5 Kasım 2012 Pazartesi

HAKSIZ CEZA ŞİKÂYETİ NEDENİYLE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI

HAKSIZ CEZA ŞİKÂYETİ NEDENİYLE
MANEVİ TAZMİNAT DAVASI

I. GİRİŞ:

Ülkemizde Cumhuriyet savcılıklarına yapılan suç duyurularının ve bunun sonucunda açılan ceza davalarının yaklaşık %60’ı takipsizlik ya da beraatla sonuçlanmaktadır. Haksız suç duyurusuna maruz kalan kişilerin bu suç duyuruları nedeniyle uğradıkları manevi ızdırabın dindirilmesinin yollarından biri de haksız suç duyurusunda bulunan kişi ya da kişiler aleyhinde manevi tazminat davası açılmasıdır. Bu makalemizde haksız ceza şikâyeti nedeniyle manevi tazminat davasını inceleyeceğiz.

II. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NA GÖRE GÖREVLİ MAHKEME:

HMK m. 2’ye göre mal varlığı davalarına ilişkin davalarda görevle mahkeme asliye hukuk mahkemeleridir. Manevi tazminat davaları da dava konusu sebebiyle belli bir mal varlığı değerini içerdiğinden asliye hukuk mahkemeleri görevlidir.

III. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NA GÖRE YETKİLİ MAHKEME:

HMK’ya göre yetkili mahkeme davalının bulunduğu yer mahkemesidir. Ancak Türk Medeni Kanunu manevi tazminat davalarında seçimlik yetki belirlemiştir.

IV. TÜRK MEDENİ KANUNU’NA GÖRE YETKİLİ MAHKEME:

TMK m. 25/V hükmüne göre “Davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir.” Bu maddeye göre davacıya seçimlik hak tanınmış olup isterse kendi yerleşim yeri mahkemesinde de dava açabilir. Yerleşim yerinden kasıt TMK hükümlerine göre resmi ikametgâhının bulunduğu yer mahkemesidir.

V. DAVANIN KONUSU:

Davacının açacağı manevi tazminat davası kendisi hakkında ileri sürülen iddia ve olayların doğruluğu hakkında ciddi ve inandırıcı emarelerle desteklenmemiş bir ceza şikâyeti olması nedenine dayanmalıdır. Manevi tazminat talep eden kişi açacak olduğu davada hakkında ileri sürülen iddialarla ilgili olarak ciddi ve inandırıcı delillerin bulunmadığını ispatlamak zorundadır.

Örnek olay üzerinden konuyu açıklayacak olursak. Davacının savcılığa resmi evrakta sahtecilik suçu iddiası ile şikâyet edilmesi halinde eğer şikâyeti yapan sahteliği ispatlanmış ve aldatma yeteneği olan bir resmi evrakı delil olarak göstermemişse bu durum şikâyetin ciddi ve inandırıcı emarelerle desteklenmediğini gösterir.

Ancak aynı konuda yapılan bir şikâyete üzerinde tahrifat yapılmış bir resmi evrak delil olarak konulmuş olabilir. Bu durumda ancak şüphelenilen şahısın el yazısı ya da imzası üzerinde grafolojik inceleme yapılarak kişinin suçu işleyip işlemediği anlaşılabileceğinden hakkında şikâyette bulunulan kişinin ciddi ve inandırıcı emarelerle desteklenmiş bir suç duyurusu ile karşı karşıya kaldığından bahsedilebilir. Bu durum ceza şikâyetine maruz kalan kişiye manevi tazminat davası açma hakkı vermez.

Vermiş olduğumuz bu örnek olaylardan da anlaşılacağı gibi yapılan ceza şikâyetinin konusunu oluşturan somut olayın özelliğine göre durumun değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirmeyi de öncelikle davayı açacak olan kişinin kendisinin daha sora da eğer varsa avukatının yapması gerekir. Çünkü davanın reddi ya da kısmen reddi durumunda davacı aleyhine karşı vekâlet ücreti ve yargılama masraflarına hükmedilir. Manevi tazminat davası açılması gerektiğinden emin olunduktan sonra davanın açılması daha yerinde olacaktır. Çünkü davaya bakacak olan mahkeme ceza şikâyetinin konusunu oluşturan savcılık ya da ceza mahkemesi dosyasını getirtip inceleyecektir. Mahkemenin yapacağı inceleme sıradan bir insanın olaya yaklaşımı şeklinde değil bir hukukçunun yaklaşımı şeklinde olacağından manevi tazminat davası açacak olan kişilerin konu hakkında avukat yardımı almalarında fayda vardır.

Mahkemeden yapılmış olan ceza şikâyetinin davacının kişilik haklarına yönelik saldırı kabul edilmesi ve bu sebeple manevi tazminata hükmedilmesi istenecektir.  

VI. UYGULANACAK KANUN HÜKÜMLERİ:

Hukukumuz manevi tazminat davaları için iki ayrı kanunda birbirini tamamlayan iki ayrı hüküm düzenlemiştir. Bunlar TMK m. 25 ve TBK m. 58’dir. Her ikisinin de ayrı ayrı ve birlikte incelenmesi gerekmektedir.

A) Türk Medeni Kanunu m. 25’e Göre Açılacak Manevi Tazminat Davası:

TMK m. 25’de yer alan “Davalar” başlıklı hüküm aşağıdaki gibidir.  

“Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.

Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir.

Davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma  hakkı saklıdır.

Manevî tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; miras bırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.

Davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir.

Maddeyi inceleyecek olursak TMK m. 25 davacıya aşağıdaki hakları vermektedir. Davacı;

Saldırı tehlikesinin önlenmesini,

Sürmekte olan saldırıya son verilmesini,

Sona ermiş olan ancak etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini, isteyebilir.

Bu hakların dışında, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir. Bu istem davacı açısından seçimlik bir hak olup manevi tazminat olarak bir bedel ile birlikte istenebileceği gibi kademeli ya da bağımsız olarak da istenebilir.

TMK m. 25’in en önemli özelliği hâkime değil davacıya seçimlik hak tanımış olmasıdır.

B) Türk Borçlar Kanunu m. 58’e Göre Açılacak Manevi Tazminat Davası:

TBK m. 58’de yer alan “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı hüküm aşağıdaki gibidir.

“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.

Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”

Maddeyi inceleyecek olursak TBK m. 58 davacıya kendisine bir miktar para ödenmesine karar verilmesini isteme hakkı vermektedir. Bunun dışında davacıya tanıdığı başkaca bir hak bulunmamaktadır. Ancak maddenin ikinci fıkrası hâkime çok geniş bir takdir hakkı vermiştir. Hâkim;

Belli bir para yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir,

Diğer bir giderim biçimini tazminata ekleyebilir,

Saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.

TBK m. 58, TMK m. 25’den farklı olarak hâkime seçimlik takdir yetkisi tanımaktadır. Bu seçimlik takdir yetkisinin usul hukuku yönünden de incelenmesi gerekir.  

C) HMK m. 26 Hükmüne Göre TBK m. 58’in İncelenmesi:

HMK m. 26 hâkime, tarafların talepleriyle bağlı olma zorunluluğu getirmiştir. Bu zorunluluk gereği hâkim talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Sadece duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Ancak maddenin ikinci fıkrası hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümlerini saklı tutmuştur. TBK m. 58/II hükmü bu anlamda saklı tutulan hükümlerdendir.

Bu nedenle davacı dava dilekçesinde belli bir paranın tazminat olarak kendisine ödenmesini talep etse ancak başka bir talepte bulunmasa bile hâkim, TBK m. 58/II’ye göre bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.

Ç) TMK m. 25 ve TBK m. 58’in Birlikte İncelenmesi:

TMK m. 25’de davacıya tanınan seçimlik haklar TBK m. 58’de hâkime tanınmıştır. Görünüşte her iki hükümde farklı kanunlarda bulunuyor olsa da aslında Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hukuken aynı kanundur. Çünkü Türk Borçlar Kanunu’nun “Türk Medenî Kanunu ile ilişkisi” başlıklı 646. maddesi “Bu Kanun, 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Beşinci Kitabı olup, onun tamamlayıcısıdır” hükmünü içermektedir. Bu sebeple manevi tazminat davasına bakan hâkim gerek davacının seçimlik talebini düşünerek gerekse kendisine verilen seçimlik yetkiyi düşünerek karar verecektir.

Örnekler üzerine konuyu tartışacak olursak;

1- Davacı manevi tazminat davasında belli bir para ödenmesinin yanında saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olan ancak etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanmasını istemişse hâkim;

Belli bir paranın ödenmesi ile birlikte diğer talepler hakkında karar verebilir,

Belli bir paranın ödenmesini kısmen kabul kısmen reddedip diğer talepler hakkında karar verebilir,

Belli bir paranın ödenmesi talebini tamamen reddedip, diğer talepler hakkında karar verebilir.

Bütün talepleri reddedebilir.

2- Davacı manevi tazminat davasında para ödenmesi dışındaki taleplerde bulunmuş ancak para ödemesi talep etmemişse hâkim,

Bu talebin kabulü ya da reddi yönünde karar verebilir.

3- Davacı sadece para ödenmesi talebinde bulunmuşsa hâkim;

Sadece para ödenmesine karar verebilir,

Belli bir paranın ödenmesi ile birlikte kendiliğinden diğer seçimlik yetki konuları hakkında karar verebilir,

Belli bir paranın ödenmesini kısmen kabul kısmen reddedip diğer seçimlik yetki konuları hakkında karar verebilir,

Belli bir paranın ödenmesi talebini reddedip diğer seçimlik yetki konuları hakkında karar verebilir. 

Yukarıda verdiğimiz örneklerden de anlaşılacağı üzere hâkimin belli bir para ödenmesine karar vermesi beklentisi ile mahkemeye gidildiğinde sadece bir kınama yazısı verilmesine ilişkin hükümle karşılaşılabilir. Çok yüksek miktarda paranın ödenmesi talebinde bulunulduğunda ise kısmen ret kararı çıkma ihtimali yüksektir. Astarı yüzünden pahalıya gelecek bir hükümle karşılaşılmaması için açılacak davanın parasal miktarı iyi belirlenmelidir.

VII. MANEVİ TAZMİNAT DAVALARINDA VEKÂLET ÜCRETİ:

Gerek HMK gerekse Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre davayı kazanan taraf eğer kendini avukat ile temsil ettirmişse davacı lehinde avukatlık ücretine hükmedilir. Ancak bu avukatlık ücreti 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu m. 164/Son hükmüne göre “Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir.”

Manevi tazminat davasında talep edilen bedelin bir kısmı kabul edilmiş ancak bir kısmı reddedilmişse ve davalı taraf da kendini avukat ile temsil ettirmişse reddedilen kısım üzerinden davalı taraf lehine karşı vekâlet ücretine hükmedilecektir. Ancak davalı taraf lehine hükmedilecek karşı vekâlet ücreti davacı taraf lehine hükmedilecek olanı geçemeyecektir. Davalı taraf lehine hükmedilen karşı vekâlet ücreti de yine 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu m. 164/Son hükmüne göre avukata aittir.

Belli bir bedel içeren manevi tazminat davası sonunda hâkim bedel yerine yukarıda açıkladığımız seçimlik yetkisi dâhilindeki konulardan biri hakkında karar verirse bu davanın reddi ya da kısmen reddi anlamına gelmeyeceği için davalı lehinde karşı vekâlet ücreti hakkı doğurmayacaktır.   

1 yorum:

  1. peki bu davalarda örnek gösterilebilecek bir yargıtay kararı mevcut mudur?

    YanıtlaSil