11 Aralık 2016 Pazar

İNTİFADAN MEN KOŞULU ARANMAYAN HALLER


İNTİFADAN MEN KOŞULU ARANMAYAN HALLER

I. GİRİŞ:

Ülkemizde en çok karşılaşılan dava türlerinden biri de ecrimisil davalarıdır. Daha çok mirasçılar arasında görülen bu davaların en önemli koşullarından biri intifadan men koşulunun gerçekleşmiş olmasıdır. Yargılamalar esnasında ilk olarak çözülmesi gereken konu olarak karşımıza çıkan intifadan men koşulunun aranmadığı durumları yani istisnalarnı bu makalemizde inceleme konusu yapacağız.

II. İNTİFADAN MEN NEDİR?

İntifadan men davacının dava konusu taşınmazı kullanım hakkının her hangi bir sebeple men edildiği yani engellendiği bir hukuki duruma girmiş olmasıdır. İntifadan men koşulu gerçekleşmeden ecrimisil davası açılması hukuken mümkün değildir. Çünkü ecrimisil davasında davacı kendisinin paydaş olmasına karşın kullanmadığı bir taşınmazdaki kullanamamasından kaynaklı zararını talep etmektedir. Bu sebeple davacı öncelikli taşınmazı kendisinin kullanamadığını ispatlamalı ve kendisi kullanamadığı için gelirinden yoksun kaldığını kanıtlamalıdır. İntifadan men koşulu bu sebeple ecrimisil davalarında ön koşul olarak ortaya çıkar ve hakim tarafından da kendiliğinden araştırılmak zorundadır.

III. İNTİFADAN MEN KOŞULUNUN ARANMADIĞI DURUMLAR:

Ecrimisil davalarında intifadan men koşulunun aranmadığı bazı durumlar vardır ki bu durumlar intifadan men koşulunun istisnası olarak Yargıtay kararları ile ortaya çıkmıştır. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2014/19173 Esas; 2015/2149 Karar sayılı kararında bu konuda yeterli açıklama bulunmaktadır. (Kararın tam metnini makalenin sonunda bulabilirsiniz.) Bu karara göre intifadan men koşulunun aranmayacağı durumlar aşağıdaki gibidir.

  1. Davaya konu taşınmazın kamu malı olması,
  2. Ecrimisil istenen taşınmazın bağ, bahçe gibi doğal ürün veren yerlerden olması,
  3. Ecrimisil istenen taşınmazın iş yeri, konut gibi kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması,
  4. Paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiasında bulunması ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi,
  5. Paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerin belirli halde bulunması,
  6. Davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, el atmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması,
  7. Taşınmazın getirdiği ürün itibariyle, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay ya da muris tarafından kurulan işletmenin ya da, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgal edilmesi.
Yargıtay’ın sözü geçen kararında tek paragraf halinde belirtilen bu durumlar intifadan men koşulunun aranmayacağı ayrık durumları oluşturmaktadır.

IV. İNTİFADAN MEN KOŞULUNUN ARANMADIĞI DURUMLARIN AÇIKLANMASI:

Buna göre;

Öncelikle kamu malı niteliğindeki taşınmazlarda intifadan men koşulu aranmayacaktır. Bir taşınmazın niteliği konusunda anlaşmazlık varsa yani kamu malı mı yoksa özel mülkiyete bağlı bir mal mı olduğu konusunda bir anlaşmazlık varsa ve davacı kamu kurumu taşınmazın kamu malı niteliğinde olduğunu iddia ediyorsa bu durumda mahkeme intifadan men koşulu aramayacaktır.

Taşınmazın bağ, bahçe gibi doğal ürün veren yerlerden olması durumu tarım ürünlerinin yetiştiği yerlerdir. Örneğin üzüm bağı ya da çay tarlası buna örnek verilebilir. Buralarda yetişen ürünlerin toplanması ve pazarlanması belli bir emek istemesi nedeniyle birden fazla kişinin böyle bir taşınmazda faaliyet yürütmesi fiilen mümkün olamayacağından intifadan men durumu fiilen taşınmazı elinde bulunduran kişinin bu tarım faaliyetine başlamasıyla gerçekleşmiş demektir.

İş yeri, konut gibi kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerde de aynı durum geçerlidir. Bir taşınmazın aynı anda iki paydaş tarafından kiraya verilmesi hukuken mümkün değildir. İçlerinden birinin taşınmazı kiraya vermesi ve semeresini almaya başlamasıyla diğer paydaş için intifadan men koşulu kendiliğinden gerçekleşmiş demektir. Bunun için ayrıca intifadan men gerçekleştiğini ispatlamasına gerek yoktur.

Paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiasında bulunması ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi durumunda ise tamamen mülkiyet karinesine ilişkin bir hak iddiası vardır ki bunun için de intifadan men koşulunun aranmasına gerek yoktur. Çünkü taşınmazı işgal eden taraf mülkiyet karinesine dayanarak bu işgali gerçekleştirmekte ve taşınmazı fiilen elinde tutmaktadır. Bu fiili durum davalı açısından intifadan men yani kullanım hakkının engellenmesi halini kendiliğinden yaratmaktadır.

Paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerin belirli halde bulunması yani taşınmazın fiilen taksim edilmiş olması durumunda da intifadan men durumu aranmaz. Çünkü fiilen taksim edilen taşınmazda taşınmazın kim tarafından neresinin kullanılacağı bellidir. Bu durumda davacı için taşınmazın kendisine ayrılan yeri için kullanım hakkı belirlenmiş diğer yer için de kullanımı engellenmiştir. Bu durumda kendisine ait olan kısım işgal edildiğinde artık intifadan men koşulu aramaya gerek yoktur çünkü taşınmazın diğer paydaşa kalan kısmından kullanım hakkını kendisi fiilen taksim sonucu bırakmış ve kendisine ayrılan kısma çekilmiştir. Bu yerinde işgal edilmesi ecrimisil davası açmak için yeterlidir.

Davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, el atmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması bu taşınmazın kullanım hakkı konusunda çekişme olduğunu göstermektedir. Hukuken taraflar arasında çekişme varsa ve bu konu mahkemeye yukarıda sayılan türden davalarla yansımışsa bu durumda davacının söz konusu taşınmaz üzerindeki kullanım hakkının çekişme nedeniyle kısıtlandığı bir karine olarak ortaya çıkar.

Muris tarafından kurulan işletmenin ya da, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgal edilmesi de aynı sonucu doğurur. Çünkü mirasçılar arasında aynen taksimi mümkün olmayan işletmelerde taraflardan birinin işletmeyi işgal etmesi durumunda diğer paydaşların bu işletmeyi kullanma hakları da tamamen ortadan kalkacaktır. Bu durumda ayrıca intifadan men koşulunun aranmasına gerek yoktur.

V. BU KOŞULLARIN AÇIKÇA SAYILDIĞI İLGİLİ YARGITAY KARARI:

T.C.
YARGITAY
1. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2014/19173
KARAR NO : 2015/2149
TARİH : 16.02.2015

Taraflar arasında görülen ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi Esra Çakır'ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

KARAR:

Dava, paydaşlar arasında ecrimisil isteğine ilişkindir.

Davacılar, miras bırakanları Süleyman Fidan'dan intikal eden 442 ve 446 parsel sayılı taşınmazların kiraya verilmek suretiyle davalılar tarafından kullanıldığını, taşınmazları kullanamadıkları gibi gelirlerinden de faydalanamadıklarını ileri sürerek son 5 yıllık dönem için 17.500,00.-TL ecrimisile karar verilmesini istemişlerdir.

Davalılar, dava konusu kiraya verildiği ileri sürülen binaların masrafı kendileri tarafından karşılanarak yapıldığını ve başka taşınmaz üzerinde bulunduğunu, herhangi bir gelir elde edilmediğini bildirip davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, davacılar tarafından taşınmazlarda kiracı olarak bulunan kişilere gönderilen 14.2.2012 tarih, 5408 yevmiyeli ihtarnameyle davalılar ile 3. kişiler olan kiracılar arasındaki kira sözleşmelerine icazet verdikleri, bu nedenle haksız işgal tazminatı talep edemeyecekleri, davalı Sayim tarafından kullanılan ekmek satış dükkanı ile ilgili taleplerin haksız olduğu ve intifadan men koşulunun gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 442 ve 446 parsel sayılı taşınmazlarda davacılar, davalılar ve dava dışı Meryem Mıhçı'nın el birliği halinde malik oldukları, bu taşınmazlara bitişik 443 parsel sayılı taşınmazın tarafların murisi Süleyman Fidan, 445 parsel sayılı taşınmazın (davalı Nail'in çocukları) dava dışı Hakan ve Gökhan Fidan adına kayıtlı olduğu, davalıların 443 parsel sayılı taşınmazda bulunan binada davacıların oturduklarını beyan ettikleri, mahkemece yapılan keşifte 446 parsel sayılı taşınmazda, zemin katında ekmek satış dükkanı ve kahvehane bulunan üst katları mesken olarak kullanılan bina ile bitişiğinde kahvehanenin eki olarak kullanılan sundurma bulunduğunun, taş atölyesi olarak kiraya verilen binanın büyük kısmının 442 parsel, küçük kısmının 445 parsel üzerinde kaldığının tespit edildiği, dinlenen tanıkların, dava konusu 442 ve 446 parseller üzerindeki ekmek satış dükkanı, kahvehane ve taş atölyesinin davalılarca kiraya verildiğini beyan ettikleri, davalı tanığı ve kiracı Mehmet Kükmen'in davacılardan Saime ve Fatma'nın da kira sözleşmesinde imzaları bulunduğunu, bu sözleşmelerin onların da muvafakati ile yapıldığını beyan ettiği ve davalılarca bir kısım kira sözleşmeleri sunulduğu, davacı tanığı Hilal Mıhçı'nın ise dayıları olan davalıların Mehmet Kükmen ile sözleşme yaparken davacılara da kira parası vereceklerini söyleyerek kira sözleşmesini Saime Fidan'a imzalattıklarını, onun da kira alacağını düşünerek sözleşmeyi imzaladığını beyan ettiği, davacıların davalılarla aralarında uzun zamandır husumet bulunduğunu, ağır baskı, hakaret ve tehdit altında olduklarını belirtip buna ilişkin soruşturma evrakları ile ceza mahkemesi kararlarını dosyaya ibraz ettikleri anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, dava konu taşınmazlarda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki el atmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil isteyebilir. El birliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.

Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır.

Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren ya da (iş yeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, el atmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin ya da, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.

Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı)

25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.

Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli ve elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki; davacılar 442 ve 446 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde bulunan kahvehane, ekmek satış yeri ve taş ocağının davalılarca kiraya verildiği, kendilerini tehdit ve baskı altında tutarak kira gelirlerinden pay vermedikleri iddiasıyla eldeki davayı açmışlardır. Tüm dosya kapsamı ve tanık beyanlarına göre davacıların çekişme konusu taşınmazlarda kullandıkları ya da kullanabilecekleri bir yer bulunup bulunmadığının araştırılmadığı, davalı Sayim tarafından kullanılan ekmek satış dükkanı için ise intifadan men koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde taraflar arasındaki ceza soruşturma ve davaları ile tanık beyanlarının değerlendirilmediği görülmektedir. Kiraya verilen yerler için paydaşlar arasında intifadan men şartı aranmayacağı ve paydaşlardan bir ya da bir kaçının imzaladığı kira sözleşmesinin diğer paydaşları bağlamayacağı kuşkusuzdur.

Hâl böyle olunca, dava konusu 442 ve 446 parsel sayılı taşınmazlarda davacıların çekişmesiz olarak kullandıkları ya da kullanabilecekleri bir yer bulunup bulunmadığının araştırılması, yeniden tanık beyanlarına başvurulması, ekmek satış yeri olarak kullanılan dükkan bakımından intifadan men koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin yukarıda değinilen ilke ve olgular dikkate alınarak değerlendirilmesi; davacıların bu taşınmazlarda kullandıkları ya da kullanabilecekleri bir yer bulunmadığı saptanır ise davalılarca kiraya verilen kahvehane ve taş ocağı ile ekmek satış yeri ile ilgili keşfe katılan bilirkişilerce ortak düzenlenecek rapor esas alınarak davacıların payları oranında belirlenecek ecrimisile hükmedilmesi, aksi halde davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

Davacıların temyiz itirazı açıklanan nedenlerden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 16.02.2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder