4 Şubat 2015 Çarşamba

TÜZEL KİŞİ ADINA YEMİNİ KİM EDA EDECEK?

TÜZEL KİŞİ ADINA YEMİNİ KİM EDA EDECEK?

I. GİRİŞ:

Tüzel kişilere yemin teklif edilmesi durumunda yemini tüzel kişi adına kimin eda edeceği konusu ile ilgili olarak aşağıya tam metnini aldığımız Yargıtay kararında “tüzel kişi adına yemin edecek temsilci, yemin konusu işlemin yapıldığı tarihteki değil, yemin teklif edildiği zamanki temsilcisidir” ölçütü getirilmiştir. Yargıtay’ın bu kararının incelenmesi aşağıdaki gibidir.

II. KARAR METNİ:  

T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/11
K. 2003/5784
T. 2.6.2003

DAVA: Taraflar arasında görülen davada Torbalı Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 17.07.2002 tarih ve 1999/870–2002/576 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hâkimi Deniz Biltekin tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR: Davacı vekili, müvekkilinin 1999 yılı zeytin mahsulünü sıktırmak ve yağ elde etmek üzere davalı kooperatife götürdüğünü, zeytinlerden 5.127 kg. 3 asit zeytinyağı çıktığını, davalı kooperatif yetkililerinin müvekkilinin izni olmadan bu miktarı sattıklarını, bedelin tahsili için yapılan icra takibinde, 1112 kg zeytinyağı bedeli olan 1.000.800.000 TL'ye itiraz ettiklerini ancak, kooperatif yetkilisi tarafından verilen belge bulunduğunu ileri sürerek, davalının itirazının iptaline, takibin devamına % 40 icra inkâr tazminatına mahkûmiyetine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, teslim edilen yağlar için verilen kartların geri alınmadığını, birçok kişide karşılıklı güven sonucu bu kartların bulunduğunu, inkâr tazminatı talep edilemeyeceğini savunarak, davanın reddini, % 40 kötüniyet tazminatına mahkûmiyetini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, tanık beyanı ve tüm dosya kapsamından davalının 112 kg zeytinyağını davacıya teslim ettiğinin ispatlandığı gerekçesiyle davanın reddine, davacının % 40 kötüniyet tazminatına mahkûmiyetine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1-Dava, davalı kooperatife emanet verilen zeytinlerin eksik teslim edilmesi nedeniyle, yapılan icra takibine olan itirazın iptali istemine ilişkindir. Davalı kooperatif, fabrikadan üreticiye teslim edilen dava konusu yağlar için belge verilmediğini ve daha önce ilgiliye verilen emanet makbuzundan da indirilmediğini, karşılıklı güven ile işlemlerin yürütüldüğünü, bu konuda mahalli örf ve âdetin bulunduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, davalı savunmasında belirtilen şekilde örf ve adet olup olmadığı araştırılarak ve davacının zeytinyağının teslim edildiği tarihteki kooperatif başkanına eda ettirilen yemin nedeniyle, davanın reddine karar verilmiştir.

TTK’nun 1/2.maddesi, hakkında bir ticari hüküm bulunmayan ticari işlerde mahkemenin ticari örf ve âdete, bu dahi yoksa umumi hükümlere göre karar vereceği, hükmünü getirmiştir. Yine, aynı yasanın 2/1 maddesi, bir mahaldeki teamülün ticari örf ve adet halini alması halinde, hükme esas alınabileceğini hükme bağlamıştır. TTK’nun bu hükümlerinden bu yasada bir hüküm yoksa ticari örf ve âdetin umumi hükümlerden (BK’ndan)önce uygulanacağı anlaşılmaktadır. Yine, tüzel kişi adına yemin edecek temsilci, yemin konusu işlemin yapıldığı tarihteki değil, yemin teklif edildiği zamanki temsilcisidir.

Somut olayda, mahkemece, zeytinyağının satıcıya teslimi konusunda yöresel örf ve adet araştırması yeterli değildir. Zira tek bir kooperatiften uygulama sorulup, tanıklar dinlenmiştir. Bu itibarla, mahkemece, kooperatife emanet makbuzları ile teslim edilen zeytinyağından sonra, satıcıya ihtiyacı nedeniyle teslim edilen zeytinyağı için belge düzenlenip düzenlenmediği, emanet makbuzundan teslim edilen miktarın indirilip indirilmediği hususunun öncelikle, Torbalı Ticaret Odasından sorulmak ve gerektiğinde bu hususta yerel bilirkişi mütalaasına başvurmak ve böyle bir örf ve âdetin mevcut olduğu anlaşıldığı takdirde, mevcut tanık ifadeleri değerlendirilmek ve yeminin de, yemin teklif edildiği zamanki kooperatif temsilcisine yaptırılmak suretiyle sonucuna göre karar vermek gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.

2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ( 2 )nolu bentte açıklanan nedenlerle bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 02.06.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

III. KARARIN İNCELENMESİ:

Yargıtay kararında ortaya koyduğu “Tüzel kişi adına yemin edecek temsilci, yemin konusu işlemin yapıldığı tarihteki değil, yemin teklif edildiği zamanki temsilcisidir” görüşünü gerek genel hukuk ilkelerine göre gerekse somut olayın özelliğine göre gerekçelendirmemiştir.

Yargıtay’ın tüzel kişi adına yemin edecek temsilcinin kim olacağı konusunda yemin teklif edildiği tarihteki temsilciyi kabul etmesinin nedeni tüzel kişiliğin gerçek kişiler gibi ayrı bir hukuki varlığının olması ve bu nedenle de hukuki işleme muhatap oldukları esnada bu kişiliği temsil eden her kim ise ancak onun tarafından temsil edilebileceği düşüncesidir.

Yargıtay’ın atladığı en önemli konu tüzel kişilerin gerçek kişilere ait olan özelliklere sahip olmamasıdır. Gerçek kişiler yemin eda edilecek konularda fizyolojik hafızalarını kullanarak yemin ederler. Tüzel kişilerin ise böyle bir hafızaları olmadığı gibi kurumsal olarak böyle bir hafıza yaratmalarını sağlayacak yasal düzenlemelerde bulunmamaktadır. Zaten böyle bir kurumsal hafızaları bulunsa bu hafızalarındaki bilgileri kanıtlayan belgeler ortaya çıkar ki belge ile kanıtlanan bir maddi durum için de yemine gerek kalmazdı.

Bu durumda insana özel hafıza bilgilerinin harekete geçirildiği bir ispat durumu olan yemin delilinde, tüzel kişiler adına yemin edecek kişilerin yemine konu maddi olayın yaşandığı tarihte ki tüzel kişiliği temsil eden kişiler olması maddi olayın açıklığa kavuşturulması için daha doğru bir tercih olacaktır.

Ayrıca yüzlerce hatta binlerce kişinin çalıştığı tüzel kişilerde sadece tüzel kişiliğin yönetim organı adına tüzel kişiliği temsil eden kişinin yemin etmesi de olayın aydınlatılması için yeterli olmayabilir. Bu nedenle maddi olayın gerçekleştiği anda o olayla ilgili olarak çalışmakta olan tüzel kişi çalışanının yemin etmesi tüzel kişiliği temsil eden kişinin yemin etmesinden daha güvenilir sayılmalıdır. Çünkü tüzel kişiliği temsil eden kişi de olayla ilgili olarak alt seviyedeki çalışanından bilgi alacaktır ve bu bilgiye dayanarak yemini eda edecektir.

Çalışanları çok fazla sayıda olan bu nedenle de yetkili organlarının yaşanan maddi olaylar ile ilgili güncel bilgi alması zaman alan tüzel kişilerde olayın bizzat içinde bulunan çalışanların tanıklığı ile tüzel kişinin yetkili organının yemininin çelişmesi durumunda yemin kesin delil olduğundan yemin delili esas alınacak ve buna göre karar verilecektir. Bir başka çelişki durum ise maddi olayın meydana geldiği tarihteki temsilcisinin tanık olarak dinlenmesi durumunda bu kişinin ifadesi ile tüzel kişi adına yemin eden temsilcinin iradesinin çelişmesidir. Yargıtay’ın yukarıya aldığımız kararında olduğu gibi yemini maddi olayın yaşandığı tarihteki değil yemin teklif edildiği tarihteki tüzel kişi temsilcisinin eda etmesi durumunda maddi olayla fiziken ve zaman olarak en uzak kişinin beyanı ile uyuşmazlık çözülmüş olacaktır ki bu durum davanın adaletsiz sonuçlanmasına neden olabilir.

Tüzel kişilerin taraf olduğu davalarda tüzel kişilerin uyuşmazlık konusu maddi olaya tanıklık eden çalışanlarının tanıklığı eğer lehte ise yemin deliline dayanılmaması gerekir. Çalışanların tanıklığının aleyhte olması durumunda ise tüzel kişinin temsilcisinin de aynı yönde yemin edecek olması olasılığı yüksektir. Ancak buna rağmen yemin deliline dayanılacaksa yukarıda açıkladığımız gerekçeler çerçevesinde yemin teklif edilen tarihteki değil maddi olayın meydana geldiği tarihteki temsilcinin yemini eda etmesi istenmelidir. Adaletli bir sonucun ortaya çıkması açısından Yargıtay’ın bu kararında yemin ile ilgili olarak ortaya koyduğu ölçüt hukuken yanlıştır.


Uyuşmazlık konusu maddi olayın meydana geldiği tarihte tüzel kişiliği temsil eden kişinin tüzel kişi ile ve ortakları ile husumet içerisine düşmüş olması durumunda bu kişinin yemininin güvenilirliliği nasıl sağlanacaktır? Maddi olayın olduğu tarihteki temsilci daha sonra tüzel kişi ile sorunlu olarak hukuki ilişkisini birmişse bu durumda kötü niyetli olarak yemin etmesinin önüne nasıl geçilecektir? Yalan yere yemin etmek TCK’na göre suç olmasına karşın bu suçun ispatı halinde yalan yere yemin eden kişi için caydırıcı olabilir. Ancak birçok kişi yemin esnasında çok da ileriyi düşünerek hareket etmez. Bu durumda en azından yeminini eda edecek kişi ile tüzel kişi arasında yargıya yansımış bir uyuşmazlık bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder