hesaplarına, Türkiye Futbol Federasyonu nezdindeki, şans oyunları çekilişlerindeki alacaklarına haciz konularak alacak tahsil edilebilir.

XII. YARGITAY’DAN ALINACAK İCRANIN GERİ BIRAKILMASI KARARI:

Davalı kulüp mahkeme kararının ilamlı icra yoluyla tarafına icra işlemi başlatılması üzerine eğer Yargıtay’a temyiz başvurusunu yapmış ise İİK m. 36’da öngörülen teminatı icra dosyasına yatırması durumunda icra müdürlüğünden uygun bir süre alarak kararın temyiz incelemesini yapmakta olan Yargıtay’a temyiz incelemesi sonuçlanıncaya kadar icranın geri bırakılması talebinde bulunabilir. Yargıtay bu talebi kabul ederse temyiz incelemesi sonuçlanıncaya kadar icra takibi durur. Yargıtay hükmün onanmasına karar verirse alacaklının istemi üzerine başkaca işleme gerek kalmaksızın teminata konu olan para alacaklıya ödenir. Teminat alacağı karşılamaya yetmiyorsa icra takibi bakiye borç için devam eder.   

19 Aralık, 2011

ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ DAVALARI

TAŞINMAZLAR (GAYRİMENKULLER) HAKKINDA
PAYDAŞLIĞIN GİDERİLMESİ DAVALARI
(ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ DAVALARI)
(İZALEİ ŞÜYU DAVALARI)
(TAKSİM DAVALARI)

I. GİRİŞ:

Eski Medeni Kanundaki ifadesi ile izalei şüyu davaları olarak bilinen paydaşlığın giderilmesi davaları ülkemizde daha çok taşınmaz mallardaki ortaklıkların giderilmesi için açılan bir dava türüdür. Taşınır mallar ile taşınmaz mallar üzerindeki bir kısım mallar içinde bu davanın açılması mümkündür. Ancak bu makalemizde daha çok taşınmaz mallardaki ortaklığın giderilmesi için açılan paydaşlığın giderilmesi davasını incelme konusu yaptık.

II. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NA GÖRE GÖREVLİ MAHKEME:

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Sulh hukuk mahkemelerinin görevi” başlıklı 4. maddesinin b bendinde sulh hukuk mahkemelerinin taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davalara bakacakları yazılıdır. Bu sebeple dava sulh hukuk mahkemesinde açılır.

Paydaşlığın giderilmesi davlarında uygulanacak yargılama yöntemi dava sulh hukuk mahkemesinde görüleceği için HMK m. 316/d hükmüne göre basit yargılama usulüdür. Bu yargılama yöntemine göre dava ve cevap dilekçesinden sonra cevaba cevap ve karşı cevap dilekçesi verilemeyeceği gibi iddianın ve savunmanın genişletilemeyeceği yasağı da dava ve cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesinden sonra başlar.

III. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NA GÖRE YETKİLİ MAHKEME:

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Taşınmazın aynından doğan davalarda yetki” başlıklı 12. maddesi taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğunu belirtmiştir. Hakkında paydaşlığın giderilmesi davası açılacak olan taşınmaz hangi il ya da ilçe sınırlarında ise o yer sulh hukuk mahkemesi yetkilidir. Bazı durumlarda taşınmazın tapu taydı taşınmazın bulunduğu yerde değil başka bir il ya da ilçe de bulunuyor olabilir. Bu durumda kanunun açık hükmü uyarınca tapu kaydının bulunduğu yer mahkemesi değil taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. 

Paydaşlığın giderilmesi davalarının birden fazla taşınmaz hakkında açılması da hukuken mümkündür. Ancak dava açılacak taşınmazların hepsinin aynı il ya da ilçe sınırları içinde bulunmaması durumunda HMK m 12/I hükmüne göre ayrı yerlerde ayrı dava açılmasına gerek yoktur. Aynı maddenin son fıkrasına göre bu davalar, birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabilir. HMK m. 12/III hükmü, hakkında paydaşlığın giderilmesi davası açılacak olan taşınmazların farklı yerlerde olması durumunda usul ekonomisinin sağlanması için bir tanesinin bulunduğu yer de diğerleri hakkında da dava açılabileceği imkânını getirmiştir.

IV. PAYDAŞLIĞIN GİDERİLMESİ DAVASI AÇILAMAYACAK HALLER:

TMK m. 698/I’e göre paydaşlığın giderilmesi davasının açılabilmesi için hakkında dava açılacak olan taşınmazın hukuki bir işlem gereğince veya sürekli bir amaca özgülenmiş olması sebebiyle paylı mülkiyeti devam ettirme yükümlülüğü bulunmaması gerekir. Bu madde de ifade edilen hukuki işlemler Kamulaştırma Kanunundan, toprakların birleştirilmesi ve tarımda verimin sağlanması amacıyla çıkartılan kanunlardan ya da paydaşların kendi aralarında yaptıkları paydaş sözleşmesinden kaynaklanabilir. Bu ve benzeri hukuki durumların varlığı halinde paydaşlığın giderilmesi davası açılamaz.

İntifa hakkı sahibinin o mal hakkında paydaşlığın giderilmesi davası açabilmesi için hakkında dava açılacak malda paydaş sıfatı taşıyor olması gerekir. Eğer paydaş sıfatı taşımıyorsa bu davayı açamaz.

V. DAVA AÇMA HAKKI OLANLAR:

Paydaşlığın giderilmesi davasında dava açma hakkı paydaşlara aittir. Türk Medeni Kanunu 698/I’e göre paydaşlardan her biri malın paylaşılmasını isteyebilir. Bu maddeye göre paydaşlığın giderilmesi davası açabilecek kişiler taşınmaz malın paydaşı olan kişilerdir.

Paydaşlığın giderilmesi davasını paydaşlardan her biri ayrı ayrı açabileceği gibi birden fazla paydaş diğer paydaşlara karşı da açabilir. Davanın davalısı ise diğer paydaşlardır. Davalı durumunda olan paydaşların da davacılar gibi taşınmazdaki ortaklığın ne şekilde giderilmesi gerektiğine ilişkin talepte bulunma hakları vardır.

Bunun dışında paydaş olmayan hazine, belediye, il özel idareleri gibi tüzel kişilerinde bu davayı açma hakları bulunmaktadır. TMK m. 501’e göre mirasçısı olmaksızın ölen murisin mirası devlete geçer. Devlete geçen miras içinde hisseli mallar varsa hazine bu malların tasfiyesi için diğer paydaşlara paydaşlığın giderilmesi davası açabilir. Diğer paydaşların açacak olduğu paydaşlığın giderilmesi davasında da hazinenin davalı olarak gösterilmesi gerekir. Benzer durum Türk Vatandaşlığı Kanunu’na göre vatandaşlıktan çıkartılan kişinin tasfiye edilecek malları, 6183 sayılı AATUHK’a göre devlete borcu olan kişilerin malları, belediyelerin vatandaşla ortak olduğu mallar ve borçlu şahısların iflas idaresinin yönetimine bırakılmış malları içinde geçerlidir.

VI. ÖLÜ PAYDAŞ ALEYHİNE DAVA AÇILMASI:

Dava açılmadan önce ölmüş paydaş aleyhine dava açılması durumunda dava reddedilmez. Ölen paydaşın mirasçılarına davanın yöneltilmesi gerekir. Bunun için davaya bakan mahkemeden ölen paydaşın mirasçılık belgesinin sunulması için süre ve mirasçılık belgesi çıkartılmak üzere yetki istenebilir. Eski usul kanunu yürürlükteyken mirasçılık belgesi verilmesi sulh hukuk mahkemelerinin görevine girmekteydi. Ancak yeni HMK’da sulh hukuk mahkemelerine böyle bir görev verilmediği gibi Noterlik Kanunu’na eklenen 71/A maddesi ve Adalet Bakanlığı’nın çıkardığı ilgili yönetmelikle mirasçılık belgesi verilmesi görevi noterlere de verildi. Buna göre davacı taraf ya davanın görüldüğü mahkemeden alacağı yetki belgesi ile notere gidip ölü paydaşın mirasçılık belgesini çıkartabilir ya da mahkeme doğrudan notere yazı yazarak ölü paydaşın mirasçılık belgesinin çıkartılarak gönderilmesini talep edebilir. Yargılamanın uzamaması için davacı tarafın mahkemeden yetki alarak noterden mirasçılık belgesi çıkartıp getirmesi daha uygun olur.

Dava devam ederken ölen paydaşlar hakkında da aynı yöntem uygulanır.

VII. ON SEKİZ YAŞINDAN KÜÇÜĞÜN PAYDAŞ OLMASI:

Paydaşlığın giderilmesi davası açılan malın hissedarları arasında on sekiz yaşından küçük biri varsa dava küçüğün velisi aleyhine açılır. Küçüğe yönelik dava açılmaz. Küçüğün velayeti TMK’na göre anne ve baba tarafından birlikte yürütüldüğü için her ikisi de küçüğü davada temsil edebilir. Aynı şekilde küçük adına dava açma hakkı da velisindedir. Davadaki somut olayın özelliğine göre eğer küçük ile velisi arasında menfaat çatışması varsa küçüğe bir kayyım tayin edildikten sonra davaya devam edilir.

VIII. DAVALI PAYDAŞA TEBLİGAT YAPILAMAMASI:

Davalı paydaşlardan biri ya da bir kaçına davanın açılmasından sonra tebligat yapılamaz ve tebligat yöntemlerine göre kendisine hiçbir şekilde ulaşılamazsa tebligat yapılamayan paydaşa kayyım tayin edilir. Bu durumda kayyım tayini 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanun hükümlerine göre yapılır. Bu kanunun amacı kendisine ulaşılamayan paydaşın paydaş olduğu malda hazinenin menfaatinin korunmasıdır. Bunun için öncelikle hakkında dava açılan malda hazine menfaati olup olmadığının o yer mal müdürlüğünden sorulması ve eğer o malda hazine menfaatinin bulunduğu mahkemeye bildirilirse bundan sonra mal müdürünün tebligat ulaştırılamayan paydaşın hissesi için kayyım olarak tayin edilmesi gerekir. Ancak uygulamada Yargıtay tebligat ulaştırılamayan paydaşın hissedar olduğu malda hazinenin menfaatinin bulunup bulunmadığına bakmaksızın kayyım tayinini zorunlu görmektedir. Bu açıdan kanun yanlış uygulanmakla beraber 3561 sayılı kanunda yer alan düzenlemeler nedeniyle satış sonrasında tebligat ulaştırılamayan paydaşın payına düşen paranın önemli bir kısmı da kayyımlık masrafları adı altında kesintiye uğramaktadır. Ayrıca mal müdürlünün o yer hazine avukatını yetkilendirebileceğine ilişkin düzenleme olmasına karşın mal müdürleri duruşmalara kendileri de girme hakkına sahiptir. Bunun sonucunda kanuni vekâlet ücretleri de mal müdürlerine ödenmektedir. Bunun en büyük sakıncası ise avukat olmayan mal müdürünün duruşmada davalılardan birini temsil ediyor olmasıdır.

IX. BEKLETİCİ SORUN KABUL EDİLEN DAVA VE İŞLER:

Paydaşlığın giderilmesi davalarında karşılaşılan en önemli hukuki durumların başında usul hukukunun bekletici sorun olarak isimlendirdiği durumlar gelir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165. maddesine göre;

“Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.

Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir.”

Bu hukuki durumların bazıları aşağıda örnek olarak sayılmıştır.

Tapu kaydının düzeltilmesi,

Kadastro tespitinin iptali için açılan dava,

Kadastro tespitinin kesinleşmesinin beklenmesi,

Taşınmazın hibe edildiğini iddia eden davalının tescil işlemini yaptırması,

Dava dosyasına sunulan tapu kayıtlarının farklı olması üzerine tapu iptal davasının açılması,

Tapu kaydındaki miktar ile arzdaki miktarın farklı olması,

Tapuya kayıtlı olmayan bir kısım payın tescili,

Paydaşlar arasındaki tapu iptal davaları,

Birbiriyle çelişen mirasçılık belgelerinin dava dosyasına verilmiş olması,

Önalım davasının (şufa davası) varlığı,

Şuyulandırılan taşınmazların tapuya tescili,

Satış vaadi senedi sonucu açılan davalar,

Tapudaki isimlerin farklılığı,

Tapudaki paylar toplamının taşınmazın tamamını kapsamaması,

Paydaşlıktan çıkarılma davası,

Davaya konu edilen taşınmazın tapuya kayıtlı olmadığının anlaşılması üzerine taşınmazın tapuya kaydının yapılması. 

Yukarıda sayılan bu hukuki durumlar giderilmeden davaya devam edilemez. Çünkü bu durumların bir kısmı taraf sıfatında değişikliğe neden olurken bir kısmı da uyuşmazlık konusu taşınmazın hukuki durumu hakkında değişiklik gerektirmektedir. Paydaşlığın giderilmesi davasının açılabilmesi için TMK m. 698 ve devamı maddelerinde aranan şartların hepsinin bulunması gerekmektedir. Eğer taşınmazın sahipliği, büyüklüğü, tapu kayıtları ve paydaşlık konularında bir sorun varsa bu sorun giderilmeden dava açılmaması gerekir. Dava açıldıktan sonra bu sorunlarla karşılaşılırsa bu sorunların giderilmesi sağlanmadan paydaşlığın giderilmesi davasına devam edilemez. Bu durumda HMK m. 165’e göre giderilmesi gereken sorunun giderilmesi için davacı ya da davalıya uygun bir süre verilir. Bu süre içinde gerekli başvurular yapılmadıysa mahkeme davanın esası hakkında karar verme hakkına sahiptir.

X. PAYDAŞLIĞIN GİDERİLMESİ DAVALARININ KONULARI:

Paydaşlığın giderilmesi davalarının konularını;

Tapuya kayıtlı taşınmazlar,

Sicile kayıtlı gemiler,

Özel yol olarak tapuya kayıtlı olan parseller ve su yerleri,

Taşınırlar,

Gecekondular,

Tahvil, tasarruf bonosu ve markalar,

Para ve alacaklar oluşturur.

Makalemizde ülkemizde daha çok görülen taşınmazlara ilişkin paydaşlığın giderilmesi davalarının incelemesini yaptık.

XI. TAPUYA KAYITLI TAŞINMAZLARA İLİŞKİN AÇILACAK PAYDAŞLIĞIN GİDERİLMESİ DAVASININ TALEP KONUSU:

Bir taşınmaz hakkında paydaşlığın giderilmesi davası açılabilmesi için o taşınmazın tapuya kaydının olması gerekir. Tapusuz taşınmazlar hakkında paydaşlığın giderilmesi davası açılamaz. Tapuya kaydı olmayan bir taşınmaz hakkında paydaşlığın giderilmesi davası açılmak isteniyorsa öncelikle o taşınmazın tapuya kaydının yapılması gerekir.

TMK m. 699/I’e göre davacı ve davalı malın aynen bölüşülmesi yoluyla ya da arttırmayla satılarak bedelin bölüşülmesini talep edebilirler. Aynen bölüşülerek malın paylaşılmasının mümkün olup olmadığı ayrıca mahkemece incelenir. Eğer aynen bölüşme mümkün ise taraflardan biri de aynen bölüşme konusunda talepte bulunmuşsa satış yoluyla paydaşlığın giderilmesine karar verilemez. Eğer aynen bölüşme taşınmazın durumuna göre mümkün değilse davacı sadece aynen bölüşme talep etmiş, davalı ise satış yoluyla bölüşülmesini talep etmişse davalının talebi doğrultusunda satış yoluyla paydaşlığın giderilmesine karar verilebilmektedir.

Paydaşlığın giderilmesi talep edilen taşınmazın aynen bölüşülmesinin mümkün olup olmadığı mahkemece araştırılacağı için yürürlükteki Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 111. maddesine göre terditli dava (kademeli dava) açılarak öncelikle paydaşlığın aynen bölüşülerek giderilmesi, taşınmazın durumunun buna izin vermemesi durumunda paydaşlığın satış yolu ile giderilmesi birlikte istenebilir. Bu durumda aynen bölüşülme talebi asli, satış yolu ile giderilme talebi ise feri taleptir. 

XII. AYNEN BÖLÜŞME YOLUYLA PAYDAŞLIĞIN GİDERİLMESİ:

Aynen bölüşme yoluyla bir taşınmazda paydaşlığın giderilebilmesi için öncelikle taşınmazın tapu kayıtlarının ve eğer varsa çaplarının getirtilip incelenmesi ve bu kayıtların taşınmazla uyuşup uyuşmadığının araştırılması için de taşınmaz üzerinde keşif yapılması gerekir. Tapu kayıtlarında düzeltilmesi gereken bir durum varsa yukarıda incelediğimiz bekletici sorun olarak düzeltilmesi beklenmelidir. Bundan sonra paydaşlığın giderilmesi istenen taşınmazın yürürlükteki kanun ve yönetmeliklere göre aynen bölüşme yoluyla paydaşlığının giderilmesine uygun olup olmadığının araştırılması gerekir.

Belediye ve mücavir alan sınırları ile bu sınırlar dışında düzenlenmiş uygulama imar plânı alanları içindeki binalı veya binasız arazi ve arsalar ile ilgili paydaşlığın giderilmesi davalarında aynen bölüşmenin hukuken mümkün olup olmadığı Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın çıkarmış olduğu İmar Kanunu’nun 18. Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi İle İlgili Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre yapılır. Bu yönetmelik hükümlerine göre aynen bölüşme hukuken incelenir. Eğer bu yönetmelik hükümlerine göre aynen bölüşme kararı verilmesi mümkün değilse paydaşlığın giderilmesi aynen bölüşme yoluyla giderilemez. Taşınmaz hukuken bu yönetmelikteki şartları taşıyor olsa da TMK m. 699/III hükmü taşınmazın değer kaybına uğramadan aynen bölüşme kararı verilmesini öngörmektedir. Bu sebeple aynen bölüşme durumunda ortaya çıkacak parçaların da durumunun ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.

Paydaşlığın giderilmesi davalarında birden fazla taşınmazın konu edildiği hallerde aynen bölüşmenin mümkün olup olmadığı her bir taşınmaz için ayrı ayrı değerlendirilir.

Keşif sonunda aynen bölüşmenin mümkün olduğu anlaşıldıktan sonra bilirkişi bir ifraz krokisi hazırlar. İfraz krokisi mahkemece İmar Kanunu m. 16’ya göre onayı alınmak üzere taşınmaz, belediye ve mücavir alan sınırları içindeyse Belediye Encümenine bu alanın dışında ise İl İdare Kurulu’na gönderilir. İfraz krokisinin onayı alınmadan aynen bölüşme yoluyla paydaşlığın giderilmesi kararı verilemez.

Belediye sınırları içinde yapılan imar uygulamalarında bazen parsellerin birleştirilmesine karar verilmektedir. Bu durumda olan parseller hakkında aynen bölüşme talepli paydaşlığın giderilmesi davası açılamayacağı gibi satış yoluyla paydaşlığın giderilmesi davası açmaya İmar Kanunu m. 16’ya göre belediyeler de yetkilidir. Aynen bölüşme yoluyla paydaşlığın giderilmesi kararı verilemeyecek bir diğer mallar ise tarımsal işletmelerdir. TMK m. 659’a göre bölünmesi halinde tarımsal faaliyetin zarar göreceği tarımsal işletmelerin hak sahiplerinden birine özgülenmesi mümkündür. Bu durumda olan taşınmazlarda TMK m 659’da yer alan hükümlerin uygulanıp uygulanamayacağı tespit edildikten sonra eğer mümkün görülmüyorsa ancak satış yoluyla paydaşlığın giderilmesi kararı verilebilir.

Aynen bölüşme yoluyla paydaşlığın giderilmesine karar verilmesi mümkün ise paydaşların her birinin hangi bölümü istediği kendilerinden sorulur. Eğer aralarında anlaşma sağlanırsa bu anlaşmaya göre aynen bölüşme yapılır. Eğer aralarında anlaşma sağlanamazsa mahkeme huzurunda kura çekilerek hangi bölümün kime kalacağına karar verilir. Ancak kura çekimi ile bu anlaşmazlığın giderileceğine ilişkin bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Kura çekimi ile bölümlerin sahiplerinin belirlenmesi yöntemi Yargıtay’ın içtihatları ile ortaya çıkmıştır. Bu konudaki kanun boşluğu TMK m 1/II’de yer alan Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa  hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir” hükmünün hâkimlere verdiği yetki ile giderilmiştir.

XIII. SATIŞ YOLUYLA PAYDAŞLIĞIN GİDERİLMESİ:

TMK m. 699/III hükmüne göre “Bölme istemi durum ve koşullara uygun görülmezse ve özellikle paylı malın önemli bir değer kaybına uğramadan bölünmesine olanak yoksa açık artırmayla satışa hükmolunur. Satışın paydaşlar arasında artırmayla yapılmasına karar verilmesi, bütün paydaşların rızasına bağlıdır.” Paydaşlığın giderilmesi davası açılan taşınmazın yukarıda açıkladığımız koşullara göre aynen bölüşme yoluyla paydaşlığının giderilmesine karar verilemiyorsa paydaşlığın taşınmazın açık arttırmayla satışa sunulması yoluyla giderilmesine karar verilir.

Açık arttırma yoluyla satış yapılarak paydaşlığın giderilmesi TMK m. 699/III hükmüne göre iki şekilde yapılabilir. Bunlardan birincisi açık arttırmanın herkese açık şekilde yapılmasıdır. Açık arttırma yoluyla satışa katılmak isteyen herkes hissedarlarda dâhil olmak üzere açık arttırmaya girebilir. Diğeri ise açık arttırma yoluyla satışın paydaşlar arasında yapılmasıdır. Mahkemenin açık arttırma yoluyla satışın paydaşlar arasında yapılmasına karar verebilmesi bütün paydaşların iznine bağlıdır. Bütün paydaşların izninin aranmasının sebebi ise paydaşlar arasında ekonomik gelir farklılığının açık arttırmaya katılacak paydaşlar arasında eşitsizlik yaratmasının ve taşınmazın değerinin altında satılmasının önüne geçilmesi içindir. Bütün paydaşlar satışın paydaşlar arasında açık arttırma yoluyla yapılmasını istemişlerse mahkeme için bu talebin bağlayıcı olduğu yönünde hukuki görüşler olsa da ben bu görüşe katılmıyorum. Çünkü TMK m. 699/III hükmünde satışın paydaşlar arasında açık arttırma ile olması için bütün paydaşların izninin alınmasını öngörmekle bu iznin alınmış olmasının açık arttırma ile satışın mutlaka paydaşlar arasında yapılmasına karar verileceği anlamına gelmemektedir. Çünkü açık arttırma ile satışın paydaşlar arasında olmasına karar verilebilmesi için paydaşların izin vermelerinin yanı sıra paydaşların ekonomik durumlarının da bir birine yakın olduğunun belirlenmesi gerekir. Paydaşlar arasında çok büyük bir ekonomik gelir farklılığı varsa paydaşların tamamı paydaşlar arasında açık arttırma ile satış istese dahi açık arttırma yoluyla satışın herkesin katılacağı şekilde yapılmasına karar verilmesi gerekir.

Açık arttırma ile satışına karar verilen taşınmaz üzerinde eğer irtifak hakkı, taşınmaz mükellefiyeti, ipotek, ipotekli borç senedi, irat senedi varsa satış İİK m. 125/I hükmüne göre bunlarla birlikte gerçekleştirilir. Tapuya kaydedilmiş bu sınırlamaların hak sahiplerinin haklarına bir zarar gelmez.

XIV. SATIŞ PARASININ PAYLAŞTIRILMASI:

Satış yoluyla paydaşlığın giderilmesine karar verilen taşınmazlarda pay sahipleri paylı mülkiyet esasına göre hissedar bulunuyorlarsa satış sonunda elde edilen para her bir hissedarın payları oranında paylaştırılır.

Dava konusu taşınmaz miras olarak kalmışsa ya da elbirliği halindeki mülkiyet hükümlerine tabi ise satış sonunda elde edilen para mirasçılık belgesinde yazılı olan paylar oranında dağıtılır.

Bazı taşınmazlarda pay sahiplerinden birinin ölümü ve hissesinin mirasçılarına geçmesi sebebiyle mirasçılar açısından elbirliği diğer pay sahipleri açısından ise paylı mülkiyet esası geçerli olup mirasçıların parası mirasçılık belgesinde yazılı olan paylara göre diğerlerinin ki ise taşınmazdaki pay oranlarına göre paylaştırılır.

XV. KAT MÜLKİYETİ KURULMASI YOLUYLA PAYDAŞLIĞIN GİDERİLMESİ:

Paydaşlığın giderilmesi davası açılan taşınmaz üzerinde tamamlanmış bir bina varsa paydaşlığın giderilmesine Kat Mülkiyeti Kanunu m. 10/V hükmüne göre bina üzerinde kat mülkiyeti kurularak karar verilir.

Kat Mülkiyeti Kanunu m. 10/V “Kat mülkiyetine konu olmaya elverişli bir gayrimenkul üzerindeki ortaklığın giderilmesi davalarında, mirasçılardan veya ortak maliklerden biri, paylaşmanın, kat mülkiyeti kurulması ve bağımsız bölümlerin tahsisi suretiyle yapılmasını isterse, hâkim, o gayrimenkulün mülkiyetinin, 12.  maddede yazılı belgelere dayanılarak kat mülkiyetine çevrilmesine ve paylar denkleştirilmek suretiyle bağımsız bölümlerin ortaklara ayrı ayrı tahsisine karar verebilir” hükmünü içermektedir.

Buna göre dava açıldıktan sonra da ortak maliklerden biri kat mülkiyeti kurularak paydaşlığın giderilmesini talep ederse paydaşlığın giderilmesi kat mülkiyeti kurularak yapılır. Kat mülkiyeti kurularak paydaşlığın giderilmesi yapılırken ortaklara tahsis edilen bağımsız bölümler arasındaki değer farkının giderilmesi için payların denkleştirilmesine de karar verilebilir.

Kat mülkiyeti kurularak paydaşlığın giderilmesi istenecek davalarda da Kat Mülkiyeti Kanunu Ek m. 1 hükmüne göre sulh mahkemeleri görevlidir.

XVI. DAVADAN FERAGATİN SONUÇLARI:

Davacı açmış olduğu paydaşlığın giderilmesi davasından HMK m. 307 ve devamı maddelerine göre feragat etme hakkına sahiptir. Ancak paydaşlığın giderilmesi davalarında davacı davasından feragat etse bile davalı davaya devam ederek davayı paydaşlığın giderilmesi talebi ile sonuçlandırabilir. Diğer dava çeşitlerinde feragat tek başına hüküm ve sonuç doğurduğundan davalı davaya devam edememekle birlikte paydaşlığın giderilmesi davalarında davalının davaya devam etme hakkı bulunmaktadır. Bu sebeple dava açılırken davacı kendi eliyle durduramayacağı bir hukuki süreci başlattığını bilmek durumundadır.

XVII. PAYDAŞLIĞIN GİDERİLMESİ DAVALARINDA YARGILAMA GİDERLERİ:

Paydaşlığın giderilmesi davalarında yapılacak yargılama giderleri 492 sayılı Harçlar Kanunu ve buna bağlı olarak çıkartılan Genel Tebliğ (1) sayılı tarife, Adalet Bakanlığı tarafından çıkartılan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Bilirkişi Ücret Tarifesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tanık Ücret Tarifesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi ve Adalet Bakanlığı’nın onayından geçtikten sonra her yıl yenilenen Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Ücret Tarifesi’ne göre belirlenir.

Yukarıda belirttiğimiz hukuki düzenlemelere göre yargı masrafları 2011 yılı rakamlarına göre sırasıyla şu şekilde alınır.

Dava açılırken alınan masraf ve gider avansı miktarları aşağıdaki gibidir.

8,60 TL Sulh Hukuk Mahkemesi başvurma harcı, (492 sayılı Harçlar Kanunu Genel Tebliği (1) sayılı tarife)

Eğer davacı avukat ile temsil ediliyorsa her bir vekâlet için 2,90 TL vekâlet harcı, (492 sayılı Harçlar Kanunu Genel Tebliği (1) sayılı tarife)

Taraf sayısının beş katı tutarında tebligat gideri, (Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi)

Dava dilekçesinde tanık deliline dayanılmış ve tanık sayısı belirlenmiş ise tanık sayısınca 15,00 ile 30,00 TL arası tanık asgari ücreti ve tebligat gideri; tanık sayısı belirtilmemiş ise en az üç tanık asgari ücreti ve tebligat gideri, (Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tanık Ücret Tarifesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi)

Keşif harcı avansı 129,20 TL ile birlikte 75 TL ulaşım gideri, (492 sayılı Harçlar Kanunu Genel Tebliği (1) sayılı tarife ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi)

Her bir bilirkişi için Sulh Hukuk Mahkemeleri için belirlenmiş olan 150,00 TL bilirkişi ücreti, (Hukuk Muhakemeleri Kanunu Bilirkişi Ücret Tarifesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi)

Diğer iş ve işlemler için 50 TL (Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi)

Dava sonuçlandığında alınan masraf miktarları aşağıdaki gibidir.

Paydaşlığın bölüşülmesi yoluyla giderilmesine karar verilmesi durumunda taşınmazın değeri üzerinden binde 3,96’sı oranında nispi harç, (452 sayılı Harçlar Kanunu Genel Tebliği (1) sayılı tarife)

Paydaşlığın satış yoluyla giderilmesine karar verilmesi durumunda satış bedelinin binde 9,90’ı oranında nispi harç alınır. (452 sayılı Harçlar Kanunu Genel Tebliği (1) sayılı tarife)

Bunların dışında eğer taraflar avukat ile temsil edilmişse 825,00 TL avukat ücreti avukat ile temsil edilen tarafa verilir. (HMK m. 330 ve Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Ücret Tarifesi)

Kararın Yargıtay’a temyiz edilmesi halinde alınacak masraf miktarları aşağıdaki gibidir.

79.50 TL temyiz harcı ve dava açılırken yatırılmış gider avansı içinden karşılanamıyorsa eğer ayrıca posta ve tebligat masrafı alınır. (492 sayılı Harçlar Kanunu Genel Tebliği (1) sayılı tarife)

Dava sonunda yargılama masrafları aşağıdaki gibi taraflara paylaştırılır.

Dava sonunda yargılama süresince yapılan bütün masraflar ister davacı tarafından yapılmış olsun ister davalı tarafından yapılmış olsun bütün paydaşların payları oranında paylaştırılır. Sadece taraflar avukat ile temsil edildiler ise karşı taraf kanuni avukatlık ücretini diğer tarafa ödemek zorundadır. Gider avansından artan olursa artan miktar davacıya iade edilir.




24 Kasım, 2011

ECZANE SÖZLEŞMELERİNİN FESHİNDE BEKLETİCİ SORUN

ECZANELERİN SÖZLEŞMELERİNİN FESHİ ÜZERİNE
AÇILACAK HUKUK DAVASINDA
CEZA SORUŞTURMASININ BEKLETİCİ SORUN YAPILMASI


I. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NA GÖRE BEKLETİCİ SORUN:

Eczanelerin SGK ile yapmış oldukları sözleşmelerinin feshine neden olan eylemler SGK tarafından aynı zamanda ceza hukukuna göre de soruşturulması gereken eylemler olarak değerlendirilip eczane sahipleri hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunulmaktadır. Suç duyurusunda bulunulmasından sonra hazırlık soruşturması başlatılması ve soruşturma neticesinde de ceza davası açılması durumunda bu davanın sonucunda verilecek olan karar eczacının asliye hukuk mahkemesinde açmış olduğu sözleşmenin uyarlanması davasının da sonucunu etkileyebilir. Bu sebeple bu ve benzeri durumlar karşısında mahkemelere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile bekletici sorun yapma yetkisi tanınmıştır. Bekletici sorun yapma yetkisi eski usul kanunumuzda da olup mahkemelere verilmiş yeni bir usul hakkı değildir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165. maddesine göre “Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.” Eczacının yargılanmakta olduğu ceza davası neticesinde eczane ile SGK arasında yapılan sözleşmede sözleşmenin feshini gerektirecek tespitleri içeren bir ceza hükmünün çıkması hukuk davasının sonucunu eczacı açısından olumsuz etkileyecektir. Bu durumda ceza yargılamasının neticesi eczacının açmış olduğu asliye hukuk mahkemesindeki sözleşmenin uyarlanması davasında sözleşmenin SGK tarafından feshedilmesini haklı gösterecek tespitler içerebilir.

Asliye hukuk mahkemesindeki davaya bakan hâkim fesih nedeni olarak gösterilmiş sebepleri dikkate alarak ceza davasında verilecek kararın hukuk davasının sonucunu etkilemesi olasılığına karşılık 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak ceza davasının sonuçlanmasına kadar yargılamayı bekletebilir. Asliye hukuk mahkemesi hâkimi ceza yargılamasını bekletici sorun yapma kararını davanın her aşamasında alıp uygulayabilir. Ancak ceza yargılamasında dayanılan deliller ve verilecek hüküm ile hukuk mahkemesinde ki delillerin karşılaştırmasının yapılabilmesi için hukuk mahkemesi hâkiminin bütün deliller toplandıktan sonra HMK m. 165’e göre bekletici sorun yapma kararını vermesi hukuk mantığı açısından daha doğru bir yaklaşım olur. Çünkü aşağıda incelemesini yapacağımız Borçlar Kanunu’nun 53. maddesindeki hallerde toplanan deliller ceza davasının beklenmesine gerek olmadan hukuk davasının sonuçlandırılmasını sağlayabilir.

II. BORÇLAR KANUNU’NA GÖRE CEZA HUKUKU İLE MEDENİ HUKUK ARASINDAKİ İLİŞKİ:

Yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Ceza Hukuku İle Medeni Hukuk Arasında Münasebet” başlıklı 53. maddesi Hâkim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkâmıyla bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraat kararıyla de mukayyet değildir.

Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hâkimini takyit etmez” hükmünü içermektedir. Hukuk yargılamasında zarara sebebiyet verenin kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti ile ceza yargılamasında ki kusurun tespiti her iki hukuk alanının kendine özgü hukuki değerlendirme ölçütleri nedeniyle farklılık oluşturabilmektedir. Buna göre ceza hukukuna göre failin kusurunun bulunmadığı bir olayda eylemi gerçekleştiren kişinin medeni hukuka göre kusuru bulunabilir. Ya da tam tersi söz konusu olabilir. Bu durumun tespiti meydana gelen somut olayın özelliğine göre değişkenlik gösterebilir.

Sözleşmesi feshedilen eczacının feshe neden olan eylemi ve buna ilişkin olarak tarafların sunduğu deliller hukuk yargılamasında eczacının kusurlu olduğunu ya da medeni hukuk açısından kusurunun bulunmadığını ortaya koyabilir. Bu durumda hukuk hâkimi dosya kapsamındaki delillere göre ceza yargılamasının sonucunu HMK m. 165’e göre bekletici sorun yapmaksızın BK m. 53 hükmünün verdiği yetki ile açılan dava hakkında kararını verebilir. Hukuk mahkemesi hâkiminin BK m. 53’e göre ceza yargılamasını beklemeksizin karar vermesi durumunda gerekçeli kararında sadece BK m. 53 hükmüne dayandığını belirtmesi yetmez. Dosya kapsamındaki hangi delillere göre medeni hukuk yargılamasındaki kusurun var olduğuna ya da olmadığına kanaat getirdiğini ve hangi gerekçelerle ceza yargılamasını bekletici sorun yapmadığını da açıklaması gerekir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi HMK m. 165’e göre bekletici sorun kararının alınması dosyadaki bütün delillerin toplanmasından sonra yapılmalı ve dosya tamamlandıktan sonra BK m. 53’e dayanarak hüküm kurulup kurulmayacağına karar verilmelidir.

III. 6098 SAYILI TÜRK BORÇLAR KANUNU’NA GÖRE CEZA HUKUKU İLE MEDENİ HUKUK ARASINDAKİ İLİŞKİ:

1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun aynı konuyu düzenleyen 74. maddesi “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.

Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz” hükmünü içermektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesindeki hukuki düzenleme 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 53. maddesindeki düzenlemenin Türkçeleştirilmiş hali olup yukarıda BK m. 53 hükmüne yönelik olarak yaptığımız açıklamalar 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan TBK m. 74 hükmü içinde geçerlidir.  

29 Ekim, 2011

UYUŞMAZLIK ÇÖZÜM KURULU'NUN SON DURUMU

SÖZLEŞMEDEN KAYNAKLANAN FUTBOLCU KULÜP UYUŞMAZLIKLARININ ÇÖZÜM YERİ
VE
TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONU
UYUŞMAZLIK ÇÖZÜM KURULU’NUN SON DURUMU


I. UYUŞMAZLIK ÇÖZÜM KURULU’NUN SON DURUMU:

3813 sayılı yasanın 12/A maddesi ile kurulan ve sözleşmeden kaynaklanan kulüp futbolcu uyuşmazlıklarını çözmekle görevlendirilen Uyuşmazlık Çözüm Kurulu Türkiye Futbol Federasyonu’nun 29.06.2011 tarihinde yapılan genel kurulunda ki statü değişikliği ile tamamen işlevsiz hale getirilmiştir.

3813 sayılı yasanın 12/A maddesinde sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıkları münhasıran çözmekle görevli olan Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun bu kanundan kaynaklanan yetkileri önce 5894 sayılı yasa yürürlüğe girerken çıkartılmış ve sadece TFF’nun çıkartmış olduğu talimata dayanarak görev yapmıştır. Son olarak TFF statüsünün Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nu düzenleyen 55 ve devamı maddelerinde değişiklik yapılmış ve Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’na tarafların başvuruda bulunmaları zorunlu olmaktan çıkartılarak tarafların isteğine bağlı hale getirilmiştir. Buna göre artık Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun uyuşmazlıkları giderebilmesi için futbolcunun ve kulübün Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’na “birlikte” başvurması ve uyuşmazlığın çözümünü Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’ndan birlikte talep etmeleri gerekmektedir.

TFF statüsünde yapılan değişikliğin gerekçesi olarak 6214 sayılı kanunla 17.03.2011 tarihinde Anayasa’nın 59. maddesinde yapılan değişiklik gösterilmiştir. Anayasanın 59. maddesinde yapılan değişiklikle aşağıdaki hüküm yürürlüğe girmiştir.

“Spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin kararlarına karşı ancak zorunlu tahkim yoluna başvurulabilir. Tahkim kurulu kararları kesin olup bu kararlara karşı hiçbir yargı merciine başvurulamaz.”

Anayasanın 59. maddesinde yapılan bu değişiklik sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıkların Uyuşmazlık Çözüm Kurulu ya da benzeri hakem veya tahkim kurulları önüne götürülmesi zorunluluğunu engellememektedir. Ayrıca sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıkların adli yargıya götürülmesi zorunluluğu da getirmemektedir. Buna rağmen statü değişikliğine gidilmesinin asıl hukuki gerekçesi olarak söz konusu Anayasa değişikliğini içeren 6214 sayılı kanunun madde gerekçesinde Anayasa maddesinin içeriği ile uyuşmayan ve sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıkların adli yargıya götürülmesini içeren ifadelere yer verilmiş olması gösterilmiştir. Dolayısıyla Kanunun madde gerekçesinin kanunun metni ile çelişmesi söz konusudur.

Bizim hukuk düzenimizde kanunların madde gerekçelerinin amacı çıkarılan kanunun hangi ihtiyaçtan kaynaklandığını belirlemektir. Kanunun madde gerekçeleri yoluyla kanun metninin nasıl yorumlanacağı belirlenemez. Aksi takdirde Anayasamızın TBMM’ne verdiği yasama yetkisine bir de yasama yorumu yapma yetkisi eklenmiş olur ki Anayasamız TBMM’ne yasama yorumu yapma yetkisi vermemiştir. Kanunların yorumlanması yargının görevi olup madde gerekçeleri yoluyla kanunların yorumu yoluna gidilemez. Bu sebeple kanunların madde gerekçeleri hiçbir yargı yerini ve kanunun uygulanacağı alanlarda çalışan kişileri bağlamaz. Anayasanın 59. maddesinde değişiklik yapan 6214 sayılı kanunun madde gerekçesi bu yüzden TFF’nu da bağlamayacağı gibi madde gerekçesine dayanılarak yapılan statü değişikliğinin de dayandığı bir hukuki gerekçe bulunmamaktadır.

II. UYUŞMAZLIK ÇÖZÜM KURULU’NUN DÖRT YILLIK FAALİYETİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Geçtiğimiz dört yıllık sürede Uyuşmazlık Çözüm Kurulu çalışmalarını dikkate aldığımızda Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’na yapılan yılda ortalama bin üç yüz başvurudan %90’ı futbolcu kulüp uyuşmazlığı olup bunun da yine %90’ı futbolcu lehine sonuçlanmıştır. Uyuşmazlıkların sonuçlanma süresi Uyuşmazlık Çözüm Kurulu Talimatı gereği dört ayı aşmamaktadır. Dolayısıyla gerek uyuşmazlıkların esasının sonucu gerekse uyuşmazlığın giderilme süresi dikkate alındığında Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’na yapılmak zorunda olunan başvuru, alacağını alamayan futbolcular açısından tam bir yargısal güvence oluşturmuşken futbolcuların alacaklarını ödemeyen kulüpler açısından ise caydırıcı bir yargı yeri olma özelliğini göstermiştir. Nitekim Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’na göreve başladığı ilk yıl içinde üç bine yakın başvuru yapıldığı halde sonraki üç yıl içinde başvuru sayısında önemli bir azalma meydana gelmiştir. Bunun nedeni Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun kısa sürede verdiği kararlarla futbolcuların alacaklarının tahsilâtının kolaylaşması ve kulüplerin futbolcu alacaklarını ödemek konusunda daha titiz davranmaya başlamalarıdır.

Yapılan son statü değişikliğinden sonra sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıklarda yukarıda açıkladığımız nedenlerden dolayı kulüplerin Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’na gitmeyi kabul etmeleri mümkün görülmemektedir. Çünkü uyuşmazlığın Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’na götürülmesine kulüp onay vermeyince futbolcu mecburen adli yargıya başvurmak zorunda kalacaktır. Bu da uyuşmazlığın adli yargıdaki mahkemelerin iş yüküne göre çok daha uzun sürede sonuçlanacağı anlamına gelmektedir. Adli yargının yargılama yöntemini düzenleyen Hukuk Muhakemeleri Kanunu bu tip uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması için Uyuşmazlık Çözüm Kurulu talimatındaki gibi dört aylık bir süre öngörmemektedir. Dolayısıyla mahkemenin iş yüküne göre uyuşmazlığın giderilmesi Yargıtay yolu da düşünüldüğünde bugün için iki ile üç yıl arasında değişecektir. Önümüzdeki aylarda Bölge Adliye Mahkemelerinin de kurulmasıyla Yargıtay’dan önce bir de İstinaf başvurusu getirilmektedir. Bu durumda uyuşmazlıkların adli yargıda sonuca bağlanması üç yılı da geçebilecektir. Alacağını kulübünden tahsil edemeyen futbolcu alacağını alabilmek için üç yıl beklemek zorunda kalacak ve bu süre içerisinde geçimini sağlayamayacaktır. Hatta bu süre içerisinde başka kulüplerle yapacağı sözleşmelerden de benzer uyuşmazlıklar yargıya yansıyacak olursa futbolcunun en az üç yıl süreyle ekonomik özgürlüğü tamamen ortadan kalkacaktır.

III. YARGITAY ÜZERİNDEKİ YÜK ARTACAK:

Uyuşmazlık Çözüm Kurulu kurulmadan önce sözleşmeden kaynaklanan futbolcu kulüp uyuşmazlıkları eğer alacak davası yoluyla yerel mahkemelerde sonuçlandırılmışsa temyiz yeri olarak Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’ne; öncelikle icra takibi yapılmış ve itiraza uğraması üzerine itirazın iptali davası açılmışsa temyiz yeri olarak Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’ne götürülmekteydi. Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun kurulmasından sonra bu dosyaların tamamı Yargıtay’a gitmeden çözüme kavuşturulmakta ve son olarak TFF Tahkim Kuruluna itiraz yolu öngörülmekteydi. Dolayısıyla Uyuşmazlık Çözüm Kurulu Yargıtay’ı yılda ortalama bin üç yüz dosyadan kurtarmıştı. Ancak TFF statüsündeki değişiklik ile artık uyuşmazlıkların yerel mahkemelere götürülmesi kaçınılmaz hale geldiği için yılda ortalama bin üç yüz dosya temyiz yoluyla Yargıtay’a gelmeye başlayacaktır. Hatta yargılamanın uzun sürmesi ve futbolcu alacaklarının tahsilâtının zorlaşması kulüpleri Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun yetkili ve görevli olduğu dönemde ki kadar borçlarını ödemek konusunda titiz davranmalarını engelleyecek ve böylece uyuşmazlık sayısında da önemli bir artış meydana gelecektir.


08 Ekim, 2011

ECZANE SÖZLEŞMELERİNİN FESHİNDE İHTİYATİ TEDBİR

ECZANELERİN SÖZLEŞMELERİNİN FESHİ DURUMUNDA
YETKİLİ VE GÖREVLİ MAHKEMEDEN
İHTİYATİ TEDBİR KARARI ALINMASI

I. GİRİŞ:

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından sözleşmeleri feshedilen eczanelerin fesih işlemlerinin hukuka uygun olup olmadıklarının belirlenmesi için sözleşmenin yeniden uyarlanması davasının açılması gerekmektedir. Bu davanın sonuçlanmasına kadar geçecek sürede sözleşmesi feshedilen eczane SGK mensuplarına ilaç satamayacağı için çok büyük oranda zarara uğrayabilir. Bu durumda açılacak olan sözleşmenin uyarlanması davası öncesinde telafisi imkânsız zararların önlenmesi için yetkili mahkemeden ya da dava açıldıktan sonra davanın açıldığı mahkemeden ihtiyati tedbir kararı alınması gerekmektedir.

II. İHTİYATİ TEDBİR KARARININ ALINMASININ ÖNEMİ:

Yeni yürürlüğe giren HMK m. 389/I hükmüne göre “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.” Sözleşmesi feshedilen eczane artık SGK mensuplarına ilaç satamayacağı için iş yoğunluğunun önemli bir kısmını kaybeder. Sözleşmenin yeniden uyarlanması amacıyla açılacak dava süresince çok büyük gelir kaybına uğrayabilir. Davanın sonucunda sözleşmenin feshinin haklı nedenlere dayanmadığı tespit edilse ve sözleşmenin uyarlanarak kaldığı yerden devamına karar verilse de bu hükmün kesinleşeceği zamana kadar eczanenin uğrayacağı zararı sadece gelir kaybı ve bu geliri kullanamamaktan ileri gelen zarar değil aynı zamanda eczaneye gelen SGK mensuplarının geri çevrilmesi nedeniyle uğrayacağı müşteri kaybı da oluşturur. Dava kazanılsa da davanın sonunda tekrar SGK mensuplarına ilaç satımına başlanılsa da kaybedilen müşterinin tekrar kazanılması ya imkânsız ya da çok uzun zaman alacaktır. HMK m. 389/I hükmüne göre alınacak ihtiyati tedbir kararı bu ve benzeri zararların dava bitinceye kadar önlenmesini sağlayacaktır.

III. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NA GÖRE İHTİYATİ TEDBİR KARARININ ALINMASI:

HMK m. 390/I hükmüne göre ihtiyati tedbir kararı dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden alınabileceği gibi dava açıldıktan sonra da asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebilir. Yalnız dava açıldıktan sonra sadece asıl davanın görüldüğü mahkemeden istenebilir.

Eczanelerin SGK ile yaptıkları sözleşmeler niteliği itibariyle katılmacı yani iltihaki nitelikte sözleşmelerdir. Sözleşmenin bir tarafını ilgili bakanlık diğer tarafını ise Türk Eczacıları Birliği oluşturur. Eczaneler bu sözleşmelere sözleşme hükümlerini kabul ettiklerini bildirerek katılırlar. Bu sebeple yetkili mahkeme gerek HMK m. 6/I hükmüne göre davalı SGK’nun davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi gerekse HMK m. 10 hükmüne göre sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesidir. Bu sebeple her iki mahkeme de davanın esasına bakmaya yetkili olduğu için ihtiyati tedbir taleplerini inceleyip karara bağlamaya da yetkilidir. Ancak SGK ve Maliye Bakanlığı ile yapılan sözleşmelerde yetki şartı öngörülen maddeler bulunmaktadır. HMK m. 17’ye göre “Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.” HMK’da ki bu hüküm uyarınca sözleşmede yazılı olan mahkemeler kesin yetkili olup HMK m. 6/I ve m. 10 hükümlerine göre belirtilmiş mahkemeler değil sözleşmede yazılı olan mahkemeler yetkili olduğu için ihtiyati tedbir talebini incelemeye de sözleşmede yazılı olan mahkemeler yetkilidir.  

HMK m. 4’de sulh hukuk mahkemelerinin görevleri sınırlı olarak sayılmış olması ve HMK m. 2’de asliye hukuk mahkemelerinin görevli oldukları konuların açıkça sayılmasının dışında “Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir” hükmü ile davanın asasına bakmaya görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olduğu için ihtiyati tedbir taleplerini inceleyip karara bağlamaya da asliye hukuk mahkemesi görevlidir.

HMK m. 390/III’e göre “Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.” Bu hükme göre ihtiyati tedbir talebi yetkili ve görevli mahkemeye yapılırken davanın esası hakkında tedbir talebinde bulunan tarafın haklılığını ortaya koyacak delillerin de mahkemeye sunulması ve açılacak ya da açılmış olan asıl dava da haklı çıkılması durumunda ihtiyati tedbir kararının davacı yönünden ciddi bir zararı önleyeceğinin açıklanması gerekmektedir.

İhtiyati tedbir kararı davalı kurumun sözleşmenin feshi kararının dava sonuna kadar durdurulması hakkında verilecektir. Bu kararla birlikte ihtiyati tedbir kararını veren mahkeme HMK m. 392/I hükmüne göre davacıdan dava sonunda haksız çıktığı takdirde karşı tarafın bu yüzden uğrayacakları olası zararlara karşılık teminat göstermesini isteyebilir. Söz konusu teminat nakit para olarak mahkeme veznesine yatırılabileceği gibi bir bankadan alınmış kesin, sürekli teminat mektubu şeklinde de olabilir.

HMK m. 393/I hükmüne göre “İhtiyati tedbir kararının uygulanması, verildiği tarihten itibaren bir hafta içinde talep edilmek zorundadır. Aksi hâlde, kanuni süre içinde dava açılmış olsa dahi, tedbir kararı kendiliğinden kalkar.” Bu maddeye göre ihtiyati tedbir kararı verildikten sonra ihtiyati tedbir kararının uygulanması ve eczanenin ilaç satmasına izin verilmesi için SGK’na bir hafta içinde başvuruda bulunulması gerekmektedir. Eğer bu başvuru yapılamazsa ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden kalkar.

IV. İHTİYATİ TEDBİR KARARI ALINDIKTAN SONRA ASIL DAVANIN AÇILMASI:

HMK m. 397/I hükmüne göre “İhtiyati tedbir kararı dava açılmasından önce verilmişse, tedbir talep eden, bu kararın uygulanmasını talep ettiği tarihten itibaren iki hafta içinde esas hakkındaki davasını açmak ve dava açtığına ilişkin evrakı, kararı uygulayan memura ibrazla dosyaya koydurtmak ve karşılığında bir belge almak zorundadır. Aksi hâlde tedbir kendiliğinden kalkar.” İhtiyati tedbir kararının devam edebilmesi için esas davanın kararın verilmesinden itibaren iki hafta içinde açılması gerekir. İhtiyati tedbir kararının amacı asıl dava süresince haklılığı ya da haksızlığı henüz belli olmayan davacının zarara uğramasını önlemektir. Bu sebeple ihtiyati tedbir kararı asıl davanın bir parçasıdır. HMK m. 397/IV hükmüne göre “İhtiyati tedbir dosyası, asıl dava dosyasının eki sayılır.” Asıl davanın eki olan bir dosyada verilen kararın asıl dava açılmadan süresiz devamı mümkün olamayacağından kanun koyucu asıl davanın ihtiyati tedbir kararının verilmesinden itibaren iki hafta içinde açılması şartını getirmiştir.

V. İHTİYATİ TEDBİR KARARININ SÜRESİ:

HMK m. 397/II’ye göre “İhtiyati tedbir kararının etkisi, aksi belirtilmediği takdirde, nihai kararın kesinleşmesine kadar devam eder.” Nihai karardan anlaşılması gereken davanın kesinleşmesidir. Asıl dava hakkında karar verilip karar sonucunda tarafların HMK’da gösterilen istinaf ya da temyiz kanun yollarına gitmesi ve bu kanun yollarının da tüketilmesinden sonra karar kesinleşir. Kararın kesinleşmesinden sonra davacı eczacının açmış olduğu dava kabul edildiyse sözleşme kaldığı yerden devam eder. Bunun için ihtiyati tedbir kararının sürmesine gerek yoktur. Kesinleşmiş mahkeme kararının uygulanma zorunluluğu vardır. Dava reddedildiyse davası reddedilen davacının sözleşmesinin feshedilmesinin hukuken doğru olduğu ortaya çıkacağı için ihtiyati tedbir kararının verilme amacı da ortadan kalkar. Bu durumda da yine ihtiyati tedbir kararının sürmesine gerek yoktur. 

VI. TEMİNATIN İADESİ:

HMK m. 392/II’ye göre Davanın kabul edilmesi durumunda davacı eczacı ihtiyati tedbir kararı için yatırmış olduğu teminatı asıl davaya ilişkin hükmün kesinleşmesinden itibaren bir ay içinde geri alabilir.

Ancak davanın reddi durumunda HMK m. 399/I hükmüne göre “Lehine ihtiyati tedbir kararı verilen taraf, ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu anda haksız olduğu anlaşılır yahut tedbir kararı kendiliğinden kalkar ya da itiraz üzerine kaldırılır ise haksız ihtiyati tedbir nedeniyle uğranılan zararı tazminle yükümlüdür.” Bu sebeple teminat HMK m. 399/III hükmüne göre bir yıl içinde açılması gereken tazminat davası açılıncaya kadar geri alınamaz. Dava açma hakkı, hükmün kesinleşmesinden veya ihtiyati tedbir kararının kalkmasından itibaren, bir yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Tazminat davası açma süresinin geçmesinden sonra eğer dava açılmadıysa yatırılan teminat davacıya iade edilir.





03 Ekim, 2011

KAT MALİKİNİN ONARIM İÇİN TESPİT BAŞVURUSU

APARTMANDA YAPILMASI ZORUNLU ONARIMIN APARTMAN YÖNETİMİ TARAFINDAN YAPILMAMASI ÜZERİNE KAT MALİKİNİN ONARIMIN YAPILMASININ ZORUNLU OLDUĞUNA İLİŞKİN
TESPİT KARARI VERİLMESİ TALEPLİ DAVA HAKKI

I. GİRİŞ:

Apartmanlarda meydana gelen en önemli uyuşmazlıklardan biri apartman yönetiminin ya da kat malikleri kurulunun karar alarak yapmaları gereken inşaat ve onarımları yapmamaları nedeniyle kat maliklerinden birinin ya da bir kaçının kendi bağımsız bölümünde barınma ihtiyacını giderememesi ya da bağımsız bölümünde oturamaz hale gelmesidir. Kişisel husumet ya da yapılacak inşaat ve onarımın getirdiği masrafa katlanmak istememe gibi durumlar bu tür uyuşmazlıkların çıkmasına neden olan en önemli nedenlerdir.

II. 634 SAYILI KAT MÜLKİYETİ KANUNU’NDAKİ DÜZENLEME:

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 19. maddesi bu gibi durumlar için aşağıdaki hükmü getirmiştir.

Kat maliklerinden biri, bütün kat maliklerinin beşte dördünün yazılı rızası olmadıkça ana gayrimenkulün ortak yerlerinde inşaat, onarım ve tesisler, değişik renkte dış badana veya boya yaptıramaz. Ancak, ortak yer ve tesislerdeki bir bozukluğun ana yapıya veya bağımsız bir bölüme veya bölümlere zarar verdiğinin ve acilen onarılması gerektiğinin veya ana yapının güçlendirilmesinin zorunlu olduğunun mahkemece tespit edilmiş olması halinde, bu onarım ve güçlendirmenin projesine ve tekniğine uygun biçimde yapılması konusunda kat maliklerinin rızası aranmaz. Kat maliki kendi bağımsız bölümünde ana yapıya zarar verecek nitelikte onarım, tesis ve değişiklik yapamaz. Tavan, taban veya duvar ile birbirine bağlantılı bulunan bağımsız bölümlerin bağlantılı yerlerinde, bu bölüm maliklerinin ortak rızası ile ana yapıya zarar vermeyecek onarım, tesis ve değişiklik yapılabilir.

Bu maddeye göre kat maliklerinden biri, taşınmazın ortak yerlerinde inşaat ve onarım yapmasını gerektiren zorunlu bir durumla karşılaşırsa bütün kat maliklerinin beşte dördünün yazılı iznini almak zorundadır. Bu izin alınmaksızın kat malikinin ortak yerlerde inşaat ve onarım yapabilmesi mümkün değildir.

Kat malikleri acilen onarılması gereken bir bozukluğa izin vermeyecek olursa o takdirde onarım yaptırmak zorunda olan kat maliki onarım için mahkeme kararı alma hakkına sahiptir. Ortak yer ve tesislerdeki bir bozukluğun ana yapıya veya bağımsız bir bölüme veya bölümlere zarar verdiğinin ve acilen onarılması gerektiğinin veya ana yapının güçlendirilmesinin zorunlu olduğunun mahkemece tespit edilmesinden sonra kat maliklerinin izni aranmaksızın onarım yapılabilir.

III. DAVANIN AÇILACAĞI YER VE GÖREVLİ MAHKEME:

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 65. maddesinden sonra eklenen Ek 1. maddeye göre bu kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlık sulh hukuk mahkemelerinde çözümlenir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK m. 4/I,ç hükmüne göre sulh hukuk mahkemelerinin bu kanun ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği davalara bakacakları düzenlenmiştir. Yeni HMK’da sulh hukuk mahkemelerinin kat mülkiyeti kanunu kapsamındaki uyuşmazlıklara bakacaklarına ilişkin bir düzenleme olmamasına rağmen HMK m. 4/I,ç hükmü diğer kanunların sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği davalara bakacaklarını düzenlediğinden ve Kat Mülkiyeti Kanunu m. 65’den sonra gelen Ek – 1 maddesi hükmü varlığını devam ettirdiğinden görevli ve yetkili mahkeme apartmanın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesidir. Davalı olarak bütün kat maliklerinin gösterilmesi gerekir.

IV. GÖSTERİLECEK DELİLLER:

Açılacak davada gösterilecek en önemli delil keşif ve bilirkişi incelemesidir. Dava dilekçesi ile birlikte keşif ve bilirkişi incelmesi talep edilmelidir. Çünkü talep edilen tespit kararına hâkimin karar verebilmesi için yapılmak istenen zorunlu inşaat ve onarımın ortak yerlerle ilgili ve zorunlu olduğunun tespiti ile kat maliklerinin beşte dördünün onayını gerektirecek nitelikte olduğunun tespiti gerekmektedir. Bu sebeple yapılacak keşifte konunun uzmanı niteliğinde uzman bilirkişilerinde bulunması gerekmektedir.

Apartmanın yönetim toplantısında ya da kat malikleri kurulu toplantısında söz konusu durumun karar defterine ya da tutanağa geçirilmesinde de ispat açısından fayda vardır. Eğer böyle bir işlem yapılmışsa apartman karar defteri ya da kat malikleri kurulu toplantısı tutanağı da delil olarak gösterilebilir. Söz konusu onarımın yapılması için çağrı niteliğinde dava öncesinde çekilecek ihtarname de kat malikleri kurulunun söz konusu onarım gerektiren durumdan haberdar olduklarını göstermesi açısından önemlidir.

V. TALEP KONUSU:

Mahkemeye sunulacak dilekçede davacı apartmanda meydana gelen zorunlu onarım ya da inşaatı gerektiren durumun ortak kullanım alanlarından birinde meydana geldiği ve davacının kendi bağımsız bölümünü kullanmasını engellediğini açıkça belirtecektir. Kat malikleri kurulunun da söz konusu onarımı yapmak üzere karar almadığı ya da apartman yönetiminin bu onarımı yapmadığı, davacıya da onarımı yapması konusunda yeterli oy çokluğu ile izin vermediğini açıkladıktan sonra onarımın yapılmasının davacının kendi bağımsız bölümünü kullanması açısından önemli olduğunu ve bu sebeple söz konusu onarım ve inşaatı projesine ve tekniğine uygun biçimde kendisi tarafından yapılması konusunda tespit kararı verilmesini talep edecektir.

VI. MAHKEMENİN VERECEĞİ ONARIM İÇİN TESPİT KARARI:

Mahkeme onarıma ya da inşaata ihtiyaç duyulan yerde keşif yapıp bilirkişi incelemesi yaptırdıktan sonra onarım ya da inşaat gerektiren yerin ortak kullanım alanı olduğunu, kat maliklerinin beşte dördünün onayı olmadan kat malikinin tek başına onarım ya da inşaat yapamayacağını tespit ederse ortak yer ve tesislerdeki bozukluğun ana yapıya veya bağımsız bir bölüme veya bölümlere zarar verdiğinin ve acilen onarılması gerektiğinin veya ana yapının güçlendirilmesinin zorunlu olduğu yönünde tespit kararı verir.  

VII. YARGILAMA GİDERLERİ:

HMK m. 324’e göre “Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler.

Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır.” HMK’daki bu hüküm uyarınca her mahkeme dava açılırken masraf avansı almaya başlamıştır. Mahkemelerin ne kadar masraf avansı alacağı ise Adalet Bakanlığı tarafından çıkartılan Hukuk Mahkemeleri Gider Avans Tarifesinde belirtilmiştir.

VIII. MAHKEME KARARININ UYGULANMASI:

Ortak yer ve tesislerdeki bozukluğun ana yapıya veya bağımsız bir bölüme veya bölümlere zarar verdiğinin ve acilen onarılması gerektiğinin veya ana yapının güçlendirilmesinin zorunlu olduğunun mahkemece tespit edilmesinden sonra bu onarım ve güçlendirme projesine ve tekniğine uygun biçimde davacı kat maliki tarafından yapılabilir. Davacı kat maliki bu onarımı yaptıktan sonra diğer kat maliklerine rücu etme hakkına sahiptir. Her bir kat malikinden yaptığı masrafı talep edebilir.

IX. DAVA AÇILMASINI GEREKTİRMEYEN HALLER:

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 19. maddesi kat maliklerine tavan, taban veya duvar ile birbirine bağlantılı bulunan bağımsız bölümlerin bağlantılı yerlerinde, bu bölüm maliklerinin ortak rızası ile ana yapıya zarar vermeyecek onarım, tesis ve değişiklik yapma hakkı vermiştir. Bu tür onarımlarda kat maliklerinin beşte dördünün onayı gerekmediği gibi dava açılmasına da gerek yoktur. İki kat maliki anlaşarak bu onarımı yapabilirler.