19 Aralık 2011 Pazartesi

ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ DAVALARI

TAŞINMAZLAR (GAYRİMENKULLER) HAKKINDA
PAYDAŞLIĞIN GİDERİLMESİ DAVALARI
(ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ DAVALARI)
(İZALEİ ŞÜYU DAVALARI)
(TAKSİM DAVALARI)

I. GİRİŞ:

Eski Medeni Kanundaki ifadesi ile izalei şüyu davaları olarak bilinen paydaşlığın giderilmesi davaları ülkemizde daha çok taşınmaz mallardaki ortaklıkların giderilmesi için açılan bir dava türüdür. Taşınır mallar ile taşınmaz mallar üzerindeki bir kısım mallar içinde bu davanın açılması mümkündür. Ancak bu makalemizde daha çok taşınmaz mallardaki ortaklığın giderilmesi için açılan paydaşlığın giderilmesi davasını incelme konusu yaptık.

II. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NA GÖRE GÖREVLİ MAHKEME:

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Sulh hukuk mahkemelerinin görevi” başlıklı 4. maddesinin b bendinde sulh hukuk mahkemelerinin taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davalara bakacakları yazılıdır. Bu sebeple dava sulh hukuk mahkemesinde açılır.

Paydaşlığın giderilmesi davlarında uygulanacak yargılama yöntemi dava sulh hukuk mahkemesinde görüleceği için HMK m. 316/d hükmüne göre basit yargılama usulüdür. Bu yargılama yöntemine göre dava ve cevap dilekçesinden sonra cevaba cevap ve karşı cevap dilekçesi verilemeyeceği gibi iddianın ve savunmanın genişletilemeyeceği yasağı da dava ve cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesinden sonra başlar.

III. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NA GÖRE YETKİLİ MAHKEME:

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Taşınmazın aynından doğan davalarda yetki” başlıklı 12. maddesi taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğunu belirtmiştir. Hakkında paydaşlığın giderilmesi davası açılacak olan taşınmaz hangi il ya da ilçe sınırlarında ise o yer sulh hukuk mahkemesi yetkilidir. Bazı durumlarda taşınmazın tapu taydı taşınmazın bulunduğu yerde değil başka bir il ya da ilçe de bulunuyor olabilir. Bu durumda kanunun açık hükmü uyarınca tapu kaydının bulunduğu yer mahkemesi değil taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. 

Paydaşlığın giderilmesi davalarının birden fazla taşınmaz hakkında açılması da hukuken mümkündür. Ancak dava açılacak taşınmazların hepsinin aynı il ya da ilçe sınırları içinde bulunmaması durumunda HMK m 12/I hükmüne göre ayrı yerlerde ayrı dava açılmasına gerek yoktur. Aynı maddenin son fıkrasına göre bu davalar, birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabilir. HMK m. 12/III hükmü, hakkında paydaşlığın giderilmesi davası açılacak olan taşınmazların farklı yerlerde olması durumunda usul ekonomisinin sağlanması için bir tanesinin bulunduğu yer de diğerleri hakkında da dava açılabileceği imkânını getirmiştir.

IV. PAYDAŞLIĞIN GİDERİLMESİ DAVASI AÇILAMAYACAK HALLER:

TMK m. 698/I’e göre paydaşlığın giderilmesi davasının açılabilmesi için hakkında dava açılacak olan taşınmazın hukuki bir işlem gereğince veya sürekli bir amaca özgülenmiş olması sebebiyle paylı mülkiyeti devam ettirme yükümlülüğü bulunmaması gerekir. Bu madde de ifade edilen hukuki işlemler Kamulaştırma Kanunundan, toprakların birleştirilmesi ve tarımda verimin sağlanması amacıyla çıkartılan kanunlardan ya da paydaşların kendi aralarında yaptıkları paydaş sözleşmesinden kaynaklanabilir. Bu ve benzeri hukuki durumların varlığı halinde paydaşlığın giderilmesi davası açılamaz.

İntifa hakkı sahibinin o mal hakkında paydaşlığın giderilmesi davası açabilmesi için hakkında dava açılacak malda paydaş sıfatı taşıyor olması gerekir. Eğer paydaş sıfatı taşımıyorsa bu davayı açamaz.

V. DAVA AÇMA HAKKI OLANLAR:

Paydaşlığın giderilmesi davasında dava açma hakkı paydaşlara aittir. Türk Medeni Kanunu 698/I’e göre paydaşlardan her biri malın paylaşılmasını isteyebilir. Bu maddeye göre paydaşlığın giderilmesi davası açabilecek kişiler taşınmaz malın paydaşı olan kişilerdir.

Paydaşlığın giderilmesi davasını paydaşlardan her biri ayrı ayrı açabileceği gibi birden fazla paydaş diğer paydaşlara karşı da açabilir. Davanın davalısı ise diğer paydaşlardır. Davalı durumunda olan paydaşların da davacılar gibi taşınmazdaki ortaklığın ne şekilde giderilmesi gerektiğine ilişkin talepte bulunma hakları vardır.

Bunun dışında paydaş olmayan hazine, belediye, il özel idareleri gibi tüzel kişilerinde bu davayı açma hakları bulunmaktadır. TMK m. 501’e göre mirasçısı olmaksızın ölen murisin mirası devlete geçer. Devlete geçen miras içinde hisseli mallar varsa hazine bu malların tasfiyesi için diğer paydaşlara paydaşlığın giderilmesi davası açabilir. Diğer paydaşların açacak olduğu paydaşlığın giderilmesi davasında da hazinenin davalı olarak gösterilmesi gerekir. Benzer durum Türk Vatandaşlığı Kanunu’na göre vatandaşlıktan çıkartılan kişinin tasfiye edilecek malları, 6183 sayılı AATUHK’a göre devlete borcu olan kişilerin malları, belediyelerin vatandaşla ortak olduğu mallar ve borçlu şahısların iflas idaresinin yönetimine bırakılmış malları içinde geçerlidir.

VI. ÖLÜ PAYDAŞ ALEYHİNE DAVA AÇILMASI:

Dava açılmadan önce ölmüş paydaş aleyhine dava açılması durumunda dava reddedilmez. Ölen paydaşın mirasçılarına davanın yöneltilmesi gerekir. Bunun için davaya bakan mahkemeden ölen paydaşın mirasçılık belgesinin sunulması için süre ve mirasçılık belgesi çıkartılmak üzere yetki istenebilir. Eski usul kanunu yürürlükteyken mirasçılık belgesi verilmesi sulh hukuk mahkemelerinin görevine girmekteydi. Ancak yeni HMK’da sulh hukuk mahkemelerine böyle bir görev verilmediği gibi Noterlik Kanunu’na eklenen 71/A maddesi ve Adalet Bakanlığı’nın çıkardığı ilgili yönetmelikle mirasçılık belgesi verilmesi görevi noterlere de verildi. Buna göre davacı taraf ya davanın görüldüğü mahkemeden alacağı yetki belgesi ile notere gidip ölü paydaşın mirasçılık belgesini çıkartabilir ya da mahkeme doğrudan notere yazı yazarak ölü paydaşın mirasçılık belgesinin çıkartılarak gönderilmesini talep edebilir. Yargılamanın uzamaması için davacı tarafın mahkemeden yetki alarak noterden mirasçılık belgesi çıkartıp getirmesi daha uygun olur.

Dava devam ederken ölen paydaşlar hakkında da aynı yöntem uygulanır.

VII. ON SEKİZ YAŞINDAN KÜÇÜĞÜN PAYDAŞ OLMASI:

Paydaşlığın giderilmesi davası açılan malın hissedarları arasında on sekiz yaşından küçük biri varsa dava küçüğün velisi aleyhine açılır. Küçüğe yönelik dava açılmaz. Küçüğün velayeti TMK’na göre anne ve baba tarafından birlikte yürütüldüğü için her ikisi de küçüğü davada temsil edebilir. Aynı şekilde küçük adına dava açma hakkı da velisindedir. Davadaki somut olayın özelliğine göre eğer küçük ile velisi arasında menfaat çatışması varsa küçüğe bir kayyım tayin edildikten sonra davaya devam edilir.

VIII. DAVALI PAYDAŞA TEBLİGAT YAPILAMAMASI:

Davalı paydaşlardan biri ya da bir kaçına davanın açılmasından sonra tebligat yapılamaz ve tebligat yöntemlerine göre kendisine hiçbir şekilde ulaşılamazsa tebligat yapılamayan paydaşa kayyım tayin edilir. Bu durumda kayyım tayini 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanun hükümlerine göre yapılır. Bu kanunun amacı kendisine ulaşılamayan paydaşın paydaş olduğu malda hazinenin menfaatinin korunmasıdır. Bunun için öncelikle hakkında dava açılan malda hazine menfaati olup olmadığının o yer mal müdürlüğünden sorulması ve eğer o malda hazine menfaatinin bulunduğu mahkemeye bildirilirse bundan sonra mal müdürünün tebligat ulaştırılamayan paydaşın hissesi için kayyım olarak tayin edilmesi gerekir. Ancak uygulamada Yargıtay tebligat ulaştırılamayan paydaşın hissedar olduğu malda hazinenin menfaatinin bulunup bulunmadığına bakmaksızın kayyım tayinini zorunlu görmektedir. Bu açıdan kanun yanlış uygulanmakla beraber 3561 sayılı kanunda yer alan düzenlemeler nedeniyle satış sonrasında tebligat ulaştırılamayan paydaşın payına düşen paranın önemli bir kısmı da kayyımlık masrafları adı altında kesintiye uğramaktadır. Ayrıca mal müdürlünün o yer hazine avukatını yetkilendirebileceğine ilişkin düzenleme olmasına karşın mal müdürleri duruşmalara kendileri de girme hakkına sahiptir. Bunun sonucunda kanuni vekâlet ücretleri de mal müdürlerine ödenmektedir. Bunun en büyük sakıncası ise avukat olmayan mal müdürünün duruşmada davalılardan birini temsil ediyor olmasıdır.

IX. BEKLETİCİ SORUN KABUL EDİLEN DAVA VE İŞLER:

Paydaşlığın giderilmesi davalarında karşılaşılan en önemli hukuki durumların başında usul hukukunun bekletici sorun olarak isimlendirdiği durumlar gelir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165. maddesine göre;

“Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.

Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir.”

Bu hukuki durumların bazıları aşağıda örnek olarak sayılmıştır.

Tapu kaydının düzeltilmesi,

Kadastro tespitinin iptali için açılan dava,

Kadastro tespitinin kesinleşmesinin beklenmesi,

Taşınmazın hibe edildiğini iddia eden davalının tescil işlemini yaptırması,

Dava dosyasına sunulan tapu kayıtlarının farklı olması üzerine tapu iptal davasının açılması,

Tapu kaydındaki miktar ile arzdaki miktarın farklı olması,

Tapuya kayıtlı olmayan bir kısım payın tescili,

Paydaşlar arasındaki tapu iptal davaları,

Birbiriyle çelişen mirasçılık belgelerinin dava dosyasına verilmiş olması,

Önalım davasının (şufa davası) varlığı,

Şuyulandırılan taşınmazların tapuya tescili,

Satış vaadi senedi sonucu açılan davalar,

Tapudaki isimlerin farklılığı,

Tapudaki paylar toplamının taşınmazın tamamını kapsamaması,

Paydaşlıktan çıkarılma davası,

Davaya konu edilen taşınmazın tapuya kayıtlı olmadığının anlaşılması üzerine taşınmazın tapuya kaydının yapılması. 

Yukarıda sayılan bu hukuki durumlar giderilmeden davaya devam edilemez. Çünkü bu durumların bir kısmı taraf sıfatında değişikliğe neden olurken bir kısmı da uyuşmazlık konusu taşınmazın hukuki durumu hakkında değişiklik gerektirmektedir. Paydaşlığın giderilmesi davasının açılabilmesi için TMK m. 698 ve devamı maddelerinde aranan şartların hepsinin bulunması gerekmektedir. Eğer taşınmazın sahipliği, büyüklüğü, tapu kayıtları ve paydaşlık konularında bir sorun varsa bu sorun giderilmeden dava açılmaması gerekir. Dava açıldıktan sonra bu sorunlarla karşılaşılırsa bu sorunların giderilmesi sağlanmadan paydaşlığın giderilmesi davasına devam edilemez. Bu durumda HMK m. 165’e göre giderilmesi gereken sorunun giderilmesi için davacı ya da davalıya uygun bir süre verilir. Bu süre içinde gerekli başvurular yapılmadıysa mahkeme davanın esası hakkında karar verme hakkına sahiptir.

X. PAYDAŞLIĞIN GİDERİLMESİ DAVALARININ KONULARI:

Paydaşlığın giderilmesi davalarının konularını;

Tapuya kayıtlı taşınmazlar,

Sicile kayıtlı gemiler,

Özel yol olarak tapuya kayıtlı olan parseller ve su yerleri,

Taşınırlar,

Gecekondular,

Tahvil, tasarruf bonosu ve markalar,

Para ve alacaklar oluşturur.

Makalemizde ülkemizde daha çok görülen taşınmazlara ilişkin paydaşlığın giderilmesi davalarının incelemesini yaptık.

XI. TAPUYA KAYITLI TAŞINMAZLARA İLİŞKİN AÇILACAK PAYDAŞLIĞIN GİDERİLMESİ DAVASININ TALEP KONUSU:

Bir taşınmaz hakkında paydaşlığın giderilmesi davası açılabilmesi için o taşınmazın tapuya kaydının olması gerekir. Tapusuz taşınmazlar hakkında paydaşlığın giderilmesi davası açılamaz. Tapuya kaydı olmayan bir taşınmaz hakkında paydaşlığın giderilmesi davası açılmak isteniyorsa öncelikle o taşınmazın tapuya kaydının yapılması gerekir.

TMK m. 699/I’e göre davacı ve davalı malın aynen bölüşülmesi yoluyla ya da arttırmayla satılarak bedelin bölüşülmesini talep edebilirler. Aynen bölüşülerek malın paylaşılmasının mümkün olup olmadığı ayrıca mahkemece incelenir. Eğer aynen bölüşme mümkün ise taraflardan biri de aynen bölüşme konusunda talepte bulunmuşsa satış yoluyla paydaşlığın giderilmesine karar verilemez. Eğer aynen bölüşme taşınmazın durumuna göre mümkün değilse davacı sadece aynen bölüşme talep etmiş, davalı ise satış yoluyla bölüşülmesini talep etmişse davalının talebi doğrultusunda satış yoluyla paydaşlığın giderilmesine karar verilebilmektedir.

Paydaşlığın giderilmesi talep edilen taşınmazın aynen bölüşülmesinin mümkün olup olmadığı mahkemece araştırılacağı için yürürlükteki Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 111. maddesine göre terditli dava (kademeli dava) açılarak öncelikle paydaşlığın aynen bölüşülerek giderilmesi, taşınmazın durumunun buna izin vermemesi durumunda paydaşlığın satış yolu ile giderilmesi birlikte istenebilir. Bu durumda aynen bölüşülme talebi asli, satış yolu ile giderilme talebi ise feri taleptir. 

XII. AYNEN BÖLÜŞME YOLUYLA PAYDAŞLIĞIN GİDERİLMESİ:

Aynen bölüşme yoluyla bir taşınmazda paydaşlığın giderilebilmesi için öncelikle taşınmazın tapu kayıtlarının ve eğer varsa çaplarının getirtilip incelenmesi ve bu kayıtların taşınmazla uyuşup uyuşmadığının araştırılması için de taşınmaz üzerinde keşif yapılması gerekir. Tapu kayıtlarında düzeltilmesi gereken bir durum varsa yukarıda incelediğimiz bekletici sorun olarak düzeltilmesi beklenmelidir. Bundan sonra paydaşlığın giderilmesi istenen taşınmazın yürürlükteki kanun ve yönetmeliklere göre aynen bölüşme yoluyla paydaşlığının giderilmesine uygun olup olmadığının araştırılması gerekir.

Belediye ve mücavir alan sınırları ile bu sınırlar dışında düzenlenmiş uygulama imar plânı alanları içindeki binalı veya binasız arazi ve arsalar ile ilgili paydaşlığın giderilmesi davalarında aynen bölüşmenin hukuken mümkün olup olmadığı Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın çıkarmış olduğu İmar Kanunu’nun 18. Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi İle İlgili Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre yapılır. Bu yönetmelik hükümlerine göre aynen bölüşme hukuken incelenir. Eğer bu yönetmelik hükümlerine göre aynen bölüşme kararı verilmesi mümkün değilse paydaşlığın giderilmesi aynen bölüşme yoluyla giderilemez. Taşınmaz hukuken bu yönetmelikteki şartları taşıyor olsa da TMK m. 699/III hükmü taşınmazın değer kaybına uğramadan aynen bölüşme kararı verilmesini öngörmektedir. Bu sebeple aynen bölüşme durumunda ortaya çıkacak parçaların da durumunun ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.

Paydaşlığın giderilmesi davalarında birden fazla taşınmazın konu edildiği hallerde aynen bölüşmenin mümkün olup olmadığı her bir taşınmaz için ayrı ayrı değerlendirilir.

Keşif sonunda aynen bölüşmenin mümkün olduğu anlaşıldıktan sonra bilirkişi bir ifraz krokisi hazırlar. İfraz krokisi mahkemece İmar Kanunu m. 16’ya göre onayı alınmak üzere taşınmaz, belediye ve mücavir alan sınırları içindeyse Belediye Encümenine bu alanın dışında ise İl İdare Kurulu’na gönderilir. İfraz krokisinin onayı alınmadan aynen bölüşme yoluyla paydaşlığın giderilmesi kararı verilemez.

Belediye sınırları içinde yapılan imar uygulamalarında bazen parsellerin birleştirilmesine karar verilmektedir. Bu durumda olan parseller hakkında aynen bölüşme talepli paydaşlığın giderilmesi davası açılamayacağı gibi satış yoluyla paydaşlığın giderilmesi davası açmaya İmar Kanunu m. 16’ya göre belediyeler de yetkilidir. Aynen bölüşme yoluyla paydaşlığın giderilmesi kararı verilemeyecek bir diğer mallar ise tarımsal işletmelerdir. TMK m. 659’a göre bölünmesi halinde tarımsal faaliyetin zarar göreceği tarımsal işletmelerin hak sahiplerinden birine özgülenmesi mümkündür. Bu durumda olan taşınmazlarda TMK m 659’da yer alan hükümlerin uygulanıp uygulanamayacağı tespit edildikten sonra eğer mümkün görülmüyorsa ancak satış yoluyla paydaşlığın giderilmesi kararı verilebilir.

Aynen bölüşme yoluyla paydaşlığın giderilmesine karar verilmesi mümkün ise paydaşların her birinin hangi bölümü istediği kendilerinden sorulur. Eğer aralarında anlaşma sağlanırsa bu anlaşmaya göre aynen bölüşme yapılır. Eğer aralarında anlaşma sağlanamazsa mahkeme huzurunda kura çekilerek hangi bölümün kime kalacağına karar verilir. Ancak kura çekimi ile bu anlaşmazlığın giderileceğine ilişkin bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Kura çekimi ile bölümlerin sahiplerinin belirlenmesi yöntemi Yargıtay’ın içtihatları ile ortaya çıkmıştır. Bu konudaki kanun boşluğu TMK m 1/II’de yer alan Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa  hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir” hükmünün hâkimlere verdiği yetki ile giderilmiştir.

XIII. SATIŞ YOLUYLA PAYDAŞLIĞIN GİDERİLMESİ:

TMK m. 699/III hükmüne göre “Bölme istemi durum ve koşullara uygun görülmezse ve özellikle paylı malın önemli bir değer kaybına uğramadan bölünmesine olanak yoksa açık artırmayla satışa hükmolunur. Satışın paydaşlar arasında artırmayla yapılmasına karar verilmesi, bütün paydaşların rızasına bağlıdır.” Paydaşlığın giderilmesi davası açılan taşınmazın yukarıda açıkladığımız koşullara göre aynen bölüşme yoluyla paydaşlığının giderilmesine karar verilemiyorsa paydaşlığın taşınmazın açık arttırmayla satışa sunulması yoluyla giderilmesine karar verilir.

Açık arttırma yoluyla satış yapılarak paydaşlığın giderilmesi TMK m. 699/III hükmüne göre iki şekilde yapılabilir. Bunlardan birincisi açık arttırmanın herkese açık şekilde yapılmasıdır. Açık arttırma yoluyla satışa katılmak isteyen herkes hissedarlarda dâhil olmak üzere açık arttırmaya girebilir. Diğeri ise açık arttırma yoluyla satışın paydaşlar arasında yapılmasıdır. Mahkemenin açık arttırma yoluyla satışın paydaşlar arasında yapılmasına karar verebilmesi bütün paydaşların iznine bağlıdır. Bütün paydaşların izninin aranmasının sebebi ise paydaşlar arasında ekonomik gelir farklılığının açık arttırmaya katılacak paydaşlar arasında eşitsizlik yaratmasının ve taşınmazın değerinin altında satılmasının önüne geçilmesi içindir. Bütün paydaşlar satışın paydaşlar arasında açık arttırma yoluyla yapılmasını istemişlerse mahkeme için bu talebin bağlayıcı olduğu yönünde hukuki görüşler olsa da ben bu görüşe katılmıyorum. Çünkü TMK m. 699/III hükmünde satışın paydaşlar arasında açık arttırma ile olması için bütün paydaşların izninin alınmasını öngörmekle bu iznin alınmış olmasının açık arttırma ile satışın mutlaka paydaşlar arasında yapılmasına karar verileceği anlamına gelmemektedir. Çünkü açık arttırma ile satışın paydaşlar arasında olmasına karar verilebilmesi için paydaşların izin vermelerinin yanı sıra paydaşların ekonomik durumlarının da bir birine yakın olduğunun belirlenmesi gerekir. Paydaşlar arasında çok büyük bir ekonomik gelir farklılığı varsa paydaşların tamamı paydaşlar arasında açık arttırma ile satış istese dahi açık arttırma yoluyla satışın herkesin katılacağı şekilde yapılmasına karar verilmesi gerekir.

Açık arttırma ile satışına karar verilen taşınmaz üzerinde eğer irtifak hakkı, taşınmaz mükellefiyeti, ipotek, ipotekli borç senedi, irat senedi varsa satış İİK m. 125/I hükmüne göre bunlarla birlikte gerçekleştirilir. Tapuya kaydedilmiş bu sınırlamaların hak sahiplerinin haklarına bir zarar gelmez.

XIV. SATIŞ PARASININ PAYLAŞTIRILMASI:

Satış yoluyla paydaşlığın giderilmesine karar verilen taşınmazlarda pay sahipleri paylı mülkiyet esasına göre hissedar bulunuyorlarsa satış sonunda elde edilen para her bir hissedarın payları oranında paylaştırılır.

Dava konusu taşınmaz miras olarak kalmışsa ya da elbirliği halindeki mülkiyet hükümlerine tabi ise satış sonunda elde edilen para mirasçılık belgesinde yazılı olan paylar oranında dağıtılır.

Bazı taşınmazlarda pay sahiplerinden birinin ölümü ve hissesinin mirasçılarına geçmesi sebebiyle mirasçılar açısından elbirliği diğer pay sahipleri açısından ise paylı mülkiyet esası geçerli olup mirasçıların parası mirasçılık belgesinde yazılı olan paylara göre diğerlerinin ki ise taşınmazdaki pay oranlarına göre paylaştırılır.

XV. KAT MÜLKİYETİ KURULMASI YOLUYLA PAYDAŞLIĞIN GİDERİLMESİ:

Paydaşlığın giderilmesi davası açılan taşınmaz üzerinde tamamlanmış bir bina varsa paydaşlığın giderilmesine Kat Mülkiyeti Kanunu m. 10/V hükmüne göre bina üzerinde kat mülkiyeti kurularak karar verilir.

Kat Mülkiyeti Kanunu m. 10/V “Kat mülkiyetine konu olmaya elverişli bir gayrimenkul üzerindeki ortaklığın giderilmesi davalarında, mirasçılardan veya ortak maliklerden biri, paylaşmanın, kat mülkiyeti kurulması ve bağımsız bölümlerin tahsisi suretiyle yapılmasını isterse, hâkim, o gayrimenkulün mülkiyetinin, 12.  maddede yazılı belgelere dayanılarak kat mülkiyetine çevrilmesine ve paylar denkleştirilmek suretiyle bağımsız bölümlerin ortaklara ayrı ayrı tahsisine karar verebilir” hükmünü içermektedir.

Buna göre dava açıldıktan sonra da ortak maliklerden biri kat mülkiyeti kurularak paydaşlığın giderilmesini talep ederse paydaşlığın giderilmesi kat mülkiyeti kurularak yapılır. Kat mülkiyeti kurularak paydaşlığın giderilmesi yapılırken ortaklara tahsis edilen bağımsız bölümler arasındaki değer farkının giderilmesi için payların denkleştirilmesine de karar verilebilir.

Kat mülkiyeti kurularak paydaşlığın giderilmesi istenecek davalarda da Kat Mülkiyeti Kanunu Ek m. 1 hükmüne göre sulh mahkemeleri görevlidir.

XVI. DAVADAN FERAGATİN SONUÇLARI:

Davacı açmış olduğu paydaşlığın giderilmesi davasından HMK m. 307 ve devamı maddelerine göre feragat etme hakkına sahiptir. Ancak paydaşlığın giderilmesi davalarında davacı davasından feragat etse bile davalı davaya devam ederek davayı paydaşlığın giderilmesi talebi ile sonuçlandırabilir. Diğer dava çeşitlerinde feragat tek başına hüküm ve sonuç doğurduğundan davalı davaya devam edememekle birlikte paydaşlığın giderilmesi davalarında davalının davaya devam etme hakkı bulunmaktadır. Bu sebeple dava açılırken davacı kendi eliyle durduramayacağı bir hukuki süreci başlattığını bilmek durumundadır.

XVII. PAYDAŞLIĞIN GİDERİLMESİ DAVALARINDA YARGILAMA GİDERLERİ:

Paydaşlığın giderilmesi davalarında yapılacak yargılama giderleri 492 sayılı Harçlar Kanunu ve buna bağlı olarak çıkartılan Genel Tebliğ (1) sayılı tarife, Adalet Bakanlığı tarafından çıkartılan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Bilirkişi Ücret Tarifesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tanık Ücret Tarifesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi ve Adalet Bakanlığı’nın onayından geçtikten sonra her yıl yenilenen Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Ücret Tarifesi’ne göre belirlenir.

Yukarıda belirttiğimiz hukuki düzenlemelere göre yargı masrafları 2011 yılı rakamlarına göre sırasıyla şu şekilde alınır.

Dava açılırken alınan masraf ve gider avansı miktarları aşağıdaki gibidir.

8,60 TL Sulh Hukuk Mahkemesi başvurma harcı, (492 sayılı Harçlar Kanunu Genel Tebliği (1) sayılı tarife)

Eğer davacı avukat ile temsil ediliyorsa her bir vekâlet için 2,90 TL vekâlet harcı, (492 sayılı Harçlar Kanunu Genel Tebliği (1) sayılı tarife)

Taraf sayısının beş katı tutarında tebligat gideri, (Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi)

Dava dilekçesinde tanık deliline dayanılmış ve tanık sayısı belirlenmiş ise tanık sayısınca 15,00 ile 30,00 TL arası tanık asgari ücreti ve tebligat gideri; tanık sayısı belirtilmemiş ise en az üç tanık asgari ücreti ve tebligat gideri, (Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tanık Ücret Tarifesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi)

Keşif harcı avansı 129,20 TL ile birlikte 75 TL ulaşım gideri, (492 sayılı Harçlar Kanunu Genel Tebliği (1) sayılı tarife ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi)

Her bir bilirkişi için Sulh Hukuk Mahkemeleri için belirlenmiş olan 150,00 TL bilirkişi ücreti, (Hukuk Muhakemeleri Kanunu Bilirkişi Ücret Tarifesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi)

Diğer iş ve işlemler için 50 TL (Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi)

Dava sonuçlandığında alınan masraf miktarları aşağıdaki gibidir.

Paydaşlığın bölüşülmesi yoluyla giderilmesine karar verilmesi durumunda taşınmazın değeri üzerinden binde 3,96’sı oranında nispi harç, (452 sayılı Harçlar Kanunu Genel Tebliği (1) sayılı tarife)

Paydaşlığın satış yoluyla giderilmesine karar verilmesi durumunda satış bedelinin binde 9,90’ı oranında nispi harç alınır. (452 sayılı Harçlar Kanunu Genel Tebliği (1) sayılı tarife)

Bunların dışında eğer taraflar avukat ile temsil edilmişse 825,00 TL avukat ücreti avukat ile temsil edilen tarafa verilir. (HMK m. 330 ve Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Ücret Tarifesi)

Kararın Yargıtay’a temyiz edilmesi halinde alınacak masraf miktarları aşağıdaki gibidir.

79.50 TL temyiz harcı ve dava açılırken yatırılmış gider avansı içinden karşılanamıyorsa eğer ayrıca posta ve tebligat masrafı alınır. (492 sayılı Harçlar Kanunu Genel Tebliği (1) sayılı tarife)

Dava sonunda yargılama masrafları aşağıdaki gibi taraflara paylaştırılır.

Dava sonunda yargılama süresince yapılan bütün masraflar ister davacı tarafından yapılmış olsun ister davalı tarafından yapılmış olsun bütün paydaşların payları oranında paylaştırılır. Sadece taraflar avukat ile temsil edildiler ise karşı taraf kanuni avukatlık ücretini diğer tarafa ödemek zorundadır. Gider avansından artan olursa artan miktar davacıya iade edilir.




1 yorum:

  1. Değerli Bülent Nuri Kurdoğlu Bey,

    Blogunuzu zevkle okuyorum. Öncelikle aklınıza sağlık demek istiyorum.

    Bu konuda yukarıdaki açıklamalarınıza ek olarak ben de bir şey eklemek istiyorum.

    Eğer, A ve B bir arsa parselini ortaklaşa almış paydaşlarsa ve aralarında Rızai Taksim yapmışlarsa ve onyıllar sonra B payını C ye satarsa; normalde, A nın Cnin payını önalımla alamaması lazım çünkü arada B ile yaptıkları Rızai Taksim anlaşması var. Ancak, A Cye karşı önalım davası açar ve akabinde B-C satış sözleşmesinin ardından 2 yıl sonra, C Aya karşı ortaklığın giderilmesi davası açarsa, bu durumda, Cnin kendi ayağına kurşun sıkacağını düşünüyorum. Zira, "Ortaklığın" giderilmesi davası, arada bir nevi resmi ortaklığın giderilmesi zaruriyetinin hala olduğunu gösterir ki, bu sanırım, A-B arasındaki Rızai Taksim anlaşmasına halel getirip, Anın Cnin payını önalımlamasını sağlayacaktır diye düşünüyorum. Benimkisi tabii ki sadece bir matematiksel bakış açısı. Ben hukukçu değilim.

    Ayrıca, bir diğer düşüncem de şu: (Payının ortaklığın giderilmesi davasıyla elinden alınmasından korkan) Anın Cye karşı Önalım davası açması, her halükarda Anın yararına diye düşünüyorum. zira, Önalım davası, ancak arada Rızai Taksim varsa reddedilir (diğer şartları saymıyorum, zira A-B-C arasında diğer şartlar etkisiz). Dolayısıyla, mahkemenin Anın Önalım davasını reddetmesi için, Rızai Taksim'in geçerliliğini kabul etmesi gerekir. Önalım, Rızai Taksim'den dolayı reddedilirse, bu durumda, Rızai Taksimin varlığı kesinleşeceğinden, C Aya karşı Ortaklığın Giderilmesi davası açamayacaktır: Zira, Rızai Taksim, ortaklığın giderilmesi davası açılmasına da engel (tıpkı önalım davasının açılmasına engel olduğu gibi). Teşekkürler.
    E. CEVHER email: (basbakanınsoyadı)cevher@gmail.com Adla soyad arasında hiçbir boşluk/işaret yok.

    YanıtlaSil