24 Ağustos 2011 Çarşamba

TÜRK BORÇLAR KANUNU TASARISINDA KUSURSUZ SORUMLULUK HALLERİ

TÜRK BORÇLAR KANUNU

TASARISINDA

KUSURSUZ SORUMLULUK HALLERİ[1]


I. GİRİŞ:


Türk Borçlar Kanunu Tasarısının borçlar hukukumuza getirmekte olduğu yeni hükümlerinden biri de kusursuz sorumluluk ile ilgili 60. maddesidir. (Tasarı kanunlaşırken 65 vd maddelerinde düzenlenmiştir.) Kusursuz Sorumluluk başlığı ve Hakkaniyet sorumluluğu alt başlığı altında düzenlenen 60. madde “tarafların ekonomik durumları göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gerektiriyorsa eğer hâkimin, kusura bağlı olmaksızın zarar verenin sebep olduğu zararın, uygun biçimde giderilmesine karar verebileceğini” düzenlemektedir. Madde bununla da kalmamış “ayırt etme gücü olmayanın verdiği zarar için de aynı hükmün uygulanacağını” düzenlemiş bulunuyor.

Tasarı kanunlaşırken madde metni 65. madde olarak aşağıdaki gibi kaleme alınmıştır.

“Hakkaniyet gerektiriyorsa; hâkim, ayırt etme gücü bulunmayan kişinin verdiği zararın, tamamen veya kısmen giderilmesine karar verir.”

II. HAKKANİYET SORUMLULUĞUNUN GETİRDİKLERİ:

Bu yeni madde ile hâkime kusursuz sorumluluğun belirlenmesi konusunda çok geniş bir takdir yetkisi verilmiştir. Meydana gelen olaylarda taraflardan birinin aşırı derecede düşkün durumda bulunması diğer tarafın ise maddi açıdan daha iyi durumda bulunması hallerinde kusur oranında yapılacak bir takım denkleştirmeler ya da indirimler düşkün durumda olanın zararının hakkaniyet ölçülerinde karşılanmasını engellemektedir. Bu ve benzeri durumların ortadan kaldırılması için kusursuz sorumluluk halinin kabulü ve bu konuda hâkime geniş bir takdir yetkisinin verilmesi yerinde olmuştur.

Madde ikinci fıkrası ile ayırt etme gücü olmayanları korumayı amaçlamaktadır. Ayırt etme gücü olmayanların diğer insanlara nazaran daha fazla zarar verebilme riski taşıdıkları düşünülecek olursa hukuk düzenimizde böyle bir ayrık durumun yaratılması hakkaniyet ölçüleri çerçevesinde olumlu değerlendirilebilecek bir durumdur. Bu konuda da hâkime geniş bir takdir yetkisi verilmiştir. Hâkim bu takdir yetkisini somut olayın özelliğine göre değerlendirecektir. (“ayırt etme gücü olmayanın verdiği zarar için de aynı hüküm uygulanır” fıkrası tasarı kanunlaşırken madde metninden çıkartılmıştır. Bu fıkranın madde metninden çıkartılması yerinde bir düzenleme olmamıştır.)

III. İMALÂTÇININ SORUMLULUĞU DA KUSURSUZ SORUMLULUK HALİ OLARAK DÜZENLENMELİDİR:

Maddenin devamı hükümlerinde kusursuz sorumluluk halleri olarak özen sorumluluğu, adam çalıştıranın sorumluluğu, hayvan bulunduranın sorumluluğu ve yapı malikinin sorumluluğu gibi şuan yürürlükte bulunan Borçlar Kanunumuzdaki kusursuz sorumluluk halleri düzenlenmiştir. Bunlara imalâtçının sorumluluğunu kusursuz sorumluluk olarak düzenleyen yeni bir madde eklenmelidir. Çünkü 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da imalâtçının sorumluluğuna ilişkin ispat yükü imalâtçıda olmasına rağmen ticari amaçla elde edilen mal veya hizmetin ayıplı olması durumunda ispat külfeti Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesinin “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmü gereği davacıya yani mal ya da hizmetten zarar görene düşmektedir. Oysa bazı durumlarda mamulün verdiği zararın ispatını mal veya hizmetten zarar görene yüklemek hakkaniyetle bağdaşmadığı gibi imalâtın ayrı bir birikim ve tecrübe sonucu ortaya çıkması da, zarar görenin, imalâtçının hatasını ortaya koymasının güçlüğü de ayrı bir gerçektir. Çünkü ülkemizde Adli Tıp Kurumu bulunmakla birlikte Adli Mühendislik henüz kurulmuş değildir. İmalâtçının imalâttan kaynaklanan hatalarını davacı taraf olarak uzman bilirkişi eliyle tespit edebilmek bugünün koşullarında mümkün değildir. Bir mamulün imalâtından kaynaklanan hata varsa bu hatanın tespiti de en az o mamulün araştırma geliştirme faaliyeti esnasında yapılan masrafı kadar masraflı olabilir. Bu masrafı sıradan bir insanın yaparak hatayı ortaya koyabilmesi mümkün değildir. Gelişen ve değişin teknolojiler karşısında teknolojik alt yapıyı elinde tutan imalâtçı ile bu teknolojiden tüketici, hizmetten faydalanan ya da ticaretle uğraşan kişinin meydana gelebilecek bir zarar sebebiyle yargıda karşı karşıya kalmaları durumunda imalâtçının diğerlerine nazaran sorumluluk üstlenmek noktasında yükümlülüğü biraz daha fazla olmalıdır.


Örneğin önceki yıllarda kaza anında yanan yolcu otobüslerinin verdiği zararlarla ilgili olarak otobüsü kullanan sürücü ya da otobüsün sahibi olan firma sorumluluk üstlenmekten kaçınmışlardır. İmalâttan kaynaklanan bir hata varsa bunun ispat külfeti davacı üzerinde kalmıştır. Olayın neden meydana geldiğini anlayabilecek olan ve bunun araştırmasını araştırma geliştirme bölümlerinde yapabilme imkânına sahip olan taraf üretici firmadır. Zarar görenin, imalâttan kaynaklanan bir zarar olduğunu ispatlayabilmesi teknik donanımdan yoksun olması nedeniyle son derece güçtür. Hâlbuki imalâtçı firma bu konuda araştırma geliştirme faaliyetinde bulunarak kusurunun olup olmadığını bilimsel yöntemlerle ispatlama imkânlarına sahiptir.


IV. SONUÇ:


Bu sebeple 4077 Sayılı Kanun kapsamına girmeyen durumlarda imalâtçının sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olarak kabul edilmesi ve ispat külfetinin de imalâtçıya verilmesi hakkaniyet açısından daha doğru olacaktır. Yani imalâtçı imalâttan kaynaklanan bir hatanın olmadığını meydana gelen zararın ya mamulün kullanımından ya da somut olayın özelliğine göre diğer nedenlerden kaynaklandığını ispatlayamadığı takdirde sorumluluktan kurtulamamalıdır. Eğer bunu ispatlayamıyorsa kusursuz olarak meydana gelen zarardan sorumlu olmalıdır. Bir başka ifade ile kurtuluş beyyinesi ileri sürme yükümlülüğü imalâtçının üzerinde kalmalıdır.[2]  



[1] Bu makale Yaklaşım Dergisi’nin Eylül 2008 sayısında yayınlanmıştır.
[2] Bu makale yayınlandığında Türk Borçlar Kanunu tasarısındaki madde numaraları ve içeriğine göre kaleme alınmıştır. Tasarı kanunlaşırken değişikliklere uğramıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder