15 Mayıs 2017 Pazartesi

VASİYETİN TENFİZİ DAVASINDA VASİYETİN İPTALİ DAVASININ SONUCUNUN BEKLENİLMESİ


VASİYETİN TENFİZİ DAVASINDA
VASİYETİN İPTALİ DAVASININ SONUCUNUN BEKLENİLMESİ

I. GİRİŞ:

Ülkemizde miras hukukunu ilgilendiren konuların başında vasiyetnameler ve vasiyetnamelere konu davalar gelmektedir. Bu makalemizde vasiyetin tenfizi davalarının açılma süresi ile süresinden önce açılan davaların hukuki durumunu değerlendireceğiz.

II. VASİYETNAMENİN TENFİZİ DAVASI:

Tam metnini aşağıya alıntıladığımız Yargıtay 3. HD’nin Esas: 2016/668; Karar: 2016/4520 ve Tarih 24.03.2016 sayılı kararında vasiyetnamenin tenfizi davaları, “Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 13.02.1991 gün, 648-65 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bir ayni hakkın tesisi için değil, yalnızca Sulh Hukuk Mahkemesi'nce açılan vasiyetnamenin, TMK’nun 595 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tebliği işlemlerinin tamamlanmasından ve gerekli yasal sürelerin geçmesinden sonra herhangi bir itiraza uğramadığı ve iptalinin istenmediği bu nedenle de kesinleşmiş olduğunun tespiti içindir. Diğer bir anlatımla, vasiyetnamenin tenfizi davası, vasiyetnamenin açılıp itiraza uğramadığı veya yapılan itirazların sonuçsuz kaldığının tespitinden ibarettir. Bu tespit başlı başına ayni bir hakkın geçirimini sağlamaz.” tanımını yapmıştır.

III. VASİYETNAMENİN AÇILMASININ SONUCU:

Vasiyetnamenin açılmasının bir takım hukuki sonuçları bulunmaktadır. Vasiyetnamenin açılması ile vasiyetnamede hak sahibi olan kişi vasiyet edilen mallara sahip olma hakkını elde eder. Ancak vasiyetname ile hak ihlaline uğradığını düşünen başka hak sahipleri de olabilir. Örneğin vasiyetnamenin hukuken geçerli olmadığını gerekli şekil ve zorunlu unsurları taşımadığını ve bu nedenle de iptaline karar verilmesi gerektiğini savunan hak sahipleri çıkabilir. Bu durumda vasiyetnamenin uygulanması geriye dönüşü mümkün olmayan durumların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle vasiyetnamenin iptali için öngörülen bir yıllık dava açma süresinin geçmesinin beklenilmesi ve bu süre geçtikten sonra vasiyetnamenin tenfizi davasının açılması gerekmektedir.

IV. VASİYETNAMENİN İPTALİ DAVASI AÇILMASI:

Vasiyetnamenin yerine getirilebilmesi için vasiyetnamenin açıldığının ve iptali için yasada öngörülen sürenin geçtiğinin belirlenmesi gerekir. Vasiyetnamenin iptali davası açılması halinde sonucunda verilecek hüküm, vasiyetnamenin yerine getirilmesine ilişkin davanın sonucunu etkileyecek nitelikte olduğundan, bir yıllık iptal davası açma süresi ve açılmış dava varsa sonucunun beklenilmesi gerekir. Çünkü vasiyetname iptal edilirse yerine getirilecek bir vasiyetname kalmayacaktır. Bu durumda vasiyetnamenin tenfizi davası açmakta da hukuki yararda bulunmayacaktır.

V. VASİYETNAMENİN İPTALİ DAVASI SÜRESİ DOLMADAN VASİYETNAMENİN TENFİZİ DAVASI AÇILMASI:

Uygulamada en çok karşılaşılan yanlışlardan biri de vasiyetnamenin iptali davası açma süresi geçmeden vasiyetnamenin tenfizi davasının açılmasıdır. Vasiyetnamenin iptali davası vasiyetnamenin bütün hüküm ve sonuçlarını doğrudan etkileyebileceğinden vasiyetnamenin tenfizi davasının bir yıllık iptal davası süresinden önce açılmasında davacı açısından hukuki yarar yoktur. Ancak usul ekonomisi açısından da açılmış bir davanın hemen reddine karar verilmesi doğru değildir.

Aşağıda tam metnini verdiğimiz Yargıtay kararında yüksek mahkeme bu durum için Hal böyle olunca mahkemece; vasiyetnamenin iptali davasının açılabilmesi için kanunda öngörülen bir yıllık sürenin geçmediği göz önünde bulundurularak; taraflara vasiyetnamenin iptali davası açılıp açılmadığı sorulup, vasiyetnamenin iptaline yönelik dava açılmış ise açılan davanın sonucu beklenip, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.” tespitinde bulunmuştur.

Bu durumda yapılması gereken vasiyetnamenin iptali davası bulunup bulunmadığının araştırılması, eğer vasiyetnamenin iptali davası varsa bu davanın 6100 sayılı HMK m. 165’e göre bekletici sorun yapılması ve sonucuna göre hareket edilmesidir.

VI. YARGITAY KARARI:

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2016/668
KARAR NO : 2016/4520
TARİH : 24.03.2016

Y A R G I T A Y İ L A M I

Taraflar arasındaki vasiyetnamenin tenfizi davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı Emine Bıyıklı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili Necmiye'nin annesi ve müvekkili Mustafa'nın kayınvalidesi olan muris Ayşe Çetinkaya'nın, Erzin Noterliği'nde 18.02.2002 tarihinde düzenlediği vasiyetnameyle, maliki olduğu 2380 parsel numaralı taşınmazdaki 285/2140 hissesini, bu taşınmaz üzerinde bulunan evi ve 1344 parsel numaralı taşınmazdaki 300/33600 hissesini müvekkillerine bıraktığını, söz konusu vasiyetnamenin mahkemece açılıp, okunduğunu belirterek; vasiyetnameye konu taşınmazların müvekkilleri adına tescili suretiyle vasiyetnamenin yerine getirilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Emine Bıyıklı; davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.

Dahili davalılar, Murat, Ahmet ve Mustafa Çetinkaya, cevap dilekçesi vermemiş, duruşmalara katılmamıştır.

Mahkemece; davanın kabulü ile Hatay ili, Erzin ilçesi, Yeşilkent Köyü, Hürriyet Mevkii, 2380 parsel nolu taşınmazda ve bu taşınmaz üzerinde bulunan biriketten yapılı 70 m²'lik alanda bulunan ev ile Hatay ili, Erzin ilçesi, Yeşilkent Köyü, Gökçeseki Mevkiinde bulunan 1344 nolu parsel sayılı taşınmazda muris Ayşe Çetinkaya'nın hissesinin iptali ile 1/2 oranında davacı Mustafa Çıtak ve 1/2 oranında Necmiye Çıtak adına kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm, davalı Emine Bıyıklı tarafından temyiz edilmiştir.

Dava; vasiyetnameye konu taşınmazların vasiyet alacaklısı olan davacı karı koca adına intikali ile vasiyetnamenin tenfizi istemine ilişkindir.

Vasiyetnamenin tenfizi davaları, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 13.02.1991 gün, 648-65 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bir ayni hakkın tesisi için değil, yalnızca Sulh Hukuk Mahkemesi'nce açılan vasiyetnamenin, TMK'nın 595 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tebliği işlemlerinin tamamlanmasından ve gerekli yasal sürelerin geçmesinden sonra herhangi bir itiraza uğramadığı ve iptalinin istenmediği bu nedenle de kesinleşmiş olduğunun tespiti içindir.

Diğer bir anlatımla, vasiyetnamenin tenfizi davası, vasiyetnamenin açılıp itiraza uğramadığı veya yapılan itirazların sonuçsuz kaldığının tespitinden ibarettir. Bu tespit başlı başına ayni bir hakkın geçirimini sağlamaz.

Vasiyetnamenin yerine getirilebilmesi için vasiyetnamenin açıldığının ve iptali için yasada öngörülen sürenin geçtiğinin belirlenmesi gerekir.

Vasiyetnamenin iptali davası açılması halinde sonucunda verilecek hüküm, vasiyetnamenin yerine getirilmesine ilişkin davanın sonucunu etkileyecek nitelikte olduğundan, bir yıllık iptal davası açma süresi ve açılmış dava varsa sonucu beklenmeden hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır.

Tüm bu bilgiler ışığında somut olay irdelendiğinde, davaya konu vasiyetnamenin Erzin Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 22.01.2010 tarih ve 2009/274 E.; 2010/8 K. sayılı ilamıyla açıldığı, vasiyetnamenin açılmasına ilişkin hükmün, 22.12.2015 tarihinde kesinleştiği, huzurdaki temyiz konu davanın, 09.03.2011 tarihinde, vasiyetnamenin açılması kararının kesinleşmesinden çok önce açılmış olduğu anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca mahkemece; vasiyetnamenin iptali davasının açılabilmesi için kanunda öngörülen bir yıllık sürenin geçmediği göz önünde bulundurularak; taraflara vasiyetnamenin iptali davası açılıp açılmadığı sorulup, vasiyetnamenin iptaline yönelik dava açılmış ise açılan davanın sonucu beklenip, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

Bozma sebebine göre davalı Emine Bıyıklı'nın sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 24.03.2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.