30 Nisan 2016 Cumartesi

AVUKATLIK ÜCRETİNDE MÜTESELSİL SORUMLULUK VE GÖREVLİ MAHKEME

AVUKATLIK ÜCRETİNDE
MÜTESELSİL SORUMLULUK VE GÖREVLİ MAHKEME

I. GİRİŞ:

28.11.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı yeni Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) vekâlet sözleşmelerini de tüketici işlemleri arasına almak suretiyle avukatlık ücret sözleşmelerinden kaynaklı davalarda tüketici mahkemelerinin görevli hale gelmesine neden olmuştur. Gerek Avukatlık Kanununda gerekse yeni TKHK’da yeterli açıklama bulunmaması nedeniyle avukatlık ücret sözleşmelerinden kaynaklı davalarda farklı durumların ortaya çıkması nedeniyle uygulamada birçok sorunla karşılaşılmaktadır. Bu makalemizde iş sahibinin avukatının bilgisi dışında karşı tarafla sulh anlaşması yapması durumunda avukatlık ücretinden kaynaklı davalarda görevli mahkemenin neresi olacağı konusunu inceleyeceğiz.

II. AVUKATLIK ÜCRETİNDEN MÜTESELSİL SORUMLULUK HÜKMÜNÜN İNCELENMESİ:

1136 sayılı Avukatlık Kanununun “Ücret dolayısıyla müteselsil sorumluluk” başlıklı 165’inci maddesi “İş sahibinin birden çok olması halinde bunlardan her biri, sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf avukat ücretinin ödenmesi hususunda müteselsil borçlu sayılırlar” hükmünü içermektedir. Yasa koyucunun bu maddeyi düzenlemekteki amacı avukatın takip ettiği işin avukatın bilgisi dışında iş sahibi tarafından sulh ya da başkaca bir anlaşma ile sonuçlandırılması ya da bunlara dayanılarak takipsiz bırakılması durumunda avukatın emeğinin karşılığı olan ücreti alabilmesinin sağlanması içindir.

Uygulamada çoğu zaman avukata verilen işin yargılama esnasında tarafların karşılıklı anlaşmaları ile çözüldüğü ve avukatın iş sahibi tarafından bilgilendirilmediği ve hatta avukata ücret ödememek için yapılan sulh anlaşmasının avukattan gizlendiği bilinmektedir. Bu ve benzeri durumlarda avukat çoğu zaman tarafların yaptıkları anlaşmadan duruşma esnasında dosyaya sunulan feragat ya da sulh olunduğunu gösteren dilekçelerle haberdar olmakta ve böylece yargı makamları karşısında zor durumda kalmaktadırlar.

Sulh anlaşması ya da sulh anlaşması sayılabilecek her türlü anlaşma uyuşmazlığın iki tarafınca yapılan anlaşmalar olması nedeniyle yasa koyucu bu anlaşmanın bütün hukuki sonuçlarından her iki tarafı da sorumlu tutmuştur. Yapılan sulh anlaşması sonucunda avukat gerek kendi müvekkili ile yaptığı sözleşmeye göre sözleşmesel avukatlık ücretinden gerekse yargılama gideri olarak dava sonunda hükmedilecek olan karşı vekâlet ücretinden mahrum kalmaktadır. Avukatın bu gelirlerden yoksun kalmasına neden olan hukuki işlem taraflar arasında yapılan sulh anlaşması olması nedeniyle yasa koyucu bu sulh anlaşmasını yapan taraflara bu anlaşmadan olumsuz etkilenen avukatın ücret haklarından da sorumluluk yükümlülüğünü getirmiştir. Bu durumda avukatlık ücretinden sadece avukatın temsil ettiği iş sahibi değil avukatın iş sahibi adına dava açtığı ya da açılmış bir davada yer alan karşı tarafta sorumlu hale gelmektedir.

Avukatla vekâlet ilişkisi olmayan karşı tarafın sulh anlaşması durumunda avukatlık ücretinden sorumlu tutulmasının hakkaniyete aykırı olduğu ve hatta bu hükmün Anayasaya aykırılık oluşturduğu görüşü de hukuk çevrelerinde güçlenmektedir.[1] Ancak makalemizin konusu bu olmadığından bu tartışmaya girmiyoruz. İncelemesini yaptığımız konu genel olarak avukatlık ücret uyuşmazlıklarında görevli mahkemenin neresi olduğu, sulh anlaşması halinde ise görevli mahkemenin değişiklik gösterip göstermediğidir.  

III. AVUKATLIK ÜCRET UYUŞMAZLIKLARINDA GÖREVLİ MAHKEME:

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun “Tanımlar” başlıklı 3’üncü maddesinin (k) bendinde tüketici; “Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi” olarak tanımlanmıştır.

Aynı yasanın (l) bendinde ise tüketici işlemi “Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlem” olarak tanımlanmıştır.

Bu tanımda yer alan “vekâlet” sözleşmesi nedeniyle avukatlık ücret uyuşmazlıkları da tüketici işlemi niteliği kazanmıştır. Bu nedenle avukatlık ücret uyuşmazlıklarından kaynaklı davalar artık tüketici mahkemelerinde görülecektir. Ancak ayrıksı durum “vekâlet sözleşmesi” işleminin taraflarından birinin “Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi” olmaması durumunda ortaya çıkmaktadır. Makalemizin konusunu da bu ayrıksı durumlar oluşturmaktadır.

Avukatın müvekkilinin “Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi” değilse örneğin ticari veya mesleki bir amaçla hareket eden tacir, ya da bu tanım kapsamına girmeyen vakıf ve dernek ya da ticari faaliyeti için yargı yoluna başvurmuş bir şirket ise bu durumda görevli mahkeme değişiklik göstermektedir. Eğer avukatın müvekkili ticari faaliyeti için hareket eden bir kişi ve bu nedenle bir davada temsil edilmek istemişse örneğin tacir ya da şirketse asliye hukuk mahkemesi, mesleki faaliyetinden ötürü bir davada temsil edilecekse ya da dernek ve vakıf gibi bir tüzel kişiliğe sahipse yine asliye hukuk mahkemesi görevli olacaktır.[2] 

IV. SULH ANLAŞMASININ TARAFLARINA GÖRE GÖREVLİ MAHKEME:

Sulh anlaşması yapan avukatın müvekkili “Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi” ise davanın tüketici mahkemesinde görüleceği konusunda bir çekince bulunmamaktadır. Hatta sulh anlaşmasının karşı tarafı “Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi” değilse örneğin ticari veya mesleki bir amaçla hareket eden tacir, ya da bu tanım kapsamına girmeyen vakıf ve dernek ya da ticari faaliyeti için yargı yoluna başvurmuş bir şirket ise bu durumda da bu kişiler Avukatlık Kanunu 165’inci maddeye göre müteselsil olarak sorumlu olmaları nedeniyle iş sahibi ile birlikte davalı olarak gösterileceklerinden görevli mahkeme yine tüketici mahkemesi olacaktır.

Ayrıksı durum avukatın ücret alacağı için açacağı davada kendi müvekkilinin dışında davalı olarak göstereceği sulh anlaşmasının diğer tarafının tek başına davalı olarak gösterilmesi durumunda ortaya çıkmaktadır. Avukatın sulh anlaşmasının taraflarının her ikisini de birlikte davalı olarak gösterme zorunluluğu bulunmamaktadır. Daha açık ifade edersek sulh anlaşmasının tarafları arasında avukatlık ücret sözleşmesinden kaynaklı zorunlu dava arkadaşlığı bulunmamaktadır. Bu nedenle avukat her ikisini de davalı olarak gösterebileceği gibi sadece birini de davalı olarak gösterebilir. Avukatın sadece kendi müvekkili olmayan sulh anlaşmasının diğer tarafını davalı olarak göstermesi durumunda öncelikli TKHK m. 3’de yer alan “vekâlet sözleşmesi” kapsamındaki vekâlet ilişkisi ortadan kalkmaktadır. Çünkü avukatın vekâlet ilişkisi içerisinde bulunduğu kişi kendi müvekkili olup bu hukuki ilişki nedeniyle tüketici mahkemeleri görevli hale gelmektedir. Sulh anlaşmasının diğer tarafı ile avukat arasında vekâlet ilişkisi bulunmadığından sadece sulh anlaşmasının karşı tarafının dava edilmesi durumunda tüketici mahkemesi görevli olmaktan çıkmaktadır. Bu durumda asliye hukuk mahkemesi görevli hale gelir. Bu durumda yargılamada uygulanacak yöntem de değişir. Tüketici mahkemelerinde basit yargılama yöntemi geçerli iken asliye hukuk mahkemelerinde yazılı yargılama yöntemi geçerlidir.


[1] Nitekim Ankara 10. Tüketici Mahkemesi 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 165’inci maddesinin bu gerekçe ile Anayasaya aykırı olduğunu ileri sürerek somut norm denetimi yoluyla iptali isteminde bulunmuş ancak Anayasa Mahkemesi Ankara 10. Tüketici Mahkemesinde görülmekte olan davada 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 165’in uygulanacak yasa maddesi olmadığı gerekçesiyle başvuruyu usulden reddetmiştir. Dolayısıyla bu maddenin Anayasaya aykırılığı iddiasında bulunulmasının yolu halen açıktır.

[2] İş sahibinin ticari faaliyeti için kendisini bir davada avukat ile temsil ettirmek istemesi durumunda davanın asliye ticaret mahkemesinde görüleceğini savunan görüşlerde bulunmaktadır. Kanımca bu mümkün değildir. Çünkü TKHK m. 3’de yer alan tüketici işlemi kapsamına girmeyen bir davadan kaynaklı avukatlık ücret uyuşmazlığı TKHK yürürlüğe girmeden önceki hukuki durumu ifade eder. TKHK yürürlüğe girmeden önce iş sahibinin temsil edildiği davaya konu faaliyetinin ticari olup olmadığına bakılmadan asliye hukuk mahkemeleri görevli kabul edilmekteydi. Bu konuda da asliye ticaret mahkemelerinin görevli olduğuna ilişkin bir yasal düzenleme bulunmamaktaydı. Bu nedenle HMK m. 2’deki genel görev hükmüne göre asliye hukuk mahkemeleri görevli kabul ediliyordu. TKHK yürürlüğe girdikten sonra sadece tüketici işlemi kapsamına giren davalarla ilgili düzenleme getirdi. Tüketici işlemi kapsamına girmeyen davalarla ilgili başkaca bir yasal düzenleme yapılmadığından tüketici işlemi kapsamına girmeyecek avukatlık ücret uyuşmazlıklarında yine asliye hukuk mahkemeleri görevlidir. Asliye ticaret mahkemelerinin görevli olması usul hukukuna göre mümkün değildir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder