18 Kasım 2016 Cuma

ANONİM ŞİRKETLERDE TAŞINMAZLARIN SERMAYE OLARAK KONULMASI YOLUYLA SERMAYE ARTTIRIMINDA MAHKEME AŞAMASINDA İZLENECEK YOL


ANONİM ŞİRKETLERDE
TAŞINMAZLARIN SERMAYE OLARAK KONULMASI YOLUYLA
SERMAYE ARTTIRIMINDA MAHKEME AŞAMASINDA İZLENECEK YOL

I. GİRİŞ:

Ülkemizde ticari hayatın gelişmesi ile birlikte şirketleşmelerde de artış yaşanmıştır. Şirketler hukuku bugün ülkemizde Türkiye’ye özgü önemli içeriklere sahip bir duruma gelmiştir. Özellikle büyük şirketlerin şirketler hukuku konusunda çok iyi hukuk danışmanlarına sahip olmaları gerektiği ortadadır. Bu makalemizde sıkça rastlanan bir hukuki işlemi, anonim şirketlerin taşınmazları sermaye olarak koymak yoluyla sermaye arttırımının mahkeme aşamasını açıklamaya çalışacağız.

II. SERMAYE ARTTIRIMININ HUKUKİ DAYANAĞI:

Sermaye arttırımının hukuki dayanağı TTK m. 342 ve 343’üncü maddeleridir.

Madde 342- (1) Üzerlerinde sınırlı ayni bir hak, haciz ve tedbir bulunmayan, nakden değerlendirilebilen ve devrolunabilen, fikrî mülkiyet hakları ile sanal ortamlar da dâhil, mal varlığı unsurları ayni sermaye olarak konulabilir. Hizmet edimleri, kişisel emek, ticari itibar ve vadesi gelmemiş alacaklar sermaye olamaz.

(2) 128 inci madde hükmü saklıdır.

Madde 343- (1) Konulan ayni sermaye ile kuruluş sırasında devralınacak işletmelere ve ayınlara, şirket merkezinin bulunacağı yerdeki asliye ticaret mahkemesince atanan bilirkişilerce değer biçilir. Değerleme raporunda, uygulanan değerleme yönteminin somut olayın özellikleri bakımından herkes için en adil ve uygun seçim olduğu; sermaye olarak konulan alacakların gerçekliğinin, geçerliğinin ve 342 nci maddeye uygunluğunun belirlendiği, tahsil edilebilirlikleri ile tam değerleri; ayni olarak konulan her varlık karşılığında tahsis edilmesi gereken pay miktarı ile Türk Lirası karşılığı, tatmin edici gerekçelerle ve hesap verme ilkesinin icaplarına göre açıklanır. Bu rapora kurucular ve menfaat sahipleri itiraz edebilir. Mahkemenin onayladığı bilirkişi kararı kesindir.

III. TAŞINMAZLARIN SERMAYE OLARAK KONULMASINDA İZLENECEK YOL:

Taşınmazlar yasada açıkça belirtilmez. Bunun yerine ayni sermaye kavramı kullanılmaktadır. Ayni sermaye içine taşınmazlarla birlikte fikrî mülkiyet hakları ile sanal ortamlar da dâhil, mal varlığı unsurları girmektedir. Bizim incelemesini yapacağımız konu doğrudan taşınmazların ayni sermaye olarak konulması üzerinedir.

A. Yetkili Mahkeme:

Konulan ayni sermaye yani taşınmazlar ile kuruluş sırasında devralınacak işletmelere ve ayınlara, şirket merkezinin bulunacağı yerdeki asliye ticaret mahkemesince atanan bilirkişilerce değer biçilir. Bu sebeple hasımsız olarak düzenlenecek bir dilekçe ile taşınmazın bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine ya da bu görevi gören asliye hukuk mahkemesine başvuruda bulunulması gerekmektedir.

B. İşin Niteliği:

Sermaye arttırımı için asliye ticaret mahkemesine yapılacak başvuru HMK m. 382/I,e,5 hükmü uyarınca çekişmesiz yargı işi niteliğindedir.

C. Yargılama Yöntemi:

HMK m. 385 çekişmesiz yargı işlerinin basit yargılama yöntemine bağlı olduğunu düzenlemiştir. Bu nedenle gerekli görülmediği sürece duruşma açılmasına gerek yoktur. Mahkeme dosya üzerinden de işlemleri yaparak karar verebilir.

IV. BİLİRKİŞİ RAPORU HAZIRLANMADAN ÖNCE YAPILACAK HAZIRLIK İŞLEMLERİ:

Asliye ticaret mahkemesince bilirkişi raporu hazırlanmadan önce öncelikle taşınmazın tapu kayıtları ve kadastro haritaları getirtilmeli ve dosya içine alınmalıdır. Ayrıca taşınmazda kiracı varsa taşınmazın getireceği gelir durumunun tespiti içinde kira sözleşmelerinin dosya içine alınması gerekir.

Bu belgelerin getirtilmesinden sonra taşınmazla ilgili olarak bu belgeler üzerinden inceleme yapılmalıdır. Tapu kayıtlarında yapılacak incelemede bu taşınmazın üzerinde sınırlı ayni bir hak, haciz ve tedbir bulunup bulunmadığı ve nakden değerlendirilmesine engel bir durum bulunup bulunmadığı incelenmelidir.

Birkaç örnekle durumu açıklayalım. Tapu kaydı üzerinde kamulaştırma şerhi varsa bu taşınmazın ayni sermaye olarak konulması hukuken sıkıntı yaratabilir. Her ne kadar alacaklarda sermaye olarak konulabiliyor olsa da taşınmazın değeri kamulaştırma sonucunda belli olacağından asliye ticaret mahkemesine başvuruda bulunulduğu tarihte değeri belirsiz durumda olacaktır. Hazırlanacak bilirkişi raporu ile kamulaştırma işlemi sonucunda tespit edilecek bilirkişi raporundaki rakamlar birbiriyle uyuşmayabilecektir. Bizce kamulaştırma kararının bekletici mesele yapılmasına gerek yoktur. Tespit isteminde hukuki yarar olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekir. Çünkü kamulaştırma kararı sonucunda belli bir miktar hak sahibine ödenecek ve taşınmaz ayni sermaye olma niteliğini kaybedecektir. Kamulaştırma kararının idare mahkemesince iptal edilmesi durumunda taşınmaz ayni sermaye olarak değerlendirilebilir duruma gelecektir ancak bu bugünkü koşullarda bu durum çok uzun zaman alacağı için ve kamulaştırma tarihinden sonra gelecekte belirsiz bir durum yaratacağı için bu belirsizlik ortadan kalkıncaya kadar davanın görülmesinde bizce hukuki yarar yoktur.

Hacizli taşınmazların sermaye olarak konulması hukuken mümkün değildir. Bu durumda olan taşınmazların üzerindeki haczin kaldırılmasından sonra ancak sermaye olarak konulabilir. Bu durumda olan taşınmaz varsa mahkeme başvuran şirkete haczin kaldırılması için uygun bir süre verebilir. Bu süre içinde haciz kaldırılmazsa bu taşınmazla ilgili sermaye arttırımına konu tespit istemini reddeder. Hacizli taşınmazdan başka taşınmazlarda varsa o taşınmazlar hakkında tespit kararı verilebilir.

Benzer durum ipotekli taşınmazlar içinde geçerlidir. İpotekli bir taşınmaz borç karşılığı rehin verildiği anlamına gelir ki borcun ödenmemesi durumunda ipoteğin paraya çevrilmesi yöntemiyle satışına konu olabilir. Bu durumda da yukarıda belirttiğimiz gibi hacizli taşınmazlardaki yöntem uygulanmalı ve ipoteğin kaldırılması için uygun bir süre verilmelidir. Gerekirse ipoteğin kaldırılması davası için de süre verilebilir. Ancak bu durumda başka taşınmazlar için de tespit isteniyorsa gecikme olacağından ipotekli taşınmaza ilişkin talebin atiye bırakılması sağlanarak hukuki sorunu olmayan diğer taşınmazlar için tespit kararı verilebilir.

Taşınmaz üzerinde ihtiyati tedbir varsa bu tedbirin niteliğine da bakılmalıdır. Belli bir alacağın teminatı için tedbir konulduysa bu durumda bu tedbirin teminat mektubu ya da belli miktardaki bir paranın tedbiri koyan mahkemenin veznesine yatırılmak suretiyle kaldırılması mümkün olacağından tedbirin kaldırılması için süre verilebilir. Ancak tedbir taşınmazın üçüncü kişilere devrinin önlenmesi için dava sonuna kadar geçerliliği gereken bir nitelikteyse bu durumda taşınmazın mülkiyeti üzerinde çekişme var demektir ki bu durumda olan bir taşınmaz TTK m. 342’de belirtiler “nakden değerlendirilebilen ve devrolunabilen” nitelikte olmayacağı için talebin reddi gerekir. Davacı bu taşınmazla ilgili istemini atiye de bırakabilir.

V. BİLİRKİŞİ RAPORUNUN HAZIRLANMASI:

Bilirkişi raporunun hazırlanması için mahkemenin keşif kararı vermesi gerekmektedir. Mahkeme keşif kararı ile birlikte belli konularda uzman bilirkişileri de belirlemelidir. Öncelikle fen bilirkişisi olarak kadastro bilirkişisinin belirlenmesi gerekir. İkinci olarak taşınmazın niteliğine göre belirleme yapılmalıdır. Taşınmaz tarım arazisi ise bu durumda ziraat bilirkişisi mutlaka hazır bulunmalıdır. Arsa niteliğinde bir taşınmazsa emlak bilirkişisi ve emlak değerleme uzmanı da hazır bulunmalıdır. Taşınmaz üzerinde eğer yapı varsa bu yapılar için de inşaat bilirkişisinin hazır bulunması gerekir. Bilirkişi heyeti bu şekilde oluşturulduktan sonra keşif yapılır ve bir bilirkişi raporu hazırlanır.

TTK m. 343’e göre hazırlanacak değerleme raporunda, uygulanan değerleme yönteminin somut olayın özellikleri bakımından herkes için en adil ve uygun seçim olduğu; sermaye olarak konulan alacakların gerçekliğinin, geçerliğinin ve 342’nci maddeye uygunluğunun yani taşınmazın üzerinde sınırlı ayni bir hak, haciz ve tedbir bulunup bulunmadığı ve nakden değerlendirilmesine engel bir durum bulunup bulunmadığının belirlendiği, tahsil edilebilirlikleri ile tam değerleri; ayni olarak konulan her varlık karşılığında tahsis edilmesi gereken pay miktarı ile Türk Lirası karşılığı, tatmin edici gerekçelerle ve hesap verme ilkesinin icaplarına göre açıklanır.

Bu rapora kurucular ve menfaat sahipleri itiraz edebilir. İtiraz üzerine mahkemenin yeniden bilirkişi raporu hazırlatması ya da ek rapor alması mümkündür. Rapor konusunda bir eksiklik ya da yanlışlık yoksa bu durumda mahkeme raporu onaylamak suretiyle tespit kararını verir. Mahkemenin onayladığı bilirkişi kararı kesindir.

VI. BİLİRKİŞİ RAPORU HAZIRLANDIKTAN SONRA ORTAYA ÇIKACAK DURUMLAR:

Bilirkişi raporu hazırlandıktan sonra ama henüz mahkemece raporun onaylanması ve tespit kararı verilmezden önce söz konusu taşınmaz üzerine haciz konulması ya da kamulaştırma şerhi konulması durumunda ise haczin kaldırılması başvuran taraftan istenmelidir. Haciz kaldırılmadığı takdirde yeniden bilirkişi raporu aldırılmasına gerek yoktur. O taşınmaz değerlendirme dışı bırakılarak tespit istenen diğer taşınmazlar hakkında karar verilebilir. Tek bir taşınmaz hakkında tespit kararı isteniyorsa bu durumda haczin kaldırılmaması gerekçe gösterilerek ret kararı verilecektir. Kamulaştırma da ise bizce kamulaştırma kararının bekletici mesele yapılmasına gerek yoktur. Tespit isteminde hukuki yarar olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekir. Çünkü kamulaştırma kararı sonucunda belli bir miktar hak sahibine ödenecek ve taşınmaz ayni sermaye olma niteliğini kaybedecektir. Kamulaştırma kararının idare mahkemesince iptal edilmesi durumunda taşınmaz ayni sermaye olarak değerlendirilebilir duruma gelecektir ancak bu, bugünkü koşullarda çok uzun zaman alacağı için ve kamulaştırma tarihinden sonra gelecekteki belirsiz bir durum yaratacağı için bu belirsizlik ortadan kalkıncaya kadar davanın görülmesinde bizce hukuki yarar yoktur. Bu durumlarla karşılaşılmaması için bilirkişi raporu hazırlandıktan sonra da taşınmazın en son takyidatlarını gösterir tapu kayıtlarının getirtilmesinde fayda vardır.

11 Kasım 2016 Cuma

KAMULAŞTIRMA DAVALARI KISA KARAR VE HÜKÜM ÖZETİ ÖRNEĞİ


KAMULAŞTIRMA DAVALARI
KISA KARAR VE HÜKÜM ÖZETİ ÖRNEĞİ

Uygulayıcı olarak hakimlerin en çok sıkıntı çektikleri konuların başında kısa karar örneği bulmak ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının yazımında örnek bulabilmektir. Kamulaştırma davalarında çok sık uyguladığım kısa karar ve hüküm örneğini aşağıda yayınlıyorum.

G.D.:

1- Davacının davasının kabulüne,

2- Dava konusu (...) ili (...) İlçesi (...) Köyü / Mahallesi (...) mevkiinde bulunan (...) parsel sayılı taşınmazın kamulaştırma bedelinin (...) TL olarak tespitine,

3- Bankaya bloke edilen kamulaştırma bedellerinin hak sahiplerine ödenmesine, Bu konuda ilgili bankaya müzekkere yazılmasına, (6459 sayılı Yasanın 6. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesinin 8. fıkrası gereğince bu bedele (...) tarihinden itibaren (dava tarihinden sonraki dört ay) yasal faiz işletilmesine)

4- İİK 28.maddesi gereğince kısa kararın bir suretinin tapu sicil müdürlüğüne gönderilmesine,

5- Davacı 492 Sayılı Kanun’un 13/(j) maddesinde belirtilen genel bütçeye dahil kamu idarelerinden olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,

6- 4650 sayılı ile değişik, 2942 sayılı yasanın 29. Maddesi gereğince davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

7- Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine,

8- Davalılardan kendisini vekille temsil ettirenler lehine vekalet ücretinin takdirine


HÜKÜM: Yukarıda açıklandığı üzere;

1- Davacının davasının kabulüne,

2- Dava konusu (...) ili (...) İlçesi (...) Köyü / Mahallesi (...) mevkiinde bulunan (...) parsel sayılı taşınmazın kamulaştırma bedelinin (...) TL olarak tespitine,

3- Bankaya bloke edilen kamulaştırma bedellerinin hak sahiplerine ödenmesine, Bu konuda ilgili bankaya müzekkere yazılmasına, (6459 sayılı Yasanın 6. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesinin 8. fıkrası gereğince bu bedele (...) tarihinden itibaren (dava tarihinden sonraki dört ay) yasal faiz işletilmesine)

4- İİK 28.maddesi gereğince kısa kararın bir suretinin tapu sicil müdürlüğüne gönderilmesine,

5- Davacı 492 Sayılı Kanun’un 13/(j) maddesinde belirtilen genel bütçeye dahil kamu idarelerinden olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,

6- 4650 sayılı ile değişik, 2942 sayılı yasanın 29. Maddesi gereğince davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

7- Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine,

8- Davalılardan kendisini vekille temsil ettirenler lehine vekalet ücretinin takdirine


AÇIKLAMA:

Kamulaştırma davalarında kamulaştırma işlemini yapan kurumun mahkemeden talebi kamulaştırılan taşınmazın değerinin tespitidir. Çünkü Kamulaştırma Kanununa göre artık kamulaştırılacak taşınmazlar ilgili idare tarafından öncelikle satın alma yoluna gidilmekte kamulaştırma bedeli konusunda anlaşma sağlanamaması durumunda ise ilgili idare tarafından kamulaştırma bedelinin tespiti için asliye hukuk mahkemesinde dava açılmaktadır. Bu nedenlerle taşınmazın bütün bilgilerinin hüküm özetine yazılması ve daha sonra da kamulaştırma bedelinin miktarının tespit hükmü olarak hüküm özetinde yer alması gerekmektedir. Dikkat edilecek bir diğer konu ise karar öncesinde kamulaştırma bedelinin mahkeme veznesine ya da bir bankada hak sahipleri adına açılacak bir hesapta depo edilmesine karar verilmiş olacağı için bu paranın ilgililere ödemesi için de hüküm bulunmasıdır. Kamulaştırma kararlarının işleme konulacağı yer tapu müdürlüğüdür bu nedenle tapu müdürlüğüne de kararın bir örneğinin gönderilmesi gerekmektedir. Bazı kurumlar harçtan muaf oldukları için harç hesaplamalarında bu durumda dikkate alınarak hüküm özetinde belirtilmelidir. Kamulaştırma davaları hukuken tespit davası olması nedeniyle tespit davasında davacı olarak gözüken ilgili kurum yargılama giderlerinden doğrudan sorumlu olup diğer bütün yargılama giderlerinin ilgili kurum üzerinde bırakılmasına karar verilir. Taraflar kendilerini avukat ile temsil ettirmişlerse her iki taraf lehine de vekâlet ücretine hükmedilir.


9 Kasım 2016 Çarşamba

GEÇİT HAKKI KISA KARAR VE HÜKÜM ÖRNEĞİ


GEÇİT HAKKI KISA KARAR VE HÜKÜM ÖRNEĞİ

Uygulayıcı olarak hakimlerin en çok sıkıntı çektikleri konuların başında kısa karar örneği bulmak ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının yazımında örnek bulabilmektir. Geçit hakkı davalarında çok sık uyguladığım kısa karar örneğini aşağıda yayınlıyorum.

G.D.:

1- Davacı (...) ada (...) parsel lehine (...) ada (...) parsel aleyhine bilirkişi (...)'in .../.../... tarihli krokisinde (...) renkle gösterilen (...) m2 kısımda (...) -TL bedel karşılığında GEÇİT HAKKI TESİSİ İLE TAPUYA TESCİLİNE,

2- Yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına,

3- (...) -TL vekalet ücretinin davalı (...)'dan alınarak davacıya verilmesine,

4- Kadastro dosyasının Tapu müdürlüğüne iadesine,

Dair Davacı vekili ile davalılara karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde (...) Bölge Adliye Mahkemesi’ne istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. .../.../...

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1- Davacı (...) ada (...) parsel lehine (...) ada (...) parsel aleyhine bilirkişi (...)'in .../.../... tarihli krokisinde (...) renkle gösterilen (...) m2 kısımda (...) -TL bedel karşılığında GEÇİT HAKKI TESİSİ İLE TAPUYA TESCİLİNE,

2- Yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına,

3- (...) -TL vekalet ücretinin davalı (...)'dan alınarak davacıya verilmesine,

4- Kadastro dosyasının Tapu müdürlüğüne iadesine,

Dair Davacı vekili ile davalılara karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde (...) Bölge Adliye Mahkemesi’ne istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. .../.../...

AÇIKLAMA:

Geçit hakkı Türk Medeni Kanununa göre kurulan ve doğrudan ilgili taşınmaz lehine verilen bir karardır. Bu hakkın sürdürülebilirliği ve taşınmazlar el değiştirse bile kullanılmaya devam edilebilirliği tapu kaydına tescil edilmesi ile mümkündür. Bu nedenle verilen hükümde sadece geçit hakkının kabul edilmesi değil aynı zamanda tapuya tesciline de karar verilmesi gerekir. Böylece lehine ya da aleyhine geçit hakkı kurulan taşınmaz el değiştirse de geçit hakkı hukuken varlığını devam ettirir. Hükümde dikkat edilecek en önemli konu geçit hakkının hangi taşınmaz lehine ve hangi taşınmaz aleyhine verildiğinin açıkça yazılı olmasıdır. Çünkü tapu müdürlüğü kaydı bu hükme göre oluşturacaktır. Bir diğer önemli konu ise geçit hakkı için hazırlatılan bilirkişi raporuna ekli krokilerdir. Bu krokiler geçit hakkının verilmesinden sonra kadastro müdürlüğü tarafından yeni kadastro haritalarının hazırlanmasında kullanılmaktadır. Bu yüzden hükümde krokide işaretlenmiş olan kısmın da açıkça belirlenmiş olması gerekir.

MÜKERRER KAYDIN İPTALİNE İLİŞKİN NÜFUS DAVALARINDA KISA KARAR VE HÜKÜM ÖRNEĞİ


MÜKERRER KAYDIN İPTALİNE İLİŞKİN NÜFUS DAVALARINDA
KISA KARAR VE HÜKÜM ÖRNEĞİ

Uygulayıcı olarak hakimlerin en çok sıkıntı çektikleri konuların başında kısa karar örneği bulmak ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının yazımında örnek bulabilmektir. Mükerrer nüfus kayıtlarının iptali davalarında çok sık uyguladığım kısa karar ve hüküm örneğini aşağıda yayınlıyorum.

G.D.:

1- Davanın KABULÜNE,

2- (...) İli, (...) İlçesi, (...) Mahallesi / Köyü, Cilt No: (...), Hane No: (...), BSN: (...)'da (...) T.C. kimlik numarasıyla nüfusa kayıtlı (...) oğlu / kızı, .../.../... d.lu, (...)'ın nüfustaki mükerrer olan (...) İli, (...) İlçesi, (...) Mahallesi / Köyü, Cilt No: (...), Hane No: (...), BSN: (...)'deki kaydının İPTALİNE,

3-Karar kesinleştiğinde kararın bir örneğinin mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğü tarafından ilgili (...) Nüfus Müdürlüğüne gönderilmesine,

4-Harç alınmasına yer olmadığına,

5-Davanın mahiyeti gereğince yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına,

Dair, davacı ve davalı kurum temsilcisinin yüzüne, karşı kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde (...) Bölge Adliye Mahkemesi’ne istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. .../.../...


HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1- Davanın KABULÜNE,

2- (...) İli, (...) İlçesi, (...) Mahallesi / Köyü, Cilt No: (...), Hane No: (...), BSN: (...)'da (...) T.C. kimlik numarasıyla nüfusa kayıtlı (...) oğlu / kızı, .../.../... d.lu, (...)'ın nüfustaki mükerrer olan (...) İli, (...) İlçesi, (...) Mahallesi / Köyü, Cilt No: (...), Hane No: (...), BSN: (...)'deki kaydının İPTALİNE,

3-Karar kesinleştiğinde kararın bir örneğinin mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğü tarafından ilgili (...) Nüfus Müdürlüğüne gönderilmesine,

4-Harç alınmasına yer olmadığına,

5-Davanın mahiyeti gereğince yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına,

Dair, davacı ve davalı kurum temsilcisinin yüzüne, karşı kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde (...) Bölge Adliye Mahkemesi’ne istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. .../.../...

AÇIKLAMA:

Mükerrer nüfus kaydının kaydın iptali davalarında aynı kişiye ait iki nüfus kaydının bulunması sebebiyle içlerinden birinin iptali talep edilir. İptaline karar verilen kaydın tam olarak kararda belirtilmesi gerekir. Çünkü nüfus müdürlüğü iptal edilecek kaydın hangi kayıt olduğunu mahkeme kararına bakarak belirler. Bu sebeple iptal edilen kayıt bütün unsurlarıyla kararın hüküm fıkrasına yazılmalıdır. Burada dikkat edilecek en önemli konu iptal edilecek kaydın T.C. kimlik numarasının yazılmış olmasıdır. Diğer bütün bilgilerin dışında en belirleyici olan T.C. kimlik numarasıdır. Hüküm fıkrasında ayrıca kararın bir örneğinin ilgili nüfus müdürlüğüne gönderilmesine de karar verilmelidir. Çünkü nüfus müdürlüğü bu karara göre işlem yapacağı için bilgi sahibi olmak zorundadır. Kaydın düzeltilmesi başka türlü olmaz.

MUHTESATIN TESPİTİ KISA KARAR ÖRNEĞİ


MUHTESATIN TESPİTİ KISA KARAR ÖRNEĞİ

Uygulayıcı olarak hakimlerin en çok sıkıntı çektikleri konuların başında kısa karar örneği bulmak ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının yazımında örnek bulabilmektir. Muhtesatın tespiti davalarında çok sık uyguladığım kısa karar örneğini aşağıda yayınlıyorum.

G.D.:

1- Davanın KABULÜNE;

2- (...) ili (...) ilçesi (...) Mahallesi / Köyü (...) ada (...) parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan evin / kuyunun / ahırın T.C. kimlik numaralı (...) oğlu / kızı (...)’na adına tapunun beyanlar hanesine tesciline,


HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1- Davanın KABULÜNE;

2- (...) ili (...) ilçesi (...) Mahallesi / Köyü (...) ada (...) parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan evin / kuyunun / ahırın T.C. kimlik numaralı (...) oğlu / kızı (...)’na adına tapunun beyanlar hanesine tesciline,


AÇIKLAMA:

Muhtesatın tespiti çoğunlukla paydaşlığın giderilmesi davalarında paydaşlığın giderilmesi istenilen taşınmaz üzerindeki yapıların kime ait olduğunun tespiti için yapılır. Bu davalarda yetkili ve görevli mahkeme taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesidir. Bu nedenle paydaşlığın giderilmesi davasına bakan sulh hukuk mahkemesi muhtesatın tespiti davası açmak üzere taraflardan birine yetki verir. Yetkiyi alan taraf bu yetki ile muhtesatın tespiti davasını açar ve dava sonunda kime ait olduğu tespit edilen muhtesatın aidiyeti resmileşir. Böylece muhtesatın taşınmazın kayıtlı bulunduğu tapu müdürlüğündeki kaydına şerh düşülerek resmiyet işlemi tamamlanır. Bu sebeple muhtesatın tespiti davalarında muhtesatın kime ait olduğunun tespiti ile yetinilmeyip aynı zamanda tapu kütüğünün beyanlar hanesine şerh verilmesinin de karara bağlanması gerekmektedir. Böylece muhtesatın kime ait olduğu resmi kayıtlara geçer ve paydaşlığın giderilmesi davasında paydaşlığın satış ya da paylaşma yoluyla giderilmesine karar verildiğinde ya o muhtesatın bulunduğu yer sahibine ayrılır ya da satış sonucu gelen satış parasından muhtesatın değeri aidiyetine karar verilen paydaşa teslim edilir.

ZORUNLU MALİ SORUMLULUK SİGORTASI DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI İLİŞKİSİ


ZORUNLU MALİ SORUMLULUK SİGORTASI
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI İLİŞKİSİ

I. GİRİŞ:

Ülkemizde en çok karşılaşılan uyuşmazlıklardan biri de trafik kazalarıdır. Trafik kazaları sonucu meydana gelen ölüm ve yaralanmalarla maddi zararlar her yıl binlerce davaya konu olmaktadır. Bu makalemizde farklı görüşlerin olduğu bir konuya, zorunlu mali sorumluluk sigortasının araç işleteninin ölümü nedeniyle yakınlarının destekten yoksun kalma tazminatını kapsayıp kapsamadığı konusuna değineceğiz.

II. ZORUNLU MALİ SORUMLULUK SİGORTASININ HUKUKİ DAYANAĞI:

Zorunlu mali sorumluluk sigortası 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun da düzenlenmiş olup bütün araç sahiplerinin yaptırmaları zorunlu olan sigorta türüdür. Bu kanun kapsamında sigortanın neleri kapsadığı ve neleri kapsamadığı, sorumluluk türleri açıkça sayılmıştır. Ancak kanunda yazılı durumlar bazen yorum gerektirmektedir ki incelemesini yaptığımız konu açıkça kanunda yazılı olmadığından ancak hukukçuların yorumu ile açıklığa kavuşturulabilecek bir konudur. Zorunlu mali sorumluluk sigortasının ölen araç işleticisinin yakınlarının destekten yoksun kalma tazminatı taleplerini karşılayıp karşılamayacağı konusunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak yasanın hukukçular tarafından yorumu yoluyla bu konu açıklığa kavuşturulabilir.

III. DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATINI KAPSAMADIĞINI SAVUNAN GÖRÜŞ:

Tartışma yaratan konu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Dışında Kalan Hususlar” başlıklı 92’inci maddesidir. Bu madde de zorunlu mali sorumluluk sigortasının kapsamı dışında kalan konular sayılmıştır. Bu maddeye göre;

a) İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler,

b) İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri talepler,

c) İşletenin; bu Kanun uyarınca sorumlu tutulmadığı şeye gelen zararlara ilişkin talepler,

d) Bu Kanunun 105 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre zorunlu mali sorumluluk sigortasının teminatı altında yapılacak motorlu araç yarışlarındaki veya yarış denemelerindeki kazalardan doğan talepler,

e) Motorlu araçta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlar,

f) Manevi tazminata ilişkin talepler

zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışındadır. Destekten yoksun kalma tazminatının ZMSS kapsamına girmediğini savunan görüş; ZMSS’nin aracın karıştığı trafik kazasında üçüncü kişilere karşı verilmiş olan zararları kapsadığı ancak üçüncü kişi durumunda olmayanların bedensel ve maddi zararlarını kapsamadığını savunmaktadır. Bu durumda işleten ya da yakınları eğer bedensel bir zarara uğramışsa ya da ölüm meydana gelmişse üçüncü kişi durumunda olmadıklarından bu sigorta kapsamında olmayacaklar ve her hangi bir hak talep edemeyeceklerdir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 1990/825 Esas; 1990/963 Karar ve 16.02.1990 tarihli kararında “Bilindiği üzere zorunlu mali sorumluluk sigortası, sigorta ettirenin üçüncü kişilere verdiği zararları onun adına karşılamak üzere hem üçüncü kişileri hem de sigorta ettireni koruma amacı ile oluşturulmuş bir zarar sigortası türüdür. Bu bakımdan sigorta ettiren Erol üçüncü kişi durumunda olmadığından onun davasının reddi sonucu itibariyle doğru olmuştur.” (Ulaş, Işıl; Uygulamalı Sigorta Hukuku Mal ve Sorumluluk Sigortaları; Genişletilmiş ikinci baskı; s. 572; Turhan Kitapevi; Ankara; 1998)

Yargıtay 11. HD o tarihte yasanın bu hükmünün getiriliş amacından yola çıkarak bu yorumu yapmıştır. Yasanın bu hükmünün getiriliş amacının üçüncü kişilere karşı verilecek zararlara karşı bu zararları tazmin etmek amacı olduğu gerekçesiyle; yasanın bu maddesini bu şekilde yorumlamış ve işletenin kendisine gelen zararları sigortanın kapsamadığını kabul etmiştir. Ancak Yargıtay 11. HD bu görüşünde ısrarcı olmamış ve 2015 yılında içtihat değişikliğine gitmiştir.

IV. DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATINI KAPSADIĞINI SAVUNAN GÖRÜŞ:

ZMSS’nin işletenin ya da yakınlarının ölümü ya da bedensel zarar görmeleri durumunda uğradıkları zararları ya da destekten yoksun kalma tazminatını kapsadığını savunan görüş söz konusu yasa maddesinin aksi yorumundan, eski dildeki ifadesiyle mefhumu muhalifinden istinbat etmesinden yola çıkmaktadır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Dışında Kalan Hususlar” başlıklı 92’inci maddesinde zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışında kalan durumlar sayılmıştır. Öncelikle bu saymanın hukuki niteliği üzerinde durulması gerekmektedir. Maddede ki sayma örnek olarak mı yoksa sınırlı sayı olarak mı (tahdidi ya da tadadi) sayılmıştır? Madde metni incelendiğinde ZMSS kapsamı dışında kalan konuların örnek olarak sayıldığını gösterir bir ibare bulunmamaktadır. Bu durumda maddede sayılan durumların tamamının sınırlı sayı ilkesine göre (tahdidi) yazılmış olduğunu söyleyebiliriz. Madde içinde sınırlı sayı ilkesine göre düzenleme bulunması o maddenin aksi yorumundan çıkarım yapmamızı da kolaylaştırır. Çünkü sayılanlar kesin olduğu için sayılanların kapsamına girmeyenler de bellidir. Söz konusu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Dışında Kalan Hususlar” başlıklı 92. maddesi sigorta kapsamı dışında kalan durumları açıkça ve sınırlı sayıda belirtmiş olması nedeniyle işletenin kendisinin ve yakınlarının bedensel zararları ile işletenin kendisinin ölümü nedeniyle yakınlarının destekten yoksun kalma tazminatlarının bu madde kapsamında olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Destekten yoksun kalma tazminatının bu madde kapsamına girdiğini savunan görüş maddenin aksi yorumundan yola çıkarak bu sonucu ulaşmaktadır.

İlk görüşün dayandığı ZMSS’nin üçüncü kişilerin zararlarını karşılamak için getirilmiş olduğu görüşü ise bu görüşle çelişmemektedir. Çünkü destekten yoksun kalma tazminatı talep eden işletenin yakınları sigorta sözleşmesinin tarafı olan sigorta şirketi ve işletene göre üçüncü kişi konumundadır. Bu nedenle Yargıtay’ın yeni kararı hukuken daha doğru ve hakkaniyet esaslarına daha uygun bir karardır. Ne var ki; bu kararın geçerliliğinin sağlam temellere dayandırılması iki karar arasındaki çelişkinin giderilmesine bağlıdır. Bu çelişki de ancak içtihadı birleştirme kararı verilmek suretiyle giderilebilir. Yargıtay’ın bu konuda verdiği en son kararın metnini aşağıda sunuyoruz.

V. YARGITAY KARARI:

YARGITAY
17. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2014/4969
KARAR NO : 2015/10313

MAHKEMESİ: Adana 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 02/04/2009
NUMARASI : 2008/2-2009/175

DAVACILAR : 1-Muhside Ulucan
                          2-Can Ulucan
                          3-Gülbin Ulucan

DAVALI : Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR:

Davacı vekili; 12.05.2007 tarihinde meydana gelen tek taraflı trafik kazasında müvekkillerinin murisi Muhettin Ulucan'ın vefat ettiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile eş Muhside ulucan için 2.000,00 TL, çocuklar Can Ulucan için 2.000,00 TL, Gülbin Ulucan için 2.500,00 TL, destekten yoksun kalma maddi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı şirketten tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili; davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre; davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 91/1.maddesinde, “işletenlerin, bu kanunun 85/1 maddesine göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur”, aynı yasanın 85/1 maddesinde, “bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yararlanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, araç işletenin bu zarardan sorumlu olacağı”, aynı yasanın 85/son maddesinde ise, “ işleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.” hükümlerine yer verilmiş, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının A-1.maddesinde de, “sigortacı bu poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermesinden dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder” şeklinde ifade edilmiştir.

Yukarıda açıklanan madde hükümlerinden, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası; motorlu bir aracın karayolunda işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına neden olması halinde, o aracı işletenin zarara uğrayan 3. kişilere karşı olan sorumluluğunu belli limitler dahilinde karşılamayı amaçlayan ve yasaca yapılması zorunlu kılınan bir zarar sigortası türü olduğu anlaşılmaktadır.

Motorlu araçların işletilme tehlikesine karşı, zarar gören üçüncü şahısları, korumak amacıyla getirilmiş olan bu düzenleme ile öngörülen sorumluluğunun bir kusur sorumluluğu olmayıp, sebep sorumluluğu olduğu; böylece araç işletenin sorumluluğunun sebep sorumluluğunun ikinci türü olan tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunduğu, öğretide ve yargısal içtihatlarla kabul edilmektedir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku, 9. Bası, s. 631 vd.; Ahmet Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku, Genişletilmiş 10. Baskı, s. 264 vd).

2918 sayılı Kanunun 86. maddesinde ise, bu Kanunun 85.maddesinde düzenlenen sorumluluktan kurtulma ve sorumluluğu azaltma koşullarına yer verilmiştir.

Bu düzenlemelere göre, araç işleteni veya araç işleteninin bağlı bulunduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabilecek; sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi ise kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hakim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilecektir.

Burada kanun koyucu zarar görenin kusuru nispetinde indirim yapılabileceğini öngörmüş ve indirimi zorunlu tutmayarak hakimin taktirine bırakmıştır. Uygulama ve öğretide de (S. Ünan, “Ergün A. Çetingil ve Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı 2007”, s. 1180) bu husus kabul edilmektedir.

Kanun koyucu, açıklanan düzenlemeler yanında 2918 sayılı KTK’nun 91. maddesiyle de; işletenin Aynı Kanunun 85. maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası (Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası) yaptırma zorunluluğunu getirmiştir.

Hemen belirtmelidir ki, işletenin sorumluluğu hukuki nitelikçe tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunmakla, işletenin hukuki sorumluluğunu üstlenen zorunlu sigortacının 91.maddede düzenlenen sorumluluğu da bu kapsamda değerlendirilmelidir.

Öyle ise, hem işleten hem de sigortacının sorumluluğu, hukuki niteliği itibariyle tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunduğundan, uyuşmazlığın bu çerçevede ele alınıp, çözümlenmesi gerekmektedir.

Karayolları Trafik Kanununda zorunlu trafik sigortasına ilişkin olarak, sorumluluğun kapsamı yanında, bu kapsam dışında kalan haller de açıkça düzenlenmiştir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Dışında Kalan Hususlar” başlıklı 92. maddesinde:

“Aşağıdaki hususlar, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışındadırlar.

a) İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler,

b) İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri talepler,

c) İşletenin; bu Kanun uyarınca sorumlu tutulmadığı şeye gelen zararlara ilişkin talepler,

d) Bu Kanunun 105 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre zorunlu mali sorumluluk sigortasının teminatı altında yapılacak motorlu araç yarışlarındaki veya yarış denemelerindeki kazalardan doğan talepler,

e) Motorlu araçta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlar,

f) Manevi tazminata ilişkin talepler.”

hükmü ile, zorunlu trafik sigortacısının hangi zararlardan sorumlu olmadığı düzenleme altına alınmış; burada örnekseme yoluna gidilmeyip; tek tek ve tahdidi olarak sorumlu olunmayan haller sıralanmıştır.

Bu noktada üzerinde durulması gereken hususlardan birisi, 2918 sayılı KTK’nun 92/b maddesinde yer alan “İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri taleplerin zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışında olduğuna” ilişkin hükümdür.

Bu hükümle kanun koyucu; tehlike sorumlusu zorunlu mali sorumluluk sigortacısının sorumluluğu kapsamından sadece, tehlike sorumlusu olan işletenin eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararları çıkarmıştır.

Şu haliyle, anılan kişilerin mallarına gelen zararlar dışında kalan ölüm ve yaralanmaya ilişkin cismani zararlar ise sigortacının sorumluluğu kapsamında bırakılmış; böylece tehlike sorumlusunun yakınlarının dahi belirtilen anlamda sigorta kapsamında olduğu benimsenmiştir.

Durum bu olunca, işletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin ölüm veya yaralanmaları halinde bundan kaynaklanan zararlarının zorunlu sigorta kapsamında olduğu kabul edilmelidir.

Araç sürücüsünün veya yakınlarının talepleri ise 92.madde kapsamında yer almamakla sigortacının sorumluluğu kapsamında kabul edilmiştir.

Destekten yoksun kalma tazminatı, B.K'nun 45/II. maddesinde düzenlenmiş olup; "Ölüm neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir." şeklinde hükme bağlanmıştır.

Görülmektedir ki, destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir.

Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse BK'nun 45/II. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Ancak, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle, ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir.

Borçlar Kanunu’nun 45.maddesinde sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır; sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır.

O halde destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür.

Bununla birlikte destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Burada önemli olan, destekten yoksun kalan kimsenin ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik düzeye göre normal karşılanan giderlerdir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.04.1982 gün, 979/4-1528 E., 1982/412 K. sayılı kararı).

Diğer taraftan, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.03.1978 tarih ve 1/3 sayılı kararının gerekçesinde de: "Destekten Yoksun Kalma Tazminatının eylemin karşılığı olan bir ceza olmayıp, ölüm sonucu ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek ve yaşamının desteğin ölümünden önceki düzeyde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde kendine özgü bir tazminat olduğu” hususu vurgulanmış; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.11.2005 gün ve 2005/4-648 E.-2005/691 K. sayılı ilamında da aynı esaslar benimsenmiştir.

Önemle vurgulanmalıdır ki, Borçlar Kanunu’nun 45/III. maddesine göre destekten yoksun kalma tazminatı, desteğin mirasçısı olarak geride bıraktığı kişilere değil, desteğinden yoksun kalanlarına aittir. Destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilecek kişiler, mirasçılardan başka kişiler de olabileceği hususunda da herhangi bir ihtilaf yoktur. Murisin trafik kazasından kaynaklanan bir sorumluluğu söz konusu olduğunda ve koşulları oluştuğunda mirasçıları bundan sorumlu olduğu halde, aynı olay nedeniyle destekten yoksun kalan ve fakat mirasçı olmayan kişiler bundan sorumlu değildir (HGK.nun 15.06.2011 gün ve 2011/17-142 E. -411 K. sayılı ilamı).

Davacıların destekten yoksun kalma tazminatı talebine dayanak olarak gösterdikleri zarar; işletenin ölümü sonucunda meydana gelmekle birlikte işleten üzerinde doğan bir zarardan ayrı ve salt onun desteğinden yoksun kalınması olgusuna dayalı, mirasçılık sıfatıyla bağlı olmaksızın uğranılabilen bir zarardır. Böyle bir zararın işletenin kendisinin sahip olacağı hakla bir ilişkisi olmadığı gibi, doğrudan işletenin zararıyla bağlı ve onunla sınırlı bir zarar da değildir. İşletenin ölümü zararı doğuran olay olmakla birlikte, zarar doğrudan üçüncü kişi durumundaki destekten yoksun kalanlar üzerinde oluşmuştur. Buradaki zarar, mirasçıların salt bu sıfatla devraldıkları murislerinin uğradığı ve ondan intikal eden bir zarar da değildir.

Destekten yoksun kalma tazminatına dayanak teşkil eden hak, salt miras yoluyla geçen bir hak olsa idi doğrudan işleten üzerinde doğup ondan mirasçılarına intikal edeceğinden, bu yöndeki savunmalar ölenin desteğinden yoksun kalanlara karşı ileri sürülebilecekti. Oysa yukarıda da açıklandığı üzere, destekten yoksun kalma tazminatına konu davacıların zararı, desteklerinin ölümü nedeniyle destekten yoksun kalan sıfatıyla doğrudan kendileri üzerinde doğan zarardır. Bu zarardan doğan hak desteğe ait olmadığına göre, onun kusurunun bu hakka etkili olması da düşünülemez.

Şu hale göre; işleten murisin, ister kendi kusuru ister bir başkasının kusuru ile olsun salt ölmüş olması, destekten yoksun kalanlar üzerinde doğrudan zarar doğurup; bu zarar gerek Kanun gerek poliçe kapsamıyla teminat dışı bırakılmamış olmakla, davacıların hakkına, desteklerinin kusurunun olması etkili bir unsur olarak kabul edilemez ve destekten yoksunluk zararından kaynaklanan hakkın sigortacıdan talep edilmesi olanaklıdır.

Davacıların üçüncü kişi konumunda oldukları hem mahkeme, hem de özel dairenin kabulünde olduğu gibi, işletenin yakınlarının uğradıkları destek zararlarının trafik sigortacısının sorumluluğu kapsamı dışında kaldığına ilişkin Kanunda ve buna bağlı olarak poliçede açık bir düzenleme bulunmadığı da, uyuşmazlık konusu değildir.

Davacıların uğradıkları zarara bağlı olarak talep ettikleri hak, salt miras yoluyla geçen bir hak olmayıp, bilimsel ve yargısal içtihatlarda kabul edildiği üzere destekten yoksun kalanın şahsında doğrudan doğruya doğan, asli ve bağımsız bir talep hakkıdır.

Davacıların ölenin salt mirasçısı sıfatıyla değil, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açtıklarına, ölüm nedeniyle doğrudan davacılar üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki kusurun davacılara yansıtılamayacağına; dolayısıyla araç sürücüsünün veya işletenin tam kusurlu olmaları halinde, desteğinden yoksun kalan davacıları etkilemeyeceğine; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’na göre, aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı davalı sigorta şirketi, işletenin üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına aldığına ve olayda işleten veya sürücü tam kusurlu olsalar bile, destekten yoksun kalan davacılar da zarar gören üçüncü kişi konumunda bulunduğundan, davalı sigorta şirketinin sorumlu olacağına karar vermek gerekir. (HGK'nun 15.6.2011 gün ve 2011/17-142 esas-411 karar, HGK'nun 22.2.2012 gün 2011/17-787 esas 2012/92 karar sayılı ilamları uyarınca, 16.1.2013 gün HGK 2012/17-1491 esas, 2013/74 karar sayılı ilamı)

Somut olayda, davacıların ölen murisi sürücüsü olduğu araçta %100 kendi kusuruyla vefat ettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece yukarıda açıklanan yasa hükümleri doğrultusunda davacılar 3.kişi konumunda olduğundan davanın esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanlış gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 08.10.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan Üye Üye Üye Üye

A.Ş.Sertkaya M.Özcan S.Kul H.Tuztaş B.Aydın