23 Mayıs 2014 Cuma

EVLİ KİŞİ İLE DUYGUSAL VE CİNSEL BİRLİKTELİK YAŞAYAN KİŞİNİN HUKUKİ SORUMLULUĞU

EVLİ KİŞİ İLE DUYGUSAL VE CİNSEL BİRLİKTELİK YAŞAYAN
KİŞİNİN HUKUKİ SORUMLULUĞU

I. GİRİŞ:

Ülkemizde zina suç olmaktan çıkartılmasına karşın TMK hükümlerine göre mutlak boşanma nedeni olarak kabul edilmektedir. Bu makalemizde Yargıtay’ın evli biriyle birliktelik yaşayan kişinin de hukuken sorumlu olduğuna ilişkin 2010 yılında vermiş olduğu kararının hukuki incelemesini yapacağız.

II. KARARIN ÖZETİ:

Yargıtay’ın vermiş olduğu kararın özeti aşağıdaki gibidir.

“Dava, haksız eylem nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlık; davacının eşi ile duygusal ve cinsel ilişkiye girdiği tarafların ve mahkemenin kabulünde olan davalının, bu eyleminin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturup oluşturmadığı ve hukuki sorumluluğunu gerektirip gerektirmediği, noktalarında toplanmaktadır. Evli bir kimsenin evlilik dışı birlikteliği, diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olduğu gibi, bu eyleme katılan kişinin eylemi de bundan ayrı düşünülemez. Dolayısıyla, bu eyleme evliliği bilerek katılan kişi de diğer eşin uğradığı zarardan sorumludur.

Davalının davacının eşi ile evli olduğunu bilerek duygusal ve cinsel ilişkiye girdiğinin tarafların ve mahkemenin kabulünde olmasına göre; davalının sorumluluğu ahlaka ve adaba aykırılık nedeniyle gerçekleşen "haksız fiil"den kaynaklanmakta; dava da yasal dayanağını haksız fiile ilişkin hükümlerden almaktadır. Sorumlulardan birisi olan davacının eşinin vefat etmesi, teselsül ilişkinde bulunan davalının sorumluluğunu ortadan kaldıracak bir olgu olarak kabul edilemez ve davalının haksız eyleminin varlığını ortadan kaldırmaz. Mahkemece davalının açıklanan şekilde gerçekleşen eyleminden sorumluluğu kabul edilerek, bundan kaynaklanan zararın kapsamı belirlenmeli ve varılacak uygun sonuca göre bir karar verilmelidir.”

Yargıtay bu kararında evli bir kimsenin evlilik dışı birlikteliğini diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğinde kabul etmiştir. Evli kişi ile birlikte olan kişinin bu eyleminin de bundan ayrı düşünülemeyeceğini dolayısıyla da, bu eyleme evliliği bilerek katılan kişinin de diğer eşin uğradığı zarardan sorumlu olacağı kabul edilmiştir. Evli kişi ile birlikte olan kişinin hukuken sorumlu tutulmasının nedeni ise ahlaka ve adaba aykırılık nedeniyle gerçekleşen haksız fiil olarak kabul edilmektedir. Kararda tartışma yaratan konuda eylemin haksız fiil sayılmasının ahlaka ve adaba aykırı kabul edilmesidir.

Yargıtay’ın bu kararı ile ortaya koyduğu tazminat sorumluluğunun dayanağını kanunlarca yasaklanmış bir eylem değil; toplumdaki herkese göre değişebilen değer yargılarından kaynaklanan ahlak ve adap anlayışı oluşturmaktadır.   

III. KARARIN HUKUKİ İNCELEMESİ:

Ülkemizdeki ahlak kurallarının büyük kısmı yazılı hukuk kuralı niteliğinde değildir. Yazılı ahlak kurallarına 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’na uygun olarak Türkiye Barolar Birliği’nin çıkarttığı ve aslında hukuken yönetmelik hükmünde olan avukatlık etik kurallarını örnek olarak gösterebiliriz. Ancak evli biriyle birliktelik yaşamanın ahlaka aykırı sayılması gibi birçok ahlak kuralı yazılı olmadan toplumsal yaşantı içinde yer almakta ve cezası da toplumun kişiyi kınaması olarak gerçekleşmektedir.

Kararda atlanılan en önemli konu ise evlilik birliğinin başlangıcından bitişine kadar tamamen hukuki bir süreç olduğu gerçeğidir. Evlilik, TMK hükümlerine göre yapılan bir sözleşme olup bu sözleşmenin hükümlerini tarafların yine TMK hükümlerine göre belirleme olanakları bulunmaktadır. Evlilik birliğini diğer sözleşmelerden farklı kılan ise aile düzeninin toplum hayatı için önemi ve Anayasa tarafından teminat altına alınmış olmasıdır. Bu nedenle sona erdirilmesi de diğer sözleşmelerde olduğu gibi tek taraflı fesih name ile değil yargı kararı ile gerçekleştirilebilmektedir.

Evlilik birliğinin devamını sağlayan unsurlar ise hukuki değil tamamen tarafların bu birlikteliği devam ettirme konusundaki iradelerini derinden etkileyen aile içi yaşantı ve buna yön veren duygusal, ekonomik ve cinsel konulardır. Bu konulardaki uyum sona erdiği andan itibaren sadece taraflardan birinin istememesi nedeniyle evlilik birliğinin devamın da ısrarcı olunması ve diğer tarafı evlilik birliğini sürdürmeye zorlaması diğer tarafın kişilik haklarını ihlal etmesidir.

Yargı kararı ile sona erdirilebilecek bir birliktelik ne yazık ki duygusal anlamda aynı süreci takip etmemektedir. Duygusal, cinsel ve ekonomik anlamda artık bitmiş olan bir evliliğin yargı süreci ile bitmesini beklemekte olduğunuz bir esnada kişinin sevme, sevilme ihtiyacını ve hepsinden de önemlisi fizyolojik bir ihtiyaç olan cinsel ihtiyaçlarını tatmin etmesini ne zaman sonuçlanacağı belli olmayan hukuki bir sürecin sonuna kadar ertelemesini istemek öncelikle o kişinin insan haklarını ihlal etmektir. Bu durumda olan bir eşin bir başkası ile duygusal ve cinsel birliktelik yaşamaya başlaması durumunda evli kişinin evlilik birlikteliği içinde duygusal ihtiyaçlarını tatmin edemediği için mi başka biriyle birliktelik yaşamaya başladığını yoksa başkası ile birliktelik yaşamaya başlamasından sonra mı evlilik birliğini sona erdirme kararı aldığını ne tür delil gösterilirse gösterilsin hâkimin çözmesi olanaklı değildir. Bu sebeple evli bir kişi ile birliktelik yaşayan kişinin bu eyleminden ötürü sorumlu tutulması, eşler arsındaki nedeni bilinmeyen ya da öngörülemeyen aile içi uyuşmazlığın tarafı haline getirilmesi anlamına gelir.

Yargıtay’ın vermiş olduğu bu karar, aldatılan eşin kendisini aldatan eşinden ve onun sevgilisinden intikam almasının yolunu açacak kadar hukuk mantığı ile uyuşmayan bir karardır. Çünkü mahkemelerin amacı uyuşmazlıkları gidermek olup kişilerin intikam aracı olmak değildir.

TMK, eşlere boşanma davası esnasında boşanmanın ferisi niteliğinde maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı tanımıştır. Eşin kendisini aldatmasını haksız fiil ya da kişilik haklarına saldırı kabul eden diğer eş bu hakkını kullanarak zararının giderilmesini zaten talep etmektedir. Ayrıca boşanma esnasında gerek TMK gerekse Yargıtay’ın önceki kararlarından çıkartabileceğimiz en önemli hukuki sonuç boşanan eşlerin hiç birinin tamamen kusursuz ya da kusurlu olmadığıdır. Yargıtay TMK m. 174 hükmünden yola çıkarak daha az kusurlu olan eşin tazminata hak kazanacağını kabul etmektedir.


Haksız fiil sorumluluğu tamamen yasalarca kabul edilmiş haksız eylemlerin gerçekleştirilmesi ile ortaya çıkan bir sorumluluktur. Ahlaki değerler ise yukarıda belirttiğimiz gibi yasalar tarafından tek tek sayılmış değildir. Ahlaki değerler toplumumuzda kişiden kişiye değişiklik göstermektedir.  Hatta aynı ahlaki değerlere sahip olanların dahi karşılaştıkları somut olaylar nedeniyle ahlaki değerlerinde değişikliklerin olabildiği bir toplum düzeninde genel anlamda uygulanabilecek bir ahlak kuralı bulunması olanaklı değildir. Bu durum hukukumuzda tamamen nesnel gerçeklere dayanan haksız fiil sorumluluğuna neden olan eylemlere tamamen öznel gerçeklere dayanan bir olayın dâhil edilmesi sonucunu doğurur. Yargıtay’ın evli bir kişi ile birliktelik yaşayan kişiyi hukuken haksız fiil sorumluluğu kapsamında tazminat sorumluluğu içinde kabul etmesi kişiden kişiye değişen ve yasalarca hüküm altına alınmamış ahlaki değerler arasında haklı ve yeterli gerekçesi olmadan tercih yaptığını gösterir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder