25 Ağustos 2011 Perşembe

HUKUK MUHAKEMELERİ SEMPOZYUMU KONUŞMASI

HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU
SEMPOZYUMU KONUŞMASI[1]

I. GİRİŞ:

Değerli konuklar Büyük Atatürk’ün hukuk devriminin en önemli yapı taşlarını oluşturan temel kanunlarımız günün ihtiyaçlarına cevap vermesi amacıyla yeniden ele alınarak hazırlanmaya başlanmıştır. Bugün burada getirdiği yenilikleri konuşacak olduğumuz yeni Hukuk Muhakemeleri Kanunu kabul edilen diğer temel kanunlardan farklı olarak yargılamanın herkes için eşit ve adil olmasını sağlayacak bir temel norm olması sebebiyle daha büyük önem taşımaktadır.

Yeni usul kanunumuz da yeni kabul edilen diğer temel kanunlar gibi dili sadeleştirilmiş ve günümüz için daha anlaşılır bir yapıya kavuşturulmuştur. Ancak dilin sadeleştirilmesi yapılırken hukuki kavram olduğu gerekçesiyle değiştirilmeyerek aynen korunan eski dildeki bazı kelimeler varlığını devam ettirmiştir. Hâlbuki bu kelimelerin büyük kısmının Türkçemizde karşılığı bulunmasına rağmen eski kelimeler kanundaki yerini korumuştur.

Birkaç örnek verecek olursak;

Müdahiller” kelimesi yerine “katılanlar”

“Aleniyet İlkesi” yerine “Açıklık İlkesi”

“Makul süre” yerine “uygun süre”

“sevk ve idare eder” yerine “yönetir”

“Terditli Dava” yerine “Kademeli Dava”

“İsticvap” yerine “sorgu”

Kelimeleri kullanılabilecekken Arapça kökenli kelimelerin tercih edilmesi kanun dilinin sadeleştirilmesi açısından yanlış olmuştur. Hemen hemen her temel kanun değişikliğinde hukuki kavram oldukları ve yerlerine Türkçe kelime konulması durumunda kavramın anlamını tam vermeyeceği gerekçesiyle bu ve benzeri Arapça kökenli kelimeler kullanılmaya devam edilmiştir. Arapçanın hukuk dilinin Türkçenin hukuk dilinden üstün olduğu kabul edilemeyeceğine göre bu kelimelerin Türkçe karşılıklarının kullanılması daha doğru olurdu.

II. OLUMLU DEĞİŞİKLİKLER:

Yeni HMK’nın geneline baktığımızda Yargıtay ile doktrinin uyuşamadığı ve doktrinin ideal hukuk açısından savunduğu ve değişmesini istediği birçok konunun yeni HMK’da yer bulduğunu söyleyebiliriz.

Yeni HMK ile usul hukukumuzda yapılan olumlu değişikliklerin bazıları şunlardır.

Haksız fiilden doğan davalarda yetkili mahkeme seçenekleri genişletilmiştir. Böylece haksız fiillerden meydana gelen zararlarda yetkili mahkemenin seçiminde davacıya somut olayın özelliğine göre daha geniş seçim şansı tanınmaktadır. 

Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde daha önce sadece davacı görevli ve yetkili mahkemeye başvurabilirken davalıya da görevli mahkemeye başvurma hakkı tanınmıştır. 

Hâkimin davaya bakmaktan yasaklılığı sebepleri arasında sayılan “karısının” ifadesi yerine “eşinin” ifadesi kullanılarak kadın erkek eşitliğinin sağlanması açısından geç kalınmış bir düzenleme yapılmıştır. 

Bölge Adliye Mahkemesine hâkimin davaya bakmaktan çekinme kararının incelenmesi yetkisi verilmiştir. Çekinme kararı tıpkı görevsizlik ve yetkisizlik kararları gibi nihai bir karar olması sebebiyle bu karara karşı Bölge Adliye Mahkemesine gidilebilecektir. Ayrıca toplu mahkemelerde hâkimin çekinme kararının nasıl değerlendireceği eski kanunda yazılı değildi. Hâkimin reddi talebinin incelenmesi ile ilgili düzenleme toplu mahkemelerde de uygulanacaktır. Hâkimin reddi talebinin geri çevrilmesi sebepleri arasında eski kanunda ayrı ayrı aranan ret sebebi ve inandırıcı delil unsurları artık birlikte aranacaktır.

Dava şartları ve dava çeşitleri tek tek sayılmış ve uygulamada var olup kanun da yer almayan tespit davaları da bu dava çeşitleri arasında yerini almıştır.  

Bilindiği üzere bizim usul hukukumuzun kaynağı İsviçre’nin Nöşatel Kantonu Usul Kanunudur. Yeni kanun da kaynak kanun olan Nöşatel Kantonu Usul Kanunu kavramlarına da yer verilmiştir.

Dosya içerisindeki belgelerin kaybolmasının engellenmesi amacıyla dosya içerisindeki her türlü belge için “dizi listesi” hazırlanma zorunluluğu getirilmektedir.

III. OLUMSUZ DEĞİŞİKLİKLER:

Yasalaşan yeni HMK’da dikkat çeken en önemli olumsuzluklar ise şunlardır.

Kanunun ilk genel gerekçesine bakıldığında çekişmeli davaların olabildiğince sulh hukuk mahkemelerinin görevinden alınmasının amaçlandığı yazılıyken sulh hukuk mahkemelerinin görevlerini düzenleyen maddede çekişmeli sayılabilecek birçok davayı çözüme kavuşturmak ile görevlendirildiği görülmektedir. 

Hâkimin reddi talebinin uygun görülmemesi ve reddedilmesi durumunda para cezası öngörülen eski kanundaki düzenleme aynen korunmuştur. Bu para cezasının getirilmiş olması hâkimi ret talebinde bulunacak tarafları caydırıcı niteliktedir. Hâlbuki yeni kanunla hâkimi ret sebebi ve inandırıcı delil unsurları artık birlikte aranmaktadır. Dolayısıyla hâkimin reddi talebi taraflarca artık üstünkörü yapılamayacaktır. Bu sebeple bu para cezasının hiçbir mantığı bulunmamaktadır. Ayrıca ön görülen para cezasının hangi durumlarda üst sınırının hangi durumlarda alt sınırının uygulanacağı ise belirsizdir. Bu nedenle bu fıkra kaldırılmalıdır.

Dava şartları arasında davacının davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı sayılmışken dava şartı olarak “Yargı yolunun caiz olması” hükmünün getirilmesine gerek yoktur.  

IV. DEĞİŞİKLİK ÖNERİLERİ:

Hali hazırdaki durumu itibariyle çok da olumsuz değerlendirilemeyecek bazı maddelerde aşağıdaki değişiklikler yapılacak olursa kanunun işlevinin daha da artacağı düşüncesindeyiz.

Tacirlerle kamu tüzel kişileri arasındaki yetki sözleşmesini düzenleyen maddelerin gerekçelerine bakıldığında, tacirler ve kamu tüzel kişileri karşısında gerçek kişilerin daha zayıf durumda bulundukları ve bu nedenle mağdur oldukları bu maddelerin amacının da gerçek kişilerle, tacirler ve kamu tüzel kişileri arasında yetki sözleşmesi yapılmasının kısıtlanması olduğu yazılıdır. Hâlbuki kanun metnine bakıldığında tacirler ile kamu tüzel kişilerinin gerçek kişilerle yetki sözleşmesi yapmalarının yasaklandığını ya da kısıtlandığını gösterir bir hüküm bulunmuyor. Bu nedenle yetki sözleşmesini düzenleyen maddeye gerçek kişileri yetki sözleşmesi yapılması konusunda koruyacak hüküm eklenmelidir.

Yargıtay’ın, görevsizlik kararı verilmesi durumunda kararı veren mahkemenin davacıyı mahkeme masrafına ve vekâlet ücretine mahkûm etmesi gerektiği yönünde içtihatları bulunmaktadır. Taraflardan birinin mahkeme masrafına ve vekâlet ücretine mahkûm edilebilmesi için davayı kaybetmiş olması gerekir. Görevsizlik kararı usul yönünden verilen bir karar olup esastan davanın kaybedildiği anlamına gelmez. Bu sebeple görevsizlik kararı verilmesi durumunda vekâlet ücretine hükmedilemeyeceğine ilişkin madde eklenmelidir.

Hâkimin davaya bakmaktan ret sebeplerini düzenleyen maddeye evlilik sonrası oluşan dünür hısımlığını da kapsaması için “kan ve dünür hısımları”;   davada işin esası hakkında verilen karar görevsizlik ya da yetkisizlik gerekçesi ile Yargıtay’ca bozulması durumu için “Hâkimin davayı görecek olan görevli ya da yetkili mahkemeye tayin edilmiş olması”; hukuk mahkemelerinde kamu adına dava açmak durumunda olan C. Savcısının davanın görüleceği mahkemeye hukuk hâkimi olarak görevlendirilmesi durumu için “Davayı Cumhuriyet Savcısı sıfatıyla açmış bulunması” hükümleri de eklenmelidir.

V. AVUKATLARLA İLGİLİ DÜZENLEMELER:

Kanunun tamamına baktığımız da biz avukatları ilgilendiren ve beklentisi içerisinde olduğumuz son derece önemli konular hiç dikkate alınmadığı gibi avukatların çalışmalarını zorlaştıracak son derece yanlış hükümlerde kanun da yerini almıştır.

Avukatların Avukatlık Kanunundan kaynaklanan uzlaştırma yetkilerini güçlendirecek bir düzenlemeye gidilmemiştir. Bunun yerine arabuluculuk yasa tasarısı avukatların aleyhine olacak şekilde kaleme alınmış ve yasama organının gündemine alınmayı beklemektedir.

Bizim hukukumuz da avukat tutma zorunluluğu bulunmamaktadır. Bazı yabancı hukuk düzenlerinde asliye hukuk mahkemelerinde ve bazı özel yetkili mahkemelerde avukat tutma zorunluluğu getirilmiştir. Ülkemizdeki adliyelerde görülmekte olan davaların uzamasının ve gereksiz davalarla mahkemelerin meşgul edilmesinin en önemli nedenlerinden biri hukuk bilgisi olmayan kişilerin avukat masrafına girmemek için kendi davalarını kendileri takip etmek isterken yaptıkları usule ilişkin yanlışlardır. Bu nedenle bazı mahkemelerde bu tür sıkıntıları ortadan kaldırmak için avukat tutma zorunluluğu getirilebilir. Avukat tutma zorunluluğu getirilmesi bazılarına göre hak arama özgürlüğünü kısıtladığı gerekçesi ile anayasaya aykırı görülmektedir. Ancak şu da bir gerçektir ki hukuk bilgisi zayıf bir toplum yapısının bulunduğu ülkemizde avukat tutma zorunluluğunun getirilmesi aslında hak arama özgürlüğünü destekler nitelikte bir düzenleme olacaktır. Ne var ki bu kanun hazırlanırken avukat tutma zorunluluğu belli davalar için öngörülmüşken kanun yasalaşırken kaldırılmıştır.  

VI. SONUÇ:

Avukatlık stajımı yaparken ceza usul seminerine gelen Av. Sami Kahraman “Hem ceza usul kanununu hem de hukuk usulü kanununu hiç okumadıysam en az beş bin defa okumuşumdur. Her duruşma öncesi yine okurum. Sizde bunu alışkanlık haline getirin” tavsiyesinde bulunmuştu. Daha sonra avukatlığa başlayıp duruşmalara çıkınca gördük ki davanın esasına uygulanacak temel kanunlardansa duruşma esnasında en çok ihtiyaç duyduğumuz kanun usul kanunudur. Bu sebeple usul kanununun çok iyi öğrenilmesi gerekmektedir. Bu sebeple HMK’nın, yürürlüğe giriş tarihinden önce tekrar gözden geçirilerek burada açıklamaya çalıştığımız olumsuzlukların giderilmesi ve bundan sonra yürürlüğe sokulması daha sağlıklı olacaktır.   


[1] Ankara Barosu Yasa İzleme Kurulu’nun 24.03.2011 tarihinde Ankara Adliyesi konferans salonunda gerçekleştirdiği HMK Sempozyumunda yaptığım sunum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder