27 Eylül 2012 Perşembe

ÇEK KANUNUNA GÖRE İDARİ PARA CEZASINA DÖNÜŞTÜRÜLEN EYLEMLERİN TESPİTİ

ÇEK KANUNUNA GÖRE İDARİ PARA CEZASINA DÖNÜŞTÜRÜLEN
EYLEMLERİN TESPİTİ
           
I. GİRİŞ:

5941 Sayılı Çek Kanunu’nda 6273 Sayılı Çek Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yapılan değişikliklerden sonra ağır para cezalara idari para cezalarına dönüştürülerek cürüm olmaktan çıkartıldı ve kabahat kapsamına alındı. Ancak gerek yargılaması devam etmekte olan gerekse kesinleşmiş olan dosyalar açısından eylemin idari para cezasına dönüştürülmüş olmasının tespiti nasıl yapılacaktır? Bu makalemizde bunu açıklayacağız.

II. SORUŞTURMA, KOVUŞTURMA VE YARGITAY AŞAMASINDA OLAN DOSYALAR:

5941 Sayılı Çek Kanunu’nun Geçici 3. maddesinin 7. fıkrası idari yaptırıma dönüştürülen eylemlerle ilgili olarak özel bir düzenleme getirmiştir. Madde metni;

“Bu Kanun hükümlerine göre suç karşılığı uygulanan yaptırımı, idarî yaptırıma dönüştürülen fiiller nedeniyle,

a) Soruşturma evresinde bulunan dosyalar hakkında Cumhuriyet başsavcılığınca,

b) Kovuşturma evresinde bulunan dosyalar hakkında mahkemece, idarî yaptırım kararı verilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, Yargıtay’ın ilgili dairesinde bulunan dosyalar hakkında ise ilgili dairece, bu Kanuna göre işlem yapılmak üzere dava dosyası hükmü veren mahkemeye gönderilir ve bu mahkeme tarafından duruşma yapılmaksızın karar verilir” hükmünü içermektedir.

Bu hükme göre dosya hangi yargı makamının önünde ise karar verme yetkisi o yargı makamındadır. Sadece Yargıtay ilgili dairesinde bulunan dosyalar hakkında karar verme yetkisi hükmü veren mahkemede olup dosyaların bu mahkemeye gönderilmesi gerekmektedir.

III. KESİNLEŞMİŞ VE İNFAZI TAMAMLANMIŞ DOSYALAR:

5941 Sayılı Çek Kanunu’nun Geçici 3. maddesinin 7. fıkrası metninden de anlaşılacağı üzere eylemin suç olmaktan çıkartılması durumunda soruşturma, kovuşturma ve temyiz aşamalarında yargı makamlarının nasıl hareket etmeleri gerektiği açıkça düzenlenmiştir. Ancak kesinleşmiş ve infazı tamamlanmış dosyalar hakkında mahkemelerin ayrıca suça konu eylemin suç olmaktan çıktığına ilişkin karar vermesi zorunluluğunu getiren bir düzenleme bulunmamaktadır.

Gerek 3167 Sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun’a göre gerekse 5941 Sayılı Çek Kanunu’na göre ceza almış olan kişiler aldıkları bu cezalar nedeniyle haklarında sabıka kaydı oluşmuş olabileceği gibi bazı haklardan yasaklı duruma da düşmüş olabilirler. Bu sebeple kararın kesinleşmiş olması ya da infazının tamamlanmış olması bu kişiler açısından kanun değişikliğinin kendilerine uygulanmaması sonucunu doğurmaz. Kanunun değişmesi ile idari yaptırıma dönüşen suçları geçmişte işleyenler bu kanun değişikliği ile kanunsuz suç ve ceza almaz ilkesine göre artık suç işlemiş sayılamayacaklarından hem adli sicil kayıtlarının düzeltilmesi hem de yasaklanmış haklarının iadesi gerekmektedir.

5352 Sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 12. maddesinin 2. fıkrası “Fiilin kanunla suç olmaktan çıkarılması halinde, bu suçtan mahkûmiyete ilişkin adlî sicil ve arşiv kayıtları, talep aranmaksızın tamamen silinir” hükmünü içermektedir. Benzer bir düzenleme de Adli Sicil Yönetmeliğinin 13. maddesinde bulunmaktadır. Bu hükümlere göre yasa değişikliği ile adli sicil ve arşiv kayıtları talep aranmaksızın silinecektir. Bunun için ceza almış olan kişilerin her hangi bir işlem yapmaları gerekmemektedir. Ancak belli bir haktan yasaklı duruma düşmüşlerse ve bu haklarının iadesi için bir idari makamla muhatap olmaları gerekiyorsa eylemlerinin suç olmaktan çıktığının tespitini hangi makam yapacaktır?

Türk Ceza Kanunu’na göre bir eylemin suç olmaktan çıkması durumunda kesinleşmiş dosyalar ile ilgili olarak nasıl bir işlem yapılacağı 04.11.2004 tarihli 5252 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un hükümlerine göre belirlenmektedir. İlk bakışta Türk Ceza Kanunu’nun ceza mevzuatımız içinde temel kanun olması sebebiyle 5941 Sayılı Çek Kanunu’n da yapılmış olan değişikliğin sonuçlarına da uygulanması düşünülebilir. Nitekim bu kanun ilk yürürlüğe girdiği tarihte ağır para cezalarını düzenleyen 5. maddesinde “Özel ceza kanunları ile ceza içeren” ibaresi bulunmakta ve 5941 Sayılı Çek Kanunu gibi özel ceza kanunları ya da ceza içeren kanunların sonuçlarına da uygulanabilmekteydi. Ancak daha sonra “Özel ceza kanunları ile ceza içeren” ibaresi, 11.05.2005 tarihli ve 5349 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle yapılan değişiklikle madde metninden çıkarılmıştır. Böylece 5252 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un Türk Ceza Kanunu dışındaki özel ceza kanunlarına ve ceza içeren kanunlara göre hüküm kurulan dosyalara uygulanması imkânsız hale gelmiştir.

04.11.2004 tarihli 5252 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un çıkarılış amacı açısından bakacak olursak “Amaç” başlıklı 1. maddesindeki “Bu Kanunun amacı, 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlüğe konulmasına ilişkin usul ve esasları belirlemektir” hükmünden Türk Ceza Kanunu’nun uygulaması ile ilgili esasları belirlemek için çıkartıldığı rahatlıkla görülür. Ancak bazı idari makamlar bu kanun hükmünü özel ceza kanunlarına göre kesinleşmiş ve hatta infazı tamamlanmış dosyalar içinde uygulamaya çalışmakta ve kişi hakkında mahkûmiyet kararı veren mahkemelerden fiilin suç olmaktan çıktığı yönünde ek karar getirmelerini talep etmektedir. Özel ceza kanunlarına göre verilen kesinleşmiş kararlar açısından bir kanun boşluğu olduğu açıktır ancak bu boşluk özel ceza kanunlarını kapsamayan bir kanun hükmünün uygulanması ile giderilemez.

Özel ceza kanunlarından mahkûm olanlar eğer bu mahkûmiyetle beraber bir takım haklardan yasaklı hale düşmüşlerse Adli Sicil Kanunu’nun 13/A maddesine göre mahkemeden yasak hakların iadesi kararı talep edebilirler. Fiilin suç olmaktan çıkması gerekçesi ile yasak hakların iadesine karar verilirse, kesinleşmiş karar sebebiyle alamadıkları her türlü hakkı talep etme imkânına kavuşurlar.

Ancak bazı idari makamlar fiilin suç olmaktan çıktığı hakkında karar talep ettiklerinde, özel ceza yasalarından mahkûm olanlar yukarıda açıkladığımız kanun boşluğu nedeniyle yargılandığı mahkemeden bu kararı alamamaktadır. Bunun yerine mahkemeden yasak hakkın iadesi kararı almaları durumunda idari makam sunulan bu kararın hüküm fıkrasında “suç olmaktan çıktığı” yönünde ya da “beraat” yönünde ifade içermediği gerekçesi ile talebi reddetmektedir. İdari makamın bu gerekçe ile talebi reddetmesi ise idare mahkemesinde iptal davasına konu olmaktadır.                                                                                      

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder