12 Aralık 2016 Pazartesi

FATURALARIN TEBLİĞİ, TEBLİĞİN İSPATI VE SÖZLEŞMEYE UYGUNLUĞUNUN İSPATI


FATURALARIN TEBLİĞİ, TEBLİĞİN İSPATI VE SÖZLEŞMEYE UYGUNLUĞUNUN İSPATI

I. GİRİŞ:

Ülkemiz ticari hayatının en önemli unsurlarından biri de faturalardır. Faturaların muhatap kişiye ulaşıp ulaşmadığının belirlenmesi uygulamada çok büyük sorunlara neden olmaktadır. Bu makalemizde faturanın ilgili kişiye ulaşmasının ispatı konusunu ele alacağız.

II. FATURALARIN TEBLİĞ ŞEKLİ:

Faturanın ilgili kişi için hukuken değer ifade edebilmesi için faturanın ilgili kişiye ulaşmış olması gerekir. Faturayı gönderenin bu durumu ispatlaması da fatura bedelini isteyebilmesi için önemlidir. Ancak yasalarımızda faturanın tebliği şekle bağlı kılınmamıştır. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin 2015/7613 Esas; 2016/190 Karar sayılı kararına göre faturanın tebliği yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. (Yargıtay kararının tam metnini makalenin sonunda bulabilirsiniz) Yargıtay bu kararında tebliğin nasıl yapılacağını ayrıntısı ile tespit etmiştir. Buna göre fatura tebliğinin;

  1. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi,
  2. İmza karşılığı elden tebliğ yolu ile,
  3. Noter aracılığıyla,
  4. Telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla,
  5. Faks çekilmesi yoluyla,
  6. Güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi yoluyla
yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği bu şekilde belirlenecektir.

III. FATURA İÇERİĞİNİN KANITLANMASI VE SÖZLEŞMEYE UYGUNLUĞUNUN İSPATI:

Fatura tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemişse eğer faturanın içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir.

Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması gerekecektir.

Borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun, faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle, kabul etmemesi durumunda da hizmetin verildiğini alacaklı kanıtlamalıdır.

Borçlu faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde de hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekecektir. Bu durumlarda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, eğer borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi (faturaları deftere kayıt öncesinde ya da sonrasında süresi geçtikten sonra itiraz ve iade etmiş olması) halinde alacaklının, hizmet vermiş olsun ya da olmasın, 6100 sayılı HMK'nın 222’inci maddesi (6762 sayılı eski TTK'nun 84 ve 85’inci maddeleri) uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerekecektir. Aynı durum borçlunun faturaları deftere kayıt öncesinde ya da sonrasında süresi geçtikten sonra itiraz ve iade etmiş olması durumu içinde geçerlidir.

IV. SONUÇ:

Meydana gelebilecek uyuşmazlıkların en başından önlenebilmesi için faturaların yukarıda Yargıtay kararında tespit edildiği şekilde gönderilmesi uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından çok büyük kolaylık sağlayacaktır. Makalemize konu ilgili Yargıtay kararının tam metnini aşağıya alıyoruz.

T.C.
YARGITAY
23. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2015/7613
KARAR NO : 2016/190
TARİH :18.01.2016

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR:

Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı arasında 01.01.2011 tarihli Ticari Şartlar Anlaşmasının düzenlendiğini, davalının sözleşmenin uygulanması sonucu oluşan borcunu ödememesi üzerine hakkında icra takibi başlatıldığını, ancak davalının haksız itirazı nedeniyle takibin durduğunu ileri sürerek, itirazın kısmen iptali ile takibin müvekkilinin defterlerinde kayıtlı 10.176,21 TL asıl alacak, 446,22 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 10.622,43 TL üzerinden devamını ve %20 icra inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacı şirketin 01.01.2011 tarihinden sonra müvekkili şirketin ürünlerinin tanıtımına ilişkin insert, mega event veya yüklendiği sair tanıtım taahhütlerini yerine getirmediğini, yerine getirdiği tanıtım hizmetinin 2010 yılına ait olduğunu, sözleşme tarihinden sonra bastırdığı tanıtım materyallerinde müvekkili şirkete ait ürünlerin tanıtımının yapılmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının usulüne uygun ticari defterlerinde davalıdan 10.176,22 TL alacak kaydının bulunduğu, davalının ise davacının sözleşme kapsamında taahhüt ettiği promosyon, aktivite ve ürünlerin tanıtımına ilişkin hizmetin sözleşme döneminde yerine getirilmediğini savunduğu, davacının ticari defterlerinin usulüne uygun, davalının ticari defterlerinin ise usulsüz olduğu, usulüne uygun ticari defterlerin defter sahibi ve karşı taraf lehine delil oluşturacağı, davalı defterlerinde kayıtlı iade faturalarının davacı defterlerinde yer almadığı gibi davalının iade faturalarının içeriğini ve davacıya teslimini ispata yönelik yazılı bir delil bildirmediği, yalnız banka aracılığı ile 25.05.2011 tarihinde 2.580,29 TL ödendiğine ilişkin banka kayıtlarına dayandığı, davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmasa da davalının bu miktar ödemeyi ispat ettiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile Antalya 14. İcra Müdürlüğü'nün 2012/11050 Esas sayılı dosyasındaki takibe yönelik itirazın kısmen iptaline, takibin 7.595,92 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle devamına ve % 20 icra inkar tazminatı tutarı 1.519,18 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davalının ticari defterleri ile ilgili düzenlenen 02.12.2013 havale tarihli raporda; davalının kayıtlarına göre davacıya 6.007,57 TL borcunun olduğu, davacı kayıtlarına göre davacının davalıdan 10.176,21 TL alacaklı olduğu, davalı kayıtlarında olmayan 30.01.2012 tarih 384,70 TL, 29.02.2012 tarih 1.203,66 TL bedelli 2 faturanın davalıya tebliğine ilişkin belge ile, 17.05.2012 tarihli 2.580,29 TL ödemeye ilişkin belgeye rastlanmadığı, bu belgelerin sunulması halinde, davacının davalıdan 10.176,21 TL alacaklı olduğu görüşü bildirilmiştir.

Bunun üzerine, davacı tarafın talebi ile, faturaların tebliğine ilişkin olarak Aras Kargo ve Uzman Dağıtıma yazılar yazılmış ancak herhangi bir gönderi bilgisine rastlanmadığı bildirilmiştir. Yine davacı tarafça, davalıya yapılan 2.580,29 TL ödemeye ilişkin banka dekontu sunulmuştur.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın m. 23/2.) Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6762 sayılı TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 23/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nun m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.)

Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi (faturaları deftere kayıt öncesinde ya da sonrasında süresi geçtikten sonra itiraz ve iade etmiş olması) halinde alacaklının (hizmet vermiş olsun ya da olmasın) HMK'nun 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir.    

Mahkemece, davacı tarafça yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, 30.01.2012 ve 29.02.2012 tarihli faturaların davalıya tebliğinin ve bu faturalara dayalı olarak hizmet verildiğinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle, fatura bedelleri toplamı olan 1.588,36 TL'nin davacı alacağından mahsubu gerekirdi.

Ne var ki, davalının bu fatura bedellerinden sorumlu tutulmasına ilişkin karar, davalı tarafça temyiz edilmediğinden, bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.

2.580,29 TL'lik ödeme yönünden ise; taraflar arasında akdedilen, davalının satıcı olarak adlandırıldığı, "Ticari Şartlar Anlaşması"n da davalının mal satışı, davacının ise reklam ve tanıtım hizmeti yapmasına yönelik sözleşme ilişkisi bulunduğu anlaşılmaktadır. 2.580,29 TL'lik ödemenin davacı tarafça davalıya yapılan bir ödeme olduğu dosya kapsamından anlaşılmış olup, mahkemenin aksini kabulü hatalı olmuştur. Ne var ki, davacı tarafça bu ödemenin ne sebeple iade edilmesi gerektiği hususunda herhangi bir açıklama yapılmamış, bilirkişi tarafından ödemenin sebebi ile ilgili herhangi bir görüş bildirilmemiştir.

Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TBK'nun 78/1. maddesi, "Borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak, kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebilir." hükmünü içermektedir.

Bu durumda mahkemece, davacıdan bu ödemenin iadesinin istenmesinin sebebi ile ilgili açıklama alınıp, taraflar arasındaki ticari ilişkide mevcut borcun tasfiyesi için yapılmış olan ödemelerin iadesinin istenemeyeceği gözetilerek, iadenin istenmesinin sebebi konusunda TBK'nın 78. maddesi kapsamında bir sebep ileri sürülmemesi durumunda, şimdiki gibi bu miktar ile ilgili istemin reddine karar verilmesi, bu ödemenin davacı tarafından, davalı adına üçüncü kişiye yapılan bir ödeme olup, davalının borcu olduğunun açıklanması durumunda ise, taraflardan bu husustaki delilleri toplanıp gerekirse taraf defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye ve yanılgılı gerekçeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.

Öte yandan, 14.02.2013 olan dava tarihinin, gerekçeli karar başlığında 19.02.2013 olarak yazılmış olması da doğru olmamıştır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 18.01.2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder