25 Ekim 2016 Salı


KİRALAYANIN HAPİS HAKKI

I. GİRİŞ:

Kiralayanın hapis hakkının kullanması çok sık karşılaşılmayan ve bu yüzden de uygulaması çok iyi bilinmeyen bir konudur. Bu makalemizde bu konuyu ele alacağız.

II. HAPİS HAKKININ HUKUKİ DAYANAĞI:

Kiralayanın hapis hakkının hukuki dayanağı 6098 sayılı TBK m. 336 ve devamı maddeleridir. Bu maddelere göre; işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan altı aylık kira bedelinin güvencesi olmak üzere bu hak kullanılabilecektir. Eğer işlemiş kira bedeli bir yılın altında değilse ya da işlemekte olan kira bedeli miktarı altı ay olamayacaksa bu hak kullanılamaz. Örneğin sözleşmenin bitimine altı aydan az zaman kaldıysa bu hak kullanılamayacaktır.

Getirilen bir başka sınırlandırma ise hapis hakkının kiralananda bulunan ve kiralananın döşenmesine veya kullanılmasına yarayan taşınırlar ile sınırlı olmasıdır. Örneğin market olarak kullanılan bir taşınmazda ancak kiralananın döşenmesine veya kullanılmasına yarayan raf, masa, buzdolabı gibi taşınırlar hapis hakkının konusunu oluşturabilecektir. Markette bulunan gıda malzemeleri bu hakkın konusunu oluşturamayacaktır.

Alt kiranın varlığı halinde de hapis hakkı, alt kiracının asıl kiracıya olan kira borcunu aşmamak üzere, alt kiracının kiralanana getirdiği aynı nitelikteki taşınırları kapsar. Daha fazlası üzerinde hapis hakkı kullanılamaz. Hapis hakkının kullanılamayacağı bir diğer durum ise kiracının haczedilemeyen mallarıdır. Nelerin haczedilemeyeceği ise İİK hükümlerine göre belirlenir.

Üçüncü kişilerin eşyaları, çalınmış, kaybolmuş veya başka bir biçimde malikinin elinden iradesi dışında çıkmış eşya üzerindeki haklar da hapis hakkının konusunu oluşturamaz. TBK m. 337 bu konuda “kiraya verenin kiracıya ait olmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği eşya” ölçütünü getirmiştir. Örneğin kiralanan taşınmazda bekar olarak kaldığını bildiği bir kiracının evine geçici olarak kardeşinin çocuğuna ait çocuk yatağı getirmesi halinde bu eşyanın kiracıya ait olamayacağını kiralayanın bilmesi gerekir.

Kiralananda başkasına ait eşya sözleşmenin feshinde de önemli bir rol oynamaktadır. Şöyle ki; TBK m. 337’ye göre kiraya veren, kiracı tarafından kiralanana getirilmiş olan taşınırların kiracının mülkiyetinde olmadığını kira sözleşmesi devam ederken öğrendiği hâlde, sözleşmeyi en yakın fesih döneminin sonu için feshetmezse, bu eşya üzerindeki hapis hakkını kaybeder. Yani kiralayan taşınmaza getirilen eşyanın kiracıya ait olmadığını öğrenmişse ve bu duruma ses çıkarmamışsa o takdirde bu durumu üstü örtülü olarak kabul etmiş sayılır ve kiralananı başkasının eşyaları için kullandıran kiracıya karşı bu eşyalar yönünden hapis hakkını kaybeder. (Başkasına ait olan eşyalar üzerinde zaten hapis hakkının oldukça kısıtlandığı düşünülecek olursa bu maddenin yasaya neden konulduğunu anlamış değilim.)

III. HAPİS HAKKININ KULLANILMASI YÖNTEMİ:

TBK m. 338’e göre kiracı, taşınmak veya kiralananda bulunan taşınırları başka bir yere taşımak istediği takdirde, kiraya veren, alacağını güvence altına almasını sağlayacak miktardaki taşınırı, sulh hâkiminin veya icra müdürünün kararıyla alıkoyabilir. Bu maddenin amacı ülkemizde çok sık rastlanıldığı üzere kiracının kira parasını ödemeden kaçmasını önlemek içindir. Bu hak iki şekilde kullanılabilmektedir. Sulh hukuk mahkemesi kararı ile kullanılması durumunda mahkeme öncelikle kiracının en az bir yıllık kira borcunun bulunup bulunmadığına ve kalan kira süresinin de altı aydan az olup olmadığına bakacaktır. Bu şart varsa kiralanan taşınmazdaki kiracıya ait eşyalar üzerinde hapis hakkının kullanılmasına karar verecektir. Karar da dikkat edilmesi gereken konu yukarıda da belirttiğimiz gibi hapis hakkı sadece kiralananda bulunan ve kiralananın döşenmesine veya kullanılmasına yarayan taşınırlar ile sınırlı olarak kullanılacaktır. Başkaca bir malın hapis hakkının konusu olması söz konusu olmayacaktır.

Sulh hukuk mahkemesinin kararını alan alacaklı kiralayan icra müdürlüğüne giderek takip talebinde bulunacak ve bu talep doğrultusunda icra memuru ile taşınmazın bulunduğu yere gidilecektir. İcra müdürünün kararı ile hapis hakkının kullanılmasında da aynı konulara dikkat edilecektir.

İcra müdürü kararı ya da sulh hukuk mahkeme kararı üzerine kiralanan taşınmaza gidilerek taşınmazda bulunan borçlu kiracıya ait eşyalardan hapis hakkının konusunu oluşturanların tespiti yapılacak ve bir defteri tutulacaktır. Bu işlemden sonra söz konusu eşyalar yediemin sıfatıyla borçlu kiracıya ya da bir üçüncü kişiye teslim edilecektir. Yediemin olarak eşyaların alacaklıya teslim edilmesi söz konusu değildir ki uygulamada en çok yanlış yapılan durum budur. Hapis hakkı hukuki bir işlem olup fiili bir durum yaratmak için kullanılmaz. Amaç kiracının kira borcuna karşılık olarak bir kısım eşyalarının güvence altına alınması yani rehin olarak kaydının yapılmasıdır.

Eğer eşyalar, gizlice veya zorla götürülürse, götürülmelerinden başlayarak on gün içinde kolluk gücünün yardımıyla kiralanana geri getirilir. Ayrıca yediemin olarak kime bırakıldıysa yedieminlik görevini kötüye kullanmaktan ötürü de hakkında suç duyurusunda bulunulabilir. Dolayısıyla hapis hakkının kullanıldığı eşyaları yediemin olarak teslim alan borçlu kiracı ya da üçüncü kişi hapis cezası ile cezalandırılma olasılığının bulunduğu bir hukuki duruma girmektedir. TCK m. 289 hükmüne göre muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan hakkında soruşturma başlatılabilir.

Eğer eşyaların başka yere kaçırılma olasılığı varsa bu eşyaların bulunduğu yerde değil bir yediemin deposunda da muhafaza altına alınması sağlanabilir. Bu durumda kiralanan taşınmazdaki bütün eşyalar değil sadece borca yeter miktarda eşya bulunduğu yerden alınarak yediemin deposuna götürülerek muhafaza altına alınır. Bu durumda da eşyalar yine alacaklıya teslim edilmez. Bizce en güvenilir yol da budur.

IV. REHİNİN PARAYA ÇEVRİLMESİ YOLUYLA TAKİP:

Hapis hakkının kullanılması geçici bir yoldur. Hapis hakkı kullanılan mallar üzerinde rehin hakkı kurulmuş olur. Bu hukuki işlemin devam için İİK m. 145 ve devamı maddelerine göre taşınır rehininin paraya çevrilmesi yolu ile takip yoluna başlanılması gerekir. İcra müdürü alacaklı kiralayanın takip talebinde bulunması için kendisine on beş günü geçmemek üzere süre verir. Bu süre hak düşürücü süre olup geçirilmesi durumunda rehinin paraya çevrilmesi yoluyla takip hakkı düşer. Ancak alacaklının mutlaka rehinin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapması da gerekmez. Haciz ya da iflas yoluna da başvurma hakkı bulunmaktadır. Önemli olan kendisine verilen süre içinde takip talebini yapmış olmasıdır.

20 Ekim 2016 Perşembe

İCRA CEZA MAHKEMESİ KARARLARININ İTİRAZ İNCELEMESİNDE YENİ HÜKÜM KURULMASI SORUNU


İCRA CEZA MAHKEMESİ KARARLARININ İTİRAZ İNCELEMESİNDE
YENİ HÜKÜM KURULMASI SORUNU

I. GİRİŞ:

Bu makalemizde icra ceza mahkemesi kararlarına karşı gidilen itiraz yolunda itirazı inceleyecek olan mahkemenin ne tür karar vermesi gerektiğini inceleyeceğiz. İcra ceza mahkemesi kararlarına karşı itiraz yolu açıktır. Ancak itiraza bakan mahkeme itirazı kabul ederse sadece kararı kaldırmakla mı yetinecektir yoksa yeni bir hüküm de kuracak mıdır? Uygulamada mahkemeler arasında bu konuda önemli farklılıklar bulunmaktadır.

II. İCRA CEZA MAHKEMESİ YARGILAMASI:

İİK 331 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan disiplin hapsi cezalarının uygulanacağı davaların yargılaması İİK m. 353 hükmü uyarınca 5271 sayılı CMK hükümlerine göre yapılır. İİK m. 331 ve devamı maddelerdeki eylemler için yapılan yargılamada uygulanan kanunlar her ne kadar teknik anlamda ceza hukuku olmasa da ceza yargılaması yapıldığı bir gerçektir. Bu nedenle CMK hükümleri bu maddelerin uygulandığı davalarda da uygulanmak zorundadır. İİK, TCK m. 5 anlamında ceza hükmü içeren özel kanun niteliğindedir. Bu sebeple yargılama baştan sona ceza yargılaması esasına göre yapılır.

III. İCRA CEZA MAHKEMESİ YARGILAMASINDA İTİRAZ YOLU:

Yukarıda açıkladığımız gibi icra ceza yargılamalarında CMK hükümlerinin uygulanması zorunludur. CMK m. 267 hükmüne göre “Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.” İtiraz yolu CMK’da düzenlenmiş olan olağan kanun yollarından biridir. İcra ceza yargılamasında da verilen mahkeme kararına karşı İİK m. 353 hükmü uyarınca asliye ceza mahkemesine itiraz yolu ile başvurulabilir. İtiraz süresi kararın tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren yedi gündür.

Mahkeme itirazı incelemesi için dosyayı o yerde icra mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde icra mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde asliye ceza mahkemesine, icra mahkemesi hâkimi ile asliye ceza mahkemesi hâkiminin aynı hâkim olması hâlinde ise en yakın asliye ceza mahkemesine gönderir.

İtiraz yolunda tartışma yaratan ve uygulama farklılığına neden olan konu ise İİK m. 353’üncü maddenin ikinci fıkrasının son cümlesinde yazılı olan “İtiraz incelemesi neticesinde verilen karar kesindir” hükmüdür. İtiraz incelemesi neticesinde verilen kararın kesin olması tam olarak neyi ifade etmektedir? İtiraza bakan mahkemenin kararın kaldırılmasına karar vermesi durumunda yeni hüküm kuracağı ve bu hükmün kesin olduğunu mu; yoksa itiraza bakan mahkemenin sadece “kararı kaldırması kararının” kesin olduğunu mu? Bu durumda itiraz üzerine verilen “kararın kaldırılması kararı” üzerine ilk kararı veren mahkemenin yeniden karar vermesi mi gerekecektir? Bu konuda iki farklı görüş bulunmakta olup her iki görüşün de aşağıda incelemesini yaptık.

IV. İTİRAZA BAKAN MAHKEMENİN YENİ HÜKÜM KURMASI GEREKTİĞİNİ SAVUNAN GÖRÜŞ:

Ceza yargılamasında itiraz yolu olağan kanun yollarından biridir. Kanun yolu, verilen kararların hukuk uygunluğunun denetlenmesi için öngörülen başvuru yoludur. Bu nedenle verilen kararın esastan ve usulden hukuka uygunluğunun denetlenmesi yapılır. CMK’da iki tür kanun yolu belirlenmiştir. Biricisi hakim ya da mahkeme kararının kararı veren mahkemeyi takip eden bir sonraki mahkemeye ya da ağır ceza çevresindeki mahkemeye itiraz edilmesi yolu diğeri ise 20 Temmuz 2016 tarihinden itibaren yürürlüğe giren istinaf yolu ile Bölge Adliye Mahkemesi’ne ya da temyiz yolu ile Yargıtay’a gidilmesi yoludur.

İİK m. 353’e göre yapılacak itirazlar birinci kapsamda yer alan türden itirazlardır. Ancak bu durum itiraz yerinin davanın esasında inceleme yapmasını engellememektedir. Nitekim CMK m. 271/II’ye göre “İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir.” Konu bu madde kapsamında değerlendirildiğinde itiraz yerinin kararın kaldırılmasına karar vermesi durumunda aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar vermesi gerekecektir. Bu madde incelemenin dar kapsamlı yapılacağını ancak esasa da girilebileceğini göstermektedir. Yani yapılan itiraz esasa ilişkin ise sadece o esasa ilişkin konu hakkında karar verilecektir. Yargılama baştan sona yenilenmeyecektir. İtiraz yalnız usule ilişkin ise bu durumda sadece usule ilişkin bir inceleme yapılacak başkaca bir konu değerlendirilmeye alınmayacaktır. Bu durum ceza yargılamasında belki de taleple bağlı kalınan tek durum olma özelliğini göstermektedir.

V. YENİ HÜKMÜ KARARI VEREN MAHKEMENİN KURMASI GEREKTİĞİNİ SAVUNAN GÖRÜŞ:

İtiraz üzerine kararın kaldırılmasından sonra yeni hükmü kararı veren mahkemenin kurması gerektiğini savunan görüşün hukuki gerekçesi ise aynı derecede kuvvetli değildir. Bu görüş itiraz üzerine verilen kararın kesin olması nedeniyle eğer usul hükümleri açısından bir yanlışlık yapılacak olursa bu durumda bunun düzeltilmesi için gidilecek bir yer olmadığı gerekçesine dayanmaktadır. Örneğin itiraz incelemesini yapan mahkeme yargılama giderlerinin hesaplanması bakımından bir hata yaparsa buna karşı başvurulacak bir yer olmadığını savunmaktadır. Ancak bu durum kararı kesin olan bütün kanun yolları için geçerlidir. Ayrıca yargılama giderleri işin esası ile değil usulü ile ilgili olup her zaman hükmün tavzihi yani düzeltilmesi yoluna da gidilebilir. Bu talebin kabul edilmemesi durumunda ise usul yönünden yine istinaf ve temyiz yolunun açık olduğu fikrindeyim.

Özellikle Ankara adliyesinde hakim kararlarına karşı itiraz yolunda asliye ceza mahkemeleri yeniden karar verme yoluna gidilirken, CMK m. 231’e göre verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında ağır ceza mahkemeleri sadece hükmü kaldırmakla yetinmekte ve yeni karar vermemektedirler. Dosya ilk kararı veren mahkemeye gönderilmekte ve yine ilk kararı veren mahkemece yeni karar verilmektedir.

VI. HUKUKEN OLMASI GEREKEN:

İİK m. 353 ve CMK m. 271/II birlikte değerlendirildiğinde CMK m. 271/II’de yer alan “İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir.” hükmü tartışmaya yer vermeyecek derecede açıktır. İtiraz üzerine itirazı incelemeye yetkili olan yer eğer verilen kararı kaldırırsa yerine itiraz konusu hakkında yeni bir hüküm kurmak zorundadır. İİK m. 353’de yer alan “İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir” hükmü ise itiraz yerinin itiraz konusu hakkında vereceği kararın kesinliğini ifade etmektedir. Zaten itiraz üzerine kararı da itiraz edilen yargı yeri verir. Yani maddenin sözel yorumu da bu durumu çok iyi ifade etmektedir.

VII. SONUÇ:

İİK m. 353’e göre yapılan itirazlarda asliye ceza mahkemeleri eğer kararın kaldırılmasına ya da değiştirilmesine karar verirlerse bu durumda yeni kararı yine asliye ceza mahkemeleri verecektir. Bu durumda CMK m. 231’e göre verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında Ankara ağır ceza mahkemelerinin uygulamasının yanlış olduğunu söyleyebiliriz.

14 Ekim 2016 Cuma


İLAMLI İCRA TAKİBİ YAPILDIKTAN SONRA
İHTİYATİ HACİZ İSTENEBİLİR

I. GİRİŞ:

Ülkemizde yaygın olarak görülen durumlardan biride davayı kaybeden tarafın kararın kesinleşmesi ile birlikte bir an evvel hacizden mal kaçırmaya başlaması oluşturmaktadır. Bu makalemizde bu durumu engelleyen bir hukuk yolunu açıklayacağız.

II. İLAMLI İCRA TAKİBİ:

İlamlı icra takibi İİK m. 38'de sayılan belgelerden birine dayanılarak yine İİK m. 35'de yazılı olan ödeme emrinin borçluya gönderilmesi ile başlatılır. Buna göre mahkeme ilamlarının dışında aşağıdaki belgelerde ilam niteliğindedir;

  1. Mahkeme huzurunda yapılan sulhler,
  2. Mahkeme huzurunda yapılan kabuller,
  3. Kayıtsız şartsız para borcu ikrarını içeren düzenleme biçimindeki noter senetleri,
  4. İcra dairesindeki kefaletler,
ilamlı icra takibine konu olabilen belgelerdendir.

Bizim açıklayacağımız durum daha çok mahkeme ilamlarıdır. Ancak diğer durumlarda da benzer şekilde hacizden mal kaçırmalar yaşanabilmektedir.

III. TAKİBİN KESİNLEŞMESİ:

İlamlı icra takibinin kesinleşmesi için icra ödeme emrinin borçluya tebliğ edilmesi ve tebliğ tarihinden itibaren de borcunu ödemesi ya da Bölge Adliye Mahkemesi'nden ya da Yargıtay'dan icranın geri bırakılması kararı getirmesi için öngörülen 7 günlük sürenin de geçmiş olması gerekir. Uygulamada sık rastlanan durumları aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

  1. Borçlu yedi günlük ödeme süresi içinde malını kaçırmaktadır,
  2. Borçlu yedi günlük süre içinde ilam henüz istinaf ya da temyiz incelemesine yeni gitmişse icranın geri bırakılması kararı almakta ve bu karardan sonra malını kaçırma yoluna gitmektedir,
  3. Bir başka sık rastlanan durum ise borçlu ödeme emrinin tebliğini bir şekilde engellemekte ya da geciktirmektedir. Bu süre içinde de malını kaçırmaktadır.
Son belirttiğimiz durum Tebligat Kanununun 21 ve 35'inci maddeleri ile aşılabilse de borçlunun yurt dışında bulunması durumunda yurt dışına tebligat önemli derecede zaman gerektirdiğinden borçlu ilamda yazılı olan borcunu ödememek için mallarını kaçırabilmektedir.

IV. İHTİYATİ HACİZ:

İİK m. 257 ve devamı maddeleri ihtiyati haciz uygulamalarını düzenlemiştir. İhtiyati haciz, alacaklının bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence altına almak için, mahkeme kararı ile borçlunun mallarına önceden geçici olarak el konulmasıdır.i İncelemesini yaptığımız konu açısından ihtiyati haciz için iki koşulun gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Birincisi alacak muaccel yani talep edilebilir olmalıdır. İkincisi ise alacak rehinle temin edilmemiş olmalıdır. İlamlı icra takibi eğer kesinleşmesinin beklenmesi gerekmeyen bir ilam için yapılmışsa bu durumda alacak muaccel yani talep edilebilir hale gelmiş demektir. Kesinleşmesi zorunlu olan ilamlarda örneğin tapu iptali ve tescili davalarında olduğu gibi, ilamın kesinleşmesi gerçekleşmeden ilamlı icra takibine geçilemez. İlam verildikten sonra borçlu söz konusu alacak için rehin vermişse bu durumda da ilamlı icra takibine başlanılamayacaktır.

V. İLAMLI İCRA TAKİBİNDEN SONRA İHTİYATİ HACZİN İSTENMESİ:

Konusu para alacağı olan ilamların icrasında alacaklı takip kesinleşmeden önce ihtiyati haciz isteyebilir. Bunun en önemli koşulu hakkını tehlikede görmüş olmasıdır. Ülkemizde ihtiyati haciz taleplerine bu kadar çok başvurulmasının nedeni de budur. Alacaklılar alacaklarını tahsil edememe riski karşısında ilamları aldıktan hemen sonra ihtiyati haciz başvurusunda bulunmaktadırlar. Ancak bazı durumlar var ki ilam hemen icra takibine konulsa da takibin kesinleşmesi ve kesin haciz isteme hakkının doğması zaman aldığından hakkını tehlikede gören alacaklı icra takibinden hemen sonra ancak icra takibi kesinleşmeden önce ihtiyati haciz isteyebilmektedir. Takipten hemen sonra ihtiyati haciz istenmesinin diğer koşuları normal ihtiyati haciz gibidir. Bu durumda alacaklının yeni bir icra takibinde bulunmasına gerek yoktur başlatmış olduğu icra takibi içinde ihtiyati haciz kararı uygulanır. Bunun için alacaklının İİK m. 264/I'e göre ihtiyati haciz kararını icra takip dosyasında yedi gün içinde işleme koydurması gerekir.

VI. İHTİYATİ HACZİN İSTENECEĞİ MAHKEME:

İhtiyati haciz İİK m. 258 ve İİK m. 50'nin yollamasıyla HMK hükümlerine göre para alacaklarında yetkili mahkemeden istenebilir.

Aile mahkemelerinin bu konuda yetkili olup olmadığı tartışmalı durumdadır. Bizce aile mahkemelerinden takip sonrası ihtiyati haciz kararı verilmesi doğru değildir. Çünkü aile mahkemesi ilamı konusu para alacağı olan bir ilamlı icra takibine konu olmuşsa, örneğin nafaka, tazminat ve yargılama giderleri gibi artık hüküm anından itibaren konusu para alacağı olana bir ilamlı icranın konusu olacaktır. Bu durumda artık aile hukuku ile ilgili özel bir hukuk bilgisi gerekmeyecektir. Bu nedenle para alacaklarına ilişkin HMK'da yer alan hükümlere göre yetkili olan mahkemenin belirlenmesi daha doğru olacaktır.

i Kuru Baki; İcra ve İflas Hukuku El Kitabı; s. 1033; Adalet Kitapevi; İkinci Baskı; 2013

11 Ekim 2016 Salı

HUSUMET NEDENİYLE DAVANIN REDDİNDE YASAL VEKÂLET ÜCRETİNİN HESAPLANMASI


HUSUMET NEDENİYLE DAVANIN REDDİNDE
YASAL VEKÂLET ÜCRETİNİN HESAPLANMASI

I. GİRİŞ:

Ülkemizde açılan davaların önemli bir kısmı husumetin yanlış kişiye yöneltilmesi nedeniyle reddedilmektedir. Bu durumda davacı yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmekte ve önemli bir miktarla karşılaşmaktadır. Bu makalemizde husumet nedeniyle davanın reddi durumunda yasal vekâlet ücretinin miktarının nasıl belirleneceğini tartışacağız.

II. YASAL VEKÂLET ÜCRETİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ:

Yasal vekâlet ücretinin hukuki niteliği 6100 sayılı HMK'nın “Yargılama giderlerinin kapsamı” başlıklı 323'üncü maddesinin (ğ) bendine göre yargılama gideridir. Bu konuda ülkemizde çok uzun tartışmalar olmasına karşın kısaca özetleyecek olursak, yargılama gideri davayı kazanan tarafın yargılama sürecinde yaptığı masrafları içerir. Davayı kazanan taraf hükümle birlikte yaptığı masrafları da geri alması hakkını kazanır. Yasal vekâlet ücreti de bu yargılama giderlerinden biridir. Ancak belirlenmesi farklı esaslara bağlı tutulmuştur. Yasal vekâlet ücreti davayı kazanan ve davada kendisini avukat ile temsil ettiren kişinin avukatın ödediği avukatlık ücretini davayı kaybeden taraftan almasını sağlayan yargılama gideridir. Sözünü ettiğimiz yasal vekâlet ücretinin sözleşmesel avukatlık ücreti ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Hakim yargılama giderlerine hükmederken dosya kapsamında tarafların ne kadar masraf yaptıklarını belirlemek ve bunları hüküm fıkrasında göstermek zorundadır. Yasal vekâlet ücretini ise hakimin dosya kapsamında belirlemesi mümkün değildir. Çünkü davanın taraflarının avukatları ile ne kadar sözleşmesel avukatlık ücretinde anlaştıklarını bilmesi olanaklı değildir. Bu nedenle yargılama gideri niteliğindeki yasal vekâlet ücreti Avukatlık asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenir.

III. YASAL VEKÂLET ÜCRETİNİN HUKUKİ DAYANAĞI:

Yasal vekâlet ücretinin düzenlendiği iki yasal düzenleme bulunmaktadır. Bunlardan birincisi yukarıda belirttiğimiz gibi HMK m. 323 ve 330 diğer ise 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 164'üncü maddesidir. Bu maddeye yasal vekâlet ücreti avukatlara aittir. Ülkemizde en çok tartışılan konu da budur. Ancak konumuz dışında olduğu için bu konuya girmiyoruz.

Yasal vekâlet ücretinin miktarının belirlendiği diğer hukuki düzenleme ise Avukatlık asgari Ücret tarifesidir. Bu tarife yine Avukatlık Kanununun verdiği yetki ile Türkiye Barolar Birliği'nin görüşü alınmak koşuluyla Adalet Bakanlığı tarafından düzenlenir ve her yıl Resmi Gazete'de ilan edilir.

IV. HUSUMET NEDENİYLE DAVANIN REDDİ:

Dava eğer yanlış kişiye karşı açılmışsa bu durumda mahkeme davayı esastan sonuçlandırmak yerine husumet nedeniyle davanın reddine karar verir. Bu durumda aleyhine haksız olarak dava açılan taraf lehine yargılama giderlerine hükmedilmesi gerekir. Bazende husumet yanlışlıkla ya da kabil edilebilir bir yanılgı eseri yanlış tarafa yöneltilir. HMK m. 124/IV'de düzenlenmiş olan bu durumda da yine aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermemiş olan taraf lehine de yargılama giderlerine hükmedilir. Dolayısıyla husumet nedeniyle davanın reddi durumunda da mutlaka yargılama giderlerine hükmedilecek ve yasal vekâlet ücreti de yukarıda açıkladığımız gibi yargılama gideri olduğu için yanlış husumet yöneltilen kişi kendisini avukatla temsi ettiriyorsa bu durumda yasal vekâlet ücreti almaya hak kazanacaktır.

V. HUSUMET NEDENİYLE DAVANIN REDDİNDE YASAL VEKÂLET ÜCRETİNİN HESAPLANMASI:

Yasal vekâlet ücreti AAÜT hükümlerine göre hesaplanır. AAÜT'nin genel hükümleri dava sonunda karşılaşılacak durumlara göre yasal vekâlet ücretinin ne miktarda hükmedileceğine ilişin özel düzenlemeler içermektedir. Tarifeye bakıldığında “Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet nedeniyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret” başlıklı 7'inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki düzenlemeyi içermektedir.

“Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur.”

Bu maddeye göre öncelikle davanın konusunun para ile ölçülebilir olup olmadığına bakılacaktır. Davanın konusu para ile ölçülebilir ise AAÜT'nin üçüncü kısmında yazılı olan azalan oranlardaki nispi avukatlık ücreti dava konusunun değerine göre hesaplanacaktır. Hesaplanan bu miktarın üst sınırını tarifenin ikinci kısım ikinci bölümünde her bir mahkeme için belirlenmiş olan miktar oluşturacaktır. Örneğin konusu para ile ölçülebilir bir dava asliye hukuk mahkemesinde görülmekteyken husumet nedeniyle davanın reddine karar verilirse ve üçüncü kısma göre hesaplanan nispi avukatlık ücreti 2.000 TL tutuyorsa, ikinci kısım ikinci bölümde asliye hukuk mahkemeleri için öngörülen asgari miktar 1.800 TL olacağından yasal vekâlet ücretinin miktarı da bu rakamı geçemeyecektir. Aynı durum diğer mahkemeler için de geçerlidir. Konusu para ile ölçülemeyen davalarda ise doğudan tarifenin ikinci kısım ikinci bölümünde her bir mahkeme için yazılı olan maktu ücret ödenecektir.

10 Ekim 2016 Pazartesi

VEKÂLETNAMELERE VE ONAYLI ÖRNEKLERİNE BARO PULU YAPIŞTIRILMAMASININ HUKUKİ SONUÇLARI


VEKÂLETNAMELERE VE ONAYLI ÖRNEKLERİNE
BARO PULU YAPIŞTIRILMAMASININ
HUKUKİ SONUÇLARI
I. GİRİŞ:

Baro pullarının onaylı vekâletnamelere yapıştırılmaması nedeniyle mahkemelerde çok sayıda yaşanan usul hukuku sorunları yaşanmaktadır. Bu makalemizde bu konuyu ele alacağız.

II. BARO PULUNUN HUKUKİ NİTELİĞİ:

Baro pulunun hukuki dayanağı 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 27'inci maddesidir. Bu maddeye göre baro pulları Türkiye Barolar Birliğince bastırılır. Yapıştırılacak pulun değeri; 2.7.1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununun Yargı Harçları bölümünde yer alan vekâletname örnekleri için kullanılan harç tarifesinin yüzde elli fazlası kadarıdır. Her yıl yenilenen vekâlet pulu bedeline ayrıca yüzde beş oranında ilave yapılır.

III. BARO PULUNUN KULLANIM AMACI:

Staj süresince stajyerlere Türkiye Barolar birliğince kredi verilir. Ödenecek kredinin kaynağı; avukatların yetkili mercilere sunduğu vekaletnamelere avukatın yapıştıracağı pul bedelleri ile geri ödemeden gelen paralar ve bunların gelirleridir. Bu suretle elde edilecek kaynak avukat stajyerlerinin genel sağlık sigortası primlerinin ödenmesinde kullanılır. Bu şekilde toplanan tüm pul bedelleri malî yönden Sayıştay denetimine tâbidir.

IV. BARO PULU YAPIŞTIRILMAMASININ HUKUKİ SONUCU:

Avukatlarca vekaletname sunulan yerler, baro pulu yapıştırılmamış veya baro pulu noksan olan vekaletname ve örneklerini kabul edemez. Dolayısıyla hem vekâletname asıllarına hem de vekâletname örneklerine baro pulu yapıştırma zorunluluğu bulunmaktadır. Baro pulu vekâletname ya da örneğine yapıştırılmamışsa bu durumda ilgili kişiye on günlük süre verilerek bu süre içinde pul eksikliğinin giderilmesi istenir. Eğer bu süre içinde baro pulu eksikliği giderilmezse vekaletname işleme konulamaz.

V. VEKÂLETNAMENİN İŞLEME KONULAMAMASI VE YAPTIRIMI:

6100 sayılı HMK m. 76'ya göre avukat, açtığı ya da takip ettiği davalarda vekâletname aslını ya da onaylı bir örneğini dosyaya sunmak zorundadır. Yine HMK m. 77'ye göre vekâletname aslını ya da onaylı örneğini vermeyen avukat, dava açamaz ve yargılama ile ilgili hiç bir işlem yapamaz. Yukarıda belirttiğimiz 1136 sayılı Avukatlık kanunu m. 27 hükmüne göre baro pulu yapıştırılmamış bir vekâletname ya da örneği usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletname sayılamaz. Bu nedenle vekâletnamenin noterden iş sahibi tarafından alınıp avukata verilmesi vekâletnameyi şekli olarak geçerli hale getirmemekte şekli olarak geçerli hale gelmesi avukatın baro pulunu vekâletnameye yapıştırmasına bağlıdır. Bu işlem yapılmadıysa vekâletname geçerli olmayacaktır. Bu eksiklik giderilinceye kadar avukatın yaptığı bütün işlemlerde hukuken askıda kalacaktır. Eğer Avukatlık Kanunu m. 27'de yazılı olan süre içinde avukata on günlük süre verilir ve bu süre içinde avukat eksikliği giderirse askıda olan işlemler geçerli hale gelecektir. Ancak avukat baro pulu eksikliğini gidermeyecek olursa bu durumda HMK m. 77/I son cümle uyarınca dava açılmamış ya da gerçekleştirilen işlemler yapılmamış sayılır.

Avukat açısından bir başka yaptırım ise baro pulu eksikliği giderilinceye kadar avukatın bir kısım işlemleri yapmasına izin verilmiş ancak avukat verilen süre içinde bu eksikliği gidermemişse HMK m. 77/II'ye göre bu durum vekâletnamesiz işlem yapmakla aynı nitelikte olacağından avukat celse harcı ile diğer yargılama giderlerini ödemeye de mahkûm edilir. Avukatın bu eksikliği kötüniyetli olarak yapması durumunda örneğin müvekkilini zarara sokmak ya da yargılamayı menfaat karşılığı uzatmak amacıyla yapması durumunda bu eylemleri suç oluşturacağından yine aynı maddeye göre ceza ve disiplin soruşturması açılmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığına ve avukatın bağlı olduğu baro başkanlığına durum yazılı olarak bildirilir.

6 Ekim 2016 Perşembe

MAHKEMEYE YATIRILAN TEMİNATIN ÜZERİNE HACİZ KONULMASI HAKKINDA KARAR İNCELEMESİ


MAHKEMEYE YATIRILAN TEMİNATIN ÜZERİNE HACİZ KONULMASI
HAKKINDA KARAR İNCELEMESİ

I. GİRİŞ:

Ülkemizde ki haciz uygulamaları bir çok konuda uyuşmazlığa neden olmaktadır. Nelerin haczedilebileceği nelerin ise haczedilemeyeceği İİK'nda yazıyor olmasına karşın haczedilmezlik şikâyetleri icra hukuk mahkemelerinin önüne gelen işlerin başında gelmektedir. Aşağıda incelemesini yaptığımız karar sadece icra hukuk mahkemelerinin değil dosyası için teminat almış bütün mahkemeler için önemli bir karardır.

II. KARAR METNİ:

İncelemesini yaptığımız kararın tam metni aşağıdaki gibidir.

T.C.
YARGITAY
17. HUKUK DAİRESİ
ESAS : 2010/6395  
KARAR: 2010/9312

Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı 3. kişi ve davalı alacaklı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-KARAR-

Davacı 3. kişi vekili, Diyarbakır 2. İcra Müdürlüğünün 2008/9017 sayılı takip dosyasında, 25.12.2008 tarihinde müvekkiline ait arazi üzerinde yapılan hacizde mülkiyeti müvekkiline ait menkullerin (...) aleyhine açılmış bulunan Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/372 esas sayılı tazminat dosyasında kendileri tarafından yatırılmış bulunan teminat üzerine de haciz konulduğunu ileri sürerek hacizlerin kaldırılmasını talep etmiştir.

Davalı alacaklı vekili davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, 25.12.2008 tarihinde haczedilen menkul malların davacıya ait olduğuna dair herhangi bir delil elde edilemediği ve Asliye Hukuk Mahkemesine teminat olarak yatırılan paranın borçlu ile bir ilgisinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının mahcuzlara yönelik davasının reddine, davacının Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/372 Esas sayılı dosyasına yatırılıp da daha sonra haczedilen teminat üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm, davacı 3. kişi ve davalı alacaklı vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, 25.12.2008 tarihinde yapılan menkul haczinin borçlu şirket adresinde borçlu şirket ortaklarından (...)'in hazır bulunduğu sırada gerçekleştirilmesi nedeniyle borçlu - alacaklı yararına olan mülkiyet karinesinin davacı tarafından kesin ve güçlü delillerle ispat edilememiş olmasına göre davacı 3. kişi vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile mahkemenin mahcuz mallara yönelik kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

2-Davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Uyuşmazlık, 3. kişinin İİK'nun 96 vd. maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir.

Davacı 3. kişi, davalı alacaklıdır. Dava konusu takipte, Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/372 Esas sayılı dosyasında 3. kişi tarafından yatırılan teminat üzerine haciz konulmuş olup davacı 3. kişide dosyaya kendileri tarafından yatırılan bu teminat üzerine konulan haczin kaldırılmasını istemiştir. Somut olayda çözümlenmesi gereken husus yatırılan teminatın borçlu ile ilgisi olup olmadığı, noktasında toplanmaktadır. Davacı 3. kişi, dava konusu çeklerin takip borçlusu (...) Ltd. Şti. tarafından düzenlendiğini kendisi ile ilgisinin bulunmadığını ileri sürmüş ise de teminatın yatırıldığı Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/372 Esas sayılı dosyasında davacı 3. kişi (...), davalı ise alacaklı (...) AŞ. Diğerleri olup davanın konusu ise borçlu (...) Ltd. Şti. tarafından dava dilekçesinde davacı (...)'in beyanına göre vadeli olarak keşide edilen çeklerin bedellerinin davalılara ödenmemesine ilişkindir. Ticaret sicili kayıtlarından davacı 3. kişi (...)'in dava ve takip konusu çekleri keşide eden borçlu (...) Ltd. Şti'nin ortaklarından biri olduğu ancak şirketteki hissesini 09.02.2009 tarihinde, takip konusu borcun doğum ve takip tarihinden hatta açılan istihkak davasından sonra dava dışı bir kişiye devrettiği anlaşılmaktadır. Kaldı ki, davacı vekilinin anılan tazminat dosyasında dava dilekçesinde, dava konusu çekin müvekkilince düzenlendiğine dair beyanları da vardır. Bu durumda 25.12.2008 tarihinde haczedilen teminatın, çekleri keşide eden borçlu (...) Ltd. Şti.'nin ortağı olan davacı tarafından yatırıldığı anlaşıldığından borçlu ile 3. kişi arasında organik bağ bulunduğu ortadadır. Mahkemece, bu hususlar gözetilmeden aksi düşünce ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı 3. kişi vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile davacı yönünden ONANMASINA (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 1,55 TL kalan onama harcının temyiz eden davacı 3. kişiden alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı alacaklıya geri verilmesine 04.11.2010 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Başkan Üye Üye Üye Üye

A.Velioğlu A.Ş.Sertkaya S.Güven L.E.Köksal A.İnceman

III. KARARIN İNCELENMESİ:

A. Karara Konu Olay:

İcra müdürlüğü dosyası kapsamında borçluya ait olan bir takım menkullere haciz konulmuş ve bu mallar üzerinde üçüncü kişi durumunda bulunan kişi istihkak iddiasında bulunmuştur. İstihkak iddiası ile birlikte hacizli malların satışının durdurulması için de borçlunun taraf olduğu asliye hukuk mahkemesindeki dosyaya teminat yatırmıştır. Bu dosya sonuçlanıp teminatın iadesi aşamasına gelindiğinde borçlunun alacaklıların asliye hukuk mahkemesi dosyasındaki bu teminata da haciz konulmasını icra müdürlüğünden talep etmişler ve icra müdürlüğü de dosya kapsamında istihkak iddia eden üçüncü kişinin yatırmış olduğu teminat üzerine haciz koymuştur.

IV. TARTIŞILACAK HUKUKİ KONULAR:

A. Mahkeme Dosyasına Yatırılan Teminata Haciz Konulabilir mi?

Karardan anlaşılacağı üzere Yargıtay mahkeme dosyası içindeki teminata haciz konulabileceğini kabul etmektedir. Çünkü teminat yargılaması devam etmekte olan bir davada karşı tarafın uğrayacağı zararlara karşı yatırılır. Eğer yargılama sonunda karşı tarafta bir zarar söz konusu değilse teminatın yatıran kişiye iade edilmesi gerekir. HMK uygulamasında ise HMK m. 392/II'ye göre teminat karşılığı verilen ihtiyati tedbir mahkeme kararının kesinleşmesi ya da ihtiyati tedbir kararının kalkmasından sonra bir ay içinde ihtiyati tedbir kararından olumsuz etkilenen kişi tarafından tazminat davası açılmazsa iade edilir.

Teminatın alınmasını gerektiren yargılamaya ilişkin özel durumlar devam ettiği sürece teminat üzerine haciz işleminin uygulanması ve teminata konu paranın icra dosyasına mahkemece gönderilmesi hukuken mümkün değildir. Çünkü bu para teminatı yatıran kişinin diğer tarafın zararlarını karşılamak üzere verdiği paradır ve diğer tarafın bu para üzerinde öncelik hakkı yani inhisar hakkı bulunmaktadır. Bu duruma bir çeşit rehin de diyebiliriz.

Davanın sonuçlanması ve teminata artık ihtiyaç kalmaması durumunda ise teminatın yatıran kişiye yani davalı ya da davacıya iadesi gerekir. İncelemesini yaptığımız kararda teminatı yatıran dava nedeniyle haciz işleminden olumsuz etkilenen ve istihkak iddiasında bulunan üçüncü kişidir. Bu durumda teminat üzerinde hak sahibi olan kişi de bu üçüncü kişidir.

B. Mahkeme Haciz İşlemini Ne Zaman Ve Nasıl Uygulayacak?

Mahkemenin dikkat etmesi gereken iki önemli husus bulunmaktadır.

  1. Birincisi teminatın dosya için hukuki önemi devam etmekte midir?
  2. İkincisi haciz konulan teminatı yatıran kişi haciz dosyasının borçlusu mudur?

Teminatın bir mahkeme dosyası için hukuki önemini yitirmesi çoğunlukla yargılamanın bitmesinden sonra kesin halini alır. Örneğin yargılama bittikten sonra teminat verilmesini gerektiren ihtiyati tedbir kararını talep eden taraf davayı kazanmışsa artık teminat göstermesine gerek kalmadığından teminatın hukuki önemi de kalmamıştır. Ancak teminat verilmesine neden olan hukuki işlemden ötürü olumsuz etkilenen kişi davayı kazanmışsa bu durumda teminat verilmesini gerektiren hukuki işlemden ötürü örneğin ihtiyati haciz ya da ihtiyati tedbirden ötürü zarar görmüşse bu durumda yukarıda da açıkladığımız gibi o teminat üzerinde öncelik hakkı vardır ve bu hakkını kullanabilecektir. Bu durumda teminat öncelikle zarar gören tarafa zararına karşılık HMK m. 392/II'ye göre bir ay içinde tazminat davası açması beklenecek, bu davanın sonucunda davası kabul edilen davacının zararı için teminat kendisine ödenecektir.

Teminatı yatıran kişi yukarıda tam metnini verdiğimiz kararda olduğu gibi davanın tarafı da olmayabilir. Eğer borçlu aynı zamanda dava dosyasına teminatı yatıran kişi ise bu durumda o teminat hukuki önemi bittiğinde kendisine iade edileceğinden artık davanın diğer tarafının o teminat üzerinde öncelik hakkı ortana kalkmakta ve teminata konu alacak teminatı yatıran borçlunun mal varlığına dönmektedir. Bu durumda teminat üzerine davanın tarafı olan borçlunun alacaklıları haciz koydurabilirler.

İncelemesini yaptığımız kararda olduğu gibi teminatı yatıran kişi taraf konumunda değilse ve teminat üzerine de haciz konulmuşsa hakim haciz yazısının geldiği icra dosyasındaki borçlu ile teminatı yatıran üçüncü kişinin aynı kişi olup olmadığına bakacaktır. Eğer teminatı yatıran icra dosyasının borçlusu ise ve yukarıda belirttiğimiz gibi teminatın hukuki önemi de kalmamışsa bu durumda üçüncü kişinin yatırdığı teminat üzerine haciz işlemi uygulanabilecek ve teminata konu hak ve alacak icra dosyasına yatırılacaktır. Bu işlemlerin yapılış zamanının yukarıda belirttiğimiz gibi teminatın hukuki önemini kaybettiği an olduğu unutulmamalıdır. Dava dosyasının yetkisizlikle başka bir mahkemeye gitmesi ya da Bölge Adliye Mahkemesi ya da Yargıtay'da olması durumunda teminatın hukuki işlevinin sürdüğü kesindir. Bu durumlarda teminat üzerine konulan haczin uygulanması ve teminat konu hak ve alacağın icra dosyasına yatırılması mümkün değildir.

4 Ekim 2016 Salı

YEDİEMİN ÜCRETİNE YAPILAN İTİRAZLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ


YEDİEMİN ÜCRETİNE YAPILAN İTİRAZLARIN
DEĞERLENDİRİLMESİ
I. GİRİŞ:

İcra hukuk mahkemelerinin önüne gelen işlerin bir kısmını da yediemin ücretlerine ilişkin şikâyetler oluşturmaktadır. Bu makalemizde yediemin ücretlerinin hesabında esas alınacak ilkeleri incelemeyeceğiz.

II. YEDİEMİN ÜCRETLERİNİN HUKUKİ DAYANAĞI:

Kısaca yediemin ücreti olarak bilinen muhafaza masrafları her yıl çıkartılan Adalet Bakanlığına Ait Depo Ve Garajlarda Muhafaza Edilen Mahcuz Mallar İçin Alınacak Ücret Tarifesi Hakkında Tebliğ hükümlerine göre belirlenir. Bu tebliğ bütün mahkemeleri ve icra müdürlüklerini bağlayıcı nitelikte olup bu tarifenin dışına çıkılması söz konusu değildir.

III. TARİFE HÜKÜMLERİNE GÖRE YEDİEMİN ÜCRETLERİNİN BELİRLENMESİ:

Yediemin ücretleri bu tarifenin 3'üncü ve 4'üncü maddelerine göre belirlenecektir. Buna göre ücretlerin belirlenmesinde o malın satışa esas alınacak değeri esas alınır. Haczedilmiş olan malın muhafaza ücreti, o malın satışa esas alınacak değeri üzerinden günlük binde bir olarak hesap edilir. Ancak yapılacak hesaplamalarda mahcuz malın hacmi iki metre küpün üzerinde ise belirlenecek ücretlere binde bir oranında ilave yapılabilir. Malın hacminin hesaplanması da bu depo ve garajlarda yapılır. Motorlu araçlar ve motorsuz binek ve yük taşıtları içinse ayrı ayrı maktu ücretler belirlenmiştir. Her bir mal için altı aylık sürenin sonunda ücretler ½ olarak uygulanmaya başlanır. Bu nedenle haciz edilen malların altı ayın üzerinde yedieminde kalma olasılığı varsa malın yediemine teslimi konusunda daha dikkatli olunmalıdır. Çünkü haksız yere malın yediemine tesliminde borçlu çok büyük rakamlar ödemek zorunda kalabilmektedir.

IV. YEDİEMİN ÜCRETİNİN ÜST SINIRI:

Haciz altına alınan malların çok uzun süre yedieminde beklemesi sonucu borç miktarını aşan çok büyük yediemin masrafları oluşmaktadır. Kanun koyucu bu durumu önlemek amacıyla yukarıda belirttiğimiz yediemin ücretlerinin üst sınırını belirlemiştir. Muhafaza süresinin sonunda hesap edilecek ücret, mahcuz malın satışa esas alınacak değerinin yüzde otuzunu geçemez. Örneğin bir bilgisayarın haczedildiğini ve çok uzun süre yedieminde kaldığını kabul edelim. Satış değeri eğer 3.000 TL ise yüzde otuzu olan 900 TL üst sınır olacaktır. Bunun üzerinde ücret istenemeyecektir.
Bu durumun tek istisnası değeri on bin liranın üzerinde olan mallardadır. Takdir edilen değeri on bin liranın üzerindeki mallarda on bin liranın üzerindeki kısım için hesap edilecek ücret, aşan miktarın yüzde on beşini geçemez. Örnek verecek olursak; bir otomobilin değerinin 100.000 TL olduğunu kabul edelim, 10.000 TL'nin altında kalan kısmı için en fazla yüzde otuz yani 3.000 TL ücret takdir edilecektir. Kalan 90.000 TL içinse bu rakamın yüzde on beşi olan 13.500 TL ücret takdir edilecektir. Bunun üzerinde ücret belirlenmesi hukuken mümkün olmayacaktır.

V. İCRA HUKUK MAHKEMESİNE ŞİKÂYET YOLUNA GİDİLMESİ:

İcra hukuk mahkemelerine en çok gelen konulardan biri de yediemin ücretlerine yapılan itirazlardır. Bu itirazlar genelde yediemin ücretlerinin yanlış ya da fazla hesaplanması nedeniyle yapılmaktadır. Bu durumda yargılamanın hızlı yapılabilmesi için yukarıda belirttiğimiz tarife hükümlerine göre haciz altındaki malın dosya kapsamındaki değeri dikkate alınarak hesaplamanın hakim tarafından yapılması ve kararın verilmesidir. Ancak çok uzun süre malın yedieminde kalmış olması ya da haczedilen malların fazlalığı gibi hesaplama da zorluk çıkaran durumlar varsa bu durumda bilirkişi atanarak hesaplamanın tarife hükümlerine göre yapılmasının istenilmesi daha doğru olacaktır.