19 Ağustos 2013 Pazartesi

YARGITAY KANUNU’NA GÖRE İÇTİHATLARIN BİRLEŞTİRİLMESİNİN VE KALDIRILMASININ İSTENMESİ

YARGITAY KANUNU’NA GÖRE
İÇTİHATLARIN BİRLEŞTİRİLMESİNİN VE KALDIRILMASININ
İSTENMESİ

I. GİRİŞ:

Yargıtay’ın verdiği kararlar arasındaki farklılıkların giderilmesi için Yargıtay Kanunu’nun 45’inci maddesi içtihatların birleştirilmesi çözümünü getirmiştir. Bu makalemizde içtihatların birleştirilmesinin ne şekilde istenebileceğini ve geçerliliği kalmamış içtihadı birleştirme kararlarına karşı ne yapılabileceği konusunu inceleyeceğiz.

II. İÇTİHATLARIN BİRLEŞTİRİLMESİNİ İSTEMEK YETKİSİ:

İçtihatların birleştirilmesini isteme yetkisi Yargıtay Birinci Başkanındadır. Birinci Başkan doğrudan doğruya içtihatların birleştirilmesini isteyebilir. Bunun dışında;

-Yargıtay Dairelerinin,

-Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ve Ceza Genel Kurulu’nun karar vermesi ile,

-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının istemi ile,

Yargıtay Birinci Başkanı içtihatların birleştirilmesinin istenmesine karar verebilir.

İçtihatların birleştirilmesini talep yetkisi sadece bunlarda değildir. Yazılı olarak başvurmaları durumunda diğer merci ve kişilerde içtihatların birleştirilmesini talep edebilirler. Ancak bunların başvuruları durumunda içtihatların birleştirilmesi yoluna gidilmesi gerekip gerekmediğine Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu karar verir.

İstemde bulunan hangi merci olursa olsun bu istemlerin gerekçeli olması zorunludur.

III. İÇTİHATLARIN BİRLEŞTİRİLMESİ KARARLARININ DEĞİŞTİRİLMESİ YA DA KALDIRILMASI:

1926 yılından bugüne kadar hukuk alanında verilmiş beş yüzden fazla içtihadı birleştirme kararı olup bunların bir kısmı geçerliliğini yitirmiştir. Ancak geçerliliğini yitirmiş kararlar gerekçe bölümüne dikkat edilmeden sadece sonuç bölümüne bakılarak uygulanmaya devam edilmekte ve bu durum hak kayıplarına neden olmaktadır. Bu tür kararların geçerliliğini yitirdiğinin de Yargıtay tarafından tespit edilerek ya değiştirilmesine ya da kaldırılmasına karar verilmesi gerekmektedir. İçtihadı birleştirme kararlarının değiştirilmesi veya kaldırılmasının istenmesi de yukarıdaki usule bağlıdır.

Konunun öneminin anlaşılabilmesi için somut bir örnekle durumu açıklamaya çalışalım. 1949 yılında Yargıtay, ceza mahkemelerinde sonucunda tazminat ya da müsadere olan bir karar verilmesi halinde hükmedilen tazminat ya da müsadere edilen eşyanın değeri üzerinden katılan vekilleri lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkin içtihadı birleştirme kararı vermiştir.

Kararın dayanağı 1949 yılında yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde yer alan “Ağır Cezada, Asliyede ve Sulh Mahkemesinde görülen davalarda sigorta poliçesinin iptali tazminat, müsadere veya herhangi bir surette takvimi kabil bir mali netice mevzubahis oldukta nispi ücrete tabidir” hükmüdür. Ancak bugünkü tarifede böyle bir ibare yer almadığı için bu içtihadı birleştirme kararı geçerliliğini yitirmiştir. Ancak halen daha birçok ceza mahkemesi, sonucunda tazminat ya da müsadere olan bir karar verdiklerinde bu içtihadı birleştirme kararına dayanarak hükmedilen tazminat ya da müsadere edilen eşyanın değeri üzerinden katılan vekilleri lehine nispi vekâlet ücretine hükmetmektedir. Bu da mahkûm olan sanığın haksız olarak daha fazla maddi külfete girmesine neden olmaktadır.


İçtihadı birleştirme kararları bütün yargı yerlerini bağladığı için geçerliliğinin devam edip etmediğinin hâkimler tarafından çok iyi araştırılması gerekmektedir. Ancak bu araştırma her hâkim tarafından yapılmadığı için Yargıtay’ın da içtihadı birleştirme kararlarının geçerliliğini koruyup korumadığını belirli aralıklarla değerlendirmesi gerekir. Yargıtay bu özveriyi göstermediği için geçerliliğini yitirmiş olan içtihadı birleştirme kararlarının değiştirilmesi ya da kaldırılması için avukatların da Yargıtay’a Yargıtay Kanunu m. 45 uyarınca başvuruda bulunarak Yargıtay’ın bu konuda dikkatini çekmeleri gerekir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder