10 Nisan 2016 Pazar

SULH ANLAŞMASINDA YER ALMAYAN HÜKÜMLER İÇİN AVUKATLIK ÜCRETİ İSTENEMEZ

SULH ANLAŞMASINDA YER ALMAYAN HÜKÜMLER İÇİN
AVUKATLIK ÜCRETİ İSTENEMEZ

I. GİRİŞ:

Avukat ve iş sahipleri arasındaki anlaşmazlıkların büyük bir bölümünü iş sahibinin avukattan habersiz olarak karşı tarafla yaptığı sulh anlaşmaları nedeniyle davayı avukatının bilgisi dışında sonuçlandırması ve bunun sonucunda da avukatını avukatlık ücretinden mahrum bırakmasından kaynaklı anlaşmazlıklar oluşturmaktadır. Bu makalemizde avukatın bilgisi dışında sulh anlaşması ile sonuçlandırılmış bir davada sulh anlaşmasında yazılı olmayan alacak kalemleri üzerinden nispi avukatlık ücretinin talep edilebilirliğini tartışacağız.

II. SULH ANLAŞMASININ DAVANIN SONUCUNA ETKİSİ: 

Sulh anlaşması yeni HMK’ya göre davaya son veren taraf işlemleri kapsamındadır. HMK m. 315’e göre “Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur.” Dolayısıyla sulh ile sonuçlanan bir davanın mahkemenin yargılamayı bitirip karar vermesi sonucunda sonuçlanmış olmasından bir farkı bulunmamaktadır. Mahkemenin tarafların sulh olması durumunda yine tarafların talebine göre iki tür karar verme hakkı bulunmaktadır. Taraflar sulh anlaşmasına göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre; sulh anlaşmasına göre karar verilmesini istemezlerse, karar verilmesine yer olmadığına kararı verilir. Her iki durumda da sulh anlaşması tarafları bağlar ve yine her iki durumda da aşağıda yapacağımız incelemenin sonucu bir farklılık göstermez sadece gerekçesi değişir.

Tarafların sulh anlaşmasına göre karar verilmesini istemeleri durumunda mahkeme sulh anlaşmasına göre karar verecektir. Görülmekte olan dava çekişmeli boşanma davası ise dava sonunda sulh anlaşmasının onaylanmasına karar verilecektir. Her iki durumda da sulh anlaşması davanın hüküm fıkrasına girmiş olacaktır.

III. ANLAŞMAZLIK DURUMUNDA AVUKATLIK ÜCRETİNİN BELİRLENMESİ:

Avukatlık Kanunu m. 164’e göre taraflar arasında ücret öncelikle avukatlık ücret sözleşmesindeki hükümlere bakılarak belirlenecektir. Eğer sözleşme yoksa geçersizse ya da belirlenebilir nitelikte değilse o zaman aynı maddenin dördüncü fıkrasına göre hâkim belirleme yoluna gidecektir. Taraflar arasında bir sözleşme olsun ya da olmasın sulh anlaşmasının yapılması durumunda avukatın alacağı avukatlık ücreti aşağıda yapacağımız açıklamalara göre değişiklik göstermeyecektir. Çünkü taraflar arasında bir sözleşme yapılsa da yapılmasa da eğer konusu para alacağı olan bir dava takip ediliyorsa avukatlık ücretinin hesaplaması dava sonunda hükmedilen miktar üzerinden yapılacaktır. Nitekim Avukatlık Kanunu m. 164/II’de yer alan;

“Yüzde yirmi beşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.”

Hükmü ile yine aynı maddenin dördüncü fıkrasında yer alan;

“…davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir.”

Hükmü bunu açıkça ortaya koymaktadır.  

IV. İŞ SAHİBİNİN AVUKATIN HABERİ OLMAKSIZIN SULH ANLAŞMASI YAPMASI DURUMUNDA SORUMLULUĞU:

Avukatlık Kanunu m. 165’e göre;

“İş sahibinin birden çok olması halinde bunlardan her biri, sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf avukat ücretinin ödenmesi hususunda müteselsil borçlu sayılırlar.”

Bu madde iş sahibini ve sulh anlaşması yaptığı kişiyi avukatlık ücretinin ödenmesi konusunda sorumlu tutmakta ancak avukatlık ücretinin miktar ve kalem olarak sorumluluğunun sınırlarını belirlememektedir. Makalemizin konusunu da sulh anlaşması yapan tarafların miktar ve kalem olarak sorumluluğu oluşturmaktadır.

Tartıştığımız konu; açılmış bir davada davacı vekili olarak görev yapmakta olan bir avukatın dava dilekçesinde müvekkili adına talep ettiği alacak kalemlerinden bazılarının dâhil edilmediği bir sulh anlaşmasının kendisinden habersiz olarak yapılması durumunda avukat sulh anlaşmasına dâhil edilmeyen alacak kalemleri hakkında gerek avukatlık ücret sözleşmesine dayanarak gerekse sözleşme bulunmaması durumunda Avukatlık Kanunu m. 164/IV hükmüne göre ücret talebinde bulunabilecek midir?

Konuyu bir örnekle ele alalım. Davacı vekilinin müvekkili adına boşanma davası açtığını, bu boşanma davasında boşanmanın ferisi niteliğinde maddi ve manevi tazminat talep ettiğini, aralarında yapılan avukatlık ücret sözleşmesinde de boşanma ile birlikte hükmedilecek tazminat miktarının % 5’inin nispi avukatlık ücreti olarak avukata ödeneceğinin kararlaştırıldığını kabul edelim. İş sahibinin avukattan habersiz olarak karşı tarafla sulh anlaşması yaparak boşanma davasını sonuçlandırırsa ve sulh anlaşmasında maddi ve manevi tazminatla ilgili bir hüküm de yer almazsa bu durumda Avukatlık Kanunu m. 165’e göre davalı tarafla birlikte sorumlu olan iş sahibine karşı avukat sulh anlaşmasında yazılı olmayan maddi ve manevi tazminat ile ilgili olarak avukatlık sözleşmesinde belirlenmiş olan nispi avukatlık ücretini talep edebilecek midir?

V. SULH ANLAŞMASINA GÖRE KARAR VERİLMESİ DURUMUNDA MÜDDEABİHİN DEĞERİ:

Bu durumda para alacağı niteliğindeki dava değeri sulh anlaşmasına göre belirlenecektir. Nitekim Avukatlık Kanunu m. 164/IV’de yer alan “…davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir” hükmü burada da geçerlidir.

Sulh anlaşmasının yapılması davacı açısından davanın en azından kısmen kazanıldığını gösterir. Sulh anlaşması mahkemece onaylandığı için de müddeabihin değeri kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu durumda taraflar arasında hazırlanan ve mahkemeye onaylatılarak hüküm fıkrasında yer alan sulh anlaşmasında davacı taraf lehine olan kazandırmalar müddeabihin değeri kabul edilmeli ve bu değer üzerinden taraflar arasında imzalanan avukatlık ücret sözleşmesinde yazılı olan nispi oranda avukatlık ücreti belirlenmelidir. Sulh anlaşmasının boşanmanın ferisi niteliğindeki maddi ve manevi tazminat talepleri ile ilgisi de burada ortaya çıkmaktadır. Taraflar aralarında yaptıkları sulh anlaşmasında boşanmanın ferisi niteliğindeki maddi ve manevi tazminat talepleri konusunda bir hüküm belirlememişlerse bu durumda avukatlık ücret sözleşmesinde maddi ve manevi tazminat talepleri için belirlenen % 5’lik avukatlık ücretinin sulh anlaşmasına dayalı olarak talep edilebilmesi hukuken mümkün değildir. Çünkü davanın sonucunda bu konuda verilen bir hüküm bulunmamaktadır.

VI. SULH ANLAŞMASINDA BELİRLENMEYEN HÜKÜMLER AVUKAT AÇISINDAN MENFİ ZARAR SAYILIR MI?

Sulh anlaşmasında maddi ve manevi tazminatla ilgili bir anlaşmaya yer verilmemiş olması avukat açısından bir menfi zarar oluşturur mu sorusu ise avukatın müvekkilin talimatı ile bağlı olması ilkesi çerçevesinde ele alınması gereken bir konudur. Şöyle ki; avukatların Avukatlık Kanunu m. 35A hükmüne göre uzlaşma sağlama ve yine Avukatlık Kanunu hükümlerine göre sulh görüşmesi ve anlaşması yapma yetkisi bulunmaktadır. Hatta dosyaya sunulan vekâletnamelerde çoğu zaman avukatların sulh olma yetkisi bulunduğu da görülür. Bir avukatın yüksek avukatlık ücreti almak için sulh olabileceği bir davada bu yetkisini kullanmayıp yargılamaya devam etmesi ve müvekkilinin sulh olma talebine aykırı davranması söz konusu olamaz. Çünkü avukat müvekkilinin talimatı ile bağlı olup sulh olunması olanağının doğması durumunda sulh görüşmesini yapmak ve sonuçlandırmakla görevlidir. Nitekim kendisine bu konuda vekâletnamesinde yer alan özel yetki ile yetki de verilmiştir.

Bu nedenlerle avukatın sulh olma yetkisini kullanarak davayı sonuçlandırması durumunda iş sahibinden davanın olağan seyrinde sonuçlanmaması nedeniyle yoksun kaldığını iddia ettiği geliri menfi zarar kapsamında talep etmesi mümkün değildir. Aynı durum avukatın bilgisi dışında yapılan sulh anlaşması içinde geçerlidir. Eğer sulh anlaşmasında bazı alacak kalemlerine yer verilmemişse, örneğin örnek olayda olduğu gibi boşanmanın ferisi niteliğindeki maddi ve manevi tazminat taleplerine sulh anlaşmasında yer verilmediği gibi, bu durumda iş sahibinden davanın olağan seyrinde sonuçlanmaması nedeniyle yoksun kaldığını iddia ettiği geliri menfi zarar kapsamında talep etmesi de mümkün değildir. Yani avukat sulh anlaşmasında boşanmanın ferisi niteliğinde talep edilen ve avukatlık ücret sözleşmesine konulan hükümle % 5 nispi avukatlık ücreti ödenmesi kapsamına alınan alacak kaleminin sulh anlaşmasında yer almaması nedeniyle ücret talebinde bulunamayacaktır.

VII. AVUKATLIK ÜCRETİ HÜKÜM FIKRASINA GÖRE BELİRLENİR:

Avukatın davayı kaybetmesi durumunda da geçerli olmak üzere avukatın nispi avukatlık ücreti hüküm fıkrasında yazılı olan miktara göre belirlenir. Eğer hüküm fıkrasında alacak kalemleri hakkında bir hüküm yoksa bu durumda olmayan hüküm için nispi avukatlık ücreti de talep edilemez. Bu durumun davanın kaybedilmesinden farkı dava kaybedildiğinde müvekkilin talebi ve talimatı davanın kazanılması için davanın sonuna kadar takip edilmesi yönündedir. Sulh anlaşmasında ise müvekkil belli konularda uzlaşma sağlamakta ve diğer konularda hakkından vazgeçmekte davayı bu şekilde sona erdirmektedir. Davanın reddi durumunda nispi avukatlık ücretine esas alınacak bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak sulh anlaşması yapılması ve buna göre karar verilmesi durumunda kararın hüküm fıkrasında nispi avukatlık ücretine esas alınacak bir hüküm ortaya çıkmaktadır. Bu hükmü avukatlık ücret sözleşmesine ya da dava dilekçesindeki taleplere dayanarak genişletmek ve buna göre nispi avukatlık ücreti talebinde bulunmak hukuken mümkün değildir. Çünkü Avukatlık Kanunu m. 164/IV açıkça “ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değeri” ibaresini kullanarak hüküm fıkrasında yazılı olan müddeabihin değeri üzerinden avukatlık ücretinin hesaplanacağını belirlemiştir. Bu durumda hüküm fıkrasında yer alan sulh anlaşmasında maddi ve manevi tazminatla ilgili bir hüküm yoksa bu alacak kalemi hakkında avukatın da nispi ya da maktu bir ücret talebi olamaz.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder