5 Mart 2017 Pazar

HACİZ TUTANAĞININ GEÇİCİ ACİZ VESİKASI OLMASI VE TASARRUFUN İPTALİ DAVASI


HACİZ TUTANAĞININ GEÇİCİ ACİZ VESİKASI OLMASI VE
TASARRUFUN İPTALİ DAVASI

GİRİŞ:


Ülkemizde çok sık karşılaşılan durumlardan biri de haciz öncesi borçluların hacizden mal kaçırmak için muvazaalı/danışıklı işlemler yapmalarıdır. Bu işlemlerin iptali için 2004 sayılı İİK m. 277 ve devamı maddelerine göre iptal davaları açılmaktadır. Bu makalemizde geçici aciz vesikası niteliğinde olan haciz tutanağına dayanılarak açılan tasarrufun iptali davasında haciz tutanağında yazılı olan “hacze değer malı yoktur” ibaresinin denetlenip denetlenemeyeceği konusu üzerinde duracağız.

HACİZ TUTANAĞININ GEÇİCİ ACİZ VESİKASI OLMASI:

2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun “Borç Ödemeden Aciz Vesikası” başlıklı 105’inci maddesi;

Haczi kabil mal bulunmazsa haciz tutanağı 143’üncü maddedeki aciz vesikası hükmündedir.

İcraca takdir edilen kıymete göre haczi kabil malların kifayetsizliği anlaşıldığı surette dahi tutanak muvakkat aciz vesikası yerine geçerek alacaklıya 277’nci maddede yazılı hakları verir.”

hükmünü içermektedir.

Bu maddeye göre haciz tutanağının aciz vesikası hükmünde olabilmesi için haciz yerine gidildiğinde haczedilebilecek bir mal bulunamamalı ya da bulunan malların değeri borca yeter miktarda olmamalıdır. Her iki durumda haciz tutanağında belirtilmelidir. Dolayısıyla haciz tutanağını aciz vesikası hükmünde değerlendirilmesini sağlayacak olan yine haciz tutanağının içeriğinde yazılanlardır. Eğer “Haczi kabil mal bulunmazsa” bu durum açıkça tutanakta yazılı olmalıdır. “Haczi kabil mal yoktur” “Hacze değer malı yoktur” “Haczedilebilir mal bulunamamıştır” şeklinde yapılan tespitlerin hepsi haciz tutanağının geçici aciz vesikası olmasını sağlayacaktır.

Haczedilen eşyanın borca yeter miktarda olamaması durumunda da bu durumun yine haciz tutanağında tespit edilmesi gerekir. Haciz yerinde haczedilecek bir takım mallar bulunursa bu durumda haczedilen malların tahmini değerleri haciz tutanağına yazılmalı, dosyanın kapak hesabı yapılarak borç durumu belirlenmeli ve ortaya çıkan rakamsal fark tutanağa açıkça yazılmalıdır. Böylece İİK m. 105/II’nin aradığı “kifayetsizlik” durumu tespit edilebilsin.

TASARRUFUN İPTALİ DAVASINA BAKAN MAHKEMENİN YAPACAĞI İNCELEME:

Tasarrufun iptali davasına bakacak olan mahkeme bu davaların ön koşulu olan geçici ya da kesin aciz vesikasının bulunup bulunmadığını incelemekle yükümlüdür. Yukarıda belirttiğimiz gibi 2004 sayılı İİK m. 105’e göre “Haczi kabil mal yoktur” tespitini içeren haciz tutanakları da geçici aciz vesikası hükmündedir.

Uygulamada en çok sorun çıkartan durumlarda genelde haciz tutanaklarına dayanılarak açılan davalarda görülmektedir. İİK m. 105’e göre “Haczi kabil mal yoktur” tespitini içeren haciz tutanakları iki tür hukuki denetime bağlıdır. Birincisi tasarrufun iptali davası açıldığında bu davanın ön koşulunun yerine getirilip getirilmediğinin tespiti için davaya bakan mahkeme şeklen haciz tutanağının İİK m. 105’de ki koşulları içerip içermediğine bakmakla yükümlüdür. Örneğin haciz tutanağında Haczi kabil mal yoktur” “Hacze değer malı yoktur” “Haczedilebilir mal bulunamamıştır” şeklinde bir tespit yoksa ya da haciz anında haczedilen malların borca yeter miktarda olmadığı tutanağa bağlanmadıysa bu durumda şekli olarak geçici aciz vesikası yerine geçen bir belge olduğu söylenemez. Tasarrufun iptali davalarında davaya bakacak mahkemenin yapacağı inceleme bununla sınırlı olup daha fazlasını araştırma yetkisi bulunmamaktadır. Nitekim Yargıtay HGK aşağıya alıntıladığımız 29.02.2012 tarih 2012/17-49 Esas; 2012/114 Karar sayılı kararında;

Aciz belgesi borçlunun mal varlığının alacaklının alacağını karşılamaya yetmediğini gösteren tek ispat aracıdır. Bu nedenle de, aciz belgesi dava yoluyla iptal edilmedikçe, bu belgeye rağmen borçlu, mal varlığının alacaklının alacağını karşılayabileceğini ileri süremez. Aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağı, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 8. maddesi gereğince aksi sabit oluncaya kadar geçerli belge niteliğindedir. Açılan iptal davasında davacının dayandığı aciz belgesi şikayet veya itiraz yoluyla İcra Hakimliğince ortadan kaldırılmadıkça, mahkemece, gerek re’sen, gerekse davalının savunması doğrultusunda usulüne uygun şekilde düzenlenmiş olup olmadığı konusunda inceleme yapılamaz. Bu nedenle hukuken geçerliliğini muhafaza eden aciz belgesinin varlığı halinde borçlunun borcu karşılayacak başka mallarının bulunduğu, yeterli araştırma yapılmadan aciz vesikası düzenlenmiş olduğu iddiası dinlenemez.”

tespitinde bulunmuştur.

Dolayısıyla tasarrufun iptali davasına bakan mahkeme haciz tutanağının geçici aciz vesikası niteliğinde olup olmadığını şeklen incelemeye yetkisi vardır ancak esasta borçlunun başkaca malvarlığı bulunup bulunmadığını inceleme yetkisi yoktur. Haciz tutanağının içeriğine itiraz etmek isteyen borçlu bu itirazını icra hukuk mahkemesinde açacağı bir şikâyet davası ile yerine getirmesi gerekir ki bu da haciz tutanağının ikinci hukuki denetimi yoludur.

Uygulamada sıkça karşılaştığımız sorunlardan biri haciz yerinde borçlunun haciz edilecek malı olmadığı tutanağa yazıldıktan sonra tasarrufun iptali davası açılmakta ve bu esnada borçlunun başka mallarının da bulunduğu ve değerlerinin borca yetişip yetişmeyeceği noktasında da anlaşmazlıkların çıkması şeklindedir. Tasarrufun iptali davasına bakan mahkeme kesin ya da geçici aciz vesikası almamış olan davacı tarafa bu eksikliği gidermesi için süre vermek hakkına sahipse de borçlunun bütün mal varlığını araştırıp borca yeter malı bulunup bulunmadığını tespit etmek görevi bulunmamaktadır. Bu nedenle dava eğer haciz tutanağı geçici aciz vesikası sayılarak açılmışsa tasarrufun iptali davasına bakacak olan mahkeme bu tutanağın şeklen geçici aciz vesikası niteliğinde olup olmadığını incelemekle görevli olup borçlunun başkaca mal varlığı olup olmadığı araştırmasını yapmakla yani borçlunun aciz durumda olduğu araştırmasını yapmakla görevli değildir.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO : 2012/17-49
KARAR NO :2012/114 

Taraflar arasındaki "Tasarrufun İptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Trabzon 3. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 26.07.2007 gün ve 2003/164 Esas, 2007/232 Karar sayılı kararın incelenmesi, davacı Banka vekili ile davalılar Nazan Sürmen, Abdulkadir Kolot, Fethiye Kolot ve Nurcan Alioğlu vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17.Hukuk Dairesi’nin 10.05.2010 gün ve 2010/20 Esas, 2010/4399 Karar sayılı ilamı ile;

(…Davacılar vekili, davalı borçlu Kazım aleyhine icra takibi yaptıklarını, borcu karşılayacak malı bulunmadığını ileri sürerek borçlunun dava konusu taşınmazlardaki hisselerini, eşit oranlarda diğer davalılara satışına ilişkin tasarrufun iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekilleri davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davalı borçlunun bir kısım taşınmazlarının haczedilmiş olduğu bu taşınmazlar satılmadan aciz halinin belirlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş hüküm davacı vekili ile vekalet ücretine yönelik olarak davalılar vekilince temyiz edilmiştir.

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Dava İİK’nın 277 vd maddelerine dayalı olarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Tasarrufun iptali davasını elinde geçici veya kesin aciz belgesi bulunan alacaklı açabilir. (İİK.m.277 ) Bu husus, dava şartı olup, hâkim görevi gereği doğrudan gözetmek zorundadır.

Somut olayda, davacı tarafından İİK’nın 143.maddesi gereğince kesin aciz belgesi dosyaya sunulmuş değildir. Dosyaya ibraz edilen 21/10/2005 tarihli geçici aciz belgesi ise İcra Müdürlüğü tarafından düzenlenmiş olup İcra Müdürlüklerinin geçici aciz belgesi düzenleme yetkisi bulunmamakla birlikte davanın dayanağı olan 1999/940 esas sayılı takipte ve 1999/936 sayılı takipte borçlunun borcu karşılayacak miktarda malvarlığı olmadığı belirlenmiştir. 1999/936 esaslı takipte verilen rehin açığı belgesi ve 1999/940 sayılı takipte düzenlenen geçici aciz belgesinin verildiği tarihte dosya alacağının ulaştığı 3.499.057 YTL ve hacizli taşınmazların yapılan kıymet takdirleri ile haciz tutanakları ve tüm icra dosyası kapsamı da borçlunun aciz halini göstermektedir. Hal böyle olunca mahkemece aciz halinin varlığı kabul edilerek davanın diğer şartlarının araştırılıp sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde haczi kabil mal bulunmadığına dair bir ilamın aranması ve kıymet takdirlerine göre yetersizliği açık bulunan taşınmazların satılmadığı gerekçesine dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Bozma nedenine göre davalılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir..) gerekçesi ile davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına, bozma nedenine göre davalılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilerek dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

KARAR:

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.

Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili ile bir kısım davalılar vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçeyle bozulmuştur.

Yerel mahkemece önceki kararda direnilmiş; hükmü, davacı vekili ile bir kısım davalılar vekili temyize getirmiştir.

1-Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde:

Hemen belirtmelidir ki, İİK’nun 143.maddesi gereğince düzenlenmiş bir kesin aciz belgesinin, davacı alacaklı tarafından, dosyaya sunulmadığı çekişmesizdir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kesin aciz belgesi ibraz edilmemekle birlikte, bu belge yerine geçecek nitelikte bir haciz tutanağının düzenlenip düzenlenmediği; bu bağlamda eldeki davanın dayanağı takip dosyalarında düzenlenen haciz tutanaklarında borçlunun borcu karşılayacak miktarda malvarlığı olup olmadığının belirlenip belirlenmediği; sonuçta da borçlunun aciz halinin usulünce kanıtlanıp kanıtlanmadığı noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle “tasarrufun iptali” davasının hukuki nitelikleri irdelenmelidir:

Tasarrufun iptali, borçlu tarafından alacaklısını zarara uğratmak kastıyla gerçekleştirilen tasarruftan zarar gören alacaklının, borçlunun mal varlığından çıkarmış olduğu, mal ve hakların veya bunların yerine geçen kıymetlerin, tekrar borçlunun mal varlığına geçmesini sağlamak ve bu yolla alacağını elde etmek amacıyla açtığı davadır.

Alacaklı tarafından açılan böyle bir dava ile cebri icra yolunun tamamlanması amaçlanır. Önemle belirtmelidir ki, amaç, yapılan tasarrufların butlanına hükmedilmesi olmakla birlikte, burada maddi hukuk anlamında bir butlan söz konusu değildir. Zira, sözü edilen tasarruf, temelinde geçerli bir tasarruftur. Açılan dava kanıtlandığı takdirde tasarruf tamamen iptal edilmez. Sadece dava konusu mal borçlunun mal varlığından hiç çıkmamış addedilerek, alacaklı bu malı haczettirerek sattırıp, satış bedelinden alacağını elde etme olanağını bulur.

Dolayısıyla, tasarrufun iptali sadece, bu davayı açan alacaklının, kendisini zarara uğratmak kastıyla hareket eden borçludan cebri icra yoluyla alacağını tahsiline olanak sağlayan bir yoldur.

İptal davasının açılma ve görülme koşullarına gelince; Bunların ilki; icra takibi ile ilgili koşullar olup; takip tarihinde kesinleşmiş bir alacak bulunması, icra takibinin kesinleşmiş olması, tasarrufu yapanın tasarrufun yapıldığı tarihte borçlu durumunda olmasıdır. Diğer bir koşul da tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılması gereğidir. Son olarak; borçlu hakkında alınmış aciz vesikasının bulunması da üçüncü koşulu oluşturmaktadır.

Sayılan bu koşullardan “borçlu hakkında alınmış aciz vesikasının bulunması” koşulunun irdelenmesi, somut olayın çözümünde önem taşımaktadır.

Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için, borçlu hakkında alınmış geçici (İİK m. 105) veya kesin (İİK m. 143) aciz belgesinin bulunmasına gerek vardır.

“Borç Ödemeden Aciz Vesikası başlıklı 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)’nun 105. maddesine göre, borçlunun adresinde haczi kabil mal bulunamaması halinde, haciz tutanağı aynı Kanunun 143. maddesindeki aciz vesikası hükmünde sayılır. Ayrıca, İcra Müdürlüğünce takdir edilen kıymete göre haczi kabil malların kifayetsizliğinin anlaşıldığı hallerde de tutanak muvakkat aciz vesikası yerine geçerek alacaklıya 277 maddede yazılı hakları verir.

Haczedilen malların paraya çevrilmesi ile paylaştırma sonucunda alacağını tamamen alamamış olan alacaklıya ödenmeyen alacak bölümü için İcra Müdürlüğünce kendiliğinden verilen belge borç ödemeden aciz belgesidir.

Aciz belgesi borçlunun mal varlığının, alacaklının alacağını karşılamaya yetmediğini gösteren tek ispat aracıdır. Aciz belgeleri; haciz tutanakları, rehin açığı belgesi, iflasla ilgili aciz belgesi, kesin aciz belgesi ve geçici aciz belgesi olarak sıralanabilir.

Haczedilen menkul ve gayrimenkuller hakkında, haczin yapıldığı mahalde haczi yapan memur tarafından bir tutanak düzenlenir. Haciz tutanağına alacaklı ve borçlunun ad ve soyadları, alacağın miktarı, haczin yapıldığı gün ve saat, haczedilen malların cins ve miktarı ile kıymetleri ve varsa üçüncü kişilerin iddiaları yazılarak haczi yapan memur tarafından imza edilir (İİK. m.102). Ayrıca hazır bulunan alacaklı, varsa vekili, borçlu, yediemin ve bilirkişiler de tutanağı imza ederler. Borçlunun haczedilen malları alacağı karşılamaya yeterli olmazsa veya haczi kabil mal bulunmazsa bunlar da tutanağa yazılır (İİK.m.102/son). Alacaklı veya borçlu haciz sırasında hazır değilse, kendilerine tebligat yapılarak üç gün içinde tutanağı inceleyip diyecekleri varsa bildirmeleri için davet olunurlar (İİK.m.103). Bu üç günlük süre, yapılan haciz işlemine karşı şikayet süresinin başlamasını sağlamak amacına yöneliktir.

Haczedilebilir hiçbir mal bulunmadığını saptayan haciz tutanağı borç ödemeden kesin aciz belgesi hükmündedir (İİK. m. 143).

İcraca takdir edilen kıymete göre haczedilen malların alacağı karşılamadığı anlaşılırsa buna ilişkin haciz tutanağı da geçici aciz belgesi sayılır (m.105/2).

Borçlunun haczi kabil malı bulunmadığının haciz tutanağında açıkça yazılı olması gerekir. Aksi halde tutanak aciz belgesi niteliği taşımaz.

Geçici aciz belgesi, kesin aciz belgesinden farklı olarak İİK.68 madde anlamında borç ikrarını havi bir senet niteliğinde değildir.

İcra takibi sırasında verilen geçici rehin açığı belgesi ise, alacaklının satış talebi üzerine rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takibin devamı sırasında takdir edilen ve kesinleşen kıymete göre rehnin alacağı karşılamayacağının anlaşılması halinde, alacaklının talebi üzerine kendisine açık kalan miktar için verilen belgedir (İİK. m.150/f). Ancak, rehin açığı belgesi, aciz belgesi niteliğinde olmadığından bu belgeye dayanılarak tasarrufun iptali davası açılamaz.

2004 sayılı İİK’nun 143. maddesinde tanımını bulan ve icra takibi sonunda paraların paylaştırılmasından sonra alacaklıya verilen belge niteliğinde olan kesin aciz belgesi ise İİK. m.68 anlamında borç ikrarını havi bir senet mahiyetinde olup alacaklıya iptal davası açma hakkını verir.

Ayrıca haciz sırasında borçlunun haczedilebilir hiçbir malı bulunmazsa, bunu belgeleyen haciz tutanağı da 143. madde anlamında kesin aciz belgesi niteliğindedir. Tutanak, doğrudan doğruya kesin aciz belgesi yerine geçtiğinden alacaklıya ayrıca bir aciz belgesi verilmez.

İcra memurunun borçlunun haczi kabil malının bulunup bulunmadığını araştırması ve haciz tutanağında açıkça göstermesi gerekir. Şayet borçlunun haczedilebilir malının bulunduğu anlaşılmışsa kesin aciz belgesi verilemez.

Aciz belgesine dayanılarak açılan iptal davası sırasında, aciz belgesinin iptali için dava açıldığı ileri sürülürse ve belgelenirse açılan bu davanın tasarrufun iptali davasının sonucuna etkisi olacağından ön mesele yapılması gerekir.

Aciz belgesinin alacaklının yaptığı icra takibi ile ilgili olması gerekir. Bir başka alacaklının kendi alacağı ile ilgili olarak alınan aciz belgesine dayanılarak iptal davası açılamaz.

Aciz belgesi borçlunun mal varlığının alacaklının alacağını karşılamaya yetmediğini gösteren tek ispat aracıdır. Bu nedenle de, aciz belgesi dava yoluyla iptal edilmedikçe, bu belgeye rağmen borçlu, mal varlığının alacaklının alacağını karşılayabileceğini ileri süremez.

Alacaklının bu belgelere dayanarak tasarrufun iptali davası açması mümkündür.

Geçici ve kesin aciz belgelerinin varlığı, dava koşulu olduğundan mahkemece re’sen araştırılması gerekir.

Aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağı, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 8. maddesi gereğince aksi sabit oluncaya kadar geçerli belge niteliğindedir.

Açılan iptal davasında davacının dayandığı aciz belgesi şikayet veya itiraz yoluyla İcra Hakimliğince ortadan kaldırılmadıkça, mahkemece, gerek re’sen, gerekse davalının savunması doğrultusunda usulüne uygun şekilde düzenlenmiş olup olmadığı konusunda inceleme yapılamaz.

Bu nedenle hukuken geçerliliğini muhafaza eden aciz belgesinin varlığı halinde borçlunun borcu karşılayacak başka mallarının bulunduğu, yeterli araştırma yapılmadan aciz vesikası düzenlenmiş olduğu iddiası dinlenemez.

İflas idaresi veya İdarenin verdiği yetkiyle dava hakkı kendisine devredilen alacaklı tarafından iptal davasının açılması halinde, aciz vesikasına gerek yoktur.

Kesin veya geçici aciz belgesinin varlığı davanın ön koşulu ise de, bunun davanın açılmasından önce alınması zorunlu değildir. Davanın açılmasından sonra alınabileceği gibi, temyiz aşamasında ve hatta bozmadan sonra bile alınıp ibraz edilmesi yeterli olur. Önemli olan husus bu belgenin davanın açılmasından önceki bir takibe dayalı olmasıdır. Karar kesinleşinceye kadar alınıp ibraz edilmesi mümkündür. Mahkemece dava açıldığı sırada aciz belgesinin yokluğundan dolayı davanın reddi mümkün değildir. Dava sürerken ikmali olanaklı dava şartlarındandır.

Nitekim Hukuk Genel Kurulu’nun 15.05.2002 gün ve 2002/15-367 E.-403 K; 30.10.2002 gün ve 2002/15-849 E.-861 K.; 06.06.2001 gün ve 2001/15-474 E.-472 K.; 14.04.2004 gün ve 2004/15-182 E.-220 K.;12.05.2004 gün ve 2004/15-276 E.-276 K. ve 02.03.2005 gün ve 2005/15-100 E. -119 K.sayılı ilamları da bu yöndedir.

Yapılan tüm bu açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde;

Trabzon İcra Müdürlüğü’nün 1999/940 Esas sayılı dosyasında, davacı/alacaklı banka tarafından kredi sözleşmesi, ihtarname ve hesap özetine dayanılarak, davalı/borçlu Kazım Kolot ile dava dışı borçlu Abdi Kolotoğulları Gıda Mad. Tic. ve San. A.Ş. ile aleyhine, 07.04.1999 tarihinde, davalı/borçlunun dava dışı üçüncü kişiye kefaletinden kaynaklanan toplam 200.671.208.621 TL ve 403.950 USD alacağın tahsili için ilamsız icra takibi başlatılmıştır.

Takip sırasında davalı/borçlu Kazım Kolot’un da maliki olduğu bir kısım taşınmazlar haczedilmiş, kıymet takdirleri yapılmışsa da tespit edilen değerlerin dosya alacağını karşılamadığı anlaşılmıştır.

Her iki borçlunun adreslerinde hacizler yapılmış; Akçaabat İcra ve İflas Müdürlüğü’nün 1999/104 Tal. sayılı takip dosyası ile borçlu Şirketin Darıca beldesindeki adresinde yapılan hacizde, bir kısım menkul haczi yapılmışsa da başkaca haczi kabil menkul mal bulunamadığından başka haciz yapılamamış, bu husus tutanağa geçirilmiş; borçlunun hazır bulunmadığı haciz tutanağı memur, alacaklı vekili, yediemin ve şoför tarafından imzalanmıştır.

Davacı/alacaklı vekilinin talebi üzerine İcra Müdürlüğünce 21.10.2005 tarihinde “davalı/borçlu Kazım Kolot’un Trabzon ili, Akçaabat ilçesi, Demirci köyünde bulunan taşınmazlardaki hisselerinin haczedildiği ve davalı/borçlu hissesine 14.012 YTL kıymet takdirinin yapıldığı, ancak taşınmazların tapu kaydında daha önce yapılan hacizlerin bulunduğu ve takdir edilen değerin dosya alacağına yeterli gelmediği” gerekçeleriyle Geçici Aciz Belgesi düzenlenmiş ve bu belgede dosya alacağının 3.499.057.00 YTL olduğu belirtilmiştir.

Trabzon İcra Müdürlüğü’nün 1999/936 Esas sayılı dosyasında, davacı/alacaklı banka tarafından kredi sözleşmesi, ihtarname, ipotek belgesi ve hesap özetine dayanılarak, dava dışı borçlu Abdi Koltoğulları Gıda Mad. Tic. ve San. A.Ş. ile aleyhine, 06.04.1999 tarihinde, toplam 82.230.779.829 TL alacağın tahsili için İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yolu ile İcra Takibi başlatılmış, takip sırasında bir kısım ipotekli taşınmazlar haczedilmiş, kıymet takdirleri yapılmış ve davacı/alacaklının alacağına mahsuben toplam 32.000.000.000 TL bedelle davacı/alacaklı banka vekiline ihale edilmişse de İcra Müdürlüğünce 15.06.2005 tarihinde düzenlenen Rehin Açığı Belgesi ile alacağın miktarının, 1.290.313 YTL 62 YKR, merhuna takdir edilen kıymetin 43.850 YTL, geriye kalan alacağın ise 1.246.463 YTL 62 YKR olduğu tespit olunmuştur.

Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, Trabzon İcra Müdürlüğü’nün 1999/940 Esas sayılı dosyasında 21.10.2005 tarihinde “Geçici Aciz Belgesi” adı altında düzenlenen tutanak, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 105. maddesinde gösterilen “Geçici Aciz Belgesi” niteliğindedir ve davanın açılması için bir ön koşul olan, aciz belgesinin ibrazı koşulu, bu belgenin varlığı ile davacı/alacaklı yanca yerine getirilmiştir.

Diğer taraftan, bu belgenin yetersizliği ya da geçersizliği olgusu, ilgilisince İcra Hakimliği önünde itiraz ve şikayete konu edilmemişken; tasarrufun iptali davasına bakan mahkemece konunun re’sen ele alınıp tartışılması bu aşamada olanaklı değildir.

Bu nedenle, hukuken geçerliliğini muhafaza eden aciz belgesinin varlığı karşısında, borçlunun borcu karşılayacak başka mallarının bulunduğu, yeterli araştırma yapılmadan aciz vesikası düzenlenmiş olduğu iddiasının da dinlenemeyeceği kuşkusuzdur.

Eş söyleyişle; içeriği ve yapılan işlemler yönünden merciinde itiraz ve şikayete konu edilmemiş bulunan 21.10.2005 tarihli “Geçici Aciz Belgesi” içerdiği “takdir edilen değerin dosya alacağına yeterli gelmediği” yönündeki açıklama nedeniyle, yasanın açık hükmüne uygun “Aciz Belgesi” niteliğindedir ve borçlunun acz hali gerçekleşmiştir.

O halde, Mahkemece; davanın esasına girişilmeksizin, dava şartı olan geçerli bir aciz belgesinin yokluğundan bahisle davanın reddi doğru olmayıp; dava şartı olan aciz belgesinin varlığı gözetilerek işin esasına girilmeli; diğer dava şartlarına yönelik inceleme ve toplanacak delillere göre sonucuna uygun bir karar verilmelidir.

Bu nedenle, usul ve yasaya aykırı bulunan direnme kararının bozulması gerekir.

2- Davalılar Nazan Sürmen ve arkadaşları vekilinin temyizine gelince;

Her ne kadar bir kısım davalılar vekilince, direnme kararı, vekalet ücreti yönünden temyiz edilmişse de bozma nedenine göre davalılar vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine, gerek görülmemiştir.

S O N U Ç : 1- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

2- Bozma nedenine göre davalılar Nazan Sürmen ve arkadaşları vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek olmadığına, 29.02.2012 günü oybirliği ile karar verildi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder